Customize readability
Aa

13.KORİDOR

All Rights Reserved ©

Summary

13. Koridor Astera Üniversitesi'nde her şey sıradan görünmektedir... Psikoloji bölümünde okuyan Işıl ve Güneş, yeni döneme başlamanın heyecanını yaşarken; hukuk öğrencileri Emir ve Mert, geçmişlerinden taşıdıkları yüklerle yollarına devam etmektedir. Hiç tanımadıkları bu dört genç, üniversitenin başlattığı zorunlu bir proje sayesinde aynı yolda yürümek zorunda kalır. Fakat bu proje, onları yalnızca birbirine değil, yıllardır unutulduğu sanılan bir gerçeğe de yaklaştıracaktır. Kampüsün en eski binasında kimsenin adını anmak istemediği bir koridor vardır. Koridor 13. Resmî kayıtlarda hiçbir şey görünmese de fısıltılar hep aynıdır: "O kapıyı açma." Geçmişin sırları, isimsiz mesajlar ve cevabı olmayan sorular arasında Işıl, Emir, Güneş ve Mert; dostluk, aşk ve korkunun iç içe geçtiği bir yolculuğa çıkacaktır. Çünkü bazı kapılar kapatılır... Bazı sırlar asla kapanmaz.

Genre
Action
Author
Elia Noir
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

BÖLÜM 1- YENİ DÖNEM

13.KORİDOR

"Bazı kapılar kapatılır. Bazı sırlar asla kapanmaz."

Sabahları Astera Üniversitesi'nin kampüsü her zaman canlı olurdu.

Merkez Bahçe'nin etrafını saran iki büyük fakülte binası, yeni güne hazırlanan öğrencilerle dolup taşıyordu. Sol tarafta Psikoloji Fakültesi, sağ tarafta ise Hukuk Fakültesi yükseliyordu. Kampüsün dört bir yanında kahve kokusu dolaşıyor, öğrencilerin neşeli sohbetleri sabahın sessizliğini yavaş yavaş dağıtıyordu.

Yeni eğitim yılının ilk günüydü.

Gökyüzü bulutsuzdu. Hafif esen rüzgâr ağaçların yapraklarını usulca sallıyor, güneş ışıkları kampüsün taş yollarına vuruyordu.

Her şey sıradan görünüyordu.

En azından şimdilik.

---

Kız yurdunun üçüncü katında çalan alarm sesi, odanın sessizliğini bozdu.

Yatağın içine iyice gömülen Işıl, elini uzatıp alarmı kapattı.

Gözlerini tekrar kapatacakken kapı üç kez tıklandı.

Güneş: "Işıııl! Hâlâ uyuyor musun?"

Yorganın altından boğuk bir ses duyuldu.

Işıl: "Beş dakika daha..."

Güneş: "Onu on dakikadır söylüyorsun."

Kapının açılmasıyla birlikte Güneş içeri girdi.

Oda dağınıktı ama yaşanmışlık hissi veriyordu. Masanın üzerinde birkaç kitap, pencerenin önünde küçük bir saksı bitkisi, sandalyenin arkasına gelişigüzel bırakılmış bir ceket...

Güneş kollarını bağlayıp arkadaşına baktı.

Güneş: "İlk gün geç kalırsak bütün dönem bununla dalga geçeriz."

Işıl gözlerini aralayıp tavana baktı.

Işıl: "Ders dokuzda başlamıyor mu?"

Güneş: "Saat kaç biliyor musun?"

Işıl komodinin üzerindeki telefonunu eline aldı.

Ekrana bakar bakmaz doğruldu.

Işıl: "Sekiz buçuk mu olmuş?"

Güneş: "Günaydın."

Işıl saçlarını yüzünden çekip hızla yataktan kalktı.

Işıl: "Neden daha önce uyandırmadın?"

Güneş kahkaha attı.

Güneş: "Çünkü her uyandırdığımda 'Beş dakika daha.' dedin."

Işıl: "Böyle arkadaşlık mı olur?"

Güneş: "Gayet olur."

İkisi de gülmeye başladı.

Yıllardır arkadaştılar.

Birbirlerinin en sinir bozucu huylarını da, en sevdiği kahveyi de, en kötü günlerini de biliyorlardı.

Belki de bu yüzden hiçbir tartışmaları uzun sürmezdi.

---

Aynı dakikalarda kampüsün diğer tarafında...

Emir ile Mert, Hukuk Fakültesi binasına doğru yürüyordu.

Mert elindeki kahveden bir yudum aldı.

Mert: "Yaz tatili çabuk geçti."

Emir: "Bana uzun geldi."

Mert: "Çünkü bütün yaz çalıştın."

Emir omuz silkti.

Emir: "Boş durmayı sevmiyorum."

Mert: "Bir gün gerçekten hiçbir şey yapmadan durmayı dene."

Emir hafifçe gülümsedi.

Emir: "Sıkılırım."

Mert: "Ben de tam bunu diyeceğini biliyordum."

İkisi de kısa bir süre sessizce yürüdü.

Kampüs yavaş yavaş doluyordu.

Yeni öğrenciler heyecanla etrafı inceliyor, eski öğrenciler yaz tatilinden sonra arkadaşlarıyla yeniden buluşuyordu.

Her şey sıradan görünüyordu.

Kimse, bu sıradan günün hayatlarını geri dönülmez şekilde değiştirecek olayların başlangıcı olacağını bilmiyordu.

Işıl ile Güneş, yurttan çıktıktan sonra kampüse giden taş yolda yan yana yürümeye başladılar.

Sabahın serinliği henüz kaybolmamıştı.

Yolun iki tarafındaki ağaçlar hafifçe sallanıyor, öğrenciler küçük gruplar hâlinde fakültelerine doğru ilerliyordu.

Güneş elindeki kahveden bir yudum aldı.

Güneş: "Bu dönem için bir hedefin var mı?"

Işıl birkaç saniye düşündü.

Işıl: "Şimdilik sadece şu dönemi sorunsuz bitirmek istiyorum."

Güneş: "Ne kadar sıkıcısın."

Işıl: "Gerçekçiyim."

Güneş: "Hayır, sıkıcısın."

Işıl gülümseyerek omzuyla arkadaşına hafifçe dokundu.

Işıl: "Peki senin hedefin ne?"

Güneş hiç düşünmeden cevap verdi.

Güneş: "Bu dönem unutulmaz olsun istiyorum."

Işıl kaşlarını kaldırdı.

Işıl: "Dersler başlamadan mı sıkıldın?"

Güneş: "Sıkılmak değil. Geçen yıl dönüp baktığımda aklımda doğru düzgün hiçbir anı kalmamıştı."

Kısa bir sessizlik oldu.

Güneş: "Sanki sadece derslere girip çıkmışız gibi."

Işıl başını hafifçe salladı.

Işıl: "Belki de bu yıl farklı olur."

Güneş gülümsedi.

Güneş: "İşte bunu duymak istiyordum."

Tam o sırada önlerinden koşarak geçen birinci sınıf öğrencisi, telaşla arkadaşına seslendi.

Öğrenci: "Çabuk ol! İlk günden geç kalacağız!"

İkisi de istemsizce güldü.

Işıl: "Geçen yıl biz de böyleydik."

Güneş: "Hayır. Geç kalan sendin, ben değildim."

Işıl: "Detaylara takılma."

Kampüsün merkezine yaklaştıkça kalabalık artıyordu.

Bahçedeki bankların çoğu dolmuştu.

Kimileri ders notlarını gözden geçiriyor, kimileri yaz tatilinde yaşadıklarını anlatıyordu.

Tam o sırada...

Hukuk Fakültesi tarafından gelen iki öğrenci dikkatlerini çekti.

Biri siyah sırt çantasını tek omzuna asmış, etrafına pek bakmadan yürüyordu.

Yanındaki ise konuşuyor, ara sıra gülüyor ve arkadaşına bir şeyler anlatıyordu.

Güneş istemsizce baktı.

Güneş: "Şunlara baksana."

Işıl başını çevirdi.

Işıl: "Ne olmuş?"

Güneş: "Hiç. Bence biri çok konuşuyor, diğeri de hiç konuşmuyor."

Işıl kısa bir bakış attı.

Işıl: "Tanımadığın insanlar hakkında ilk günden yorum yapma."

Güneş: "Sadece gözlem yapıyorum."

Işıl: "Psikoloji öğrencisi olmanın verdiği özgüven."

Güneş: "Kesinlikle."

İkisi de gülerek yollarına devam etti.

Onlardan birkaç metre uzakta yürüyen Emir ile Mert ise bu konuşmalardan tamamen habersizdi.

Dört kişi aynı kampüste, aynı sabahın içinde birbirlerinin yanından geçmişti.

Ama hiçbiri bunun, uzun ve karmaşık bir hikâyenin ilk satırları olduğunu henüz bilmiyordu.

Psikoloji Fakültesi'nin giriş kapısından içeri girdiklerinde koridor neredeyse dolmuştu.

Duvarlardaki panolara yeni dönem duyuruları asılmış, öğrenciler sınıflarını bulmaya çalışıyordu.

Güneş etrafına bakınırken bir anda durdu.

Güneş: "Geçen sene şu panonun önünde tanışmıştık, hatırlıyor musun?"

Işıl gülümsedi.

Işıl: "Sen yolunu kaybetmiştin."

Güneş: "Kaybetmemiştim."

Işıl: "Yarım saat boyunca aynı koridorda dolaştın."

Güneş: "Kampüsü keşfediyordum."

Işıl: "Tabii."

İkisi yine gülmeye başladı.

Tam o sırada amfinin kapısı açıldı.

İçeriden çıkan bir öğrenci yüksek sesle seslendi.

Öğrenci: "Hocamız geldi, giriyoruz!"

Sınıf kısa sürede doldu.

Işıl ile Güneş her zamanki gibi orta sıralardan birine oturdu.

Ders başlamadan önce sınıfta uğultu vardı.

Kimi yaz tatilini anlatıyor, kimi yeni aldığı ders programını inceliyordu.

Güneş çantasından defterini çıkarırken Işıl'a döndü.

Güneş: "Bu dönem seçmeli ders alacak mısın?"

Işıl: "Henüz karar vermedim."

Güneş: "Ben suç psikolojisini almak istiyorum."

Işıl merakla baktı.

Işıl: "Neden özellikle o?"

Güneş omuz silkti.

Güneş: "İnsanların neden suç işlediğini hep merak etmişimdir."

Işıl: "Sen her şeyi merak ediyorsun."

Güneş: "Psikoloji okumamızın sebebi de bu değil mi?"

Işıl cevap verecekken sınıfın kapısı tekrar açıldı.

Profesör içeri girdi.

Sınıf bir anda sessizleşti.

---

Aynı saatlerde...

Hukuk Fakültesi'nin üçüncü katındaki amfide Emir ile Mert de yerlerine geçmişti.

Mert çantasını sıranın yanına bıraktı.

Mert: "Bu dönem medeni hukuk bizi biraz zorlayacak gibi."

Emir: "Çalışırsak geçeriz."

Mert: "Senin sözlüğünde 'çalışmazsak' diye bir ihtimal yok zaten."

Emir hafifçe gülümsedi.

Emir: "Yok."

Mert başını iki yana salladı.

Mert: "Bazen seni anlamıyorum."

Emir: "Alışırsın."

Mert: "Üç yıldır alışamadım."

İkisi de güldü.

O sırada hocaları sınıfa girdi.

Ders başladı.

Kimsenin aklında sıra dışı bir şey yoktu.

Ne Işıl'ın...

Ne Güneş'in...

Ne Emir'in...

Ne de Mert'in...

Hepsi için bu, sıradan bir üniversite günüydü.

Ve bazen...

İnsan hayatını değiştiren günler de tam olarak böyle başlardı.

Ders, beklediklerinden daha uzun sürmüştü.

Profesörün anlattıkları ilgi çekiciydi ama ilk günün heyecanı, öğrencilerin dikkatini sık sık dağıtıyordu.

Ders bittiğinde amfide sandalyelerin çekilme sesleri duyuldu.

Öğrenciler gruplar hâlinde dışarı çıkmaya başladı.

Güneş çantasını omzuna takarken derin bir nefes aldı.

Güneş: "İlk dersi atlattık."

Işıl: "Sanki finalden çıkmış gibisin."

Güneş: "Hocamız ilk günden beynimizi yaktı."

Işıl: "Abartıyorsun."

Güneş: "Biraz."

İkisi koridora çıktı.

Koridor her zamankinden daha kalabalıktı.

Bir grup öğrenci sınıfın önünde hocalarıyla konuşuyor, bazıları ise merdivenlerden aceleyle aşağı iniyordu.

Güneş: "Kantine gidelim mi?"

Işıl: "Kahve şart."

Güneş: "Bunu diyeceğini biliyordum."

Merdivenlerden inerken kampüsün uğultusu yeniden kulaklarına doldu.

Kantin, Merkez Bahçe'ye bakan büyük camları sayesinde neredeyse her zaman dolu olurdu.

Bugün de farklı değildi.

Kasada sıra vardı.

Masaların çoğu doluydu.

Işıl ile Güneş sıraya geçtiler.

Tam o sırada...

Kantinin diğer kapısından Emir ile Mert içeri girdi.

Mert: "Burası beklediğimden kalabalık."

Emir: "İlk gün."

Mert: "Haklısın."

İkisi de sıranın arkasına geçti.

Aralarında yalnızca birkaç kişi vardı.

Güneş menüye bakarken usulca Işıl'a eğildi.

Güneş: "Sabah gördüğümüz iki çocuk değil mi onlar?"

Işıl arkasına dönmeden cevap verdi.

Işıl: "Bilmiyorum."

Güneş: "Bir baksana."

Işıl: "İnsanlara dönüp dönüp bakamam."

Güneş: "Meraktan ölüyorum."

Işıl hafifçe başını çevirip kısa bir bakış attı.

Gerçekten sabah gördükleri iki öğrenciydi.

Esmer olan yine sessizdi.

Yanındaki kumral çocuk ise kasadaki görevliyle şakalaşıyordu.

Işıl hemen önüne döndü.

Güneş: "Ee?"

Işıl: "Evet, onlar."

Güneş: "Demek ben doğru görmüşüm."

Işıl: "Bunun için bu kadar sevinmene gerek var mı?"

Güneş: "Yok ama haklı çıkmayı seviyorum."

Işıl gülerek başını iki yana salladı.

Sıra yavaş yavaş ilerledi.

Kasaya geldiklerinde siparişlerini verdiler.

Işıl buzlu kahve istedi.

Güneş ise her zamanki gibi latte aldı.

Tepsilerini alıp boş masa aramaya başladılar.

Tam karşı tarafta iki kişilik bir masa boşalmıştı.

İkisi de aynı anda o masaya yöneldi.

Fakat aynı anda...

Emir ile Mert de o masayı fark etmişti.

Dört kişi birkaç adım kala aynı masanın önünde durdu.

Kısa bir sessizlik oldu.

Mert gülümseyerek konuştu.

Mert: "Sanırım hepimiz aynı masayı gözümüze kestirmişiz."

Güneş gülümsememek için kendini zor tuttu.

Işıl ise kısa bir an Emir'e baktı.

Emir sakin bir ses tonuyla konuştu.

Emir: "İsterseniz siz oturun."

Işıl nazikçe başını salladı.

Işıl: "Sorun değil. Başka masa buluruz."

Mert etrafına baktı.

Kantin tamamen dolmuştu.

Mert: "Başka boş masa da yok gibi."

Dört kişi aynı anda kantine göz gezdirdi.

Gerçekten de yoktu.

Sadece bu masa boştu.

Mert, birkaç saniye düşündü.

Sonra omuz silkti.

Mert: "İsterseniz birlikte oturalım."

Güneş'in gözleri bir anlığına parladı.

Tam konuşacakken Işıl ona kısa bir bakış attı.

O bakışın anlamını Güneş çok iyi biliyordu.

"Sakın ilk konuşan sen olma."

Güneş boğazını temizledi.

Güneş: "Yani... Bizim için sorun olmaz."

Mert gülümseyerek Emir'e döndü.

Mert: "Senin?"

Emir kısa bir an düşündü.

Emir: "Bana uyar."

Dört kişi masaya geçti.

İlk birkaç saniye sessizlik hâkimdi.

Tepsiler masaya bırakıldı.

Kahvelerden yükselen sıcak buhar, masanın üzerindeki sessizliğe karışıyordu.

Sessizliği yine Mert bozdu.

Mert: "Bu kadar sessiz olursak herkes bizi kavga etmiş sanacak."

Güneş istemsizce güldü.

Güneş: "Ben de aynı şeyi düşünüyordum."

Mert: "En azından aynı şeyi düşünen biri varmış."

Işıl kahvesinden bir yudum aldı.

Işıl: "Sanırım tanışmamız gerekiyor."

Mert başını salladı.

Mert: "Kesinlikle."

Elini uzattı.

Mert: "Ben Mert."

Güneş: "Güneş."

İkisi tokalaştı.

Ardından Işıl hafifçe gülümsedi.

Işıl: "Ben Işıl."

Mert başını eğerek selam verdi.

Son olarak Emir konuştu.

Emir: "Emir."

Kısa ama netti.

Güneş, Emir'e bakıp sonra Mert'e döndü.

Güneş: "Biriniz bütün konuşma hakkını kullanıyor, diğeriniz tek kelimeyle idare ediyor."

Mert kahkaha attı.

Mert: "Bir yıldır ben de bunu çözmeye çalışıyorum."

Emir derin bir nefes verdi.

Emir: "Abartıyorsunuz."

Mert: "Hayır, alıştım sadece."

Masadakiler gülmeye başladı.

İlk kez ortam gerçekten ısınmıştı.

Birkaç dakika boyunca derslerden, yaz tatilinden ve kampüsteki değişikliklerden konuştular.

Sonra Güneş merakla sordu.

Güneş: "Bu arada siz hangi bölümdesiniz?"

Mert: "Hukuk."

Güneş: "Kaçıncı sınıf?"

Mert: "Üç."

Güneş şaşırarak gözlerini açtı.

Güneş: "Ciddi misiniz? Biz ikinci sınıfız."

Mert gülümseyerek başını salladı.

Mert: "Evet."

Işıl ilk kez Emir'e döndü.

Işıl: "Üçüncü sınıf olduğunuz pek belli olmuyor."

Emir kaşını hafifçe kaldırdı.

Emir: "Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?"

Işıl kısa bir an durdu.

Sonra gülümseyerek omuz silkti.

Işıl: "Henüz karar vermedim."

Mert kahvesini masaya bırakıp güldü.

Mert: "Bence bu cevap sana ilk kez verilmiyor."

Emir de istemsizce hafifçe gülümsedi.

Belki de günün ilk gerçek gülümsemesiydi.

Tam o sırada kantinin hoparlöründen bir anons duyuldu.

«"Sayın öğrencilerimiz, on dakika içerisinde dersler başlayacaktır. Lütfen fakültelerinize geçiniz."»

Masadaki dört kişi aynı anda saate baktı.

Farkında olmadan neredeyse yarım saattir sohbet ediyorlardı.

Hiçbiri bunu beklemiyordu.

Anonsun ardından herkes aynı anda toparlanmaya başladı.

Mert boş bardağını tepsiye bıraktı.

Mert: "Sanırım kaçmamız gerekiyor."

Güneş: "İlk günün ilk yoklamasında kalmak istemem."

Işıl hafifçe gülümsedi.

Işıl: "Ben zaten geç kalmaya çok yaklaştım."

Mert kahkaha attı.

Mert: "Demek sabah uyanmakta zorlanan tek kişi ben değilmişim."

Güneş: "Yok, o konuda rekor Işıl'da."

Işıl şaşkınlıkla arkadaşına döndü.

Işıl: "Beni ilk günden mi satıyorsun?"

Güneş: "Gerçekleri söylüyorum."

Masadakiler gülümsedi.

Emir sessizce ayağa kalktı.

Tepsisini eline aldı.

Emir: "Görüşürüz."

Sesi her zamanki gibi sakindi.

Işıl başını hafifçe salladı.

Işıl: "Görüşürüz."

Mert de tepsisini alırken gülümseyerek elini kaldırdı.

Mert: "Tekrar karşılaşırız."

Güneş: "Bu kampüste kesin karşılaşırız."

Dört kişi kantinden farklı yönlere doğru yürümeye başladı.

Koridorun çıkışına geldiklerinde Güneş, Işıl'ın koluna hafifçe dokundu.

Güneş: "Bence fena çocuklar değiller."

Işıl omuz silkti.

Işıl: "Daha beş dakika konuştuk."

Güneş: "İlk izlenim önemli."

Işıl: "İlk izlenimler bazen yanıltıcı olur."

Güneş gülümseyerek arkadaşına baktı.

Güneş: "Bunu zaman gösterecek."

...

Diğer tarafta...

Mert, Emir'e dönüp sırıttı.

Mert: "Bence psikoloji bölümündekiler sandığım kadar sıkıcı değilmiş."

Emir kısa bir an durdu.

Emir: "Öyle görünüyor."

Mert kaşlarını kaldırdı.

Mert: "Bak sen."

Emir: "Ne?"

Mert: "Normalde tanıştığımız insanlarla ilgili tek kelime etmezsin."

Emir hafifçe gülümsedi.

Emir: "Abartıyorsun."

Mert: "Belki."

İkisi hukuk fakültesine doğru yürümeye devam etti.

Kampüs yine her zamanki gibiydi.

Kalabalık...

Gürültülü...

Ve sıradan.

Ama dört yabancı, birkaç dakika önce yaptıkları o kısa sohbetin, ileride hayatlarını birbirine bağlayacağından habersizdi.

Günün geri kalanı, beklediklerinden daha sakin geçmişti.

Dersler art arda devam etmiş, kampüsün sabahki hareketliliği öğleden sonra yerini yorgunluğa bırakmıştı.

Koridorlarda artık sabahki telaş yoktu.

Öğrenciler ya kütüphaneye gidiyor ya da günün son dersinden çıkmanın rahatlığıyla arkadaşlarıyla sohbet ediyordu.

...

Akşamüstü...

Işıl ile Güneş, yurdun bahçesindeki banklardan birine oturmuştu.

Güneş ayakkabılarının bağcıklarıyla oynarken sessizliği bozdu.

Güneş: "Bugün beklediğimden daha iyi geçti."

Işıl hafifçe gülümsedi.

Işıl: "Evet."

Güneş: "Sabah tanıştığımız çocuklar da fena değildi."

Işıl kahvesinden son yudumu aldı.

Işıl: "Daha tanımıyoruz."

Güneş: "Tanırız."

Işıl cevap vermedi.

Gökyüzü yavaş yavaş turuncudan mora dönüyordu.

Kampüste gün bitiyordu.

...

Aynı saatlerde...

Emir ile Mert de erkek yurduna doğru yürüyordu.

Mert ellerini cebine soktu.

Mert: "İlk gün için fena değildi."

Emir: "Değildi."

Mert: "Sence de psikoloji bölümündeki iki kız eğlenceliydi."

Emir kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

Emir: "Normal insanlardı."

Mert güldü.

Mert: "Senden bundan fazlasını beklemiyordum zaten."

Emir istemsizce gülümsedi.

...

Saat 21.47.

Dört telefon da aynı anda titredi.

Üniversite Bilgi Sistemi'nden yeni bir bildirim gelmişti.

«DUYURU

Tüm 2. sınıf Psikoloji Bölümü öğrencileri ile 3. sınıf Hukuk Fakültesi öğrencilerinin yarın saat 10.00'da Merkez Bahçe'de bulunmaları zorunludur.

Katılım yoklamaya dâhildir.»

Işıl mesajı iki kez okudu.

Işıl: "Ne alaka..."

Aynı anda Güneş'in telefonu çaldı.

Güneş: "Bana da geldi."

...

Erkek yurdunda...

Mert ekrana baktı.

Mert: "Sabah ne oluyor acaba?"

Emir telefonunu cebine koydu.

Emir: "Yarın öğreniriz."

Pencerenin dışındaki kampüs sessizdi.

Hiçbiri, ertesi gün başlayacak olayların yalnızca hayatlarını değil, yıllardır unutulmuş bir gerçeği de ortaya çıkaracağını bilmiyordu.

Let Elia Noir know what you thought about this chapter!
Love this

0

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

0

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

0

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

0

Great Character

Strong Dialog

0

Strong Dialog

Further Recommendations

Charly's Weihnachten

T.M: Ich kann es gar nicht anders sagen also ich liebe diese Geschichte einfach. Sie hat für mich einfach alles was es braucht. Sie hat mich einfach mitgenommen auf eine echt schöne Reise. Danke❤️

Read Now
Take the reins

Waterfront: Beautiful story! Love a happy ending!

Read Now
Fashion victime du PDG

Shannon 17: Super histoire , dommage d'arriver a la fin, j'aurais voulu continuer.J'espère qu'il y aura bientôt une suite.

Read Now
An Irish Match

Joyce: This one will warm your heart and soul with a lot more than just Guinness being served to an American woman by an Irish pub owner.

Read Now
Nothing Between Us

Beate: I read this book right through. It was a wonderful story well written, emotional and simply stunning. Thank you and keep writing😊

Read Now
Buried Alive

Minha: Sooo good sad and sweet lovely ending the only thing I’m disappointed about is that there’s no more chapters haha looking forward to reading ur other books

Read Now
Graves Lost Daughter

Sighsalot: Enjoyed this story. Realistic emotions of grief, love, moving on, showing up, humor. Enjoyed the interactions between brother & sisters. Love roman/rage sense of humor. Will read more by this author.

Read Now
SECRET BILLIONAIRE

Karen: The sex scenes appeared to pop in and out without much lead time and could have just been more passionate kissing and still enhanced the story, I found them unnecessary and quite bazar!

Read Now
THE RIDGE

Flowers0627: This was a really good read that kept to be interested the entire time. I read it all in one sitting, and it was definitely worth it.

Read Now