Başlık 1
- Yalvarırım, ne istersen yapacağım. Yeter ki planını uygulama. Ben çocuğum olmadan nefes alamam. Tek bir kez beni bununla sınama. O, benim en değerli varlığım. İstersen ayağına kapanmaya hazırım, - söyleyip dizlerimi yere atarak 0hıçkırık içinde hayatımın celladına yalvarmaya başladım.
- Ne??? Çocuk? Senin gibi kadınlar anne olmaya bile layık değil. Ben ise salak gibi seni saygın bir kadın zannedip aile kurmayı planlamıştım. Lanet olsun! Seninle ilgili ne kadar hayal kurmuştum bir kızımız olsun diye. Hepsini suya gömdün. Bütün hayallerimi o sularda boğdun, - derken öfkeyle bağırarak kendini benden itti, - Şimdi ise elime ayağıma düşüp yalvarıyorsun ha? İlk önce bu pis ellerini benden çek. Emin ol, artık timsah gözyaşlarının bana hiçbir faydası yok. Senin ne kadar acı çektiğimi sana anlatmanın en iyi yolu seni aynı darbe ile vurmaktır. Yani, senin en değerli varlığın sadece kızın mı?, - diyor ve benimle aynı seviyeye eğilerek, damarları kıpkırmızı olmuş gözleriyle bana nefret dolu bakıyor, - Nasıl ki beni en değerli umudumdan mahrum ettin, sen de bu kaybın tadına varacaksın, - diyerek odayı terk ediyor.
Celladım odadan eli boş gitmiyor... O, benim hayatımın iplerini eline dolayarak, bütün ömrüm boyunca unutmayacağım acıların vaadini verip hastane odasını terk ediyor...
2 ay önce...
- Adem, artık buna dayanamayacağım. Neredeyse her gece sarhoş geliyor, kavga çıkarıyorsun ve beni kendimden geçecek kadar dövüyorsun. Yıllardır o zavallı çocuk bizim kavgalarımıza tanık olarak travmatik bir şekilde büyüdü. Ben artık yüzümdeki ve bedenimdeki şiddet izlerini kapalı giysi veya makyajla gizlemekten bıktım, - söyleyib nihayet 6 yıldan sonra cesaretimi toplayarak eşime itirazımı bildirdim.
Yıllardır fiziksel ve manevi şiddetin verdiği korku ve acılar beni kişilik olarak ezdi ve hakkımı talep etmek irademi elimden aldı. Ancak ben bir kız anasıyım ve çocuğumun bu tür sağlıksız bir dünyada büyümesine göz yumamam. Artık kendim için değil, onun için bütün cesaretimi toplayıp ayağa kalkmalıyım ki, gelecekte o da gidip, herhangi bir tiranın elinde heba olmasın. Onun hafızasında kişisel hayatını yönetemeyecek kadar zayıf değil, güçlü ve cesur bir anne örneği olarak kalmak için bugün bu adımı atmak şarttır. Evet... Kızlar babalarına bağlıdır, onlardan güç alır ve öz güvenleri işte babalarının yaptığıyla şekillenir. Babadan ilgi ve dikkat gören hiçbir kız çocuğu gelecekte kendine bir partner seçerken onun her tatlı sözüne kanarak kalbini teslim etmez, en küçük bir ilgiye gönlünün savunması için ördüğü duvarları yıkmaz.
Benim yaptığım gibi... Çocukluktan babasız büyüyen ben, ömür boyu annemin bana verdiği sevgiye rağmen, her zaman babasızlığı iliklerimde hissettim. Doğru, benim kızım bu sevgiden mahrum değildi, Adem ona çok düşkündü, fakat izin vermem ki, o, beni kızımın gözünde bir ebeveyn olarak bu kadar küçük düşürebilsin.
- Milana, sen ne saçmalıyorsun?, - diye kayıtsız bir şekilde koltukta oturan Adem bana ilgisizce baştan ayağa baktı, - Bu saçmalığını nereye bağlamak istediğini tahmin edebiliyorum. Ancak düşünme ki, kızım Suada’yı seninle birlikte yollayacağım. Eğer gitmek kararı aldıysan, buyur kapının yönünü biliyorsun. Zaten yıllardır bu mıy-mıy hallerin beni boğazıma kadar geldi. En azından normal bir kadın gibi ailenle sahip çıkıp, edepli bir şekilde bu evliliği sürdüreceğini düşünmüştüm. Sen ise böyle bakıyorum dizi ve filmlere çok bakmışsın. Oradaki kadınların özgür hayat yaşayıp her şeyi başaracakları hayallerine kendini inandırmışsın.
- Ne??? Yıllardır bana yapmadığın işkence kalmadı, şimdi utanmadan beni evliliği sahiplenmediğimle mi suçluyorsun? Aslında ben kararımda çok geç kaldım. Bugünkü konuşma buna bir daha onay oldu. Kızımı ise benden alamazsın, duyuyor musun?
- Ne yapacaksın? Aldığın birkaç kuruşla çocuğu nasıl geçindirebileceğini düşünüyorsun? Babasının istemediği kızın böyle bir fakirlikte yaşaması pek şaşırılacak bir şey değil. Ben izin vermeyeceğim ki, Suada seninle kalsın. Tıpkı senin gibi babasından uzak bir hayata mahkum olmasın, - diyerek ses tonunu yükselterek üzerime gelmeye başladı Adem. Ama artık onun bu halleri beni korkutmuyordu. Yıllardır onun değişeceğine, içkiden uyandıktan sonra yaptığı özürlerin samimiyetle olduğuna kendimi çok inandırmıştım.
- Emin ol senin babamdan geri kalan hiçbir yanın yok! Ben evladımı senin gibi bir canavarın yanında bırakmam. Asla!...
Her seferinde babasız olduğumu çeşitli şekillerde tüm tartışmalarda yüzüme vuran bu ahlaksızla 6 yıl birlikte nasıl yaşadığıma hayret ediyorum. Ben çocukluktan sırf içi çirkapla dolu insanların hem okulda, üniversitede her türlü ima ve alaylarla mücadele ettim. Nihayetinde, babası tarafından terk edilen ailenin bir kızı olarak anıımayı kimse istemez. Hala bizim etrafımızda çürük düşüncelere sahip bir sürü insanın olduğu süre içinde bu durumla sakin bir hayat yaşamak çok zor.
Annemin bazen demir bir iradeye sahip olduğunu düşünürdüm. Çünkü kocası tarafından terk edilenleri anlayan ve hak veren biri değil; “Kim bilir ne yuvanın kuşuydu... Derler ki Selime, Vahidin arkadaşı İlqar ile ahlaksız bir ilişki yaşamış. Hatta kızını da ondan doğurmuş...” ve bu gibi onlarca uygunsuz dedikodu üzerimize kara leke gibi yapışıyor, hiçbir şekilde yakamızı burakmıyordu. Her şeye rağmen annem terzilikle beni alnının akı ve namusu ile büyütüp yetiştirdi. Ama derler ki, kızlar annesinin kaderini yaşar. Nedense ben de en az babam gibi beceriksiz biriyle tanışıp evlendim ve kendimi 6 yıldır manevi ve fiziksel şiddet dolu hayata mahkum ettim. Artık yeter! Daha benim çocuklarının benimle aynı kaderi paylaşma ihtimaline göz yumamam. İlk önce kendimi onun için güçlü tutmalıyım.
Bu düşüncelerle Adem'i göğsünden ittim. Bende daha önce görmediği bir kararlılık ve saldırganlığın şahidi olunca o anlık şaşırdı. Hızla odaya geçip, sabah hazırlayıp topladığım valizleri çekmeye başladım. Suada’yı odasında giydirip elinden tutarak:
- Kızım, hatırlıyor musun dün seninle ne konuşmuştum?, - dedim onun küçük titreyen ellerini avucuma alarak gözlerine baktım. O yatağının köşesinde sıkışmış, sevimli ayısına sıkı sıkı sarılarak her zamanki gibi bizim kavgalarımızı dinlemenin endişesini geçiriyordu.
- Babam yine sinirlendi, biliyorum. Biz onun sakinleşmesi için onu yalnız bırakmalıyız. Ben istemiyorum ki, o daha sana vursun, anneciğim, - diyerek boynuma sarılan Suada içten içe ağlamaya başladı.
Aman Allah’ım, bu yaşta çocuk bu konuları düşünmemeliydi. Onun şimdi oyuncaklarıyla oynayıp kaygısız günler geçireceği zamanlarıydı. En fazla çekeceği dert yeni çıkan bir bebek olmalıydı. Ama bu değil.
İçim parçalana parçalana onu kucağıma alıp odadan çıktım. Garipti, hiç yerde Adem görünmüyordu. Tam kapıya yaklaşmıştım ki, saçımdan sertçe geri çekildim. Çocuk sıkıca boynumu sararken “Anne...” diye bağırdı. Adem beni kendine çekip kucağımdan zorla Suada’yı aldığı. Elbette benimle onun gücü karşılaştırılmaya değmezdi. Yakınlaşır yakınlaşmaz karbon monoksidin kokusu burun reseptörlerimi uyardı. Bu koku artık beynime yerleşmişti. Onu bin kokunun içinde seçerim. Yine içmişti. Demek ki, şu anda her türlü vahşiliği yapabilecek bir varlık. Korku içinde Adem’in bana doğru yaklaştığını izliyordum.









əllərinə üreyine sağlıq❤️