Koza (Türkçe) by Fanta Ma at Inkitt
Customize readability
Aa

KOZA (Türkçe)

All Rights Reserved ©

Summary

1960'lardan günümüze uzanan bir kadın hikayesi.Yıllar sonra İngiltere'den İstanbula gelen Ada büyükannesinin yıllar önce yazdığı günlüğü bulur.

Genre
Drama
Author
Fanta Ma
Status
Complete
Chapters
3
Rating
n/a
Age Rating
18+

BİRİNCİ

KOZA

ZAMANIN TOZLARI

Eylül 2014 - İstanbul

Tozların kokusunu tarif etmem gerekseydi zaman gibi koktuklarını söylerdim. Annem adımını atar atmaz bu tozlara temizlenmesi gereken bir yük gibi bakmıştı. Bana göre ise havada uçuşan her bir zerre, unutulmaya yüz tutmuş bir anın son çırpınışıydı. Annem çocukken çıktığımız o yolculuktan bahsetmişti. Hafızamda hayal meyal bahçesinde sallandığım bir salıncak vardı ama bu anının buraya ait olduğundan emin bile değildim. Yine de burnuma dolan o belli belirsiz kokularla birlikte on bir yıl öncesine, yedi yaşıma savruldum. Salonun ortasında, şimdi beyaz çarşaflarla birer hayalete dönüştürülmüş mobilyaların arasında durup eskiden oldukları hâllerini hayal ediyordum.

—Bu ev çürümüş, diyen annemin sesiyle gerçekliğe döndüm. Elindeki koliyi yere bırakırken sesi, Londra kadar soğuktu. Burada doğup büyümüştü ama anıları sanki yok olmuş gibiydi. Nasıl bu kadar duygusuz olur, diye düşündüm sonra... Belki de bu ev zamanla onun için anıları silinmiş boş bir bina, yüklenilmesi gereken bir sorumluluğa dönüşmüştü.

Babam Jamie ise

— Satıp en azından masraflarından kurtulmamız en mantıklısı, diyerek onu destekliyordu.

Ama bizi apar topar Londra’dan buraya sürükleyen bu eski ev değildi. Buraya asıl dönme sebebimiz gelen bir aramaydı. Annemin adı şaşırtıcı şekilde Türkiye’de bir miras listesinde çıkmıştı. Hâlbuki orada yaşayan akrabam olduğunu bile bilmiyordum.

Aslında annem bu yolculuğu bir vekaletle planlarımızdan kaldırmak istemişti ama ben büyük bir süreçten geçiyordum. Üniversite için bir seçim yapmam gerekiyordu ve bu süreç hepimizi yıpratıyordu. Evde herkesin başka bir planı vardı.

Ben sanata daha yakındım; çizimlerim oldum olası güzeldi. Ama sanat belirsizdi. Yeteneğimin gerçekten yeterli olup olmadığını bilmiyordum. Ya bu sadece çocukça bir hevesse? Ya annem haklıysa? Annem ise kendisi gibi avukat olmamın onu ne kadar mutlu edeceğinden bahsediyor, “Seni sıkmıyorum,” dese de takvime sürekli notlar alıyor, hukuk fakültelerinin başvuru tarihlerini işaretliyor, mesleğin getirilerini uzun uzun anlatıyordu. Babam bir şirkette yöneticiydi. “İşletme de fena değil ama sen bilirsin,” derdi. Bu “sen bilirsin” cümlesi özgürlük gibi duyulsa da aslında bir yönlendirme kadar ağırdı. Tam zamanında gelen bu haberle bir değişikliğin hepimize iyi geleceğini düşündük.

İstanbul’a indiğimizde hayat telaşlıydı. Bizde aynı telaşa kapılmış gibiydik. Annem bir taksiyi durdurdu. Bir kalabalıktan diğerine sürüklendik.

— Of şu trafikten nefret ediyorum, dediğinde gözlerim ve yüzümdeki gülümseme ona katılmıyordu ama kafamla haklı olduğunu işaret ediyordum. Trafiğin o durağanlığı başladığında ise camın dışında akan bir hayata tanık oluyordum. Bir adam beklediği arkadaşı ile tokalaşıyor, bir kız su satıyor karşısındaki almayınca kızgın bir şeyler söylüyordu.

Taksi nihayet tenha yollara sapmaya başlamıştı. Ağaçlı dar bir yolda ilerledik. Geniş bir araziye geldik. Hizmetliler tarafından içeri alındık. Kocaman bir arazide lüks araçlar biraz ötede göze çarpan tenis kortu ve kim bilir daha neler vardı. İçerdeki salon müze gibi döşenmiş ama koltuklarda sanki hiç oturulmamıştı. Sağ taraftaki odaya buyur edildiğimizde bir grup insan bizi karşıladı. Jean pantolonumla; takım elbiseli, buz gibi bakan ve ağır makyajlı insanların arasında kırgın bir kuş gibi duruyordum.

Soğuk bir selam, birkaç yalandan gülümseme ile karşılandık. Avukat olduğunu düşündüğüm adam bir şeyler söylerken annem gayet profesyonelce dinliyor ve başını sallıyordu. Ben de insanların yüzlerini okumaya başladım. Bazıları merak ve sevgiyle bakıyordu bazıları ise havadan düşmüş bu insanların sahip olduğu mirastan pay almak için burada olduğunu düşündüğü için kibirli ve mutsuzdu. Annem dimdik ve özgüvenli bir şekilde oturup avukatı dinliyordu. Annem, birkaç evrakı imzalayıp masadan kalktı.

Sonra ikinci durağımız olan bu eski ahşap eve geldik. Annemin hakkı yok değildi ev neredeyse çürümüştü.

Bana düşen görev, bir zamanlar büyükannem ve büyükbabamın çalışma odası olarak kullandıkları odayı toplamaktı. Kapı bir gıcırtıyla açıldığında, beni neyin beklediğini bilmediğimden biraz temkinli davrandım. Üzeri tozlarla kaplı perdeleri açınca içeri dolan gün ışığı tüm büyüyü gözler önüne serdi. Raflardaki tıp kitaplarına, masanın üzerindeki kurumuş çiçeğe, duvarlarda ve raflarda sıralanmış irili ufaklı tablolara bakarken kendimi bir başkasının hayatına izinsiz giriyor gibi hissettim.

Boyalardan birinin ağzı açıktı; kapağı hemen yanında duruyordu ama içindeki boya çoktan taşlaşmıştı. Belki de büyükbabam son tablosunu yapıyordu, bir saniyeliğine açık bırakmış ve kapatmayı unutmuştu... İçime dolan saygıyla, kurumuş boyanın kapağını alıp tüpü kapattım. Son bir görevi tamamlamış gibi tatmin olmuş, tarifsiz bir duyguyla dolmuştum.

Masanın üzerinde eskiz defterleri vardı. İçlerinde kömür kalemle çizilmiş; yüzü bana belli belirsiz benzeyen büyükannemin gençliğinden çeşitli portreler, tren vagonları, dalgalı bir deniz ve daha bir sürü çizim bulunuyordu

Büyük bir hayranlıkla hepsini tek tek inceledim. Çekmecelerin birinde birkaç defter daha buldum; içleri notlar ve çizimlerle doluydu. Derken deri kapakları zamanla aşınmış iki büyük ve ağır defter dikkatimi çekti. Defterlerden birini aldım ve kapağını araladım. Sayfalar tanımadığım; kıvrımlı, zarif bir el yazısıyla doldurulmuştu. Kıt Türkçemle kelimeleri sökmeye, cümleleri anlamlandırmaya çalıştım ama nafileydi. Harfler bana bakıyor ama benimle konuşmuyorlardı. Bu dil, evde öğrendiğim pratik Türkçeden çok daha farklıydı. Nakış gibi işlenmiş bu kelimelerin büyükanneme ait olduğunu düşündüm. Önümde bana çok şey anlatmaya çalışan ama anlamadığım dilde fısıldayan sayfalara bakıyordum. Anneme seslendim:

— Anne, bak ne buldum!

Annem tozlu raflarla cebelleşirken ilgisizce cevap verdi:

— Ada, bu bekleyebilir mi? Sonra baksak?

Israr etmek istemedim. Dizüstü bilgisayarımı açtım ve biraz araştırma yaptıktan sonra bir edebiyat topluluğu forumu buldum.

Herkese merhaba,

Şu an İstanbul’da, rahmetli büyükannemin evindeyim ve onun eski günlüklerini buldum. El yazısı çok farklı ve sanırım dili de oldukça eski. Türkçem bu metni anlamak için yeterli değil. Aranızda bu yazı hakkında fikir verebilecek biri var mı? Bir sayfanın fotoğrafını ekliyorum.


Teşekkürler,


Ada

Let Fanta Ma know what you thought about this chapter!
Love this

1

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

1

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

1

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

0

Great Character

Strong Dialog

0

Strong Dialog

author

Harikasın Gülsüm 🫶🏻🫶🏻

3 months
1

Further Recommendations

Merry Christmas - Adventskalender 2025

Aelyn Raven: Wieder eine tolle Geschichte. Leider bin ich erst jetzt dazu gekommen sie zu lesen, aber das tut der Geschichte keinen Abbruch *g* ich freue mich schon auf den nächsten Adventskalender

Read Now
Werewolf Hollow

Nikole: I hadn't read a werewolves story with this kind of werewolves and dynamics, really interesting

Read Now
Fashion victime du PDG

Shannon 17: Super histoire , dommage d'arriver a la fin, j'aurais voulu continuer.J'espère qu'il y aura bientôt une suite.

Read Now
An Irish Match

Joyce: This one will warm your heart and soul with a lot more than just Guinness being served to an American woman by an Irish pub owner.

Read Now
Our third chance

Shriya: It's a nice heartwarming story

Read Now
Half-Claimed

youdonthavetoknowmyname: I am not good at writing reviews, I never was but I am still doing it anyway, 'cuz this story taught me something and I believe I should also give it something in return. while I can't offer much, I'd share my side of ride in this story. I somehow relate to sasha, never having my identity as mine. a...

Read Now
We Only Fake It on the Weekends

Queency: I love the slow burn plot of the story. Building their individual characters from childhood to adulthood. Could have been more spicier on their intimacy. Though a bit dragging by the end of the story.

Read Now
The Alpha's Exiled Mate

Starling: Dear author, you haven’t been updating lately, you keep us hanging.

Read Now