Büyük Çatlama
Karanlık ve ıslak...
Gözlerimi sanki hala açmamışımgibi görünen bir karanlıkta açtım. Zayıf hışırtılar ve ritmik pat küt sesleri.Ve duyduğum bazı şeyler vardı. Gözlerimi açmadan çok önce öğrendiğim şeyler vardı.Bunun ne olduğunu yıllar sonra anlayacaktım. Lanetimi...
Ama önce başka şeylerden bahsedeceğim.Bana ait salınan sallanan bir bedene sahiptim. İçimde bir ses vardı. Bana birşey yap diyor ve onu nasıl yapacağımı söylüyordu. “Biliyorsun” diyordu. Sahidende biliyordum. Sallandım ıslak ve sıcak bir ev beni sarıyordu. Ben sallandıkçaboğucu karanlık biraz aydınlandı. Ağzımı açtım ve “Cik” dedim. Ne? Ağzımı birkez daha açtım sesim bu kez daha güçlüydü “Cik Cik ”
Kafamı kaldırmak istediğimdebaşım bir engele çarptı. O ses yine konuştu
“Zorla!”
Dediğini yaptım. Bir ses dahaduydum. “Çıt”
“Zorla” yine zorladım tekrar vetekrar. “Çıt ve Çıt”
Beni sarmalayan bu dar alandanüzerime bir şeyler düşmeye başladı. Islak ve yorgundum ama nihayetinde gör edenbir ışığın olduğu yeni bir dünyaya çıkmıştım ve o ışığın ardında onu gördüm yaratıcımı o tuhaf kabarıktüylü o şeyi... O annemdi. Gagasından belli belirsiz bir kelime döküldü.“Harika”
İşte adımı böyle aldım.
Hikayem burada başladı. Bunları nereden öğrendiğimi henüz bende bilmiyordum. Sanki ben daha doğmadan çok öncebu bilgileri biri bana yüklemişti biliyordum işte. Bize söylenen tüm farklıkelimeleri seçebiliyordum ve duyguları tanıyordum. Hem de ikitürlüsünü...Sözleri ve davranışları değil sadece anlatmak zor...
Galiba bu tanrısal bir lanet.Düşünmek!
Ben 51.Bölgeden gelmiş biryumurta olabilir miyim? Burayı da nerden biliyorum!
Her şeyi anlatmaya başlamadanönce;Dünyadaki en zor şey nedir, hiç düşündün mü?
Eğer seçme şansı verilseydi,istisnasız herkes başka bir bedende, başka bir hayatta ya da bambaşka bircoğrafyada uyanmak isterdi. Sahip olmadığımıza duyduğumuz bu sönmeyen arzunereden geliyor? Ve neden en acı gerçeklerle yüzleşene dek, pişman olana dekyakamızı bir türlü bırakmıyor? Felsefeye dalıp zihin bulandırmak niyetindedeğilim, her ne kadar birazdan tam olarak bunu yapacak olsam da...
Bu dünyadaki en kötü kader, birerkek civciv olarak doğmaktır. Kime sorsanız size kendi derdini anlatır,acısını sizinkinden daha önemli kılmak için sayfalarca nutuk atar. Sizi buzahmetten kurtaracağım. Bundan sonra ne zaman sızlanan birini görseniz, buhikâyeyi bir tokat gibi yüzüne çarpın.
Hikayem...Bizim hikayemiz... Benhenüz yumurtadayken başladı. Bu durumda tanrılar, ben ve benim gibileri daha kabuğuçatlatma şansı vermeden yumurtalarımızın şekline göre ayırmaya başladı.Yumurtanın tepesi sivri ise horoz, basıksa tavuk...Bir hata sonucu dünyayagelsek bile kaderimiz değişmiyordu. Henüz daha tüylerimiz kurumamışken bizimdişi mi yoksa erkek mi olduğumuzu belirlemek için binbir icat çıkartmışlardı.Boynunu tut havaya kaldır ayaklarını salarsa dişi. Yok daha neler?
“Abartma” dediğinizi duyargibiyim.
Ama ben yine de anlatayım. Sizyine de abarttığımı düşünün. Sizler tek bir olayı hayatınızın tümüne mal olmuş birbahane gibi sunup psikolog koltuklarında yatıp beyninizi pelteye çeviren ilaç şirketlerinizengin etmeyi bilip, dert sayılamayacak dertleri kafanızdan atamıyorsunuz amaben hayatımı anlatınca “Abartma”
Benim size bu hikayeyi anlatıyor, anlatabiliyor olmamın tek sebebi bir çiftlikte doğmuş olmam. Eğer endüstriyelbir tesiste gözlerimi açmış olsaydım ömrüm saatlerle ölçülürdü. Yürüyen birbantta cinsiyetime göre ayrıştırılır ve sonra preslenip parçalanırdım.Parçalarım diğer arkadaşlarımla birlikte bir köpek mamasının paketinin içinde olurdu.Bu bir soykırımdı. Tek sebebi erkek olmamdı. Çok fazla dişi aynı zamanda çokfazla erkek de demekti. Belki dişi olmak da bir nevi işkence sayılırdı amaerkek olmak en trajik olanıydı. İhtiyaç bile duyulamamak...Sanki ruhum vebilincim yokmuş gibi
Yok mu sahiden? O zaman busatırları size kim yazıyor? Daha da kötüsü ben tüm bunları nereden biliyorum?
Erkeğim diye hayatın bu denliacımasız olduğu başka bir evren var mıdır? Sanmıyorum! Erkeklerin her masadalider olduğu, soyun ve yönetimin temeli sayıldığı bu koca alemde, istenmeyen,değersiz ve hakkını savunamayacak kadar savunmasız olan tek tür benim. Çünkübizler doğal hayata bırakılmıyoruz. Bize en tehlikeli el değiyor. Sizin ki...
Çünkü her kümese bir horoz yeter,tanrılar hep piliç yer, horoz eti sert ve tatsızdır. O muhteşem damaklara layıkdeğildir. Dünyadaki yada kümesteki varlığımıza hep siz karar veriyorsunuz veben size isyan ediyorum tanrılar!
Hele bir de şey demiyor musunuz? Birkaşık suda boğasım geliyor.
“Benim başıma gelen pişmiştavuğun başına gelmemiştir”
Yok ya, hadi canım...
Kıyamam...
O tavuk ölmüş ölmüş!
Lime lime et sende fark etmez!
Doğrusu “Benim başıma gelen erkekbir civcivin başına gelmemiştir” olacak.
Böyle de bari de yaşadığınzorlukları anlayabilelim.
Günün birinde
“NE olur beni de yiyin” diyeağlayacağım aklıma gelmezdi.
Bari o zaman dünyaya gelme amacımolurdu. Bir süre yaşar, görür belki de severdim. Zamanım gelince de, zamanımgeldi der giderdim.
Başına gelen her şeyde mantık arayan birtanrıysanız bu hikayede de onu arayacaksınız. Bu civciv bunları nereden biliyordiyecekseniz önden açıklama yapayım ama başlarda bunu bilmiyordum. Kümesimizbir evin altındaydı. Konuşan bir kutu durmadan bir şeyler anlatıyordu. Yani gagamla tuşlara basarken şunu rahatlıkla söyleyebilirim; suçlu genetiği değiştirilmişyemler ve televizyon! Filan falan fıstık yani!








