Mafyanın Eğitmeni

All Rights Reserved ©

Summary

Defne, sıra dışı bir çekişme içindedir; kendini, tamamen farklı iki dünya arasında bölünmüş hisseder. Bir yanda, köklerinden gelen geleneksel bir yaşam tarzı ve tanıdık bir isim vardır. Diğer yanda ise, özgürlük ve macera vaat eden, yeni keşiflerle dolu bir dünya. Ancak kader, onu bu iki dünya arasında sıkışmış hissettirirken, geçmişten gelen bir isim ve beklenmedik bir aşkın etkisiyle hayatı bambaşka bir tempoya sürüklenir. İçindeki çatışma büyürken, Defne'nin önünde zorlu bir seçim vardır: Güvenli limanından mı vazgeçecek, yoksa bilinmezliklerle dolu denize mi açılacak? Yeni tanıştığı adamın derin bir tutkuyla sunduğu aşk, onun için hem heyecan verici bir serüven hem de korkutucu bir belirsizlik kaynağıdır. Geçmişiyle geleceği arasında sıkışıp kalan Defne, hangi yolu seçeceğine ve hangi hayatı yaşamak isteyeceğine karar vermek zorundadır. Belki de gerçek aşk ve özgürlük, beklenmedik yerlerde ve en karmaşık durumlarda bulunur. Peki, Defne hangi yolu seçecek? Hangi hayatı yaşamayı tercih edecek, güvenli limanında mı kalacak yoksa bilinmezliklerle dolu denize mi açılacak?

Status
Ongoing
Chapters
2
Rating
n/a
Age Rating
16+

Chapter 1

Gözümü tavana diktiğimde saat beşi gösteriyordu. Gerçekten her sabah aynı rutinde, rüya bile görmediğim o ağır uykudan uyanmaktan asla bıkmıyorum. Uykumu hafifçe silkeleyerek yataktan doğruldum ve yorganı üzerimden attım. Odanın karanlığına alıştım, çünkü ışıkları henüz açmamıştım. Biraz telefonda oyalandıktan sonra nihayet yataktan kalkmaya karar verdim. İçimde hızlı bir heyecan vardı, belki de günün getireceği sürprizlerden dolayı. Hızlıca bir duş alıp, uykulu bedenimi canlandırdım.

Kendime bir kahve koyarken mutfakta sessizliği sevdim. Kahve demlenirken dolaptan lila bir takım elbise, krem rengi stelettolar ve ona uyumlu bir gömlek çıkardım. Sabahın bu erken saatinde sessizlik içinde kıyafetlerimi seçmek, günün getireceği karmaşaya karşı bir tür hazırlık gibiydi. Giyinmek için acele ettim, çünkü gün beni bekliyordu ve hiçbir şeyi kaçırmak istemiyordum.Makyajımı hızlıca yapıp, sarı saçlarımı sıkıca topladıktan sonra kendimi aynada kontrol ettim. İçimdeki heyecanın bir yansıması olarak gülümsedim. Bugün, işte, buluşmada veya belki de sadece kendi içimde özel bir şeyler hissetmek için bir gün olabilirdi.Kahvemi alıp oturma odasına geçtim. İlk yudumu aldığımda, kahvenin sıcaklığı bedenimi sardı ve içime bir enerji doldu. Sabah ritüelimin en güzel anlarından biriydi bu; sessizlik içinde kendi düşüncelerime dalmak ve günü karşılamak için birkaç dakika ayırmak. Artık hazırdım, gün beni bekliyordu ve ben de ona hazırdım.

175 boyum, ince bacaklarım, sarı saçlarım ve kahverengi gözlerimle güzel olduğumu her zaman düşünürüm. Eh tabii biraz da boy avantajım bunu düşünmeme neden oldu. Ama yuvarlak yüz hatlarım zaman zaman bana kendimi çirkin hissettirse de asla estetik düşünmedim. Estetik yaptıracaksam ben olmamın ne anlamı var ki? Zaten tamamıyla simetrik olan o suratlar bana her zaman itici gelmiştir. Doğallığı seviyorum, benim kim olduğumu ve kendimi nasıl sevdiğimi yansıtan detaylar beni çekerdi.

Saati görünce bir çığlık atmaktan kendimi alamadım, gerçekten her sabah 5'te kalkmama rağmen nasıl geç kalabiliyordum ki? İnanılmaz bir yetenek gibi görünüyor, ancak sabahları zamanı nasıl yöneteceğimi bir türlü öğrenemediğimi hissediyorum. Belki de her sabah aynı rutine alıştığım için, içimde bir yerde zamanın akışını unutuyorum. Ancak bu sefer gerçekten geç kalmıştım ve telaş içinde son hazırlıklarımı yapmam gerekiyordu. Her ne kadar geç kalmış olsam da, yine de bir şekilde toparlanacak ve günü en iyi şekilde değerlendirecektim.

Kliniğe vardığımda asistanım Leyla, koyu kumral beline kadar uzanan dalgalı saçları ve yeşil gözleriyle beni karşıladı. Minyon yapısı ve narin yüz hatlarıyla adeta bir peri gibi görünüyordu. Her zaman, sanki ondan daha güzelmişim gibi bana iltifatlar yağdırmaya bayılırdı. Bu durum bazen beni utandırsa da çoğu zaman gülümsetirdi.

"Defne Hanım?" dediğinde irkildim.

"Efendim Leyla."

"Saat 4'ten sonra randevu almayın dediniz ama bir hastanız sizi görmek için çok ısrarcı, nasıl yapalım diye sordum ama iyi misiniz?"

İyi miydim? Tabii ki hayır! Dünkü özel boks derslerinden sonra gerçekten canım çıkmıştı ve sabahın körüne nasıl olur da randevu kabul ettim hala bilmiyorum. Ama işte, hekimlik mesleği bazen beklenmedik durumlarla karşılaşmanızı gerektirir.

"Alalım Leylacım alalım, sorun yok halledebilirim" dedim ve ekledim, "Lütfen bana bir tane Americano getirir misin?"

"Tabii Defne Hanım" diyerek odadan çıktı. Gözlerim, içten gelen bir tebessümle bir an onun ardından gitti. O, işlerin daha kolay ve keyifli olmasını sağlayan bir yardımcıydı.

Günün sonuna yaklaştığımda, bedenim yorgunluktan hafifçe titriyordu. Spor salonuna gitme düşüncesi bile biraz korkutucu gelmişti, ama aynı zamanda bedenimi canlandıracağını ve ruhumu rahatlatacağını biliyordum. İç sesim, "Sızlanmayı kes" dediğinde hafifçe gülümsedim. Evet, belki de şikayet etmek yerine harekete geçmek en iyisiydi. Hah, tabii ki, bu kadar yoğunluğumda beni yalnız bırakmayan aptal iç sesim neredeydi tüm gün boyunca? Bu düşünce bir an için beni güldürdü. Ama şimdi iç sesimin haklı olduğunu kabul ederek hızlıca toparlandım. Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı, ama spor yapmanın bana iyi geleceğini biliyordum. Klinikten çıkarken, Asya'nın tanıdık sesini duydum. Gözlerim hafifçe kırpıştı ve yorgunluğumun bir kısmını hissettim. Ancak yine de, spor salonuna gitme kararımdan vazgeçmedim. Belki de bu egzersiz, günümü daha iyi bir noktaya taşıyacaktı.

"Bir sorun mu var?" Leyla'nın sesiyle irkildim.

"Hayır, sadece, tam sizin çıktığınız esnada Dr. Fırat Bey aradı."

"Hangisi? Şu büyük özel hastanede estetik cerrah olan mı?"

"Evet Defne Hanım, sizden randevu talep ediyor."

Kıkırdadım. "Ne o estetikten kazandığı parayla kendine bir rahim mi satın almış?"

Leyla kahkahalarının arasında "Tanıdığım en esprili doktorsunuz" dedi ve ekledi, "Günü dolu diyeyim mi?"

"Hayır, uygunluğu varsa yarın saat 12'de kendisiyle öğle yemeğinde buluşacağımı söyle lütfen. Kliniğin yakınındaki her zaman gittiğim restorana da rezervasyon yap, bakalım yine sevgili başhekiminden bize hangi haberi getirecek."

Kadın doğum doktoru olma sorunsalı ile mi boğuşmalıyım, Fırat denen angutun sürekli özel hastanede daha iyi şartların olur masalını mı dinlemeliyim yoksa kliniktekilerin bilmediği boksörlük hayatımın derdini mi çekmeliyim gerçekten anlayamıyorum. Belki de biraz zaman ayırıp, kendi iç sesimi dinlemeliydim.

İki farklı hayatım vardı ve kimse bunun farkında değildi. Spor salonundaki arkadaşlarım doktor olduğumu bilmiyor, diğer hekimler ise boksörlüğümü bilmiyordu. Sadece manevi babam, aynı zamanda bin yıllık hocam Sedat Abi gerçek kimliğimi biliyor ve ona göre hareket ediyordu. Ani bir frenle dururken, kemerimi takmamamın bedeli kafamı direksiyona çarpmak oldu. İç sesim "Aptalsın" diye inledi.

"Kes sesini" diyerek arabayı sağa çektim ve herhangi bir yaralanmamın olup olmadığını kontrol ettim. Radyodan bir şarkı açtım ve kendime gelerek yolculuğuma devam ettim.

Salonun önünde geldiğimde arabamı park ettikten sonra güneş gözlüklerimi taktım ve doğrudan odama açılan arka kapıya yöneldim. Buradan geçerken kimse haberim olmuyordu ve bu gerçekten harikaydı. Hızlıca odamdaki soyunma kabininde üstümü değiştirdikten sonra Sinan Abi'nin ofisine doğru gitmeye başladım. Üst koridorda yürürken, durup camdan aşağıda antrenman yapan gruplara baktım. Bir bölmede çocuklar çok ciddi bir disiplinle çalışırken, diğer yanda yetişkinler vardı. Herkes müziğin ritmine ve antrenmanın ağırlığına kendini kaptırmış şekilde çalışırken, bu ortamın büyüleyici olduğunu düşündüm. Gözlerim bir an için orada kaldı, içimdeki huzursuzluk biraz olsun hafifledi.

Ancak üçüncü bölme... Gerçekten beni çıldırtan, kapısından asla girmek istemediğim o kısım... Özel ders salonu... Allah aşkına, kim şımarık zengin bebelerine ders verirken keyif alabilir ki? Kapının arkasında ne olup bittiğini görmek istemememe rağmen, her seferinde bir tuhaflık hissederdim. Hiçbiri asla ciddi değil ve ince bacaklı bir kadın bizi ne kadar yorabilir ki diye sürekli geyik yaparken, nasıl sakin kalabilirdim ki? Gözlerim bir an için o kapıya takıldı. Sırtımdaki gerginliği atmaya çalışarak yola devam ettim.

Düşüncelerimi susturup Sinan Abi’nin yanına gittiğimde odasındaki jaluzilerin inmiş olduğunu gördüm. Bunun iki anlamı vardı. Ya çok ciddi bir görüşmesi vardı ki bunu asla avukatımız olmadan yapmazdı ve arka kapıda avukatın arabasını görmemiştim. Ya da içeride o aptal Alevle bir haltlar yiyordu. İçimde bir kıpırtı hissediyordum, çünkü ikinci seçenek beni gerçekten sinirlendiriyordu. Alev, Sedat Abi'nin yanında çalışan, yıllardır onun tüm ihtiyaçlarını karşılayan, ancak benim için tam bir baş belası olan biriydi. Gördüğüm kadarıyla, her fırsatta dikkat çekmeye çalışan ve herkesin gözünde olmak isteyen biriydi. Ancak bu çabası, genellikle gereksiz ve itici bir şekilde sonuçlanıyordu.

Gerçekten, tam bir sürtüktü. Çelimsiz vücuduna asla uygun olmayan estetikli göğüslerini kıyafetlerinden taşırmaya bayılır, nerede olduğunu düşünmeksizin sürekli göğüslerini dürter ve kısa eteğini sıyırarak kalçalarını teşhir etmekten asla çekinmezdi. Bu tür davranışlarıyla etrafındaki herkesi rahatsız eder ve adeta başkalarının sınırlarını hiçe sayardı.

Çiğ sarı saçları ve kırmızı rujuyla, bu hayatta en sinir olduğum şeyi sürekli yapardı. Koca koca balonlar yaparak sakız çiğnerdi. Ayrıca, Sedat Abi'nin yanında onu hırpalamayacağını bildiği için, bana laf sokmaya çalışmaktan asla çekinmez ve sürekli eleştirmeye kalkardı. Her şeyiyle sinir bozucu biriydi ve onunla bir arada olmak gerçekten zorlayıcıydı. Bir gün Sinan Abi onu becermekten vazgeçerse, gerçekten onu ilk lafında benzetmeye yemin ettim. Zili çaldıktan sonra kapıyı Sinan Abi açtı. Neyse ki üstü başı düzgündü.

"Gel Defne gel, ne düşündüğünü biliyorum, ama ikisi de değil. Sadece yeni birini araştırıyordum ve bunun çok gizli kalmasını istiyordum."

"Her iki türlü de sorun yok abi, beni bilirsin," dedim ve ağzıma bir fermuar çeker gibi yapıp kilidini fırlattım. Sedat Abi kahkaha attı. Aniden ciddileşerek, "Sinirden deliye döneceğini biliyorum, ama özel ders isteyen biri var ve ne kadar senin antrenörlük yapmadığını söylesem de senin hocası olman konusunda çok ısrarcı. Eh, ben de hayır diyemedim."

"Sedat Abi," diye inledim, "Gerçekten bana bunu yapmış olamazsın. O şımarık zengin bebelerinden ne kadar nefret ettiğimi biliyorsun."

Odadan çıkarken göz kırptı, "Eti de kemiği de senin." Beklediğim işareti almıştım. Sedat Abi'nin bu konuda kararlı olduğunu anlamıştım ve bundan kaçış yoktu.

Odama geçip yasemin kokulu bir tütsü yaktım ve klasik ekipman temizliğime başladım. Eldivenler, koruyucular, dişlik ve bandajdan sonra hızlıca masamı toparlayıp evrak işlerine girişmeden önce üstümü değiştirmeye karar verdim. Antrenman saatime az kalmıştı. Hızlıca bir spor sütyeni, bir bisikletçi taytı ve bir boks şortu seçerek kabine girdim. Spor kıyafetlerimle birlikte kendimi daha enerjik hissediyordum. Kapının dışından Sinan Abi'nin sesini duyduğumda neredeyse hazırdım. İç sesim yine birilerini haşlıyor dedi. Haklısın ama sesini kesme zamanı sevgili iç ses. Antrenmanda seninle uğraşamayacağım diye düşündüm. Gözlerimi kapayıp derin bir nefes aldım ve antrenmana odaklandım.

Yaklaşık bir saatlik ufak bir antrenman sonrası özel ders saatim nihayet gelmişti. Hatta beş dakika kadar da geç kalmış olan bu disiplinsiz veledin kim olduğunu düşünmekten kendimi alamadım. O sırada kapı açıldı, önde Sinan Abi arkasında ise çok sevgili yeni öğrencim içeri girdiler. Kapıdan içeri girdikleri anda şok oldum. Bu defa gelen şımarık bir zengin çocuğu değil, kazık kadar adamdı.

“Eveeet Defnecim, bu yeni öğrencin Barış,” dedi Sedat Abi.

Barış, kapıdan içeri girdiğinde gözlerim bir an için büyüdü. Yakışıklı ve güçlü duruşuyla salonun havasını değiştirmişti. İlk anda onunla çalışmanın keyifli olabileceğini düşündüm.

“Merhaba, ben Defne,” dediğimde göz teması kurabilmek için kafamı kaldırmam gerektiğini fark ettim. Sedat abiyle kıyasladığımda oldukça uzundu, en az 190 santimetre kadar. Sarışın saçları, koyu kahve gözleriyle uyum içindeydi. Geniş omuzları ve fit vücudu, ona güçlü ve karizmatik bir hava katıyordu. Gözlerim onun etrafında gezinirken, mükemmel çene kemiğinden dudaklarına doğru kaydı. Dudakları, hafif bir gülümsemeyle kıvrılmıştı, gözlerindeyse bir hafif gizem vardı.

"Biliyorum Defne, yakından daha göz alıcı görünüyorsun,” dedi. Ses tonu nazik ama bir o kadar da kendine güven doluydu. Dudaklarından dökülen cümlelerle o kadar da keyifli bir antrenman olmayacağını anlamıştım. Dudaklarından adım dökülürken, sesinin de kendisi kadar seksi olduğunun farkına vardığım bu adamın beni daha önce nerede gördüğünü merak etmekten kendimi alıkoyamadım. Gözlerimdeki şaşkınlığı gizlemeye çalışırken, aklımdan binbir soru geçiyordu. Belki daha önce bir yerlerde tesadüfen karşılaşmış olabilir miydik? Ancak ders zamanı olduğu için otoban dolusu bu gürültüyü düşünmeyi daha sonraya erteleyerek eline bir ip tutuşturdum.

“Hadi bakalım antrenman beklemez. Geç geldiğin için cezalısın, 3 dakikadan 3 set ip atlamakla antrenmana başlıyoruz,” dedim.

Madem benden zorla özel ders kopardın, o halde sonuçlarına katlanacaksın, yakışıklı diye düşündüm. İç sesim "SEN BUNA AZ ÖNCE YAKIŞIKLI Mİ DEDİN" diye feryat etse de onu susturmayı başardım. Evet, bu adam gerçekten yakışıklıydı. Gözlerim bir an için onun mükemmel vücudunu süzdü, ama hemen ardından profesyonelce antrenmana odaklandım.