BÖLÜM 1 Sevgili mi
Evin avlusunda koşuşturma sesleri ;bağırışlar , kahkalar. Sabahın erken saatinde başlamıştı telaşlar.
“Emiroğulları’nın düğünleri varmış İstanbul’da hele , bizi de bizzat aradılar çağırdılar , gitmek icap eder” Saffet Ağa evin halkını toplamıştı başına. Kahvaltının üzerine almıştı haberi. Heyecanlı ve telaşlıydı.
“Yapın hazırlıklarınızı çıkalım yola.”
“Tamam ağam, kızlara haber edeyim toplasınlar evi ocağı.Şirine de deyeyim hazırlansın.”
Evin hanımı Sultan büyük kızına haber vermek için gitti odasına.
“Şirin ne ediyorsun bakim sen?”
Önünde ki defteri göstererek annesine kafa salladı. Şirin ailenin en büyük kızı, kendisi Urfanın en geç ve başarılı Genel Cerrahlarından birisi. Varlıklı bir aileden gelip , aşiretin ilk kız torunu olarak okumayı seçmiş ve doktor olarak ailesinin şöhretine şöhret katmış kendisine duyulan saygıyı kat ve kat artırmıştı. Babası ona destek çıkmış ve elini sırtından hiç çekmemiş.
“Magazin haberleri kovalıyorum anne, duydun mu neler olmuş neler…”
Sultan anne merakla yatağın bir ucuna oturup Şirine kulaklarını kabartmış
“ Ne yapabilirim Allah aşkına sorduğun soruya bak, hasta kayıtlarını inceliyorum.”
Sultan Anne memnuniyetsizce omuz silkti . “Eyi eyi sağa da bir şey demeye gelmiyor.”
“Hazırlan, İstanbul’a yola çıkacağız ,biz hazırlanıyoruz hele. Düğün varmış güzelce giyinelim kuşanalım. Millet Kilimcilerin endamını görsün. De hadi hazırlan tutma beni.”
Şirin İstanbulda Tıp Fakültesini bitirmişti. Uzun yıllar olmuştu boğaz havası almayalı , kalabalıktan kaçalı. Mezun olur olmaz asistanlığı da uzmanlığı da Urfa da yapmak istedi. İstanbul’un suyundanmıdır bir türlü alışamadı . Okul bitene kadar zor dayandı. Tası tarağı toplayıp ailesinin yanına döndü. Ara sıra arkadaşlarını görmek için bir iki günlüğüne uğrayıp geri geldi.
“Annem ,ben babamla konuşurum arabayla gelemem çok uzak Urfa’dan İstanbul. Yolu bitmiyor ,bir düğüne gideceğim diye 2 gün yollarda perişan olamam. Ben uçakla gideyim direk amcamların oteline geçerim , olmaz mı ?”
Sultan anne yol boyu erkek sohbeti çekeceği ve kızı ile muhabet edemeyeceği için şimdiden yelkenleri indirmişti. “Ben karışmam kızım babana de hele.”
Şirin kalemi kenara bırakıp merdivenlerden aşağı koşar adımlarla indi.
“Baba”
“Baba”
Saffet Ağa’yı görünce parmaklarını birbirine kavuşturdu
“Baba ben uçakla gideyim mi? ben bugünden gideyim hem İstanbul’da biraz dinlenirim siz gelene kadar olmaz mı?”
Ağabey Raşit kaşlarını çattı.
“Sanki yaptığın iş vardı burada.”
“Ne yapacaksın İstanbul’a gidip önceden?”
“Nereye gidecen ne edecen ne yiyecen hayırdır?”
Şirin yüzünü babasının yüzünden çekmedi. Ağabeyin onu sorguya çekmesine aldırmadı.
“Amcamın oteline gideceğim abi.”
Saffet Ağa kafa salladı. “Düğün orada olacak kızım zaten git git. Dinlen hele.”
Ağabey babanın bu işi kabul etmesine hiç hoşnut yaklaşmadı.
“Ben de senle gelecem.”
Saffet Ağa oğlunun kızını yalnız bırakmayacağının farkına varmış olacak ki sesini yükseltere konuştu.
“ Raşit arabayı ben mi kullanacağım?”
“O kadar şoförümüz var baba kullansın onlar.”
“Sen benimle gelecen. Koskoca Saffet ağa oğluna söz geçirmiyor dedirtmem yanımda kalacan sen.”
Ağabey hiç mutlu değildi olanlardan. Şirin’in ondan habersiz adım atmasını sevmiyor , her hareketini gözlemlemek istiyordu
“Araç göndereceğim sana gezme,tozma direk otele gidecen”
“Tamam abi.”
………..
Göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti zaman .Şirin uçaktan inerken hissettiği havanın dokunuşu sert ve kesinkindi. Serindi, Urfa’nın aksine tüyleri diken diken eden bir soğuk hakimdi burada.
Şirin valizini almak için bekleme alanında bekledi . Valizini alıp çıkış noktasına ilerlemeye başladı. Önünde yürüyen bir çocuğa gözü çarptı annesinin elini bıraktı. Annesi telefondan gözlerini ayırmadığı için çocuğun elini bıraktığının farkında bile değildi. Çocuk adımlarını yavaşlattı ve arkasını döndü . Şirin ile göz göze geldiğinde Şirin bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı valizini bırakıp çocuğun yanına doğru koştu. Çocuk kasılmaya başladı ve vücudunu yere bıraktı. Kollarında ve bacaklarında şiddetli titremeler meydana geldi. Şirin yere düşen çocuğu yan yatırdı. Çığlıklar eşiğinde anne çocuğunun yanında olmadığının farkına varmıştı. Sağına soluna baktıktan sonra yerde yatan çocuğunu görüp ağlayarak yere uzandı. Kalabalık Şirin’in etrafını sarmıştı. Nefes alınacak alan kalmamıştı
“Ne oluyor , Ne oluyor ?”
“Az açılın, açılır mısınız lütfen. Ambulansı arayın.”
Esmer uzun boylu bir beyfendi kalabalığın arasına daldı.
“Açılın diyor hanım efendi duymuyor musunuz geri çekilin.”
Anne feryatlar içinde bağırmaya başladı.
“Doktor yok mu ? Doktor çağırın. Çocuğum ölüyor.”
Şirin çocuğun solunum yolunun açıklığını kontrol ediyordu. Başının altına tişörtünü çıkarıp başının altına koydu
“Doktorum ben. Sakin olun.”
“Doktorsan çocuğumun titremesini durdur. Çabuk sana diyorum. Bir şeyler yap.”
Çocuğuna yardımları göz ardı eden anne Şirin’i itikledi. Az önce kalabalığı açan adam annenin önüne geçerek.
“Şuan yaptığınız suç. Kendinize hakim olun.”
Çocuk kendine geldikten sonra bir süre afalladı Şirin.
Anneye dönerek
“Nöbet geçirdiğinde müdahele etme. Bu durum sık ise lütfen doktora gözükün.”
Olduğu yerden kalkarken bir el uzandı önüne.
Şirin başını kaldırdı az önce kendisine destek çıkan beyfendi idi bu
“Teşekkürler.”
Ceketini çıkarıp Şirin’in üzerine koydu. Üzerinde lacivert takım elbisesi karmaşada farkedilmemişti. Temiz yüzlü ve yeni tıraş olmuştu. Hoş ve bir o kadar tehlikeli kokuyordu.
Şirin, adam ile birlikte kapıya kadar yürüdü. Kapının önünde Siyah büyüm aracın kendisi için geldiğini anladı. Kapısında bir adam isimlik ile birliktr bekliyordu. Cebinden telefonu çıkarıp ağabeyini aradı.
“Kimseyi göndermedin mi ? Bekledim bekledim kimseyi göremedim bende taksiye bindim otele geçiyorum. Zaten yol yorgunuyum. İş bilmeyen insanlarla mı uğraşayım ben.”
Telefonu kapattı ve abisinin konuşmasına müsade etmedi. Kısa bir süre geçti geçmedi kapıda bekleyen aracın önünde ki beyfendinin telefonu çaldı. Telefonla konuştuktan sonra isim yazılı tabelayı kenara bıraktı ve oradan uzaklaştılar.
Ceketi adama uzatarak.
“Teşekkürler.”
“Ferhat ben.”
“Ne güzel.”
Şirin kapıya yöneldi ve dışarı çıktı. Adam peşinden yürüdü. Yol kenarında bekleyen sarı uzun saçları olan şık giyimli bir hanım efendinin önlerine yürüdüğünü fark etti.
Bir şey soracak gibi bir hali vardı. Gözlerini o yönden ayırmıyordu. Arada ki mesafeyi kapattıktan sonra kolunda bir el hissetti.
Kız şaşkınlıkla bana baka kaldı. Şirin arkasını dönmeye çalışırken omzunda başka bir el ile tekrar karşısında ki kızla göz göze geldi. Ne olup bittiğine anlam verememişti. Karışık duygular içerisinde dudaklarını araladı.
Şirin konuşmaya başlayacakken. Beyfendi şirini biraz daha kensine yaklaştırdı.
“ Damla senin ne işin var burada ?”
“Seni karşılamaya gelmiştim. Bu kim ?”
Adam Şirin’e bakarak kafa salladı. Üzgündü yaptıkları ve yapacakları için üzgündü. Şirin İstanbul’a ayak bastığı anda belayı avucunun içine aldığı için üzgündü. Adam karşısında ki hanım efendiye tebessüm ederek;
“Sevgilim. Tanıştarayım.” dedi