Giriş
Her günüm birbiriyle aynı olan sıradan hayatıma bir gün daha merhaba demiş bulunmaktayım. Okul sabahları erken kalkmaktan nefret ediyorum, okula gitmekten nefret ediyorum, okul forması giymekten nefret ediyorum.Açıkçası okul ile ilgili her şeyden nefret ediyorum. Daha iyi bir yerde, daha iyi insanlarla, daha iyi bir şekilde eğitim görsem acaba o zamanda isyan edermiydim. Bu soruma tüm içtenliğimle "Kesinlikle evet" diyorum.
Bir an önce mesleğimi elime alıp eşim ve çocuklarımla beraber sıcacık evimde vakit geçirmek istiyorum lakin bunu ne zaman söylesem annemin beynime işleyen ''Bunun için önce okulunu iyi bir derece ile bitirmen gerek'' lafını duyuyorum.
Neden oturduğumuz yerden bir şeyleri başaramıyoruz ki. Annem demişken usulca odaya girmesine aldırış etmeden göz kapaklarımı ısrarla açmayı reddettim. Ayağında ki terliklere rağmen hiç ses çıkarmadan penceremin önüne dikilip hafifçe perdeyi açtı. Korktuğum başıma gelmişti. Perdenin arkasında saklanan ve annemin perdeyi açışı ile güneşin düşmanına saldırır gibi üstüme ok fırlatıldığını hissettim. Bu hayatta düşmanım olmayan bir güneş kalmıştı o da oldu.
Açmakta direndiğim gözlerimi iyice kısıp hızlıca güneşi arkama aldım odam son derece parlıyor ve uykumu yerle bir ediyordu içimden homurdanmaya başlamıştım ki salondan babamın ''Işıl, hadi geç kalıyorsun'' lafını duydum. Anneme baktığımda sanki beni uyandırarak çok önemli bir iş yapmış gibi gülümsediğini gördüm.Aferin annecim aferin. Bir gün daha güzel uykumu bölmüş bulunmaktasın .
Siyah beyaz olan okul eteğimi üzerime geçirdikten sonra tekrar tekrar, bu eteği giymek zorunda bırakan okula lanet ettim. Gözlerim gömleğimi aramaya koyuldu lakin hiç bir yeri gözüme kestiremiyordum.Her gün aynı şey. Klasik okul sabahı faciası.
Annemin duymayacağını düşünerek avazım çıktığı kadar '' Anne gömleğimi gördün mü'' diye bağırdım.
Fazla bağırmış olmalıyım ki''Kızım deli misin ne bağırıyorsun '' diyerek odama apar topar girmesiyle irkildim.
Kapımın arkasında saklanmaktan keyif alan gömleğimi alıp hızlıca üzerime fırlattı.Giderken ''Acele et'' bakışını bana doğru fırlattı.Her sabah aynı bakış aynı tempo aynı durum. Dejavu falan mı yaşıyorum ben ya. Hem o gömleğin orada ne işi var, hem annem nereden biliyor gömleğin orada olduğunu.
Gömleğimi giydikten sonra sarkan uçlarını eteğin içine iyice sakladım. Üstümü başımı düzelttikten sonra kafamı hafifçe havanın nasıl olduğunu öğrenmek için pencereden uzattım. Mart ayında olduğumuz için güneşli havaya inanmamam gerektiğini düşünerek üzerime kırmızı hırkamı giydim. Son dokunuşları yapmak için aynanın karşısına geçtim.Kirpiklerim hafif belirginleştirmek için rimel sürdüm ve makyajımı sonlandırdım.
Odamdan çıktığımda masaya oturup bir yandan telefonuma gelen mesajlara bakıyor bir yandan çayımı yudumluyordum.Başımı telefondan hafif kaldırmam ile babamla göz göze geldik ''Sürekli ne anlıyorsun şu telefonla oynamaktan...'' demesine karşılık sevimli bir gülüşle telefonumu kapattım ters çevirerek masaya koydum.
En tatlı sesimle ''Oldu mu babacım'' diyerek önündeki reçelli ekmeği alıp afiyetle yedim.
Bu davranışıma karşılık ''hadi kalk kalk geç kaldın'' diyerek ayakkabılarını giydiği gibi okul çantamı sırtlandı. Oysa ben daha kahvaltımı bitirmemiştim, hem çantamı almakta neyin nesi genç bir kızım ben de taşıyabilirim .
Annem ile vedaşlaştıktan sonra mız mız tavrımı sürdürerek çıkmak için dış kapıyı açtım ve açmam ile görüş alanıma inanılmaz yakışıklı derecede bir erkeğin girmesiyle sarsıldım. Kumral ten renginde ona uyumlu kahverengi tonlarında saçları ile resmen bastığı her yeri yerle bir ediyordu. Pür dikkat çocuğun yürüyüşüne bakarken, bir an ellerini saçlarına götürdi hafif ve nazik vuruşla etrafına kasırga saldı.
Yaptığı her hareketi iliklerime kadar hissedebiliyordum. Gözlerimi yüzünden alıp yavaşça vücudun da gezdirmeye başladım. Üstüne giydiği deri ceketin altında parıldayan beyaz tişört kaslarını saklamada hiç başarılı olmamış. Siyah kotu ile sıradan ama bir o kadarda mükemmel bir uyum içerisinde olan kıyafetler resmen oldukları durumun farkında gibi çığlık çığlığa dans ediyorlardı. Gözlerimi kıyafetlerinden tekrar yüzüne çevirdiğimde, onun da beni usulca izlediğini gördüm. Heyecanlanmıştım ama bi o kadarda kendime kızmıştım. Yanaklarım hafifçe kızarmaya başlamıştı daha çok kendimi belli etmeden gözlerimi gözlerinden kaçırdım lakin gözlerinin karanlık kahverengiliği ben buradayım diye bağırıyordu bir yandan da kendini susturuyordu karanlık ve bir o kadarda sessiz gözlerini yavaşça benden çekti.Bir anda lüks ve anca rüyamda görebileceğim bir arabanın kapısını açarak içeri girdi. O çocuğun böyle bir yerde ne işi olabilirdi ki. Bizim mahalleye bunun gibiler sadece hava atmak için gelirdi ve büyük ihtimalle o da bunlardan biriydi.
Okula vardığımızda arabadan inmeye her gün olduğu gibi yine tereddüt ettim lakin zorundaydım. Bizim okulumuz 3 katlı küçük bir okul olmasının yanında içi de dışı gibi karamsarlık doluydu. Sarı dökülen duvarları her baktığımda tüylerimi diken diken ediyordu. Arkaya korku film müziği koysanız bu kadar uyum sağlar.
Ufak bir bahçesi ve dışarıda olan ufak bir kantini vardı. Futbol sahasını, voleybol sahasını ve basketbol sahasını sadece bir yere yapmışlardı.Daha büyük alan almaya paranız mı yetmedi, çok merak ettiğim bu konuyu hiç bir zaman açmamak üzere kapatıyorum. Bahçede usul usul ilerlerken beni sevmeyen insanların ölümcül bakışlarına mahruz kalmaya başlamıştım bile. Sabah sabah hiç çekilecek bir durum değildi.
Betül'ün beni görmesi ile omzuma sertçe vurması bir oldu. Bu kızı seviyorum ama şu ani hareketleri bir gün ölümüme sebep olucak. Betül bir çok erkeğin sahip olmak istediği kız tipindeydi. Kahverengi saçları ve kahverengi gözleri ile her zaman çevresine mutluluk saçan biriydi. Olgun düşünen, ne istediğini bilen, kararlı bir kızdı. Yani anlayacağınız benim tam tersimdi.Ben fazla içine kapanık, bir türlü birşeye karar veremeyen, çocuksu bir kızım. Ben bunları düşünürken arkamdan gizlice birinin gözlerimi kapattığını hissettim. Elleri gözlerimde olan kişinin ellerine dokunmaya başladım oldukça kalın ve büyüktü tıpkı Furkanın elleri gibi. İçimden Furkan diye geçirsem de pek belli etmemeye çalıştım .
''Dur dur !! tahmin edeceğim. Caner olabilirsin oldukça güzel kokuyorsun.Parfümünü nereden aldıysan bana da önermeni tavsiye ederim ya da Görkem yoksa sen misin bu güçlü eller sadece senin olabilir.'' Ben daha örneklerimi bitirmeden Furkan'ın bozulduğunu anladığımda, ellerini yüzümden çekip.
''Şaka yaptım ben seni hiç tanımaz mıyım biricik yakışıklı kankam'' diye alay etmeye başladım.
Furkanın yüzünde oluşan gülümse benim tekrar dan gülmeme neden oldu.
''Yavru panda fazla cesaretli bugün'' diye sinirlendirmeye çalıştı beni. Hem benim nerem panda?
Zil çalıp sınıflara çıktığımızda, sandalyelerimize oturup dünün dedikodusunu yapmaya başladık. Yüzyılın bombaları vardı bu hafta ve bir kaç gündür böylesine güzel konuşamıyorduk. Furkan çok çabuk ortama uyum sağlayan bir tipti dedikodu yapmazdı karşılık vermezdi sadece dinler ve gülümserdi,tam istenilen erkek kanka modeli idi. Her güldüğünde mavi gözleri dahada ortaya çıkardı.Okyanusa baktıkça kaybolası gelirdi insanın. 3 senelik kankam olmasa belki yan gözle bakabilirdim lakin onun kalbime girdiği ilk yer farklı bir boyutta.Kardeşlik boyutunda idi. Furkan hoca gelmeden kendi sınıfına gitmek için kalktı dedikodumuzun en güzel yerinde içeri giren kendini beğenmiş Bengü'nün ayak sesleri tüm dikkatimizi dağıtmıştı. Kendi içimde kavgaya tutuşmuşken.Cansu hocanın içeri girdiğini gördüm.Evet ilk dersimizde böyle başlamış bulunmakta. Bu günde çok klasik giyinmişti. Hiçbir zamana yaşına uygun şeyler giymiyordu ve bu gidişle evde kalacaktı.Bunu dile getirdiğimde ''Sanane benim özel hayatımdan sanane'' diye laf dalaşına girerdi benimle.
Cansu hoca matematik hocasıydı, genellikle insanlar der ki bu insan sayesinde bu dersi sevdim ama ben diyemiyorum. Ben matematikten Cansu hoca yüzünden nefret ettim.Allah kahretsinde bu kadını tanımasaydım belki matematiği sevebilirdim. Anlatışa bak, yürüyüşe bak,demem ile Cansu hocanın "Işıl az hayal dünyandan kop ve tahtadaki soruyu çöz'' demesi ile tekrar sinirlenmeye başladım.
Oysa parmakta kaldırmamıştım beni yeniden rencide edeceğini, ondan korkmam gerektiğini böyle gösteriyordu aklı sıra. Matematik dersini sevmiyordum ama bu yapamayacağım bir soru değildi. Ayağı kalktım ve tahtaya yürümeye başladım ta ki Bengü'nün ayağıma çelme takması ile neye uğradığımı şaşırıp yere kapaklanana kadar.
Tüm sınıftan bir kahkaha yükseldi oysa benim canım çok acımıştı. Ellerim soğuk betona çarptığında uyuşmuş ve hissedilmeyecek hale gelmişti. Kafamı çevirdiğimde Betül'ün hiç umursamadan ellerini masaya vura vura güldüğünü gördüm. İşte o zaman canım daha çok acıdı. En yakın arkadaşım en kötü halimle dalga geçiyordu. Hiç umursamadan hiç yardım etmeden, hatta beni hiç düşünmeden kahkaha atıyordu. Bu Bengü'nün bardağı taşıran son damlasıydı.
Arkadan bir erkek sesi yükseldi.
"Tıpkı layık olduğun gibi diptesin.''
Bu neydi şimdi ? Ben napmıştım bu insanlara da benden böyle nefret ediyorlardı. Sinirim tepeme çıktıktan sonra son hamlemi ben bile tahmin edemeyecek hale gelmiştim.
Hızlı bir şekilde ayağı dikilip Bengü'nün suratına bakmaya başladım. Hiç bir şey olmamış gibi soğukkanlı sürtük gibi tavrını değiştirmedi. Dudağının kenarını hafif kıvırarak alaycı bir bakış attı. Bu kadarı da fazlaydı, artık birinin bu kıza haddini göstermesi gerekiyordu. Minnacık ellerimi Bengü'nün maşalı saçlarına geçirerek çekmeye başladım. Yaptığım bu davranış karşısında yüz ifadesi değişti ve çığlık atmaya başladı. Bu hareketi benden beklemiyordu, açıkçası ben de kendimden beklemiyordum. Bengü acı içinde kıvranırken, arkadan biri elini tüm saçlarıma doladığını hissettim. Daha arkama dönmeye fırsat bile vermeden saçlarımı oraya buraya savurmaya başladı.
''Bırak beni'' diyerek bağırmaya başladım. Saçlarımı kurtarmaya çalıştım lakin verdiğim çabaların hepsi boşaydı beklenmedik darbeyle acı acı kıvranmaya başlamıştım ki Bengü ayağı kalkıp karnıma bir yumuk attı. Cansu hoca araya girip bizi ayırmaya çalışıyordu. Neye uğradığımı şaşırmıştım. İç organlarımın darmadağan olduğunu hissedebiliyordum. Arka arkaya gelen kaçamadığım darbeler bana ufaktan fısıldadı "Sen umutsuz vakasın"
Cansu hoca Bengüyü sakinleştirerek benden uzaklaştırdı. " Yeter disipline gideceksin, bırak."
"Sen bir hiçsin." sözleri kulaklarımda çınlamaya başlamıştı bile.Gözlerim yanmaya ufak damlacıklar kendini salmaya başlamıştı kendimi ağlamamak için zor tutuyordum.
Elimin tersiyle tüm gelen göz yaşlarımı sildim ve gerisinin gelmemesi için elimden geldiğince kendimi sıktım. En yakın arkadaşım düştüğüm duruma gülüyor, sınıftakiler bana laf sokuyor ve Bengü yeniden savaşı kazanıyordu. Sınıf kapısı sert bir
şekilde açıldı. Belimde güçlü bir el hissettim beni bir ufacık bir şeymişim gibi ayağı kaldırıp kendine çevirdi.
Bir an neye uğradığımı şaşırsamda kendime geldiğimde Furkanın gözlerimin içine bakan suratı bir nebze olsa da almıştı üzüntümü. "Gel" diyerek beni hava alabileceğim bir yere götürdü.
"Şimdi ağlayabilirsin'' dedi.
Resmen düşüncelerimi okuyordu. Resmen beni tanıyordu. Gözlerimden düşen damlaları bir şelale misali özgürlüklerine kavuşturdum. Çok canım yanıyordu kimse beni sevmeyecek, kimse bana değer vermiyecek gibime geliyordu.
Furkan beni kendine çekip sarılarak."Ben sana değer veriyorum, ben sana değer veriyorum benim yavru pandam"dedi.
Dedikleri karşısında gözlerim açıldı. Dudaklarım aralandı ve kulağına kimsenin duymaması gereken birşey söylüyormuşum gibi davrandım.
''Sen zihin falan okuyabiliyorsun da benim mi haberim yok'' diye alay etmeye başladım.
''Yavru pandamı tanıma sebebim bunlar'' diyerek yumuşak kalbi ile herşeyi silip geçti. Açılan tüm yaraları sildi. Bana hala umudun olduğunu ve hala mutlu olabileceğimi gösterdi. Bengü bir zamanlar Furkandan hoşlanıyordu. Furkanın bana olan zaafı benden nefret etmesine neden olmuştu.
Okul çıkışı eve gitmek için otobüs durağına hızlı adımlarla koştum. Bugün olan olayların üzüntüsünü kalbimden atmıştım lakin ayaklarımda tutsak etmiş gibiydim. Sıra bana geldiğinde heyecanlı heyecanlı akbilimi çıkardım ve içinde para olduğunu düşünerek bastım. ''YETERSİZ BAKİYE!'' sesi benim tüm otobüste rezil olmamı sağlamıştı. Teşekkürler akbil teşekkürler.
Sessiz sedasız ''Akbili olan var mı'' diye bağırdım. Otobüste olan herkes ölüm sessizliğine büründü ya telefonla ilgilendiler ya da uyuyormuş gibi taklit yaptılar. Ben boşuna kendime umutsuz vakayım demiyorum. Bütün işlerim ters gitmese sanki olmaz.
Şoföre ''Buralarda hiç akbil dolum yeri yok.İneceğim durakta doldurup bassam sıkıntı olur mu ?'' dedim. Başımı hafif eğerek ve beni şirin bulur da belki kabul eder düşüncesi ile gözlerine baktım.
Sert bir tepki ile '' Akbilinde paran yok o zaman niye otobüse biniyorsun in çabuk'' demesiyle neye uğradığımı şaşırdım ama bu çok kabacaydı.Başım aşağı dönük arkamı döndüm söylene şöylene ilerlerken kafamı sert bir vücuda çarpmam ile düşüncelerim uçup gitti. Kafamı kaldırmadan hemen biri lafa girişti
''Bende de Akbil yok. Para versem olmaz mı?"
"Madem akbiliniz de para yok binmeyim otobüse. Yolcular sizi bekliyor geçin bu seferlik." dedi otobüs şoförü ama arkamda ki adam para vermekte ısrarcıydı cüzdanından 100 tl çıkarıp otobüs şoförünün eline uzattı. Benim için biri fedakarlık mı yapmıştı. Biri beni mi düşünmüştü. Merakla kahramanıma bakmak için başımı kaldırmam ile tekrar indirmem bir oldu. İnanılır gibi değildi. Bu imkansızdı. Bu çocuk sabah mahallede gördüğüm çocuktu. Hayatım fazla sıkıcı ve yalnızdı bende sanırım kendime kahraman bulma arayışına kapıldığım için çocuktan etkilenmiştim.
İyi de lüks bir arabaya binerken görmüştüm ben bunu, şimdi neden otobüse biniyordu. Araba yoksa onun değilmiydi ? Üzerinde ki herşey oldukça pahalı gözüküyordu.
Aklım aklımı yerken çocuğun tekrar konuşmasıyla irkildim ''Ayakta beklemeyi pek sevmem paranı ödedim hadi ilerliyecekmisin?"
"A-ffedersin..."
En arka koltuğa geçerek kulaklığımı taktım gözlerim hala soğuk kahramanımı izliyordu. Bir çok yer boşken gelip yanıma oturdu.
''Adın ne'' dedim kulaklığı kulağımdan çekerek
Kafasını hafif bana çevirip göz ucu ile baktı ve cevap vermeden telefonunu çıkarıp oyalanmaya başladı
"Belki yaptığın kahramanlık sonucu sana teşekkür edicem'' dedim. Dudağını hafifçe kıvırıp
" Çok konuşuyorsun ve ben çok konuşan insanları sevmem"
"Kimsin ve benden ne istiyorsun bilmiyorum ama pek tekin biri değilsin anlaşılan? Bu karşılaşmamızında tesadüf olduğunu varsayıyorum. Umarım üçüncü defa daha karşıma çıkmazsın. "
Otobüste ineceğim durağın ismini duymamla kendimi dışarı atmam bir oldu . İndikten sonra yağmurun çiselediğini fark ettim ve yağmura yakalanmamak için hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım.Git gide hızlanan yağmur ve havanın kararmasından dolayı etrafı görmem iyice zorlaşmıştı.
Karanlıktan korkmam ve yağmurlu hava beni iyice tedirgin etmeye başlamıştı. Sanki takip ediliyormuşum hissine kapıldım. Olduğum yerde durup arkamı incelemeye başladım. Daha önceden filmlerde gördüğüm sahneleri yaşıyormuşum gibi hissettim.
Kendi kendime ''Işıl aksiyon yaratma yok bir şey'' dedim. Hızımı daha da arttırdım lakin benim ayak seslerim ile başka bir ayak sesi daha duyabiliyordum. İçimdeki korku büyüme ve tedirginlik her geçen saniye vücudumu kaplamaya başladı. Otobüste ki çocuk yoksa sapık mıydı ? Bizim evin olduğu sokağın lambasını gördüğümde eve yaklaşmanın verdiği huzuru yavaşça içime çekiyordum. Az kaldı az kaldı.
Aniden bir elin ağzımı sertçe kapattığını hissettim. Canımı oldukça yakıyordu. Ellerim ve ayaklarım olduğum yerde tepinmeye beni karanlık gibi çeken kişinin ellerinden kurtulmaya çalışıyordum. Güçlü kolları ile beni kendine bastırıyordu. Bağırmaya çalışıyordum elimden gelen tüm çabayla bağırmaya çalışıyordum fakat çıkan tek ses boğuk bir inleyiş. Düşüncelerimin içinde kaybolurken göz yaşlarımı tutamayıp tekrar tekrar bağırmaya başladım. Tepinmeme karşılık veren tek şey ayakkabımın su da çıkardığı ses idi. Gözlerimden akan yaş değil korkuydu. Hepsi yağmur ve gece karanlığı ile birbir kayboluyordu...
Bende kayboluyordum.. Saniyeler geçtikçe karanlık beni içine çekiyordu....