Hogwarts Denilen Yer
Aslında 5 dakika süren fakat Lily Taylor Robbinson'a 5 saat gibi gelen dar bir patika yolculuğundan sonra büyük, simsiyah bir gölün kıyısına açılmışlardı. Lily tam üstünün ıslanmasından söylenecekti ki diğer çocuklardan, çok soğuk biri sandığı o garip, yele gibi bakımsız saçları olan, herkesin saçına sakız yapıştırmaya çalışan(dış görünüşe göre farklı aromalarda yapıştırıyormuş) oğlandan bile, "Oooo!!" sesi gelince kafasını kaldırdı. Ne boş yapıyorlard- Diyordu ki ağzı açık kaldı. Karşısındaki dağın tepesinde, gölle aynı renk gökyüzünün altında, mum ışığına benzer sarımtırak renkte parıldayan pencereli, o anki şok ile sayılamayan, fakat 7'den fazla kulesiyle orta çağdan kalmışa benzeyen bir şato duruyordu.
Asasını ilk günden kırmayı başaran kız her şeyi unutmuş gibiydi. O da Lily ile beraber nutku tutulmuş halde şatoya bakıyordu ki dev cüsseli, aslan yelesi gibi up uzun saçı ve sakalları olan, ama nedense kimsenin ürkmediği adam etrafa tükürükler saçmamaya çalışarak konuşmaya başladı.
"Herkes burada değil mi?! Tamam-" Kocaman eliyle kıyıda duran kayıklar filosunu işaret etti. Bunu yaparken zavallı Rebecca'yı yerle bir ediyordu. "Dört kişiden fazla binmeyin! Tabii kendi güvenliğiniz için." Lily tanımadığı 2 kızın kayığına istemeye istemeye bindi.
Büyük cüsseli adam(yandaki kayıkta bulunan çocuk ondan Hagrid diye söz ediyordu.) da onlardan hemen sonra tek bir kayığa kuruldu. Bir kaç saniye süren uzun ve derin bir sessizliğin ardından Hagrid, "HADİ İLERİ!" diye bağırdı.
O bağırdığı gibi kayıklar ansızın kendi kendine gölün üstünde süzülürcesine ilerlemeye başladı. Sadece bir kaç kişi haricinde herkes ölümüne susmuştu. Sanki sesli nefes alırlarsa dahi o büyülü an bozulacak ve kayıklar dibe batacaktı. Herkesin gözü o kocaman, Hogwarts denilen şatodaydı. Yaklaşıyorlardı, şatoya ilerledikleri her an daha da büyüyor gibiydi.
Kayıklar yavaş yavaş yamaca varınca en arkadaki kayıktan "Kafalarınızı eğin!" diye bir ses yükseldi. Herkes bu anı beklercesine çıt çıkarmadan kafalarını eğdi, kayıklar yamacın önündeki girişi perdeleyen sarmaşıkların arasından süzüldü. Şatonun altındaki karanlık tünelden geçtiler ve bir çeşit yeraltı rıhtımına yanaştılar ve çakıllara, daha çok kayalara çıktılar.
Çocuklar karaya ayak bastıkları anda etrafı incelemeye başladılar. Teker teker kayıklara ışık tutan Hagrid'in de işi bitince onu takip edip kayadaki bir geçidi tırmandılar. Uzun bir yürüyüşten sonra şatonun gölgesi altında kalmış, dümdüz, nemli bir çimenlik alana vardılar.
Bakımsız ama bir o kadar rahat çıkılan taş basamakları çıktılar. Şimdi ağaçtan yapılmış, kocaman bir kapının önünde toplanmışlardı.
"Herkes arkadaşlarını ve hayvanlarını kontrol etsin, okul yılı boyunca bir daha buraya gelemeyeceğiz!" Ama Lily'nin kontrol edecek arkadaşı yoktu ve kurbağasını zaten cebinde hissedebiliyordu. Diğer öğrenciler bütün arkadaş gruplarının orda olduğunu kesinleştirdikten sonra (2 dakikadan fazla sürdü) herkesin gözü tekrar Hagrid'in üstündeydi. Kocaman bir yumrukla Hagrid, şatonun kapısına üç defa tıklattı.
Kapı aniden açıldı, karşılarında yıpranmış, zümrüt yeşili bir cüppe giymiş, zamanında uzun boylu duran, gri saçlı bir cadı duruyordu. E tabii cadı denmezdi, kadın büyücü diyelim biz ona. Yaşlılık kırışıklıklarına rağmen sert bir yüzü vardı büyücü kadının. Bir çok kişi irkilip geriye çekilmişti, fakat Lily'nin bu kadında hissettiği şey farklıydı. Onunla ilgili özel bir şey vardı, daha çok bir anne gibi hissettiriyordu.
"Evet," sert bakışlı kadın boğazını temizledi. "Profesör McGonagall diyebilirsiniz. Soru kabul etmiyorum." Elini kaldıran Rebecca Havelock yüzü açık şeftali kırmızısına bürünmüş şekilde kolunu indirdi. "Hagrid, teşekkür ederim. Beni takip etsin herkes."
Kapı açılabildiği kadar açıldı. Giriş Salonu etrafındaki başka çocukları öylesine etkilemiş olsa da Lily o kadar etkilenmedi. Daha büyüğünü görmüştü. O büyülü havasını inkar edemezdi ama. İçerisi Diagon yolundaki bir çok dükkanda olduğu gibi meşalelerle aydınlatılıyordu. Tavan, onlar gibi kısa boyluların göremeyeceği kadar yüksekti. Biraz ilerledikten sonra karşılarında üst katlara çıkan görkemli merdivenler belirdi.
Giriş Salonu boyunca Profesör McGonagall'ı takip ettiler. Her yerde minik, yer geldiğinde kocaman, görkemli kapılar vardı. Hepsinin arkasından çeşitli yaratıklar veya insanların sesi geliyordu. Büyü, bu olsa gerekti.
Profesör, onları küçük bir kapıdan içeri geçirdi. Oda da kapı kadar küçük ve tıkış tıkıştı. Lily tanımadığı bir kızın gereğinden fazla büyük küpesini ağzına alıyordu yanlışlıkla. Herkes birbiriyle konuşmaya başlamıştı bile. Ağızdan çıkan her kelime odada kalıyor ve dışarı çıkmıyor gibiydi, kulakları çınlatan rahatsız bir his vardı.
"Hogwarts'ta büyülü bir yıla hepiniz hoş geldiniz." Profesör McGonagall sert sert gülümsedi. Bu onun kırışlıklarını ikiye katlıyordu. "Bildiğiniz, veya bilmediğiniz gibi ders yılı töreni az sonra başlamadan önce bir seçim yapılacak, hangi binalara geçeceğiniz seçilecek. Binalar oldukça önemlidir, sonuçta 7 yıl boyunca o binadan sayılacaksınız, ve binanızda ki diğer öğrenciler ile bir nevi bir aile gibi olacaksınız. Derslere binanızdakiler ile girip onlarda çıkacaksınız, boş vakit bulabilirseniz kendi binanızın ortak salonunda geçireceksiniz, kendi binanızın yatakhanesinde yatacaksınız."
Devam etmeden önce derin bir nefes aldı. "Ve bu binalar dörde ayrılır; Gryffindor, Hufflepuff, Ravenclaw ve son olarak Slytherin. Her binanın kendine ait özellikleri, yetiştirdikleri inanılmaz büyücüler, cadılar vardır. Hogwarts'ta kaldığınız süre içerisinde yaptığınız iyi işler binanızın notlarını yükseltirken, yaptığınız kötü işler ise tahmin edebileceğiniz üzere düşürür. Yıl bitiminde en yüksek nota sahip olan bina ise Bina Kupasını kazanır. Umuyorum ki hepiniz bina notlarınıza katkıda bulunursunuz. Bina Kupası her binaya layık olmaz, büyük bir onurdur bu. Neyse... Bina Seçim Töreni az sonra kalan bütün öğrenciler karşısında yapılacak," Profesör McGonagall yargılar bakışlarda öğrencileri baştan aşağı süzdü. "bu yüzden kendinize çekidüzen verin."
Lily taramayı göz önünde bile bulundurmadığı saçını endişeli endişeli düzeltmeye çalıştı, cüppesini düzeltti, rengarenk çoraplarını uzun ayakkabısının içine tıkıştırdı.
"Sessiz olun ve bekleyin." Profesör McGonagall başka hiç bir şey demeden odadan hızla ayrıldı. Bütün öğrenciler tedirginlikle etraflarına bakıyor, Profesörün isteği üzerine konuşmamaya çalışıyorlardı.
Başından beri Lily'nin yanında duran bir kız titreyen bir ses tonuyla "Sadece seçim değil mi? B-Bize b-büyü yapmayacaklar değil-değil mi...?" dedi. Lily umursamaz bir bakışla kıza döndü. "Amaan, yapsalar ne olacak? Hem kim korkuttu seni böyle?" Dediği şeyden hemen pişman oldu çünkü kız korkudan ağlayacak duruma gelmişti. Bir kaç diğer öğrenci eğer büyü yaparlarsa nasıl havalı havalı asalarını çıkarıp korunacaklarını anlatıyorlardı. Lily'nin nefesi daralmaya başlamıştı. Öyle bir şey olacak olsaydı bütün okulun önünde rezil olmaktan başka şansı yoktu. İçerideki Büyük Salondan gelen sesleri işitmeye çalışıyordu, her türlü ipucu işine yarardı. Herkes korku içinde odanın etrafında dolanmaya başlamıştı. Hepsi ne tür işkenceler çekeceklerini düşünüyorlardı belli ki. Her an içeri büyücüler girip onları bir büyüyle kurbağaya dönüştürebilir, bir zindana sokabilirdi.
Lily çaresizlik içinde kafasını kaldırdı. Sanki tavandan bir ip sarkıp onu buradan kurtaracaktı. Dediği oldu gibi de, fakat sarkan şey bir ip değil, inci beyazı bir hayalet kafasıydı. Etrafa bakındı, birini arıyormuş gibiydi. Altında, yüzü beyaza dönmüş bir şekilde ona bakan bir kız çocuğu olduğunu görmesi yarım dakikasını aldı. "Ayy! Bu da nedir?!" dedi ve kafa bir kaç saniye içinde tavandan çıkıp kayarcasına kayboldu. Lily tam çığlığı basacaktı ki Profesör McGonagall içeri tekrardan girdi.
Nefeslerini tutup Profesöre döndüler. Yeni öğrencilere dönüp "Tek sıra." dedi Profesör McGonagall. Ağır adımlarla ilerliyordu hepsi. Lily, bembeyaz saçlı bir kızın arkasına geçti, onun arkasına da ağlayan başka bir kız. Lily onun az önceki kız olduğunu anladı. Arkasına dönüp dediği şey için ondan özür dileyecekti ki sıra ilerlemeye başladı.
Odadan yavaşça çıktılar, taş duvarlar arasından geçip çift kanatlı bir kapıdan geçtiler. Ve sonunda o Büyük Salon'a vardılar.
Bu odanın görkemini artık Lily bile inkar edemezdi. Dört tane upuzun masa vardı, bu masaların üstünde ise havada süzülen yüzlerce, belki de binlerce mum etrafı aydınlatıyordu. Masaların üstünde cilalanmış gibi duran altın tabaklar, çatal bıçak setleri ve kupalar duruyordu. Her binada oturan öğrenciler farklı renk cübbeler giymişti. Salonun ucunda dört büyük masanın dışında başka bir masa daha vardı, bu da diğer masalar kadar uzundu, tek farkı bu masanın başında öğrenciler değil öğretmenler vardı. Profesör McGonagall beklemekte olan öğrencileri o masaya doğru götürdü. Şimdi yeni öğrenciler, eski öğrencilerin önünde sıralanmıştı. Diğer öğretmenler arkalarında kalmıştı fakat sesleri duyulabiliyordu. Mum ışığının altında merakla kendilerine bakan yüzler zar zor seçilebiliyordu. Öğrencilerin arasında Lily'e hiç yabancı gelmeyen bir yüz de vardı- işte o hayalet ordaydı! Her masanın üstünde en az bir hayalet süzülüyordu. Lily, salonu daha iyi incelemek için etrafa bakındı. Duvarlarda yine meşaleler vardı. O sırada önündeki beyaz saçlı kızın Fransızca bir şeyler mırıldadığı duydu. Tavan aynı gökyüzü gibi duruyordu. Büyüleyiciydi. Gerçekten gökyüzüne açılıp açılmadığını anlamak güçtü.
Lily, tavanı inceleyedururken Profesör McGonagall öğrencilerin önüne dört ayaklı, biraz eski bir tabure yerleştirdi, üstüne de sivri uçlu, yamalar içinde, eski püskü ve acayip kirli bir şapka koydu.
Bu şapkaya ne yapacaklardı ki? Görünüşe bakılırsa bu şapkaya yapılacak en iyi şey içli dışlı bir anne temizliğiydi. Uzun süren garip bir sessizliğin ardından şapka azıcık kıpırdadı. Lily gibi bir çok öğrenci geriye bir kaç adım aldı, sonuçta o bir büyücü şapkasıydı. Anormal bir hasar sanılan, şapkanın üzerindeki yırtıklardan biri, ağız gibi açıldı. Daha öğrenciler tepki verememişken şapka bir şarkı tutturdu.
Bir şapkayım, sıradan değil, Zihninize bakarım derin derin. Hangi binaya layıksınız, Gel, karar vereyim sizin için!
Cesaretin gerekirse asla korkma, Gryffindor'da bul kendini orada. Aslan gibi güçlü, onurlu bir uh, Her zorlukta ileriye doğru bir adım!
Bilgiyle parlar zeka ışığı, Ravenclaw'un kapısı sana açık. Düşün, sorgula, yarat harikalar, Bu binada zeka asla sınır tanımaz!
Slytherin'de hırs var, liderlik sanatı, Akıllıca yollarla bul güç kapılarını. Kurnaz ol, ama sadakatten şaşma, Bu yolda yoldaşlarını bırakma!
Hufflepuff, dürüstlük ve sadakat, Her dost için kalpleri birer kanat. Çalışkan ruhlarla burada yaşarsın, Sevgiyi ve dostluğu hep paylaşırsın.
Hangi bina, hangi yol doğru sana, Korkma, bırak seçimini yapayım sana. Seçmen Şapka karar verir bu gece, Ve Hogwarts'ta başlar yeni bir macera!
Şarkı sona erince her dört masadan bir alkış yükseldi. Şapka kendince eğilerek selam verdi. Sonrasında tekrardan garip bir sessizliğe gömüldü bütün salon. Artık korku dolu nefes alıp vermeler son bulmuştu, demek bütün olay şu şapkayı kafalarına koymayla son bulacaktı!
Lily hangi bina daha iyi karar veremiyordu, Slytherin diye düşündü, ama yok, sinsilik ile işi olmazdı onun. Ravenclaw? E ama Lily o kadar akıllı değildi ki? Onu da eledi. Geriye Hufflepuff ve Gryffindor kalmıştı. İkisi arasında karar vermesi çok zordu. Evet, cesaretliydi ama Hufflepuff ona daha yakın hissettiriyordu. Şapka bir soru sorsaydı oracıkta donar kalırdı. Kararsızlıktan nefret ediyordu. Hazırcevap bir kızdı aslında, fakat böyle durumlarda sesini kesmekten başka çaresi kalmıyordu. Nefesini tutup beklemeye başladı.
Profesör McGonagall elinde uzun bir parşömen kağıdıyla öğrencilerin oluşturduğu sıranın biraz önünde durdu.
"Adını okuduğum tabureye oturup şapkayı kafasına taksın, hangi binaya gideceğiniz belirlenecek." dedi ve parşömen rulosunu yuvarladı. Sıranın yarısına kadar geliyordu. "Calliope, Violet!"
Kumral, sıska, ama bir o kadar da güzel ela gözlü bir kız öne çıktı. Fazla özgüvenli ve dik bir şekilde tabureye oturdu ve şapkayı eline aldı. Şapka daha tam kafasına oturmamıştı ki-
"RAVENCLAW!"
Soldan ikinci masadan bir alkış koptu, Violet kendinden emin adımlarla gidip Ravenclaw masasına oturdu. Ravenclaw hayaleti Helena Ravenclaw başıyla Violet'e selam verdi.
"Blackwood, Gideon!"
Şapka bu sefer "SLYTHERİN!" diye bağırdı. Yeşil ve gümüş masa örtüleriyle dekore edilmiş masadan bir alkış koptu ve Gideon masadaki yerini aldı.
"Corvo, Charles!"
"GRYFFINDOR!"
En soldaki masadan şatoyu inleten bir alkış koptu. Charles, minik cüssesiyle Gryffindor masasına koştu ve bir kaç kişiye sarıldıktan sonra oturdu. "Beaumont, Alice" ve "Finnigan, Astrid" gibi bir kaç kişi daha Gryffindor'a katıldı. Şimdilik tek Hufflepuff "Havelock, Rebecca" idi.
Lily'nin karnı ağrımaya başlamıştı. Ya Slytherin olursam diye düşünüyordu. O masadaki herkes tekinsiz geliyordu gözüne ve bu hiç hoşuna gitmemişti. Takımlara ayrılmayı sevmezdi, hep hiç istemediği bir takıma düşer ve dışlanırdı. Yine öyle olursa diye ödü patlıyordu. O düşünürken "Hawthorne, Sylvia" Hufflepuff'a seçilmişti.
Şapka Sylvia'nın binasını seçerken diğerlerinden daha fazla düşünmüştü. Bu Lily'nin kafasında soru işaretleri bırakıyordu. Seçmen Şapka tam olarak neye göre binaları seçiyordu? Sadece kişilik özelliklerine bakıp seçtiğini kendisi söylememiş miydi? Az önce ağlamaklı olan "Lim, Ivera" bile Gryffindor'a gitmişti.
"Abernathy, Oliver." da Gryffindor'a seçildikten sonra Lily biraz olsun içindeki endişeyi azaltabilmişti. Kendisinin Gryffindor'a seçileceğinden şüphe yoktu. O, cesur ve azimliydi, kendisini yerinde ve düzgün bir şekilde korumayı biliyordu. Bunlar yeterliydi zaten. Yani, başka hiç bir binaya uymuyordu kişiliği. Ama kafasının başka bir köşesinde Seçmen Şapkanın "SLYTHERİN!" diye bağırışını susturamıyordu. Tam güzel düşüncelere dalmıştı ki Profesör McGonagall bütün salonu susturan o kişinin ismini söyledi. "Potter, James." Profesör McGonagall kare çerçeveli gözlüğünün üstünden James'i süzdü. James olacakları biliyormuşçasına rahat bir tavırla tabureye oturdu. O umursamaz yüz ifadesinin ardında endişe gözle görülebilir hale gelmişti. Seçmen Şapkadan ses gelmeyince James yutkundu. Herkes nefesini tutmuş bekliyordu ki-
"GRYFFINDOR!"
Gryffindor masasından bütün şatonun duyabileceği bir alkış koptu. James masasındaki yerini almadan önce en az 10 kişi tarafından kucaklandı. Sıra gittikçe azalıyordu. "Bennett", "HUFFLEPUFF!", "Marlowe" "SLYTHERIN!" derken sonunda Lily'nin kulağı tanıdık bir isimdi.. Ne tanıdığı ya? Olamaz!
"Robbinson, Lily."
Lily zorlana zorlana öne çıktı. Kalbi göğüs kafesinden fırlayacak gibi atıyordu. Hiç böyle stres olmamıştı. Parmak uçlarını hissedemiyordu, evet, kesinlikle hissetmiyordu. Bir Hufflepuff bir de Slytherin masasına bakıyordu. Gryffindor masasına bakıp hayaller kurduktan sonra ya başka bir binaya gidersem diye korktuğu için oraya bakmaya cesaret edemiyordu. Ah, hayır! Neden hala oturmadı! Şimdi herkes ona bakıp kıkırdamaya başlamıştı bile. Bir kaç Slytherin'li korkunç korkunç ona bakıp fısıldaşıyorlardı. Lily'nin gözü dolmaya başlamıştı. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Sertçe dudağını ısırıp tabureye oturdu ve şapkayı başına koydu. Şapka önündeki en az 300 öğrenciyi görmesini engelliyordu. Bu onu bir nebze rahatlattı. Derin ve uzun nefesler alıp bekledi. Kulağına tiz bir ses geldi. "Kararsız bir genç bayan görüyorum burada... Zekası pek yok, ancak çok azimli. Öğretmenlerin zeka bakımından olmasa da gözüne gireceksin, çok belli... Hangi bina seni en iyi temsil eder acaba.." Lily heyecandan titrer bir şekilde taburede kendini bir o kenara bir bu kenara atıyordu. Gören poposunda bit var deyimini ona bakıp söylemişler sanardı. "Gryffindor, Gryffindor. Lütfen, Gryffindor!" diye düşündü. Tiz ses Lily'nin kulaklarını çınlatan sessiz bir kahkaha koyuverdi. "Gryffindor, ha? Senden tam bir bitki bilimci olabilirdi. Hufflepuff tam senlikti. Ama tabii senin fikirlerine de önem vermek lazım.. GRYFFINDOR!"
Lily, Profesör McGonagall'ın şapkayı kafasından çıkardığını gördü. Gryffindor masasından alkışlar yükseliyordu. Kalp atış hızı da artmıştı, ama korkudan değil, mutluluktan. Slytherin'e seçilmemişti. Aceleyle tabureden kalktı ve Gryffindor masasına ilerledi. Herkes alkışlıyor, bazı yeni öğrenciler ona sarılıyordu.
Son olarak Alice Beaumont'a da isteksiz bir şekilde sarıldıktan sonra tam yanında yerini aldı.
"Ben Alice. Tanıştığımıza-"
Ama Lily dinlemiyordu bile. Gözü onu alkışlamayan o oğlana dikiliydi. James Potter. Ciddi bir ifade takınmıştı, (büyük ihtimal arkadaşlarına tam tersi bir şekilde davranıyordu.) büyük bir ilgi ile Lily'e bakıyordu. Lily ona arkasını dönmüş olsa bile bakışlarını sırtında hissedebiliyordu.