Gölgeden Işığa

All Rights Reserved ©

Summary

Bir aşkın, kayıpların ve uzun bir bekleyişin öyküsü... Jason ve Angelina, hayatın onlara sunduğu engellerle mücadele ederken birbirlerine olan sevda ile yeniden birleşmeye çalışacaklar. Ancak, aşk her zaman düz bir yolculuk değildir. Geçmişin yaraları, aralarındaki duvarları yükseltecek ve kalp kırıklıkları onları uzaklaştıracaktır. Peki ya aşk, tüm bunlara rağmen yeniden doğabilir mi? Zaman, sabır ve mücadele, onları birbirlerine kavuşturabilecek mi? Bu hikaye, yaralı kalplerin yeniden sevmesi için verdiği savaşı anlatırken, birleştikleri anın ne kadar mümkün olduğunu sorgulatıyor.

Status
Ongoing
Chapters
2
Rating
n/a
Age Rating
18+

Chapter 1

Özlem, belki de şu an içimde var olan tek his... Öylesine derinleşti ki, artık gerçek mi, yoksa sadece zihnimde şekillenen bir yanılsama mı, hiçbirini ayırt edemiyorum.

Yatağımda uzanmış, bir günün daha bitmesini beklerken zihnimi bu düşüncelerden uzaklaştırmaya çalıştım. Beni biraz olsun mutlu edebilecek tek şeyin anılar olduğunu fark ettiğimde, geçmişe bir ziyaret yapmaya karar verdim. Bu gece için seçtiğim anı eğlenceli olmalıydı; aksi takdirde tüm gün boyunca zorlukla ertelediğim gözyaşlarımı tutamayacaktım. Gözlerimi sıkıca kapayarak kendimi o günü tüm gerçekliğiyle hatırlamaya zorladım.

Bugün bu esaretin 713. günüydü ve ben, tanışıklığımızın üzerinden iki yıl geçmiş bir zamana gitmeye karar verdim. Anılar, daha şimdiden yüzüme bir gülümseme kondurmaya yetmişti ama içimdeki boşluk her geçen gün büyüyordu. “Özlem zamanla azalır, katlanılır hale gelir,” diye düşünmüştüm ama yanılmıştım. Tam tersine, her şey gün geçtikçe daha da çekilmez oluyordu.

Zihnime üşüşen anılar arasında kalbim birini seçti; farkında olmadan kaslarım gevşedi, kalbimdeki acının yerini bir anlığına o eski sıcaklık aldı. Karanlığın içinden sıyrılıp, kendimi o tanıdık bahçede buldum. Sabahın ışıkları havuza yansıyor, suyun yüzeyinde tatlı bir ışık kırılması oluşuyordu. İki yıl önceki ben, telaş içinde bahçede koşturuyordu. Elindeki tabakları hızla masaya bıraktı, masa örtüsünü düzeltti, sonra her şeyi büyük bir özenle yerine yerleştirdi. İşini bitirdiğinde geriye çekilip yaptığı işi başıyla onaylaması beni gülümsetti.

O zamanlar hayatımın zor olduğunu düşünürdüm ama şimdi yüzüme baktığımda o acının hiçbir izini göremiyordum. O eski halimi izlerken, bir yandan da evin penceresine yansıyan kendi bugünkü görüntümü seyrettim. Gülümsüyordum, evet... Ama içimdeki ölü şeyler, yüzümdeki o gülüşü bile donuklaştırmıştı.

Tam bu düşüncelerin içinde kaybolmuşken, Irene’in sesi beni anıya geri çekti. Evden fırlayıp bahçeye koşarken, bana söyleyeceği şeye hızla giriş yapacak gibi ağzını açtı ama elindeki telefon çalmaya başlayınca duraksadı.

“Gelmiş olabilirler, hazır mısın?”dedi, gözleri üzerime kayarken henüz üzerimi değiştirmediğimi fark etti.

“Ronald’a, bana gelmeden yarım saat önce haber vermesini söylemiştim. Eğer daha yakınlarsa onu öldüreceğim.”diye söylendi, sonra telefonu açtı ve eliyle beni yukarıya, hazırlanmak için kışkışladı.

İki yıl önceki ben, gülümseyerek yukarıya koşarken, ben aşağıda bekledim. Biliyordum. Birazdan bahçeye girecekti. Gözlerimi, onu göreceğimi bildiğim noktaya diktim. Ve sonra...

Onu göremedim ama sesi uzaktan bile kalbimin hızlanmasına yetti.

“Bir haltlar karıştırdığınızı bilmem gerekirdi. Ron sürekli eve gitmemek için her markete girdiğinde anlamalıydım!”

Gülerek konuşuyordu. Hızla aşağı inmeye yeltenmiştim ki sesi yeniden kulaklarımı doldurdu.

“Bebeğiiiim, nerdesin?”

Ve ardından o sesiyle, gülerek bağırdı:

“Asıl sürprizim olmadan bu kutlamaya katılmayacağımı herkesin bildiğini düşünüyorum!”

Merdivenleri koşarak indim. Gülümsemem, yüzümü tamamen kaplamıştı. Bahçeye yaklaştığımda nefesimi dengelemek için hızımı azalttım. O, mutfağın bahçeye açılan kapısına gözlerini dikmişti. Ön taraftan yaklaştığım için sırtını geniş omuzlarını izleyebiliyordum.

Kalbim daha da hızlanırken, özlemin sancısı içime saplandı. O anın gerçekliğiyle tüm benliğimi sardı.

Sonra Jason yavaşça bana döndü. Kollarını açıp adımlarını hızlandırdı. Ona doğru koştum ve kendimi kollarına bıraktım.

Birbirimize kenetlendiğimiz anın hissi, artık eskisi gibi değildi. Onun kollarının sıcaklığı... Bu soğuk odada, sert yatağımın içinde hissetmem neredeyse imkânsızdı.

Ellerini yüzüme koydu, gözlerimi gözlerine sabitledi.

“Seni çok özledim,”dedi.

Sonra dudakları dudaklarıma değdi.

Ama o anın gerçekliği gittikçe kayboluyordu. Acıya daha fazla dayanamadım. Ve bugünkü sözümü de tutamadım. Hıçkırıklar içinde kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Sabaha karşı çalan alarmın sesiyle gözlerimi açtım.Her gün aynı güne uyanıyormuşum gibi hissediyordum. Banyoya gidip yüzümü yıkadım, her zamanki gibi günlük işlerime başlamadan önce hazırlanmalıydım. Kahvaltıyı hazırlamadan önce postaları kontrol etmek için dışarı çıktım.

Posta kutusunu açıp hepsini topladım. Her zamanki gibi teyzem ve eşi için gazeteyi ve mektupları masanın kenarına bırakacaktım. Ama...

Elime bir zarf geldi.

Adımın yazılı olduğu ikinci postaydı bu. Buraya taşındığımdan beri bana ulaşan ilk mektubun hayatımı altüst ettiğini düşünürsek, kalbimin deli gibi çarpması şaşırtıcı değildi.

Zarf elimde donup kalmışken yukarıdan bir ses duydum. Kendime gelip zarfı katlayarak cebime sakladım. Diğer postaları hızla ayırıp yerlerine yerleştirdim.

Bu sırada teyzem merdivenlerin başında belirdi.

Teyzem, kendimi bildim bileli zayıf bir kadındı. Ama son birkaç yıldır geçirdiği hastalık onu daha da inceltmişti. Yardım etmek için merdivene doğru adım attım ama elini kaldırarak beni durdurdu.

Annem ve babam, ben çocukken geçirdikleri bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmişlerdi. O dönemde ben sadece 3 yaşındaydım, bu yüzden ne onları ne de o anıları net bir şekilde hatırlıyorum. O zamandan bu yana ise beni teyzem büyüttü. Şu anda 22 yaşında olduğuma göre, uzun bir süredir birlikte yaşadığımızı söyleyebilirim. Ancak ilk geldiğim zamandan bu yana, aramızda her zaman bir resmiyet vardı.

Teyzem, hayatının hiçbir döneminde çocuk sahibi olmayı istememişti. Dolayısıyla beni evine almak zorunda kaldığında, bunu kabul etmiş fakat beni asla kendisi büyütmemişti. O dönemde evlerinde çalışan Emily teyze, aslında beni büyüten kişi olmuştu. Ne zaman ona yardım edebilecek yaşa geldim, o zaman da ben evin çalışanı olarak kabul görmeye başlamıştım. Teyzem kötü bir insan değildi ama çok katıydı; her şeyin bir bedeli olması gerektiğini savunur ve benim evinde kalmamı istiyorsa, bunun karşılığında çalışarak masraflarımı ödemem gerektiğini dile getirirdi. Yani, aramızda kan bağı olsa da, uzun bir süredir yanımda çalışan patronumdu demek daha doğru olur.

Bana sadece bir kez sarıldı, ya da aslında, benim ona sarılmama izin verdi. O da buraya taşınmamızın üzerinden neredeyse bir ay geçtikten sonra ve ben o postayı aldığım gündü. O kadar ağlamıştım ki, sanırım bana acımıştı. Jason’ın düğün davetiyesi evimize geldiği gün, benim için ona geri dönmek için vereceğim tüm çabaların anlamsız olduğu gündü; çabalamaktan vazgeçtiğim gündü. Buraya apar topar taşınmıştık ve ben bunun geçici olduğunu düşünmüştüm.

Bir gece, teyzemin eşi özel bir yakınından kötü haber aldığını söyleyip, hemen oraya gitmemiz gerektiğini söyledi. Hemen hazırlanmam istenmişti, telefonumu her yerde aradım ama bulamamıştım. Sonra, kilometrelerce uzakta bir kasabaya gelmiştik ve artık buraya gelişimizin aslında planlı olduğunu hissetmeye başlamıştım. Çünkü her Irene ya da Jason’la iletişime geçmeye çalıştığımda engelleniyordum. Ardından teyzem, bunun önüne geçmek için daha da katı kurallar koymaya başladı; kapılar kilitleniyor, dışarıyla iletişime geçmem engelleniyordu ve adeta bir esaret hayatı yaşamaya zorlanıyordum. Telefona ve internete erişimim yoktu.

Jason’ın evde beni bulamayınca kafayı yiyeceğini ve bir şekilde olayın peşine düşeceğini umuyordum. Ama bir yandan da kaçmak için planlar yapıyordum. Buradan çıkarken yol parama ihtiyacım olacaktı, kaçmayacağıma inandırmak için güvenlerini kazanmam gerekiyordu. Sakin kalmaya çalışarak plana uydum, en kötü ihtimalle kaçtıktan sonra Jason’ı arar, gerisini birlikte halledebilirdik.

Tam bu sırada, teyzemin hasta olduğu haberini aldık, kansere yakalanmıştı. Aramızda teyze ve yeğen ilişkisi olmasa da, onu bu halde yüz üstü bırakamazdım. Biraz daha yanında kalmaya karar verdim ama Jason ve Irene’e bu konuda bilgi vermeliydim. Birkaç kez telefona ulaşma fırsatım oldu ama hızlıca yakalanmam sebebiyle hiç haber veremedim ve neredeyse bir ay olmuştu.

Sonra o davetiyeyi aldım. Jason’ın Maria ile evleneceği müjdesini veren o davetiye hayatımda en çok ağladığım güne neden oldu. Teyzem, ona sarılıp ağladığımda sırtımı sıvazlayarak, aslında buraya gelmemizin Jason’ın ailesinin isteğiyle olduğunu, bu evliliğin onun için daha iyi olacağını anlattı. Sakinleştikten sonra, belki de Jason’ın bunu istemediğini, belki de tüm bunların annesinin planının bir parçası olduğunu düşünmeye başladım.

Ben sakinleşene kadar birkaç hafta geçti ve sonra teyzemi dergi okurken gördüm. Dergide düğün fotoğrafları yer alıyordu. Jason ve Maria mutlulukla poz veriyordu, Irene ve Ronald ise ilk danslarında onlara eşlik ediyordu. O fotoğrafları gördüm ve o an her şeyden vazgeçmeme karar verdim. O günden sonra ne telefon, ne internet, ne de başka bir şey için çabalamadım. Kendimi teyzeme bakmaya adadım. Boş zamanlarımda resim çizmeye başladım. Tüm anıları kağıda, tuvale, boş bulduğum her yüzeye aktarmaya başladım.

O fotoğrafları gördüğüm gün ağlamamaya söz verdim ama henüz başaramadım.