Hayatla Yarış
Neden bu kadar zor insan olmak?
Daha ilk nefeste, daha gözlerini bile açmadan bir mücadeleye itilmek niye?
Bu yarış kiminle?
Gerçekten, kim koydu bu kuralları?
Hayat mı?
Evet, hayatın ta kendisi.
Doğurur, büyütür, umut verir...
Sonra da yarış pistine sürükler insanı.
Koşarsın, nefesin yettiğince. Ama hiç durmaz o.
Hayat, hep bir adım öndedir.
Hiç düşündün mü, neden insan hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olamaz?
Neden huzur, hep bir sonraki durakta sanılır?
Çünkü bu dünya bir sınav değil, bir savaş alanı gibi.
Ve adalet?
O sadece kitaplarda yazan bir kavram.
Gerçek dünyada, adalet hep güçlüden yanadır.
Zayıf olan, susturulur.
Doğru söyleyen, dışlanır.
Mazlum olan, unutulur.
Peki ya sonu?
Bunca koşuşturma, bunca acı, bunca çaba...
Ne için?
Toprak...
Hayat, sonunda hep kazanır.
İnsanı yorar, kırar, ezer, parçalar.
Sonra da alır koyar onu toprağın altına.
İşte o an, hayat sessizce gülümser:
“Yine ben kazandım,” der.
İnsanoğlu ne kadar dirense de, ne kadar inşa etse de, sonunda boyun eğer o kaçınılmaz sona.
Ve hayat, galibiyetini kutlar.
Peki, bütün bu yaşananlar ne için?
Bir anlam var mı?
Yoksa sadece boşlukta debelenen bir varoluş mu bu?