Sokakta Başlayan Hikaye
Açılış Sahnesi — “Sokakta Başlayan Hikâye”
> “Pekala, lanet olası eviniz size kalsın! Bozuk olan ben değilim, beni evden atan sizlersiniz!”
İşte her şey böyle başlamıştı.
Elinde bir sırt çantası, içinde sadece üç tişört, eski bir defter ve tükenmeye yüz tutmuş bir parfüm şişesiyle çıktı o kapıdan.
Gökyüzü o gün Austin'e pek yüz göstermedi. Yağmur değildi ama hava griydi, kasvetliydi. Tam da içindeki gibi.
Önce annesinin yüzü geldi aklına. Yargılayıcı, hayal kırıklığı dolu bakışları. Ardından babasının sesi:
“Bir omega kendini kontrol edemezse, sokaklar onu terbiye eder.”
Kontrol edememişti. Bir Alfa'ya bağlanmıştı. Kalbiyle, bedeniyle, kokusuyla... Ama en kötüsü neydi biliyor musun? Onun için bağlandığı kişi bu bağı hiç istememişti. Sadece eğlenmişti.
Ailesi buna tahammül edemedi. Bağ kurmak değil, 'yanlış kişiye' bağ kurmak onun suçu olmuştu.
Austin ilk geceyi tren istasyonunun eski bir köşesinde geçirdi.
İkinci geceyi terk edilmiş bir binada.
Üçüncü gece... Ayakları istemsizce bir fırının arka sokağına götürdü onu. Fırının bacasından gelen sıcaklıkla biraz ısındı, yere kartonlar serdi, montunu battaniye yaptı.
İnsanlar hızlı geçip gidiyordu yanından. Kimse durup bakmıyordu.
Bir omega. Yalnız. Sokakta. Bu şehirde buna şaşıran olmazdı.
Açtı. Soğuktu. Ve artık yavaş yavaş korkmaya başlamıştı.
Ama bir şey vardı içinde… o garip his:
“Bir yerde biri beni duyacak. Belki biri bana bakacak.”
Dördüncü gün geldiğinde, gözü morarmış bir alfa çocuğun yanından geçti. Çocuk, bir duvarın dibinde ağlıyordu. Austin durdu, sadece kokusunu aldı.
Korku.
Yalnızlık.
Ve… kan.
Henüz görmedi ama koku ona her şeyi anlatmıştı.
Henüz bilmiyordu ama burnu, onu önce hayatta tutacak… sonra da başını belaya sokacaktı.