Create New List
Share with your friends
Customize readability

Gölgelerin İlahı

All Rights Reserved ©

Summary

yaani daha başlangıç aşamasında kardeşimin ilgisini çekti diye yazacağım

Genre
Fantasy
Author
Vasseria
Status
1yr ago
Chapters
13
Rating
n/a
Age Rating
16+

bölüm 1

Gözlerimi açtığımda… sadece ben vardım. Sonsuz bir karanlığın kucağında, ne bir ses ne bir nefes. Bir gün önce –eğer zaman denen şey burada bir anlam ifade ediyorsa– aynı boşluğu hissetmiştim. Konuşmayı nereden bildiğimi bilmiyorum. Sanki kelimeler, varlığımın bir parçası gibi benimle doğdu. Yeni doğmuş bir varlık olmama rağmen oldukça büyük görünüyorum. Güçlüyüm.

Gölgelerin içinden doğdum. Gözlerimi açtığımda beni güneşin sıcaklığı değil, ayın zarafeti karşıladı. Gölgelerin içinde doğdum ve bu karanlık, sanki benim yuvam. Her ne kadar burada benden başka bir varlık olmadığını bilsem de... izlendiğimi hissediyorum.

Gerçi, “izlenmek” doğru kelime mi, emin değilim. Kimler tarafından izlendiğimi bilmiyorum. Ama içgüdülerim sayesinde, benden güçlü olmadığınızı biliyorum. Ama benden daha fazla bilgiye erişebileceğinize eminim. Üstün bir varlık olmama rağmen nasıl böyle bir şey olabilir, diye merak etmiyor değilim. Ama cevap almayacağımı biliyorum, bu yüzden düşünmek gereksiz olur.

O hâlde... bilge, her şeyi görebilen varlıklar… buranın ardındaki ulaşamayacağım evrenin, göremediğim dünyanın insanları. Sanırım sizlere "okuyucular" diyeceğim.

Hoş geldiniz.

Kendi yaşamımı sizlere ben anlatacağım. Tek tek. Hissettiklerimi sizin de hissetmenizi istiyorum. Acımı, üzüntümü, eğlencemi, mutluluğumu... tüm duygularımı sizinle paylaşacağım.

Bazılarınız benden nefret edebilir. Bazılarınız bana saygı duyup sevebilir. Nasıl bir duygu beslediğiniz benim için önemli değil. Zaten bana oradan zarar veremezsiniz.

Sizleri selamlıyorum, okuyucular.

Elimi kalbimin üstüne koyup hafifçe eğildim. Göremeseniz de, her hareketimi tarif edeceğim. Yaşantımın nasıl olacağını bilmiyorum. Neden doğdum? Nasıl doğdum? Görevim ne? Hayatta nasıl kalacağım?

Bu soruların hiçbirine cevap veremem. Belki de henüz yeni doğmuş bir tanrı olduğum içindir.

...Bekle. Tanrı mı?

Bu kelime bir anda zihnimden geçti. Durup dururken. Demek bir tanrıyım. Peki... ne tanrısı?

Tam o anda önümde, yarı saydam bir pencere belirdi. Üzerinde şu yazıyordu: "Yeni Yetenek Kazanıldı: Pasif – Gölgelerin Dili: Mutlak Yankı."

Bu da ne? Yetenek mi? Pencereyi incelemeye vakit bulamadan, bir ses duydum. Hayır, sesler. Canlı bir varlıktan değil, gölgelerden yükseliyordu. Sanki her şeye tanık olan gölgeler, benimle konuşuyordu. Ama dilini anlayamıyordum. Yine de bir kelime netti: "Gölgelerin Tanrısı."

"Demek ben Gölgelerin Tanrısyım." Bu cümleyi sesli söyledim.

Gölgeler sustu. Benim düşüncelerime mi karşılık veriyorlar? Hm. Peki o zaman... bir gölgenin şu köşeye geçtiğini düşünsem... Gerçekten de oldu! Demek ki gölgeleri yönlendirebiliyorum. Ama az önce açılan pencere neydi? Şimdilik bilmiyorum. Zaten araştırabileceğim bir yer de yok. Çünkü bu uzay boşluğunda var olan tek şey: ay, güneş, birkaç yıldız, birkaç gölge... ve ben.

İç çektim. Sanırım şimdilik sadece etrafı dolaşacağım. İlerlemeye başladım. Havada yürüyorum. Bu nasıl mümkün? Her neyse. Daha sonra öğrenirim. Şu pencereyi kullanmayı öğrenmem gerek. Ayrıca gölgeler hangi dilde konuşuyor?

Her şeyi öğrenmek istiyorum. Bilgiye açım. Ama burada benden başka kimsenin olmaması beni sinirlendiriyor. her şeyi nasıl öğreneceğim?

Etrafa bakınıyorum. Güneşe çok yakınım. Sıcaklığını hissediyorum ama yanmıyorum. Tuhaf. Buharlaşmam gerekirdi. Peki uzaklaşırsam donar mıyım? Güneşin tam tersi yönünde yürümeye başladım.

Güneş ne kadar parlak ve göz acıtıcıysa, ay bir o kadar solgun ama göz kamaştırıcı. Güzelliği... acıtmıyor. Ay çok güzel.

Kendi suretimi görebilmemin bir yolu var mı acaba?

Ne ara vardım bilmiyorum ama güneş artık küçücük görünüyor. Etrafa baktım. Üşüyorum. Ama titretecek kadar değil. Yukarı doğru ufak bir nefes verdim. Buhar çıktı. Neden bilmiyorum ama bu çok hoşuma gitti. Kesinlikle soğuğu seviyorum. Sıcaktan daha güzel.

Burada başka ne yapabilirim? Yürümekten başka ne yapılır ki? Hiçbir yaşam belirtisi hissetmiyorum. Ama bunu nasıl yapıyorum? Sadece kalbimde ve içgüdümde bir şeyler hissediyorum.

Aklımı dinlemeliyim normalde ama daha dün doğdum. Her şeyi bilemem. Hatta adımı bile bilmiyorum.

O sırada önümde yansıyan gölgem hareket etti. Gözlerimi gölgeme diktim. Bir şey anlatmaya çalışıyor?

Ses duydum. “...vel…” Hepsini duydum. Demek adım bu. Kim verdi bu ismi? Ya da… ne verdi demek daha mı doğru olur?

Gölgem sanki gülüyormuş gibi hafifçe titredi. Başımı yana eğdim. Gölgem, bir şeyler söyledi. Sinirlerim gerilmeye başladı. Ne dediğini anlayamıyorum çünkü. Bu garip şeye saldırırsam yok olur mu ki? Sanmıyorum.

“Gölge. Bana sizin dilinizi öğretmeye başla,” dedim. “Tabii... şimdi değil,” diye ekledim. Önce rahat bir yer bulmam gerek. Birkaç gezegenden başka hiçbir şey olmayan bu yerde... bu mümkün görünmüyor. Ay. Nasıl unuttum? Ay, benim yaşam yerim olabilir. Aya doğru yürümeye başladım.

Yürürken bir yandan etrafıma bakınıyorum. Ay ve güneş arasında çok mesafe yok gibi görünüyor. Bu şeyler nasıl havada asılı kalıyor ki? Ben nasıl havada yürüyebiliyorum? Yerçekimi. Evet, yerçekimi diye bir şey var. Anladığım kadarıyla uzayda yerçekimi eksik. O zaman benim havada yürüyebilmem ve gezegenlerin asılı kalması açıklanmış oluyor.

Ayın tam karşısına geldiğimde yukarı nasıl çıkacağımı düşünmedim değil. Ama düşünmeyi bırakıp yuvarlak gezegenin üstüne adım attım. Yürüyebiliyorum. Düşme korkum yok, çünkü yerçekiminin eksik olduğu yerde düşsem bir şey olmazdı. Zaten sanırım korku duygum yok. Ayın tepesine vardığımda yüzeyinin pürüzsüz olmadığını fark ettim. Çukur benzeri şeyler görüyorum. İçimden bir ses bunlara “krater” demem gerektiğini söylüyor. Fazla düşünmeden ben de krater demeye karar verdim. Ve o kraterlerden birine oturdum. Güneşe baktım.

Aydan çok farklı, yanan kocaman bir yıldız gibi. Gibi değil, öyle. Nasıl yok olmuyor? Benim Gölgelerin Tanrısı olmam gibi, güneşin de bir tanrısı mı var ki böyle durabiliyor? Hm… Sanırım şimdilik yok. Ama bu, olamayacağı anlamına gelmiyor.

Güneşe bakmaktan sıkıldım ve oturduğum kratere uzandım. Üstümdeki yıldızlara bakmaya başladım. Ay gibi görünüyorlar. Onlar da parlıyor, çok güzeller.

Gecenin kaç saat sürdüğünü bilmiyorum ama ilk defa yalnızlık dediğiniz şeyi hissettim. Kalbimde öyle ağır bir his oluştu ki… Eğer sıradan biri olsaydım, ağlardım. Duygularım ne kadar gerçek, bilmiyorum. Ama gerçek olmayan bir şey bu kadar can acıtır mı? Belki de ilk öğrendiğim şey bu olmalı. Keşfetme arzusu. Üstünlük. Güç. Acı. Yalnızlık. Anlam eksikliği. Bunlar tanrılığı oluşturan temel duygular mı?

Her yerden, uzaklardan gölgeler gelip çevremde toplanmaya başladı. Ben çağırmadım. Kendileri geldi. Sanki beni teselli etmek ister gibiydiler. İçlerinden biri ayın yüzeyinde şekil aldı. Bir siluet. Yanımda oturan bu simsiyah silüetin olmayan gözlerini üzerimde hissettim. Konuşmadı. Zaten konuşsa da anlayamazdım.

Bir anda elini yüzümü kaplayacak şekilde koydu. Bileğini tuttum, kurtulmayı deneyecektim ki bilgiler zihnime akmaya başladı. Gölgelerin konuştuğu dil! Gölgelerin kendilerine ait yetenekleri mi var? Bilgiler arasında bir ses duydum. Ah… Bu benim sesim. Sesim böyle mi duyuluyor? Çok harika. Ses şöyle diyordu: “Gölgeler, göreviniz size aktardığım bilgileri benim ulaşamayacağım başka bir evrende yeniden doğacak bedenime aktarmanız.” Gölgelerin dili ve bu hatıra dışında bir şey öğrenmedim. Gölgelerin kendi becerileri yoktu. Başka bir yerdeki “ben” tarafından görevlendirilmişlerdi sadece. Görevi tamamlayan gölgeden oluşan insan silüeti, elini yüzümden çekti ve başını güneşe çevirdi. Onu izledim. Yok olma zamanı geliyor. Onu bu hâliyle tutabilecek güç şimdilik bende yok.

Siluet yavaş yavaş çözülerek, gölgeme geri döndü. Uzaklardan gelen gölgeler de, sessizce geldikleri yerlere döndüler. Başım ağrımaya başladı. Gözlerimi kapattım. “Neden doğdum?” diye seslice sordum gölgeme. Sesim yankılanmadı, gölgelere gömüldü. Sadece içimdeki boşluk ve yalnızlık büyüdü.

“Görev,” dedi gölgem.

“Ama ne görevi?”

“Koruma,” dedi.

“Neyi?”

Sorduğum soruya cevap gelmedi. Sadece kalbimde bilinmeyenin ağırlığı oluştu. Sanki varlığımın nedeni buymuş gibi. Bir şeyi ya da bir şeyleri korumam gerekiyor. Neyden koruyacağım? Düşman, tehdit kim? Bilmiyorum. Diğer “ben” neden başka bilgileri göndermedi ki? Gölge kahkaha attı. Yemin ederim, duydum! Gözlerimi hızla açıp oturur pozisyona geçtim. Gölgem kıpırdıyordu. Düşüncelerimle eğleniyordu. “Her şeyi hemen öğrenmek olmaz. Zamanla ve yaşayarak öğreneceksin,” dedi.

İç çektim. Bir an gölgeyi düşman sandım… Bu düşünceme güldüm. Yattım ve kahkahalar attım. Her şeye tanık olan sessiz yoldaşımı düşman sandım. Komik. Kötü bir düşünce. Bunu aklımdan çıkartsam iyi olur. Yeniden yıldızlara baktım.

Bir şeyler olacağı için mi doğdum? Yoksa… ben doğduğum için mi bir şeyler olacak? Bu fikir aklımın köşesinde kalsın.

Let Vasseria know what you thought about this chapter!
Love this

0

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

0

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

0

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

0

Great Character

Strong Dialog

0

Strong Dialog

Further Recommendations

The Alpha's Exiled Mate (ON HOLD)

Catherineb83: Story good just would have liked her not to wear a mask

Read Now
Mystic Wolf

Teresa: The book is well done, brilliant in fact! Z

Read Now
Werewolf Hollow [GALATEA on 12/03/2026!!]

Cynical Optimist : I devoured this story. There isn't much to say that hasn't been said already.This is a wonderful feel-good read.

Read Now
No scent

Fiona Walker: I actually really enjoyed this fast paced story.

Read Now
Bloodlines

Ingibabes511: Thank you for an amazing feast of wordsmithing excellence. Every tick box was covered somewhere within the story. Loved the characters that appeared in the story and how it played out was beautifully crafted. The nuances and descriptions making this a lovely story to read.💜🥰💜

Read Now
Bear Shifter Secrets

tatianne Ingrid: Adorei cada capitulo! parabens

Read Now
Exile in Flames

kenshop: Love this story. It’s fast paced and hard to put down. I just want to see what happens next. Wow so good...

Read Now
His Forsaken Fate

Marene80: I liked the suspense of not knowing when Zachary and Amara were finally going to get together.

Read Now
Off limits to fate, My Alpha, my sin

Merrell Bunting: BE Hamel is always worth reading! Strong characters who don’t act stupidly and a good plot. Worth the time!

Read Now