AZDEV

Summary

Azize ve Devran, aileleri arasındaki kan davasını bitirmek için zorla evlenmek zorunda kalıyor. Azize, annesi Bala'nın Yavuz Uzunkaya tarafından tacize uğraması sonucu dünyaya geliyor, sonra Bala, Rıfat'la kaçıyor ve Azize'nin kardeşleri oluyor. Ancak Yavuz'un intikamı onları buluyor ve Bala ile Rıfat öldürülüyor. Azize, kardeşlerini korumak için bu zoraki evliliği kabul ediyor. Devran ise, küçük yaşta abisi Doğan'ı kaybetmenin acısıyla yaşıyor ve yıllardır bu kan davasını sonlandırmak için bir Uzunkaya kızıyla evlenmesi gerektiğini biliyor. Onun da gönlü İstanbul'daki sevgilisi Vera'da olmasına rağmen, bu görevi üstleniyor. Düğün öncesinde Azize, Yavuz'un adamlarının elinden silahı alarak isyan ediyor ve kimseyle evlenmeyeceğini haykırıyor. Ancak Hamiyet, Azize'nin kardeşlerini (Zeliha, Fidan, Samet, Balım) yetimhaneye verdiklerini ve hayatlarını karartmakla tehdit edince, Azize çaresiz kalıyor. Devran ise bu gergin anlarda devreye girip Azize'ye sahip çıkıyor, ancak bu, Azize'nin kendisine olan öfkesini daha da artırıyor. Başlangıçta her ikisi de bu evliliğe karşı çıksa da, kader onları bir araya getiriyor. Zamanla, Azize ve Devran arasındaki bu zoraki ilişki, beklenmedik bir şekilde gerçek bir aşka dönüşüyor. Bu dönüşüm, yaşadıkları tüm zorluklara ve geçmişin gölgelerine rağmen yavaş yavaş filizleniyor.

Genre
Romance/Drama
Author
AzDev
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
13+

Bölüm-1

Azize ve Devran’ın hikayesi, Sahipsizler dizisinin 8. bölümünde kaderlerinin kesiştiği, zorlu ama bir o kadar da etkileyici bir dönüm noktasına ulaştı. Mardin’e Yavuz ve Hamiyet tarafından götürülen Azize, kendini beklenmedik bir durumun içinde buldu: Bir kan davasını sonlandırmak adına Devran ile evlenmek zorunda kalacaktı.

Azize, bu evliliği hiç istemiyordu. Gönlü başkasındayken, hiç tanımadığı bir adamla hayatını birleştirmek fikri ona korkunç geliyordu. Ancak kardeşleri... Onları kurtarabilmek için başka hiçbir seçeneği olmadığını anladı. Bu, büyük bir fedakarlıktı; kendi mutluluğundan vazgeçerek sevdiklerini koruma içgüdüsüyle hareket ediyordu.

Bir yandan, Azize’yi bu zor durumdan kurtarmak için Cevdet ve Cemo harekete geçmişti. Onlar da Azize’nin peşinden Mardin’e gelmiş, büyük riskler alarak onu kurtarmanın yollarını arıyorlardı. Fakat karşılarına çıkan beklenmedik aksilikler, her şeyi daha da karmaşık bir hale getirdi. Ne kadar çabalasalar da Azize’nin bu evliliğe adım atmasını engelleyemediler.

Pervin’in tüm engelleme çabalarına rağmen, Azize ile Devran’ın düğünü gerçekleşti. Cevdet başta olmak üzere herkes, bu düğünün yapılabilmesi için seferber oldu. Kardeşler, ablasının bu büyük gününde heyecana ortak oldular. Onlar için hayatlarında onları mutlu edecek gelişmeler yaşanıyordu ve bu düğün, Azize için zorunlu bir adım olsa da, kardeşlerinin gözünde yeni bir başlangıcın habercisiydi.

Azize, sevdiği adamdan uzakta, kan davasının ve ailesinin yükünü sırtlanarak Devran ile evlendi. Bu evlilik, Azize’nin hayatında büyük bir değişimin başlangıcı oldu ve ilerleyen bölümlerde Azize ile Devran’ın arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği merak konusu olmaya devam etti. Bu zoraki birliktelik, zamanla bambaşka duyguların tohumlarını atacaktı.


Sahipsizler: Azize ve Devran’ın Çaresiz Evliliği

Devran Alaz, aslında bu evliliği kendisi de istemiyordu. Gönlü, İstanbul’da bıraktığı sevgilisi Vera’daydı. Vera ile kurduğu hayaller varken, bir kan davası yüzünden Azize ile evlenmek zorunda kalmak ona da ağır geliyordu. Ama ailesinin, özellikle de abisi Doğan Alaz’ın ölümüyle başlayan bu lanetli kan davasını durdurmanın tek yolu buydu.

Devran, daha beş yaşındayken abisi Doğan’ı kaybetmişti. Aradan geçen yıllar, bu trajedinin izlerini asla silmedi. Şimdi, o beş yaşındaki çocuk, büyümüş, bir görevin ağırlığı altında ezilen bir adama dönüşmüştü. Yıllardır bu günün geleceğini biliyordu; Uzunkaya ailesinden biriyle evlenerek kanı durdurmak zorundaydı. Kader ağlarını öyle bir örmüştü ki, bu kişi, kendisinden beş yaş küçük olan Azize Uzunkaya’ydı.

Azize de, Devran gibi çaresizdi. Faruk’a olan aşkıyla yanarken, kardeşlerini kurtarmak için kendini bir hiç tanımadığı adamla evlenmek zorunda bulmuştu. Düğün töreni, ikisi için de mutluluktan çok, bir sona ve bilinmeyene doğru atılan bir adımdı. Azize Uzunkaya artık Azize Alaz olmuştu. Bu isim değişikliği sadece bir soyadı değil, aynı zamanda hayatının tamamen değiştiğinin de bir simgesiydi.

Devran, Azize’nin gözlerindeki hüznü görüyordu. Kendi içinde taşıdığı Vera’ya duyduğu özlemle, Azize’nin Faruk’a olan hasretini anlıyordu. İkisi de aynı kaderin kurbanıydı. Bu zoraki birliktelik, hem Devran’ın hem de Azize’nin kalplerinde derin yaralar açmıştı. Gelecek, bu iki genç için ne getirecekti? Bu evlilik, gerçekten kan davasını bitirebilecek miydi, yoksa yeni dramların başlangıcı mı olacaktı? İkisi de bu soruların cevabını bilmiyordu, sadece bir umutla kaderlerine boyun eğmişlerdi.

Azize’nin babası olarak bildiği Yavuz Uzunkaya, aslında annesi Bala’yı taciz etmiş ve Azize bu korkunç olayın sonucunda dünyaya gelmişti. Bala, bu dehşetten kurtulmak ve yeni bir hayat kurmak umuduyla Rıfat adında bir adamla ormana kaçmıştı. Rıfat, Bala’nın ve Azize’nin sığınağı olmuş, zamanla onların ailesi haline gelmişti. Azize’nin diğer kardeşleri de Rıfat’tan doğmuştu.

Ancak bu huzur, maalesef uzun sürmedi. Azize’nin doğum gününden sadece bir gece sonra, geçmişin karanlık gölgesi onları tekrar buldu. Yavuz Uzunkaya ve adamları ansızın gelerek Rıfat ve Bala’yı hunharca katlettiler. Bu korkunç olay, Azize’nin ve kardeşlerinin hayatını sonsuza dek değiştirdi. Azize, daha küçücük yaşta hem annesini hem de sevdiği Rıfat’ı kaybetmenin, aynı zamanda babası olarak bildiği kişinin aslında ailesinin katili olmasının yükünü omuzlarında taşımak zorunda kaldı.

Bu nedenle, Azize’nin “istemeye” gittiği o anlarda hissettiği duygular, sadece zoraki bir evliliğin getirdiği üzüntüden çok daha fazlasıydı. O, aslında kendisini ve kardeşlerini bu acı dolu geçmişten, Yavuz’dan ve tüm kan davalarından kurtarabilmek için bir kalkan olmaya çalışıyordu. Her şeyin temelinde, o küçük yaştaki travma ve ailesini koruma içgüdüsü yatıyordu.


Sahipsizler: İstemeden Önceki Büyük İsyan ve Devran’ın Müdahalesi (8. Bölüm Detaylı Anlatım)

Azize’nin (öfke ve çaresizlik içinde) gözleri ateş saçıyordu. Yavuz’un adamlarından birinin belindeki silaha uzandı, hızlıca çekip eline aldı. Salonu dolduran herkesin üzerine tek tek doğrulttu silahı.

Azize: (çığlık atarak) Bana yaklaşmayın! Ben evlenmeyeceğim!

Silahın namlusu şimdi doğrudan Yavuz’a yönelmişti. Salon buz kesti. Yavuz’un (şaşkınlıkla) bakışları Azize’nin kararlı yüzünde takılı kaldı. O sırada, Yavuz’un (tehditkar bir şekilde) başka bir adamı yerinden kalktı, belindeki silahı çekip Azize’ye doğrulttu.

Azize: (gözleri kısılırken, sertçe) Sakın! Sakın bırak o silahını! Vururum! Yemin ederim öldürürüm!

Devran’ın (korkuyla) annesi Pervin Alaz ve babası Vahap Alaz birbirlerine baktılar. Yüzlerinde hafif bir korku ve endişe vardı, tırsmışlardı.

Azize: (daha da bağırarak) SANA BIRAK SİLAHINI DEDİM!

Yavuz’un (çekingen) adamı Yavuz’a baktı. Yavuz da (sakin olmasını işaret eden) bir kafa ifadesiyle ona karşılık verdi. Adam silahını yere bıraktı. Azize, diğer silahlı adamlara döndü.

Azize: Atın siz de silahlarınızı!

Diğer adamlar da (tereddütle) silahlarını yere bıraktılar. Azize’nin silahı şimdi Yavuz’a (sabit bir şekilde) dönüktü.

Azize: (nefretle) Nasıl bir pazarlık ya! Sizin düşmanlığınızın bedelini ben ödemeyeceğim!

Hamiyet Uzunkaya (korkuyla) Yavuza baktı. Yavuz da (şaşkınlığını gizleyemeyerek) Azize’ye bakıyordu.

Azize: (Yavuz’a dönerek, kararlılıkla) Sen ödeyeceksin!

Hamiyet: (fısıltıyla) Azize...

Azize: (Hamiyet’e dönüp, keskin bir sesle) Kes sesini! Kes! (Gözleri dolarak) Nefret ediyorum hepinizden!

Yavuz’un (şoka uğramış) karısı Berşan Uzunkaya da (korkmuş bir şekilde) Azize’ye bakıyordu. Azize, silahı hâlâ Yavuz’a doğrultarak ona doğru yaklaştı.

Azize: (yüzüne yaklaşarak, titreşen bir sesle) En çok da senden! Her şeyin sebebi sensin! Sen ölünce her şey bitecek! Bu dava, evlilik, her şey... Sen öleceksin! Ve ben de o adamla asla evlenmeyeceğim!

O sırada Devran (hızla) arkadan koşup geldi. Azize’nin silah tutan kolunu (sertçe ama kontrolle) aşağıya doğru tuttu.

Devran: (alaycı bir tavırla) Hayırdır, damadı göremedin diye mi bu öfken he?

Azize: (çırpınarak, bağırarak) Bırak! Bırak beni!

Devran (çabuk bir hareketle) Azize’nin elinden silahı aldı ve arkasına koydu. Yavuz (öfkeyle) Azize’ye döndü.

Yavuz: Ben sana ne dedim!

Yavuz elini kaldırdı, tam Azize’ye tokat atacakken Devran (hızla) Yavuz’un havada kalan elini tuttu.

Devran: (gürleyerek) Sakın! Sakın! Artık ben varım!

Yavuz (hışımla) Devran’a baktı, Devran da (aynı öfkeyle) ona karşılık verdi.

Devran: Madem benim karım olacak, bundan böyle cezasını da ödülünü de ben veririm!

Azize (nefretle) Devran’a baktı.

Devran: (azarlarcasına) Ne bakıyorsun kızım? Geç otur şöyle! Bir daha da sakın ola benim evimde böyle densizlikler yapmaya kalkma. Bedelini çok ağır ödersin!

Azize: (gözleri dolarak, alaycı) Ne yaparsın? Sen daha ne yapabilirsin ki? Senin varlığın bana en büyük ceza zaten!

Devran: (gözlerini kısarak, tehditkar) Baaak... Sen daha cezayı görmemişsin. Ama göreceksin. Anlaşıldı mı?!

Devran diğer insanlara döndü.

Devran: Kusura bakmayın. Otelde ufak bir işim çıktı ama gördüğüm kadarıyla pek de bir şey kaçırmamışım zaten.

Azize (hafifçe) başını salladı.

Devran: (iç çekerek) Neysee...

Koltuğa doğru yöneldi ve otururken konuşmaya devam etti.

Devran: Ben derim ki bu düğün işini fazla uzatmayalım. Demir tavında dövülür, öyle değil mi?

Azize’ye baktı. Hamiyet (endişeyle) Azize’ye fısıldadı.

Hamiyet: Azize...

Hamiyet gözleriyle koltuğu işaret etti. Azize de Hamiyet’e baktı, sonra Devran’a döndü ve ona baktı.

Yavuz: Yarın!

Azize (sinirle) Yavuz’a döndü.

Yavuz: (Azize’ye bakarak) Hemen yarın olup bitecek bu iş. (Vahap ve Devran’a bakarak) Daha fazla oyalanmaya hacet yok.

Vahap (onaylarcasına) kafasını salladı. Devran da kafasını salladı.

Devran: (memnuniyetle) Güzel. Aynı fikirde olmamıza sevindim. (Azize’ye dönerek, alaycı) En azından çoğumuzun...

Azize’nin (acı dolu) gözünden bir damla yaş aktı. Gözyaşını sildi ve Yavuz’a baktı. Devran, çay getiren kadına kafasını çevirerek (onaylarcasına) salladı. Azize ise (gözünden yaş akarak) Devran’a bakıyordu.



Sahipsizler: Bahçedeki Gergin Anlar ve Devran’ın Kararlılığı

İsteme merasiminin ardından Devran (sakin ama kararlı), Pervin (sinirli ve endişeli) ve Vahap (gergin) bahçeye çıktılar. Pervin, bahçede bir ileri bir geri dönüp duruyor, Azize’ye karşı olan öfkesini ve şikayetlerini yüksek sesle dile getiriyordu.

Pervin (Alaz): (kendi kendine mırıldanarak, öfkeyle) Sen kimsin de! Sen kimsin de Alazların gelini olmak istemiyorsun?! Hadsiz!

Vahap (Alaz): (hafif sinirle, sesini yükselterek) Perviiin! Yeter artık! (Allah rızası için geç de otur şöyle biraz. Zaten sinirim tepemde.)

Pervin (Alaz): (Vahap’a dönerek, aynı sinirle) Benim de öyle Vahap Efendi! Benim de!

Devran (umursamaz bir tavırla), elindeki kısa ağaç sopayı küçük bıçağıyla yontmakla meşguldü. Sopaya kalem gibi sivri bir şekil vermeye çalışıyordu.

Pervin (Alaz): (yakınarak) Kız öpsün diye uzattığımız eli havada bırakıyor! Evimizde silah çekiyor! Yüzümüze tükürüyor! Siz diyorsunuz ki yarın bu düğün olacak!

Vahap (oturduğu koltuktan kalktı), Pervin’e doğru yürüdü.

Vahap (Alaz): (sinirle) Yav hanım! Ne diyeyim, bozalım mı işi?! Düğün bozulursa ne olur sen bilmez misin kadın?! Dava devam mı etsin! Bir tane oğlun, Yavuz itini vurup hapislerde mi çürüsün?! Tövbe tövbee!

Devran (rahatlıkla) başını kaldırdı.

Devran (Alaz): Boşuna dertleniyorsunuz! Dava falan yok artık! O düğün yarın olacak!

Devran oturduğu yerden kalktı.

Pervin (Alaz): (inanamayarak) Bu kızla mı he?! Deli o kız deli! Gözü deli gözü, kanı deli kan! Yavuz’un kızı değil mi işte! Deliii!

Devran’ın (hafifçe) yüzünde bir gülümseme belirdi.

Devran (Alaz): Sopasını saklamayı öğrenir, korkma sen. Bu akşam yaptığı saygısızlığın bedelini ödeteceğim ona. Sen merak etme.

Vahap (kuşkuyla) Devran’ı süzdü.

Devran (Alaz): (elini kaldırarak) Haydi, Allah rahatlık versin.

Devran yürümeye başladı. Pervin (arkasından) seslendi.

Pervin (Alaz): Bu kadar meraklısın öyle mi? Toprağını, ananı, babanı bırakıp İstanbul’da yaşamaya! Ondan diyorsun hemen olsun bitsin diye!

Devran’ın yüzündeki gülümseme (ani bir şekilde) soldu. Vahap da Pervin’i destekleyerek konuştu.

Vahap (Alaz): He ya! Gidip de sanki oralardan gelecekmiş gibi!

Devran (ani bir dönüşle, sinirle) geri döndü.

Devran (Alaz): Ben sözümü tuttum! Bu yaşıma kadar bekledim! “Evlenmeden İstanbul’a gitmek yok!” dediniz, gitmedim! “Davamız davanızdır!” dediniz, he dedim! Şimdi her şeyi bitiriyorum! Siz yatın kalkın bana dua edin!

Devran (hızla) oradan ayrıldı.

Azize’nin Korkunç Pazarlığı: Kardeşleri Tehdit Altında

Devran dışarıda ailesiyle bu düğün meselesiyle boğuşurken, Azize (tedirgin ve öfkeli) evin bir odasında Hamiyet ile birlikteydi. Hamiyet’in (soğuk ve tehditkar) yüzünde kötücül bir ifade vardı.

Hamiyet (Uzunkaya): Sen her şey bitti sanıyorsun öyle mi? Buraya geldin diye kardeşlerin kurtuldu sanıyorsun öyle mi?

Azize: (dişlerini sıkarak) Sus! Sus! Kardeşlerimle hiçbir işin yok senin! Onların adını bile ağzına almayacaksın!

Hamiyet: (alaycı bir gülümsemeyle) Sen öyle san! Yarın bu düğün olacak Azize. Bak, bir rezillik daha çıkarırsan... Yemin ediyorum o dakika... (bir an duraksar, gözleri kısılır) O dakika kardeşlerinin hayatını karartırım. Bir tanecik lafıma bakar. Sen beni çok hafife aldın.

Hamiyet (arkasındaki) adamına döndü.

Hamiyet: Mahmut, ara şu herifi!

Mahmut (hemen) Hamiyet’in yanına geldi, elindeki telefonu uzattı. Telefonda, Azize’nin kardeşlerinin yaşadığı evin kapısının görüntüsü vardı. Hamiyet’in adamları orada bekliyor, görüntülü konuşma açık bir şekilde kapıyı gösteriyorlardı. Azize (ilk başta şaşkınlıkla) görüntüye baktı, sonra (dehşetle) Hamiyet’e döndü.

Hamiyet: (gülümseyerek) He, bildin mi buraları?

Azize’nin (korku ve çaresizlikten) gözleri doldu. Tam o sırada görüntülü konuşmada Azize’nin kardeşi Zeliha çıktı, eve giriyordu.

Azize: (şaşkınlık ve korkuyla) Zeliha! (bir daha) Zeliha! (sonra hıçkırarak) ZELİHAAA!

Zeliha (duyduğu sesle) etrafına baktı ama kimseyi göremedi. Etrafına bakmaya devam ederken, Hamiyet’in adamı konuşmayı kapatıp telefonu kapattı. Zeliha’nın (anlam veremez bir şekilde) gözleri doldu. Yanındaki sevgilisi Yusuf, Zeliha’nın bu halini görünce endişelendi.

Yusuf: N’oluyo Zeliha?

Zeliha: (gözleri dolu dolu) Ablamın sesini duydum gibi geldi. O kadar özledim ki... Onsuz o kadar eksiğim ki...

Yusuf (üzgünce) iç çekti.

Yusuf: Bak, ablan gelecek. Sen kendi kulaklarınla duydun, Azize’yi bulmuşlar. Cemo ne dedi?

Yusuf’un kuzeni Melis de söze girdi.

Melis: Evet Zeliha, hem Cemo yalan söylemez, sen de biliyorsun.

Zeliha (üzgünce) başını salladı. Melis (iç çekerek) eve girdi. Yusuf da eve yöneldi, Zeliha’ya döndü ve ona baktı. Sonra onun yanına gitti ve onu içeri soktu.

Zeliha evde yalnızdı çünkü Cemo, Azize’yi kaçırmaya Mardin’e gitmişti. O evin sahibi Remziye adlı yaşlı kadın, Fidan, Samet ve Balım’ı yetimhaneye söylemişti. Onlar da 18 yaşından küçük oldukları için yetimhaneye alınmışlardı. Remziye, Haşmet’in annesi ve Necla’nın da annesi olan kötü bir kadındı. Haşmet de kötü biriydi ve Yusuf onun oğluydu.