Yabancı
Felix sınıfa girdiğinde tüm başlar ona çevrilmişti.
O başlar her gün aynıydı; bazıları meraklı, bazıları küçümseyici. Ama en çok bakan göz çifti, sınıfın arka sırasında oturuyordu: Hwang Hyunjin.
Hyunjin, gülümsedi. Yine o alaycı gülümsemesiyle.
“Yine yanlış sınıfa mı geldin, Avustralya?”
Sınıf kıkırdadı. Felix cevap vermedi. Hiçbir zaman vermezdi.
İsmini doğru söyleyen tek kişi bile olmamıştı.
Felix, Kore’ye taşınalı üç ay olmuştu. Küçük yaşta ailesiyle Sydney’den Seul’e dönmüştü ama hâlâ aksanını kaybedememişti. Konuştuğu her cümle, bir alay konusu oluyordu.
Ama asıl yara, Hyunjin’in gülüşünde gizliydi.
Hyunjin, herkesin gözdesiydi. Basketbol takımının kaptanı, şiir kulübünün başkanı, ve aynı zamanda sınıfın en büyük zorbasıydı. Ama bunu öyle bir şekilde yapıyordu ki, kimse ona “zorba” diyemezdi.
Onun zorbalığı kibar, sessiz, ama keskin bir bıçak gibiydi.
O gün derste Felix, sırasının altında küçük bir çizim yapıyordu. Kaleminin ucu titriyordu.
Bir el uzandı, defterini çekti.
“Bakalım şimdi ne çizdin? Yine ağlayan bir çocuk mu?”
Hyunjin deftere baktı, sonra alayla gülümsedi.
“Bu sen misin? Ne kadar da… zavallı.”
Felix gözlerini kaçırdı. Kızarmış göz kapaklarını kimse görmemeliydi.
O akşam, eve geldiğinde banyoya girdi ve aynada kendine baktı.
Gözlerinin altı mor, saçları dağınık, elleri çizim kalemlerinden mürekkep içindeydi.
“Bugün de görünmedim,” dedi kendine.
“Bugün de bir hiçtim.”
Nasıl olmuş sizcee🙏🏿😔 Bazıları bakarsa 2. bölümü hızlıca yazarımm umarım beğenmişsinizdir görüşürüzz
