HRM: Sıfır Noktası | Crossover Hayran Kurgu serisi

Summary

"Aylar süren bilinmezlik, karmaşa ve ait olamama hissi... Malia Tate, birkaç sene kaybolma geçmişinin ardından evine, babasına kavuşur. Bu uzun sürenin ardından okula başlayacak olsa da asla yabani değil, aksine birden herkesin gözdesi olmuştur. 4 ay boyunca kendinde keşfettiği yeteneklerin tamamının yeni arkadaşı Scott McCall'un da başına geldiğini ve onun da bu yeteneklerin kaynağını bilmediğini öğrenir. En çok merak ettiği şey de budur 16 yaşındaki Malia'nın: Bu güçler nereden geliyordu? Bir diğeri hatta belki en önemlisi ise bambaşka bir şeydi. Neden bulunmadan önceki hayatını hatırlamıyordu? Tek bir kişiyi bile? Bu da çözmesi gereken başka bir gizemdi." HRM: Sıfır Noktası, arkadaşlık, aşk ve kafa karışıklığıyla dolu bir kitaptır. Tamamen Teen Wolf evreninde geçmektedir. Devam kitaplarında Teen Wolf ile beraber başka iki dizi evreni daha olacaktır. İyi okumalar!

Genre
Young Adult
Author
Rhea
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
18+

-1- "Yapma ya Sherlock!"

Kelime sayısı: 8927

“Bu bölüm, Teen Wolf 1. sezon 1. bölümle paraleldir. [Dizideki son sahne eksiktir.]”

Odanın dışından seslenen babasını duyduğu gibi oflayarak doğruldu. Zaten uyanmıştı ama kalkmak zor geldiğinden yatakta öylece yatıyordu 2 saattir.

“Hadi Malia! Geç kalacaksın okula!”

Yataktan kalkığı gibi kapıda olduğuna emin olduğu babasının yanına gitti Malia. Açıp iç çekerek baktı ona. “Okula gitmek zorunda mıyım cidden?”

“7 yıldır okula gitmiyorsun, cidden şu an kaçabileceğini mi düşündün?”

Ofladı Malia. Babası haklıydı. 9 yaşında kaybolmasının ardından ilk defa okula gidecekti.

İç çekti tekrar, ellerini iki yana kaldırmıştı. “Pekala pekala. Hazırlanıyorum o zaman.” Banyoya ilerleyecekken durup kapı aralığından babasına baktı. “Kahvaltıyı sen hazırlar mısın?” dedi sevimli gülümsemesiyle.

Babası buna gülüp mutfağa geçerken seslenmişti. “15 dakikan var, sonra çıkmamız lazım!”

“Tamam!”

Banyoya koşup hızlı bir duş aldı hemen. Çıktığı gibi giyinmiş, bu da kıyafetlerinin üstüne yapışmasına sebep olmuştu.

Önce kurulanmadığı için kendine küfrederken aynanın başına geçmişti. Önce fön makinesini kıyafetlerine tuttu, fena halde ıslaktı çünkü.

Hatrı sayılır seviyede kuruyunca rahatlayıp saçlarını kuruttu hızlıca. Biraz nemli kaldığında ise maşa yapmıştı.

Dalgaları tarayıp dağıttıktan sonra kendini süzdü aynada. Elini dudak parlatıcısına atsa da kahvaltı yapacağı için gereksiz olduğunu fark edip çantasına atmakla yetindi.

Çanta ve telefonunu yanına alıp mutfağa koştu. Masanın hazır olduğunu görünce neşeyle şakıdı. “Offf, çok iştah açıcı görünüyor.”

“Otur hadi, geç kalacaksın.” Babasının ikazıyla bir sandalyeye çöküp çantasını boş sandalyeye bıraktı. İştahla saldırırdı hemen, babası ise 1 ay önce çıkıp gelen kızına gülümseyerek bakıyordu. Çok özlemişti onu. Malia bunu elbette görmemiş, yemeye devam etmişti.

Saate bakan Todd, gözlerini büyüttü. “Siktir geç kaldın, hadi kalk, ben götüreceğim seni mecbur.”

Malia aceleyle kalksa da portakal suyundan son yudumunu almıştı yine de. Peçeteyle ağzını silip eşyalarını almış ve babasının arkasından koşmuştu.

Arabaya bindikleri gibi sordu. “İngilizce ilk dersim. Benimle birlikte başka bir kız da gidecekti sanırım. Onlara yetişiriz değil mi ya?”

“Yetişiriz herhalde.” Gaza basan Todd’a karşı başını sallayan Malia, çantasından parlatıcısını çıkarıp sürmeye çalışmıştı. Todd buna göz devirse de bir şey dememişti.

Okula geldikleri gibi indi Malia arabadan. “Ben kaçtım!”

O, içeri girdiklerini gördüğü müdür yardımcısı ve diğer yeni kızın arkasından koşarken Todd arabadan inip seslendi ona. “Çantan kaldı!”

İkisi de koşarak orta yolda buluştuktan sonra teşekkür etti Malia ve tekrar koşmaya başladı içeri giren ikilinin peşinden.

Bir sınıftan girdiklerini gördüğünde ise hızlandı ve onlardan 5 saniye sonra içeri girdi. “Ben… özür…. dilerim… agh… geç kaldım…”

Nefesi kesilerek konuşurken müdür yardımcısı ve İngilizce öğretmeni başını sallamıştı.

Konuşmaya devam etti müdür yardımcısı. “Dediğim gibi, iki yeni öğrencimiz var. Bu Allison Argent.” Sonra geç kalan Malia’yı gösterdi. “Geç gelen de Malia Tate. Hep böyle geç kalmaz umarım.”

Sınıfa döndü adam tekrar. “Evlerinde hissetmelerini sağlayın.”

Gergin görünen Allison, sınıftaki iki boş koltuğu bulmadan önce zayıf bir şekilde gülümsemişti. Birine, ki Scott’ın arkasında ve Stiles’ın sağında kalan koltuk demekti bu, otururken ona samimi bir şekilde gülümsedi.

Malia da Allison’ın sağ arkasında kalan sıraya geçmişti hemen.

Allison’ın annesiyle daha önce yaptığı konuşmayı duyan Scott, onun bir kalemi unuttuğunu bildiğinden ona kendi kalemini uzattı gülümseyerek.

Allison bu jest karşısında şaşırsa da ona minnetle gülümseyip kalemi almıştı. Scott hala gülümserken önüne döndüğü anda ise kaşlarını çatmıştı kız. Kalemini unuttuğunu nasıl anlamıştı ki?

Malia onları izlerken hafiften gülse de bir kağıt çıkarıp bir şeyler yazdı ve katlayıp Allison’a uzattı. “Bunu öndekine uzatsana.”

Onun gibi fısıldadı Allison. “Ne ki bu?”

“Önemli bir şey değil merak etme. Aklıma takılan bir şeyi sordum.” Bu cevapla omuz silkip kağıdı Scott’a uzattı. “Malia gönderdi.”

Scott bununla kaşlarını kaldırdı. Kağıdı alıp hocaya yakalanmamaya çalışarak açtı hemen.“Kalemi olmadığını nasıl bildin?”

Bu yazıyordu kağıtta. Kaşlarını çattı Scott hafifçe. Allison daha dışarıdayken onun konuşmasını nasıl duyduğunu kendi de bilmiyordu ki.

Kıza bakıp “Bilmiyorum” dercesine omuz silkmeyi düşünse de vazgeçti ve kağıda cevap yazdı.

Malia onun kendi uzattığı kağıdı alıp okudu hemen.“Tahmin ettim.”Kendi kendine omuz silkti bununla. Muhtemelen sadece kızla flört etmek için vermişti kalemini.

Sonra bir şey daha yazdı ve bu sefer buruşturup ona atmıştı direkt.

“Islak köpek yavrusu gibi kokuyorsun.”

∆∆∆

3 dersin ardından öğrenciler dışarı çıkıp dolaplarına giderlerken, kendi dolabına yaslanan Scott’ı fark eden Allison ona gülümsemişti. Tam o sırada Lydia, Allison’a yaklaşıp bir konuşma başlattığında Allison gözlerini Scott’tan çekmişti zorla.

Scott onları uzaktan izlemeye devam ederken Stiles ve arkadaşları Harley kendi dolabının yanında ona katılmıştı. Yeni gelişmiş işitme duyusuyla Lydia ve Allison’ı dinlemeye başlamıştı Scott.

O sırada kendisine yeni verilen dolabına ilerleyen Malia, kucağındaki bütün derslerin kitaplarını dolaba yerleştirdikten sonra dolabı kapatıp ona yaslanmış, etrafı izlemeye başlamıştı.

“Biri bana yeni kızın nasıl beş dakikadır burada olduğunu ve şimdiden Lydia’nın grubuyla takıldığını söyleyebilir mi?

Harley’nin sorusuyla omuz silkti Stiles. “Çünkü seksi.” Harley ona sorgulayarak bakınca tek kaşını kaldırdı o da. “Güzel insanlar birlikte takılır?”

Onların konuşmalarını duyduğunda baktıkları yöne bakıp güldü. Sonra yanlarına gidecekti ki yanına gelen iki genç ile yerinde kalmıştı.

“Selam!” Sarışın kızın enerjisiyle kaşlarını kaldırıp güldü Malia. “Selam.”

“Yalnız görünce acıdık da.” Çocuğun böyle demesiyle omzuna vurdu kız. “Aptal öyle denir mi?”

Sarışın çocuk omuz silkince kaşlarını kaldırdı Malia hafifçe gülüp. “Pekala…”

“Sen bakma buna. Aptal bu biraz.” Suçlu bir şekilde gülüp kendini tanıttı kız. “Marie ben, bu salak da Kyle.”

“Ya! Alt tarafı şaka yaptık ne konuştun be.” Kyle göz devirip uzaklaştığında ofladı Marie. “Gönlünü alsam iyi olacak.”

“Aynen git sen arkasından.” Marie kendisinden özür dileyerek gittiğinde güldü Malia. “Eğlenirim ya ben burada.”

Gözlerini Scottlara çevirdiğinde yerlerinde göremeyince kendi kendine omuz silkip bahçeye çıktı. Eh, öğle arasında da içeride kalacak hali yoktu ya.

Kalabalığı gördüğünde kaşlarını kaldırdı. Biraz yaklaştığında antrenman olduğunu fark etmesiyle tribünlere ilerledi. Spor izlemeyi severdi, ne olursa olsun.

Tek başına geçtiği bir banka iki kişi daha gelmesiyle iç çekti. Tek takılmayı severdi, özellikle kimseyi tanımıyorsa.

Yanına gelenlere baktığında sabahki kız ve kızıl afet olduğunu görünce rahatlamıştı birden. “En azından tanıdığım birileri…” diye düşünmüştü.

“Oh hey!” diye seslenen Allison’la gülümsedi. “Hey.”

“Sen de yeni kızsın, değil mi? Nasıl geçti günün?” diye soran kızılla omuz silkti Malia. “İdare eder.”

“Ben Lydia bu arada.”

“Malia.”

Gülümsedi Lydia hafiften. “Güzel isim.” Önüne dönmesiyle Malia da dönmüş, antrenmana başlamalarını beklemeye başladı.

∆∆∆

“McCall!” Zaten önünde olan koçun bağırmasıyla irkildi Scott. “Evet Koç?”

Koç, Scott’a çok daha büyük bir ağ içeren bir lakros sopası ve daha büyük bir kask fırlattı hemen. Göğsüne çarpan ekipmanları yakalarken kendininkileri düşürmüştü Scott. Şaşkınlıkla adama baktı.

“Kaledesin.”

Kaşlarını çattı Scott. “İyi de ben hiç kalede oynamadım ki?”

“Biliyorum. Biraz gol atmak özgüven patlaması verecektir. İlk gün şeysi yani.” Ona boş boş bakan Scott’ın omzuna vurdu ikna eder gibi. “Enerjilerini coştur, alevle ortalığı!”

Oynayamayacağı için mutsuzdu Scott. “Peki ya ben?”

“Yüzüne darbe almamaya çalış.” Sırıtıp diğerlerinin yanına gitti Koç. Scott da derince oflayarak kaleye geçmişti.

Acayip gergindi. Kesinlikle kendini rezil edecekti. Başını önüne eğip tekrar ofladı. En kötüsü de Allison’a rezil olacaktı.

“O kim?” diye sordu Allison, Lydia’ya. Malia onun Scott’tan bahsettiğini anlayınca sırıttı usulca. İkisine de tanımıyordu ama şimdiden shiplemişti.

“Kim?” Allison’ın başıyla işaret etmesiyle Scott’a buldu Lydia. Gözlerini kısıp inceledi. “Emin değilim. Neden?” kıza dönmüştü tekrar.

Scott’ın onları dinlediğini görünce kıkırdadı Malia. Kızlar onu duysa da bir şey dememişlerdi. “İngilizce sınıfımda da.”

Onlar konuşurken kaşlarını çattı Malia. Evet Scott’ın onları dinlemesi komikti ama nasıl dinlemişti ki?

Sadece bir denk geliş olduğunu, çocuğun elbette ki dinleyemediğini düşündüğü an hakemin çaldığı düdükle yerinde sıçramıştı.

Çığlık attığını ise herkesin kendisine baktığını gördüğünde fark etmişti. Kendi kendine güldü. “Haha, ben iyiyim. Bir şey yok.”

Milletin önüne döndüğünde ise olduğu yer küçülmüştü. İlk günden rezil olmak istediği ya da beklediği bir senaryo değildi tabi.

Onun bu düşüncelerini anlamış gibi dürttü Lydia kızı. “O kadar rezil olmadın merak etme. Sen birden çığlık atınca bir şey oldu sandık.”

“Sahi, ne oldu?” diye sordu Allison da. Bu soruyla doğrulup ellerini bacaklarının iki yanına atıp sıkıca tutmuştu bankı. Eve döndüğünden beri, inanın daha öncesinde ne yaptığını hatırlamıyordu bile, kulakları olması gerekenden daha iyi çalışıyor dibiydi. 4 aydır her türlü yüksek sese oldukça sık uyarılıyordu ve bu berbat bir şeydi. Neyse ki evde iki yaşadığından çok gürültü olmuyordu ama durum böyleydi işte.

Az önce de çalınan düdük bi hayli yüksek sesli olduğundan ve kesinlikle bunu beklemediğinden korkmuştu.

Çok ürkek biri olduğunu da unutmayalım.

Kızlara baktı sonra. “Ya dalıp gitmişim, düdük de çalınca…”

Mahcup bir halde dudaklarını birbirine bastıran kızı gördüklerinde hafifçe gülmüşlerdi. Onun omzunu dürttü Lydia omzuyla. “Sorun yok, hepimiz arada dalıyoruz.”

Rahatlamıştı Malia. “Sana bir şey itiraf etmem lazım.”

Kaşlarını kaldırdı ikisi de bununla. Malia ise devam etti. “3 derste de aynı sınıftaydık ve tam bir orospu olduğunu düşünmüştüm. Ama pek de öyle değilsin galiba.”

Lydia kendini tutamadan gülmüştü bununla. “Onur duydum.” Sonra silkelenip önüne döndü, hala gülümsüyordu ama. “Ezik sanmandan iyidir, değil mi?”

Omuz silkti Malia da. “Öyle tabi.” Derin bir nefes alıp antrenmana döndüler.

Kalede ama yerde olan Scott’ı gördüklerinde kaşları havalanmıştı üçünün birden. Sonra atıcılardan birinin alaycı seslenişi duyulmuştu. “Yüzüne dikkat et McCall!”

Stiles’a oflar gibi bakan Scott, artık kendini kanıtlamaya kararlıydı, bir sonraki pasa hazırlanmak için ayağa kalkıp omuzlarını silkeledi.

Bir sonraki oyuncu topu ona doğru fırlattığında herkesin şaşırdığı şey olmuş, Scott topu kolayca yakalamıştı.

Gözlerini şokla büyütürken Stiles heyecanla bağırmıştı. “Evet be!”

Sonraki birkaç atışı da kolaylıkla yakalayınca herkes apaçık etkilenmişti, takımın kaptanı hariç elbette. Malia bunu baya iyi seçebiliyordu.

Koç ağzı açık bir halde Scott’ı izlerken Allison da hafifçe sırıtarak konuştu. “Baya iyi oynuyor gibi.”

Lydia ve Malia aynı anda onayladı onu. “Fena iyi.”

Scott, onları duyduğunda sevinçten ayaklarının üzerinde zıplarken ve gülümserken neredeyse sersemliyordu, bu da takım kaptanı olan Jackson’ı daha da kızdırıyordu elbette.

Scott’ın bu yeni star ışığını yok etmek için hırslanan Jackson kendi sırası olmamasına rağmen en öne geçti sıradaki arkadaşını engelleyip.

Scott ve Stiles bunu gördüğünde aynı anda küfretmişti. Jackson bunu apaçık anlayıp sırıtmış ve var gücüyle koşmaya başlamıştı.

Şimdi neredeyse herkes nefesini tutmuş, Scott’ın tutup tutamayacağını merakla bekliyordu.

Tutamayacağını düşünse de kolaylıkla tuttuğu topla sırıtmasını engelleyememişti Scott, en iyi oyuncunun topunu tutmuştu daha ne?

“YES BE!” Ayağa fırlayan Stiles ile birlikte Lydia ve Malia da ayaklanmıştı. “Woooooo!”

“İŞTE BENİM ARKADAŞIM!”

Jackson sayıyı kaçırması, özellikle Scott gibi birine kaçırması, ile sinirlenmişti. Scott’a tezahürat yapan sevgilisi Lydia’yı görünce kaşlarını çatmıştı.

Lydia ise ona “Tüm yapabildiğin bu mu?” dercesine bakıyordu. Sonra silkelenip tezahürata devam etti Malia ile.

Scott özgüven patlaması yaşarken sırıtıp duruyordu. Kaleci sopasında kalan topu yardımcı koça arkadan şut atmış, adamın zor yakalamasıyla zevkten dört köşe olmuştu.

Allison bunu izlerken gülümsemesini bozamıyordu. Hiçbir şeyi olmamasına rağmen acayip gurur duymuştu onunla. Üstelik biraz da düşmüş olabilirdi tabi.

Herkes mutlu-mutsuz ayrılırken iki kızın arasında, okula dönüyordu Malia. “Bir şey soracağım. O çocuk sevgilin miydi?”

Lydia kaşlarını kaldırdı. “Bana mı soruyorsun?” Malia başını sallayınca omuz silkti. “Öyle.”

Allison onun ilgisiz cevabını duyunca merakla sordu. “Çok garip cevapladın. Neden?”

“Popüler kız-popüler erkek çifti işte, pek ümitlenmeyin.” Dolabından eşyalarını aldığı gibi başka bir şey demeden sınıfa geçen Lydia ile birbirlerine bakmıştı ikili.

Başka bir şey demeden onun arkasından derse girdiler.

∆∆∆

Kızlardan ayrılıp evin yolunu tutarken acele etmiyordu Malia. Aksine telefonunu açmış, oyun oynuyordu. Bir yandan da dinlediği müzik yüzünden dünyayla iletişimi kesmişti neredeyse.

Neredeyse.

Dünyaya geri dönmesine sebep olan şey ise çarptığı ağaçtı.

Yere düştüğünde kendisine boş boş bakan Scott ve Stiles’ı görünce iç çekip yerden kalktı ve üstünü silkeledi.

“Sizin ne işiniz var burada?”

Daha birbirlerine ormanda ne yaptıklarını soramadan biraz uzaklarından gelen sesle oraya dönmüştü üçü de. Gözle görülür bir şekilde panik olmuş halde cevap veremediklerinde siyah deri ceketli, soluk beyaz tenli adam kaşlarını kaldırmıştı. “Hah? Burası özel mülk.”

“Ah, kusura bakma dostum, bilmiyorduk.” Stiles konuşurken Malia ve Scott, Derek’e odaklanmıştı.

Kaşlarını çattı Malia. Scott’tan aldığı aynı ıslak köpek kokusu bu adamda da vardı.

Scott da farklı hissetmişti ona bakarken, bir şeyler farklıydı ama ne olduğunu çözemedi.

“Biz sadece şeyi arıyorduk-“ Adam onun devam etmesine izin vermeden cebinden çıkardığı astım tüpünü ona attı tutabileceği şekilde.

Sonra hiçbir şey demeden çekip gidince silkelendi Scott. “Her neyse, gidelim artık. İşe geç kalacağım. “

“Dostum, o Derek Hale’di!” Scott, endişeli görünen Stiles’a boş boş baktığında, Stiles iç çekmişti.

“Hatırlıyorsun, değil mi? Bizden sadece birkaç yaş büyük.”

Israr eden arkadaşıyla sabırsızca sordu Scott. “Neyi hatırlamam gerekiyordu?”

“Ailesini. Hepsi on yıl önce bir yangında yanarak öldü ya.” Scott bu haberle hem meraklı hem de endişeli görünüyordu, tıpkı Stiles gibi. Malia ise sadece dinliyor ve sırasını bekliyordu.

“Acaba buralarda ne yapıyor...” diye soran Scott ile iç çekti Malia.

“Kokusunu siz de aldınız mı?” diye atladı. “Garip kokuyordu.”

“Koku…” Ona bakmıştı Scott. “Evet farklı olan şey buydu. Sen nasıl anladın?” diye sordu merakla.

“Bilmem.” Dedi Malia omuz silkip. “Her neyse, ben gidiyorum. Okulda görüşürüz.”

Uzaklaşan kıza seslendi Scott. “Adın neydi?”

“Malia!”

“Ben de Scott!”

“Biliyorum!”

“Kimse Stiles’a adını sormasın tabi!”

∆∆∆

Yapmıştı! Allison’a gerçekten çıkma teklif etmişti!

O gün iş yerine gittiği gibi bastıran yağmurdan dolayı ıslanmış, gece dönüşte de hemen duşa girmişti.

Altında sadece bi baksır geçirip yatağa yığıldığında aklındaki tek şey, yaralı köpekle kliniğe gelen Allison’a çıkma teklif edebilmesiydi.

Yorgunlukla mayışsa da asıl sebebi Allison’dı. Onu düşünerek gözlerini yumup biraz sonra sağına döndü.

Elinde hissettiği acıyla kaşlarını çatarak açmıştı gözlerini. Ormanda olduğunu fark etmesiyle kaşları daha da çatılmıştı.

Ayağa kalkıp etrafta gezinmeye başladı neler olduğunu anlamaya çalışırken. Havanın soğukluğu ve ormana yayılan sis onu ürpertmişti.

Ellerini kollarına sardığı sırada hemen sağında, yoğun sisin arasında bir silüet görmüştü. Gözlerini kısıp algılamaya çalışırken silüet ona döndü.

Yutkundu Scott zorla. Onu ısıran şeydi o.

O şeyin yürümeye başlamasıyla kendisi de harekete geçmişti. O koşmaya başlayınca kendi de koştu. Kaçan ya da kovalananın net olmadığı bi koşuşturmanın sonunda Scott iyice gerilmiş önüne ne çıkarsa çıksın koşmaya karar vermişti.

Gördüğü çitten atladıktan sonra suya girmesiyle şoktan kısa süre çırpınmış, etrafına bakınmıştı.

Teras gibi bir balkonda gördüğü yüzle kafası karıştı. Seslendi sonra. “Malia?”

“Hiç şaşırma, şaşırma hakkı benim şu an.” Kaşları havadayken sordu Malia. “Havuzumda ne işin var?”

“Ben uhm… ben…”

Başını iki yana sallayıp güldü Malia. “Her neyse, sorun yok. Ama babam gelmeden havuzdan çıksan iyi olur.”

Scott hızla başını sallayıp havuzdan çıkarken Malia gülüyordu.

∆∆∆

Duyduğu yüksek sesle irkilerek arkasına döndüğünde Scott’ı sıkıştıran Jackson’ı görünce iç çekerek kollarını kavuşturdu ve dolabına yaslanarak onları izlemeye başladı Malia.

“Pekala bücür, meyve suyunu nereden aldığını söylemeye ne dersin?”

Jackson’ın ciddi bakışlarına rağmen Scott saf saf ona bakıyordu. Neyden bahsettiğini anlamamıştı. “Ne?”

Onun anlama kapasitesiyle dalga geçer gibi teker teker sordu Jackson tekrar. “Meyve suyunu. Nereden. Alıyorsun?”

Hala gram anlamadan kaşlarını çatıyordu Scott. “Market alışverişini annem yapar.”

Scott’ın bilmezden geldiğini düşünen Jackson, sinirini kontrol etmeye çalışarak sordu.

“Pekala, dinle beni McCall. Bana tam olarak neyi kimden satın aldığını söyleyeceksin, çünkü bir tür kimyasal destek olmadan sahada bu şekilde mükemmel oynamanın hiçbir lanet yolu yok.”

Sonunda onun ne demek istediğini anlayan kaşlarını kaldırmıştı. “Steroidleri diyorsun.” Sonra merakla sordu. “Sen steroid mi kullanıyorsun?”

Jackson onun bu alaycılığıyla, kesinlikle bunu yanlış anlamıştı, onun yakasına yapışıp onu dolaba ittirdi. “Senin sorunun ne McCall?”

“Bana ne mi oluyor?” diye karşılık verdi Scott kafa karışıklığıyla. Kafası karışıktı çünkü bunun cevabını kendisi de bilmiyordu. “Gerçekten bilmek istiyor musun? Ben de istiyorum!”

Jackson onun sonunda cevap vereceğini anladığında başını salladı. Onun yakasını bıraksa da dibinden ayrılmamıştı. Scott devam etti bununla. “Çünkü kapasitemin yetmeyeceği şeyleri görüyorum, işitiyorum ve koklayabiliyorum! İmkansız şeyler yapabiliyorum! 5 kilometre boyunda ormanda uyurgezerliğim tutuyor ve aklımı kaçırdığıma hemen hemen eminim!”

O derin bir nefes verirken Jackson dişlerini sıkıyordu. “Komik olduğunu sanıyorsun, değil mi McCall? Bir şeyler sakladığını biliyorum-“

Gerisini dinleyememişti Malia. Scott’ın açıklaması çok tanıdık gelmişti çünkü. Geri döndüğünden beri ki bu yaklaşık 4 aya tekabül ediyordu, neredeyse tamamen aynı şeyleri yaşıyordu. Paylaşacak kimseyi bulamamıştı, kimsenin inanacağını da düşünmüyordu zaten.

Nasıl geri döndüğünü, ne kadar zamandır ortada olmadığını ve kayıp olduğu zamanlarda ne yaptığını bilmemesi de cabası tabi ama bunları pek düşünmek istemiyordu. Artık evindeydi nasılsa.

Scott’ın dedikleri ise çok garipti, özellikle aynı şeyleri yaşamalarıydı garip olan. Ama belli oluyordu ki tıpkı kendisi gibi Scott’ın da bu durum hakkında bir fikri yoktu. Yine de bunu onunla konuşabilirdi, değil mi?

Hala gitmeyen Jackson ile ofladı. “Doğal yeteneğin ortaya çıkması senin suçun değil tabi ama senden daha iyi diye bu kadar kıskanmana gerek yok Jackson.”

Jackson, Scott’ın önünden çekildi ve arkasında kalan kıza uzattı parmağını. “Sus.”

“Ah hadi ama Jackie, sadece sus mu?” Güldü Malia dalga geçer gibi. “Kadınlara dokunmama yeminin mi var yoksa birinden dayak yerim diye mi korkuyorsun?” Dolabına yaslanıp kollarını kavuşturmuştu. “Üzgünüm Jackie, sanırım kaybetmeyi öğrenmen gerekecek.”

Jackson sabır çeker gibi gözlerini yumup derin bir nefes aldıktan sonra kızı görmezden gelmiş ve Scott’a geri dönmüştü.

“Daha çok konuşmamı ister gibisin. Tamam.” Scott’ın yanındaki dolaba ilerleyip kolunu dolaba yasladı Malia. “Pekala. Jackson-“

“Ah, kes sesini.” Scott’a döndüğünde devam etti Malia. “Şu an bana karşılık vermiyorsun çünkü haklı olduğumu biliyorsun. Tek derdin ikinci olmamak, değil mi? İkincileri kimse hatırlamaz, seni de hatırlamayacakları gibi-“

Onun dibine girdi Jackson sinirle. “Tek bir kelime daha et ve-“

“Ve ne? Ne yapacaksın Jackie? Dövecek misin?” derken dalga geçtiği çok belliydi Malia’nın. Ondan elbette korkmuyordu, o kendisine vurduğu an onu buna pişman edebilirdi.

“Sen çok-“

“Jackson!” Uzaktan seslenen kız ile üçü birden ona dönmüştü. Neredeyse koşarak yanlarına gelen Lydia ile şimdi herkes oraya bakıyordu. “Arkadaşımı alabilir miyim? Teşekkürler.”

Malia’nın koluna girdiği gibi onu sahaya çekiştiren Lydia iç çekerek Malia’ya bakıyordu. “Onunla kavga etmek zorunda mıydın?”

Ofladı Malia bununla. “O da arkadaşıma bulaşmasaydı?”

Binadan çıkarken sordu Lydia kaşlarını çatarak. “O çocuk arkadaşın mı?”

“Sanırım.” Diye mırıldandı Malia gözlerini kısıp düşünürken. “Arkadaşız sanırım, aynen.”

“Neydi adı, Allison sormuştu geçen?” Sırıttı Malia bununla. “Allison sordu demek.”

Merakla dürttü Lydia onu. “Ne demekti bu?” Omuz silkti Malia gülerek. “Biraz yakıştırmış olabilirim.”

Lydia güldü sadece buna. Onu tribünlere çekip oturduktan kısa bir süre sonra cevap vermeyi unuttuğunu hatırlayıp kıza döndü. “Adı Scott bu arada, cevap vermeyi unuttum.”

Başını salladı Lydia omuz silkip. Etrafa bakınırken Scott ve Stiles’ı sahaya aceleyle girerken görmüştü Malia. Kaşlarını çattı, Stiles Scott’a bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Onları dinlemeye başladı.

∆∆∆

“Scott! Scott bekle!”

“İlk elemelere gireceğim dostum, bekleyemez mi?” Koşarak çoktan toplanmış grubun yanına ilerlemeye çalışan Scott’ı omzundan tutarak durdurdu Stiles. “Biraz beklemen gerek. Babamın telefon konuşmasını duydum.”

Scott kaçmaya çalışsa da durdurdu onu tekrar. “Los Angeles’tan laboratuvar inceleme sonuçları gelmiş. Ormandaki cesetten hayvan kılı bulmuşlar!”

Scott sonunda ondan kaçmayı başardığında ona seslendi. “Gitmem gerek!”

“Bekle! Scott! Hangi hayvanı bulduklarına inanamayacaksın!” Scott kendi meselesiyle onu duyamayacak kadar fazla meşgul olduğunda neredeyse üzgün görünüyordu Stiles. Cümlesini bitirirken sesi neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü. “Bir kurtmuş…”

O sırada Koç sahanın ortasına doğru ilerlemeye başlamış, grubu çağırıyordu. “Hadi bakalım, toplanın! Hadi!”

Tribünlere giriş yapan Allison’ı gören Scott kızla göz göze gelince hafifçe elini sallamıştı ama bunu Allison dışında biri daha fark etmişti tabi, Koç.

“Bir sorun mu var McCall?”

Kendisine gelen soruyla afallayan Scott kaşlarını kaldırdı. “Ne?”

“Elini kaldırdın ya, bir sorun mu var?”

“Hayır, ben sadece…” Koçun ciddi ve sabırsız bakışlarını görünce iç çekti. “Yok bir şey.”

“Pekala.” Stiles ve Scott’ın da dahil olduğu gruba döndü sonra. “Her şeyin nasıl olduğunu biliyorsunuz. Eğer beceremezseniz büyük ihtimalle dönemin sonuna kadar bankta kalırsınız. Ama eğer başarırsanız, oynarsınız. Aileniz sizinle gurur duyar.” Birinin kaskıyla oynayıp ekledi sırıtarak. “Kız arkadaşınız sizi sever! Hah!”

Scott’ın önüne geldiğindeyse ekledi. “Geriye kalansa fındık fıstık.”

Herkese bakıp seslendi. “Şimdi, sahaya çıkın ve elinizde ne varsa gösterin!”

İçinde Stiles’ın olduğu bir grup banklara geçip sırasını beklerken Scott’ın olduğu grup sahada yerine geçtiğinde eleme maçı başlamıştı. Bununla birlikte paslaşmalar da son hızında devam ederken sonunda Scott’a da pas gelebilmişti.

Sevinip kalede doğru ilerlerken üstüne tabiri caizse atlayan oyuncuyla yere çakılmış, topu kaptırmıştı. Oyuncunun Jackson olduğunu ve sırıtarak gittiğini görünce sinirle kaşlarını çatıp ofladı.

Birkaç sayının ardından yeni sayı için karşılaşma sırası Jackson ve Scott’taydı. Birbirlerine rekabetçi bir bakış attıktan sonra sayıyı topu alarak başlatan isim Scott olmuştu.

Kaleye doğru koşarken kendisini engellemeye çalışan oyuncuları neredeyse hiç çaba göstermeden atlatıyordu. Kaleyle arasında kalan 3 oyuncunun da üstünden atladıktan sonra bir şut çekti ve topu kaleye attı.

Scott sayı alabildiği için şaşkınlıkla bakarken sevinip coşmayan sadece 2 kişi vardı; Jackson ve Stiles.

Jackson apaçık bir şekilde kıskandığı için yüzü düşerken Stiles tamamen endişe doluydu çünkü arkadaşı her ne kadar mükemmel bir atış yapmış olsa da bunu sadece 1 gecede olağanüstü şekilde başarmıştı. Yani imkansızdı.

Malia da hala kol kola olduğu Lydia’ya aldırmadan alkışlıyordu ki Stiles’ın hiç de sevinçli durmadığını fark etmişti. Kaşlarını çatıp sebebini anlamaya çalışsa da Koç’un Scott’ı yanına çağırmasıyla boşverip onlara odaklandı.

“McCall! Buraya gel hemen!” Scott ne bekleyeceğini bilemeden onun yanına giderken kaskını çıkarıyordu. Koç devam etti hemen. “Tanrı aşkına, o da neydi öyle? Bu bir lakros sahası. Jimnastik takımına falan mı katılmaya çalışıyorsun? Dedi az önceki akrobatik sayılabilecek hareketleri ima ederek.

Başını iki yana salladı Scott hemen. “Hayır Koç.”

“O da neydi o zaman?” Onun duygularını tanımlayamadığı için gergindi Scott. Açıklamaya çalıştı hemen kendini. “Bilmiyorum! Sadece şut atmaya çalışıyordum!”

“Hah evet. Şutunu attın. Ve tahmin et ne oldu?” Dedikten sonra gülmüştü Koç. “Başlıyorsun. İlk sıraya seçildin!” Dedi onun koluna vurarak.

Scott bunun şoku ve mutluluğuyla yerinde zıplayarak gülünce Malia ve Allison da gülerken Stiles son derece gergin ve düşünceliydi.

∆∆∆

Okul son zille bittiğinde dolabına ilerledi Malia. Gerekli eşyalarını alırken arkasından birinin yaklaştığını anlayınca ofladı. “Gerçekten bu kadar kızdın mı Jackie?”

Bunu söyleyerek önüne döndüğünde gelenin Jackson olmadığını anlamıştı elbet. “Uhm?”

“Ah pardon. Isaac ben.” Çekingen görünen çocukla güldü Malia. “Selam Isaac?”

Isaac kaşını kaşıdı gerginlikle. “Ben bir şey sorcaktım. Uhm…” silkelenip gözlerini yumdu ve derin bir nefes aldı. “Benimle Lydia’nın partisine gelmek ister misin?”

Kaşlarını kaldırdı Malia hafifçe gülerek. Nedense çocuğun utangaç havası tatlı gelmişti. “Saat kaçtaydı?”

“Ne saat kaçtaydı?” Çocuğun şaşkın yüzünü görünce güldü Malia aynı şaşkınlıkla. Başını eğip dudaklarını ıslattı, ardından çantasını dolaptan aldı ve dolabını kapattı. Telini ona uzattı sonra. “Telefonun?”

Isaac silkelenip telefonu ona vermişti. Gülerek aldı telefonu Malia ondan ve kendi numarasını yazdı. Çaldırdı kendini ve telefonu onun cebine bıraktı. “Yarın görüşürüz.”

“Adım Isaac!”

“Malia!” Isaac’i arkasında bırakıp okuldan çıkarken onun numarasını kaydetti hemen.

∆∆∆

Eve döndüğünde oflayarak bilgisayar başına geçti Stiles. Oldukça gergindi, en yakın arkadaşı Scott’ın bu hızlı değişimi onu korkutmuştu.

Adderall kutusunu yanına alıp bir tane yuttu hemen ve tarayıcıyı açtı. “Kurtadam” diye aratmaya başlamış, ardından farklı farklı sitelere girmişti.

Bir süre sonra “Kurtadamlık Tarihi” kitabına geçerken, bu kitabın ondan neden olduğunu sormayın bile, kaçıncı Adderall’indeydi bilmiyordu. Bu kitaptan bazı sayfaları yazdırmaya başladığında bilgisayara geri dönmüştü.

Çalan kapı onu korkudan sıçratmış, sandalyesinden yere düşürmüştü. Düştüğü anda fark etmişti ki odanın her yeri çıktılarla doluydu. Eh, bir de sabah olmuştu.

Ayağa kalktığında ne yapacağını bilemez şekilde kapı ve bilgisayarı arasında gidip geldi gözleri. Karar verip bilgisayarını kapattı ve gergince kapıya gitti. Babası geldiyse ona ne diyecekti ki?

Kapıyı araladığında gelenin Scott olduğunu görmesiyle rahatlayıp onun girmesi için kapıyı açık bırakarak sandalyesine geçmişti. “Gelsene. Dostum, bunu görmelisin.” Dedi onun içeri girip kapıyı kapattığını gördükten sonra. Devam etti sonra. “tüm gece araştırma yaptım. Websiteleri, kitaplar… her şeyi inceledim.”

Eşyalarını yatağa koyduktan sonra gülerek sordu Scott. “Kaç tane adderall aldın sen?”

“Çok. Fark etmez.” Çıktılardan birkaçını aldıktan sonra yatağa oturan Scott’a döndü sandalyesinde. “Cesetle mi ilgili? Kimin yaptığını mı buldular yoksa?”

“Yok. Hala sorgular sürüyor. Derek Hale bile ifade veriyor.” Diye cevapladı Stiles sabırsızca. “Geçen ormanda gördüğümüz adam mı?”

“Aynen.” Ofladı sonra Stiles dayanamadan. “Ama bunun için çağırmadım seni.”

“Neden çağırdın o zaman? Okula da gelmedin zaten.”

“Ormandaki şakayı hatırlıyor musun?” Hatırladığını belirten şekilde başını sallayan Scott ile iç çekti. “Artık şaka değil.”

Onu anlamadan bakan Scott ile ekledi. “Kurt. Ormanda ısırılman. Baya bir okuma yaptım.” İçinde biriken enerjiyle ayaklandı Stiles. “Kurtlar neden ulur biliyor musun?”

“Bilmeli miyim?”

“Bu bir sinyal, tamam mı? Bir kurt yalnız kaldığında, sürünün geri kalanına yerini bildirmek için ulur. Yani gerçekten bir kurt uluması duyduysan, bu yakınlarda başkalarının olabileceği anlamına gelir. Belki de onlardan bir sürü vardır.”

Bununla alarma geçmiş gibi baktı Scott. “Bir sürü dolusu kurt mu?”

“Hayır.” Deyip derin bir nefes aldı Stiles. Scott’ın kendisine inanıp inanmayacağını bile bilmiyordu. “Kurtadam sürüsü.”

Onun şaka yaptığını düşünüp iç çekerek ayağa kalktı Scott. “Gerçekten zamanımı bununla mı harcıyorsun? 1 saate Allison’ı almam gerektiğini biliyorsun.”

Onun toparlanmaya başlandığını görünce kolunu tuttu durması için. O durunca kendine çekti elini. “Bugün sahada gördüm seni Scott. Yaptığın sadece iyi değildi, aynı zamanda imkansızdı.”

“Sadece iyi bir şut attım.” Derken yine odadan çıkmaya çalışınca onun çantasını alıp yatağa attı tekrar Stiles. “Hayır, inanılmaz bir şut çektin.”

Tekrar karşısına geçti onun. “Yani hareketin, hızın, reflekslerin… kimse bunu bir günde yapamaz. Bir de görüşün ve hislerin var tabi. Ayrıca artık astım tüpüne ihtiyaç duymadığını fark etmediğimi falan da düşünme.”

Ofladı Scott. Haklı sayılırdı. Olağanüstü bir durum olduğu açıktı. “Ama şu an bunu düşünemem! Yarın konuşalım.”

Gözlerini büyüttü Stiles bununla. “Saçmalama yarın olmaz! Dolunay bu gece!”

Bağırmaya başladı Scott ona karşılık olarak. “Ne yapmaya çalışıyorsun?!”

Daha yeni ilk sıraya seçildim. Benimle çıkmayı kabul ettiğine hala inanamadığım harika bir kızla çıkacağım ve hayatımda ilk defa her şey yolunda gidiyor! Neden bunu mahvetmeye çalışıyorsun?!”

“Yardım etmeye çalışıyorum!” Sandalyesine geri oturup sakinleşmek için derin bir nefes aldı Stiles. “Sen lanetlendin Scott. Biliyorsun ki ay seni sadece fiziksel olarak da değiştirmeyecek. Aynı zamanda kana susayacaksın.”

“Kana mı susayacağım?” diye Scott sordu onun kurgularından bıkmış bir ifadeyle.

“Evet, öldürme ihtiyacı.” Diye açıkladı Stiles da.

“Çoktan öldürme ihtiyacı hissetmeye başladım Stiles.” Onu dinlemedenKurtadam Tarihikitabını çıkardı Stiles. “Bunu duyman gerek.” Ve okumaya başladı. “Değişime, öfke veya nabzınızı yükselten herhangi bir şey sebep olabilir.” Ardından sarkastik bir gülümsemeyle ona döndü. “Duydun mu? Allison kadar nabzını arttıran başka birini görmedim.”

Ayaklanıp onun çantasını karıştırmaya başladı. “Randevunu iptal etmelisin. Hatta onu şimdi arayacağım.”

“Napıyorsun?!” onun telefonunu çoktan alıp Allison’ın numarasını bulmaya çalışırken bağırdı tekrar Scott. “Hayır, ver onu bana!”

Stiles kendini duvara ittirilip Scott tarafından yumruklanmak üzere bulunca durumun ciddiliğini daha iyi anlamıştı. Scott ona bir şey yapmak yerine sandalyesini savurunca derin bir nefes aldı.

Scott bu anlamsız sinirini dizginlemeye çalışırken nefes nefeseydi. Stiles’a baktığında yüzündeki korkuyu görmesiyle yutkundu Scott. Derin bir nefes alıp mırıldandı. “Özür dilerim. Uhm… parti için hazırlanmam gerek.”

Çantasını ve telefonunu alıp odadan çıkmadan önce üzgün olduğu belli bir bakış attı. “Özür dilerim.”

O gittikten sonra iç çekip arkasından bakmıştı Stiles. Yere devrilen sandalyeyi kaldırdığında arka yüzeyindeki pençe izini görmüş, oflamıştı.

∆∆∆

Duştan çıktığında odasında onu bekleyen annesini görmeyi beklemiyordu Scott. Bir irkilip beline sardığı havlusunu tuttu. “Anne!”

Bunu umursamayıp sordu Melissa sırıtarak. “Bu bir parti mi yoksa randevu mu?” Gergince gülümsedi Scott. “Belki ikisi de?”

“Kızın adı ne?”

“Allison.”

“Allison. Güzelmiş.” Deyip başını salladı Melissa gülerek ve arabanın anahtarını uzattı ona. Bununla sevinip anahtarı aldı Scott. “Konuşma yapmamız gerekmiyor, değil mi?”

İnanamazca annesinin şüphe dolu yüzüne baktı Scott. “Seninle güvenli seks konusuna girmeyeceğim.”

Gözlerini büyüttü Melissa bununla. “Aman tanrım! Hayır! Arabanın deposunu dolu bırakmandan bahsediyordum!” dedi iğrenmiş bir ifadeyle. “Ver şunu geri!”

Anahtarı geri alan annesine baktı Scott ağzı açık kalacak. “Sen ciddi misin?”

“Tabii ki ciddiyim! Sonum 16 yaşında ve hamile gibi saçma bir realite şovuna çıkmak olmayacak. Hadi ama!”

Bu konuşma biraz uzasa da anahtarı geri almayı başarmıştı Scott.

∆∆∆

Scott, Allison’ın evinin önüne park ettikten birkaç saniye sonra açıldığını duyduğu kapıyla eve baktı. Bütün güzelliğiyle gülümseyen Allison’ı görünce onun gibi gülümsemişti. Arabadan inip onun yanına gitti. Derin bir nefes alıp güldü. “Çok… etkileyici olmuşsun.”

Allison da gülümseyerek onu süzdü. Omuz silkti sonra aynı gülümsemeyle. “Sen de çok iyisin.”

Ortamı yumuşatmak için kendisiyle dalga geçti Scott. “Hadi ama, yanında acayip sönük kalıyorum.”

Başını iki yana salladı Allison, ondan etkilendiğini gösteren bir bakışla. “Ben buna kesinlikle katılmıyorum.” Sonra silkelendi. “Uhm… gidelim mi artık?”

“T-tabi.” Kekelemesiyle iç çekip güldü Scott. Bir şey demeden kızı arabaya götürdü ve kapısını açtı. “Teşekkür ederim.”

“Ne demek.” Kendisi de arabaya bindiğinde yola çıkmışlardı.

∆∆∆

Gelen mesajı kontrol etti Malia hemen. “Ben geldim, hazır mısın?” Ayağa kalktı Malia bununla ve üstünü kontrol etti. Çok abartmayıp gri, kısa kollu ve kare yakalı kadife elbisesini giymişti. Altına da elbise kısa olduğu için nolur nolmaz deyip siyah bir slip şort giymişti. Ayakkabı olarak da beyaz spor ayakkabılarını geçirip saçına da son kez baktı ve telefonuyla çantasını aldığı gibi odasından çıktı.

Evden çıkmadan babasının yanına gidip yanağını öptü. “Ben çıkıyorum.”

“Nereye?” diye sordu babası gazeteden başını kaldırıp. “Bahsettiğim kızlardan biri parti veriyormuş, oraya gidiyorum. Demiştim ya dün.”

“Tamam geç kalma ama.”

“Kalmam.” Onu tekrar öpüp evden çıktı. Kapıda bekleyen Isaac’i görünce el salladı. Yanına giderken gülerek sordu. “Çok bekletmedim umarım?”

“Yok, yeni geldim zaten.” Derin bir nefes aldı sonra Isaac. “Yalnız ufak bir sorun var.”

Kaşlarını kaldırdı Malia. “Ne oldu?”

“Arabam yok. Yanii-“

“Sorun dediğin bu muydu?” Güldü sonra Malia. “Ayaklarımız sağlam diye düşünüyorum. Yürürüz ne olacak?”

Rahatlayarak güldü Isaac de. “Bir an korkmuştum ne yalan söyleyeyim.” Ona yolu gösterir gibi elini yola uzattı sonra. “Bu taraftan.”

∆∆∆

Partiye varana kadar sohbet eden Isaac ve Malia, evin kapısına kadar geldiklerinde kapıyı çalmıştı Malia. Birkaç saniye sonra açılan kapının ardındaki Lydia’yı görünce gülümsedi. “Biz geldik!”

Lydia da kıza gülümsedi genişçe. “Hoşgeldiniz.” Onları içeri alırken Isaac’e neredeyse bakmamıştı bile. “Keyfinize bakın.”

Malia içeri girdiği gibi Isaac’in elini tutup içeri çekmişti. Isaac derin bir iç çekip onu havuzun oraya çıkardı. “Malia ben… çok özür dilerim.”

Kaşlarını çattı Malia bununla. “Ne? Ne oldu?”

“Bunu yapabileceğimi sandım ama sanırım yapamam. Senin de duygularınla oynamak istemezdim. Ben sadece… onun beni artık görmesini istemiştim.” Suçlu bir yüz ifadesiyle ona bakarak iç çekti. “Özür dilerim.”

Malia boğazını temizleyip gülmemeye çalıştı. “Lydia mı?” Gözlerini büyütmüştü Isaac şokla. “Biliyor muydun?”

Gülüp duvara yaslandı Malia. “Bilmiyordum, sadece tahmin.” Kollarını kavuşturup sordu. “Sen gerçekten en ufak randevuda kızların hemen hislerinin geliştiğini falan mı düşünüyorsun?”

“Öyle olmuyor muydu?” Merak ve şaşkınlıkla soran Isaac ile kahkaha atmıştı Malia. “Hayır şapşal, olmuyor.”

Onu yanına çekip duvara yasladı kendisi gibi. “Lydia’yı mı istiyorsun? O zaman onu önemsediğini her fırsatta göstermen lazım. Ama sapık gibi 7/24 dibinde durarak değil elbette. Sadece biraz…” Düşünmek için gözlerini kısıp Lydia’yı izledi. “Gizem.” Isaac’e döndü hızla. “Biraz gizemli olman lazım.”

“Varlığımdan haberi bile olmayan birine karşı nasıl gizemli olabilirim ki? Görmedin mi, az önce yüzüme bile bakmadı.”

Moralinin bozulduğunu anlayınca omzuyla dürttü Malia onu. “Açıkcası işin zor ama imkansız değil. Önce onun değil okulun gözü önünde olman lazım ama kimse seni yakından tanımamalı ki seni merak etsin.”

“Ama bu hiç bana benzemiyor.” Aklına gelen fikirle sırıttı Malia. “Bir süre benim yanımda görülmeye ne dersin? Yeni kızın sevgilisi kesinlikle ilgi görür.”

“Senin için sorun olmayacağına emin misin?” diye sordu Isaac kaşları havalanırken. Malia omuz silkmişti. “Beni öpmediğin sürece sorun yok. İlk öpücüğümü benim için özel birine ayırmak istiyorum, anlarsın ya.”

“Anlaşıldı ama… bilemiyorum. Bunu yapmamız gerektiğinden emin de-“ Havuzun başında gördüğü bir çiftle oflayıp duvar kenarına çöktü Isaac. “Kafam çok karışık Malia.”

Malia da omuz silkip onun gibi duvar kenarına oturdu. “Anlatmak ister misin?”

“Daha seni tanımıyorum bile-“

“Tanıman gerekmez. Hem sonuçta, buraya gelebilmek için beni seçen sendin, değil mi?” Gülümseyerek omzunu dürttü onun. “Söyle hadi. Seni böyle görmek beni de üzüyor.”

Ellerini önünde birleştirip onlara kitlendi Isaac bununla. “Ben aslında… yani aslında benim sevdiğim kişi… Lydia değil.”

Kaşlarını kaldırdı Malia. “Kim o zaman ve neden Lydia olduğunu onayladın?”

“Ben…” başını iki yana salladı Isaac ve ayağa kalktı hemen. “Bunu söyleyemem. Ben onun… ismini söylerken bile geriliyorum. Onun da burada bir başkasıyla beraber olduğunu bilerek sana söyleyemem.”

Malia da ayaklandı bununla. “Tamam sakin ol, sana zorla söyletmeyeceğim.” Sıkıca sarıldı sonra ona. “Hazır olduğunda ya da istediğinde söylersin zaten. Ya da hiç söylemezsin. Seni buna zorlayamam ama benimle paylaşabileceğini bilmelisin.”

Isaac de ona sarılmıştı sıkıca. “Neden bana karşı iyisin?” Geri çekildiği gibi sorduğu ilk soru buydu. “Neden yardım ediyorsun?”

Omuzlarını kaldırıp gülümsedi Malia. “Aksini yapmak için bir sebebim yok.” Onun omzuna vurdu hafifçe sonra. “Arkadaş edinmek bu kadar kolay işte.”

“Arkadaş mıyız?” Şaşkınca soran çocukla güldü Malia yine. “Değil miyiz? Yabancılar birbirine ilişki tavsiyesi veriyor mu bu devirde?”

Ufak bir gerginlikle gülmüştü Isaac de buna. “Doğru.”

Gülüp tekrar duvara yaslandığında duyduğu köpek havlamasıyla bahçenin ormana açılan kapısına döndü Malia. Onunla aynı şekilde Scot’ın da oraya baktığını görünce derin bir nefes aldı ve kapıda dikilen adama baktı. Sabahki adamdı bu, Stiles ismini söylemişti ama hatırlayamadı o an.

Adamın dönüp tek bir bakış atmasıyla sus pus kalan köpekle kaşlarını çattı. O bunu nasıl yapabilmişti ki?

“Sen iyi misin?” Isaac’in sesiyle ona döndü. “Ne, evet iyiyim.”

Adamın olduğu yere tekrar baktığında orada olmadığını fark etmişti. Ama fark ettiği bir diğer şeyse çatıda dört ayak üstünde koşan yaratıktı.

O yaratığın ne olduğunu anlamaya çalışırken dans etmeye başlayan Scott ve Allison’ı görmesiyle gülümsemişti. Aklının bir ucunda hala çatıdaki yaratık varken korkamıyordu sanki.

Tüm bunları düşünürken üzerindeki iki çift gözü fark edememişti.

∆∆∆

Öpüşme yakınlığında dans ederlerken başına giren ağrıyla yüzünü buruşturdu Scott. Dolunay sonunda etkisini göstermeye, bütün vücuduna inanılmaz acı vermeye başlamıştı. Olduğu yerde sızlanırken Allison dansı kesip onu kontrol etmişti. “İyi misin?”

Scott, ağrı hafifçe geçene kadar inlemeye devam etmiş, özel bir yere gitmek ve bunu atlatmak için nereye gittiğini görecek kadar gözlerini açmıştı.

“Hemen geliyorum.”

Scott, Allison’ı arka bahçede yalnız bırakarak evin içine girdi. Yemek odasında yürürken görüşü titremeye ve bulanıklaşmaya başlamıştı. Lavanta rengi bir gömlek ve kravat giyen ve başka bir erkek öğrenciyle konuşmanın ortasında olan Stiles’ın yanından geçerken Scott’ı görüp ona endişeli bir ifadeyle baktı. “Scott noluyor?”

Scott onu cevaplayamayacak kadar kötü hissettiği için cevap vermeyip başını tutarak evden attı kendini.

Allison ise onu takip ediyordu. Scott’ın arabaya binip gittiğini görünce kendini kötü hissetmişti. Oflayıp elini saçından geçirirken etrafına bakınıyordu.

“Allison.” Adını seslenen kişiye baktığında kaşlarını çattı hafifçe. “Ben Scott’ın bir arkadaşıyım. Adım Derek.”

Allison bununla ona güvenip kendisini eve bıraktırırken Malia tarafından zorla kapıya sürüklenen Isaac iç çekmişti. “Neden onları izledik şimdi?”

“Isaac. Bugünlük erken ayrılsak senin için sorun olur mu? Pek iyi hissetmiyorum da.” Isaac onun garip davrandığını fark etse de aceleci tavrından dolayı sorgulamak istememişti. “Pekala. İyi geceler o zaman, pazartesi görüşü-“ Kız çoktan koşarak içeri geri girdiğinde iç çekmişti. “-rüz.”

∆∆∆

Stiles’ı buldu Malia evde. Bulduğu gibi kimsenin olmadığı bir köşeye çekti onu. “Neler oluyor, hepsini anlat.”

“Ne oluyormuş?” Anlamadan bakan Stiles ile ofladı Malia. “Scott kriz geçirir gibi partiyi terk ediyor. Geçen ormanda karşılaştığımız adam köpeği tek bakışıyla susturuyor. Ardından hızla kayboluyor ve saniyeler sonrasında çatıda koşturan değişik bir yaratık görüyorum. Üstelik-“

“Derek? Yaratık mı gördün? Ne?”

“Stiles kendine gel!” diye bağırdıktan sonra derin bir nefes alıp tekrar ona bakıyor Malia. “Az önce Allison ile partiden ayrıldı o adam! Ve inan gülüşü hiç de iyimser değildi! Derek neden böyle yapıyor, o yaratık da neyin nesi ve Scott’a neler oluyor?!”

“Hassiktir.” Dedi Stiles yutkunup. Onun bileğini tuttuğu gibi koşmaya başladı. “Gitmemiz gerek.”

“Nereye?!”

“Scott’a!”

∆∆∆

Scott eve girdiği gibi üst kattaki yatak odasına koştu ve kapıyı kilitleyip yere çöktü. Dizlerini kendine çekip kollarını onlara sararken başını kaldırmış, açık gökyüzünde bembeyaz parlayan dolunaya bakmıştı.

Acıyla kıvranırken kendini tökezleyerek de olsa banyoya attı ve küvete oturdu. Ceketiyle tişörtünü bir kenara atıp sıcak suyun vücuduna temas etmesine izin verdi.

Acıyla mücadele etmeye çalışırken daha fazla dayanamayıp ellerini küvetin iki yanına sarmıştı. Parmaklarının bile ağrımasıyla ellerini kendine çekti ve tırnaklarını kontrol etti. Tırnaklarının uzun, keskin pençelere dönüştüğünü gördüğünde dehşete düşmüştü.

Kendini zorla kaldırıp küvetten çıktı ve lavabonun karşısına geçip aynaya baktı. Diş etlerinde hissettiği yoğun acıyla inildeyip sıcak suyun etkisiyle buharlaşan aynanın alt yarısını eliyle temizledi.

İyice sivrilen dişleri ile korkarak nefes nefese üst yarısını da temizledi aynanın. İrisinin sapsarı parladığını görünce daha da şaşkına dönmüştü.

Kırmaya çalışıyormuş gibi çalınan kapıyla derin bir nefes aldı ve kapısına koştu aksayarak. Alnını ve gövdesini kapıya yaslayıp söylendi inlemeyle karışık bir şekilde. “Git buradan.”

“Scott benim, aç kapıyı!” Onun Stiles olduğunu anlayan Scott kapıyı araladı ama tamamen açmamıştı. Stiles ise arkadan ittirmeye çalışıyordu. “İçeri girmeme izin ver Scott, Yardım edebilirim!”

Ona zarar verme düşüncesi beyninde dönüp dolaşırken Scott bundan korkmaya başlamıştı. Onu içeri almayacaktı. Sivrilen dişleri yüzünden düzgün konuşamayarak yalvardı ona. “Hayır! Dinle, Allison’ı bulmalısın.”

Allison’ın Derek ile gittiğini söyleyip söylememek arasında kalarak susmuştu Stiles. Söylerse ve söylemezse neler olacağını bilemiyordu.

Oflayıp kapıyı ittirmeye devam etmekten başka şansı yokmuş gibi gelince bunu yapmıştı. “O iyi, tamam mı? Partiden arabayla ayrıldığını gördüm. O-o tamamen iyi, tamam mı?”

Ona derdini anlatmaya çalışan Scott hüsrana uğramış gibi konuşmaya devam etti. “Sanırım kim olduğunu biliyorum…”

“Derek. Derek Hale bir kurtadam. Seni ısıran oydu. Ve muhtemelen ormandaki kızı öldüren de o.”

Scott şoka uğramış bir şekilde nefeslendi. “Sen nereden…”

“Malia da görmüş. Ve Scott… Allison’ı eve götüren Derek’ti.”

∆∆∆

Stiles cipi Scott’ın evinin önüne park ettiğinde Malia da Stiles da inmişti. Ellerini kollarında gezdirdi Malia gelen esintiyle. “Ben burada kalsam iyi olur sanırım.”

“Emin misin?”

“Evet, eminim sizin konuşacaklarınız vardır.” Stiles başını sallayıp evin kapısına ilerlerken seslendi Malia. “Bekle!”

Onun yanına koşup telefonunu ona uzattı. “Numaranı yaz. Çok uzaklaşmam, buralarda olurum. Sıkıntı çıkarsa ararsın.”

Stiles bunu mantıklı bulup telefonu aldı ve numarasını tuşladı. Çaldırdı, ardından “Stiles” diye kaydetti.

Malia telefonunu geri alırken ekledi Stiles. “Bugün olanları kimseye söylemezsin, değil mi?”

Kaşlarını kaldırarak baktı Malia ona. “Tek bildiğim Scott ve Derek’in garip davrandığı. Bu durumu kimsenin umursayacağını sanmıyorum.” Göz devirip güldü ve evine doğru yürümeye başladı.

Stiles’ın eve girdiğini anladığında ise geri dönüp evin bir duvarına yaslanıp onların sesini duymaya çalışmıştı. Eh, saçma bir şekilde duymasının imkansız olduğu sesleri duyuyorsa bunu kullanmalıydı, değil mi?

Ayrıca olanları öğrenmeden gideceğini düşündünüz mü, gerçekten mi?

Dinlemeye başladıktan birkaç saniye sonra “Derek Hale bir kurtadam” sözünü duymasıyla gördükleri daha mantıklı gelmeye başlamıştı. Kendi kendine güldü, biraz da olsa bunun imkansız olduğunu düşünmesi gerekmiyor muydu?

Aklına gelen Allison ile derin bir nefes aldı. Bir şekilde onun evine gidip kızı kontrol etmeliydi. Koşarak yola çıkmıştı ama evini bilmiyordu ki? Bir kez görmüştü onu okuldan eve dönerken ama hatırlamıyordu yerini.

Nefeslenmek için durduğu evin tanıdıklığıyla güldü. “Şaka mı bu?” Doğrulup derin birkaç nefes aldı ve kapıya koştu. Ardı ardına birkaç defa vurduğunda Allison’ı sağ salim bulmayı umuyordu.

Kapı sonunda açıldığında boğazını temizleyip sordu hemen Malia. “Rahatsız ediyorum, kusura bakmayı- Ayh!” cümlenin sonuna doğru nefesi kesilince değişik bir sesle derin nefes alırken bekleyen gözlerle bakan kadını görünce doğrulup boğazını temizledi tekrar. “Allison evde mi? Ona acil ulaşmam lazım ama-“

“Allison! Arkadaşın gelmiş!”

Merdivenlerin başında görünen Allison ile derin bir nefes verdi Malia. “Şükürler olsun.” Diye mırıldandı kendi kendine.

Allison merakla aşağıya inerken annesi de içeri geçmişti. “Malia? Sorun ne?”

Bir an durdu Malia öylece. Onu bulunca nasıl bir açıklama yapacağını düşünmemişti. “Şey…”

“Nasıl rezil olduğumu gördün ve bu yüzden geldin, değil mi?” Kızın iç çekerek sormasıyla derin bir nefes almıştı Malia. Bunun için ona içinden teşekkürlerini yolladı. “Evet…”

“Gerek yoktu ama yine de teşekkür ederim.” dedi Allison gülümseyerek. Malia ona sarıldı hemen sıkıca ve ayrılıp geri geri yürümeye başladı. “Mükemmel o zaman. Uhm… benim gitmem gereken bir yer var. Görüşürüz!”

∆∆∆

Arabasından indiği gibi derin birkaç nefes aldı ve kapıya koştu Stiles. Ardı ardına birkaç defa vurduğunda tek düşündüğü Allison’ı hayatta bulmaktı. Eh, Malia’nın buraya geldiğinden haberi yoktu tabii.

Kapı açıldığı gibi konuşmaya başladı. “Merhaba Bayan Argent. Hmm - Kim olduğum hakkında hiçbir fikriniz yok. Ben sizin kızınızın bir arkadaşıyım. Uhhh, bak, bu kulağa biraz çılgınca gelecek, um... Aslında gerçekten çılgınca. Hatta çılgınca tarif bile edemez-“

“Sizin bu gece başka işiniz yok mu?” Derin bir nefes alıp seslendi tekrar Victoria. “Allison! Biri daha geldi!”

Kaşlarını çattı Stiles. “Biri daha mı?” Victoria ona cevap vermeyi reddedip salona dönerken merdivenlerden hızla inen Allison’ı fark etmişti Stiles.

“Bi Malia bir sen Stiles, ne oluyor?”

“Malia burada mıydı?” Şaşkınlıkla bakan Stiles ile ofladı Allison. “Evet buradaydı. Sen neden geldin, Scott yerine af dilemeye falan mı?”

“Senin başkasıyla arabaya bindiğini görünce bi merak ettim, eve gelebildin mi diye. Ondan yani.” Boğazını temizleyip arabasına doğru geri geri adımladı. İki elinin başparmağını da havaya kaldırırken gergince gülümsedi. “Evde olduğuna göre sorun çözülmüştür.”

Arabaya bindiği gibi telefonunu eline aldı ve Malia’yı aradı. Cevap gelmeyince kızın başına bir şey geldiğini anlayıp uzunca ofladı ve arabayı çalıştırdı.

∆∆∆

Eve dönecekti ama burnuna gelen ıslak köpek kokusuyla kararını değiştirip ormana daldı Malia. Bir eline aldığı telefonun ışığını açıp etrafa bakınırken kokunun merkezine gelmişti çoktan. Önceden büyük bir ev olduğu belli olan harabeyi gördüğünde kaşlarını çattı. Yanmış gibiydi. Burada oturan aile için üzülmüştü.

Arkasından gelen çıtırtıyla yutkundu. Dolunayda ormanda kurtadam aramanın neden mantıksız olduğunu o an anca fark edebilmişti.

Arkasını bile dönmeden hızlıca harabeye koştu. Kendini içeri attığı gibi önüne çıkan merdivenlere atılmıştı ancak belinden tutulup aşağıya çekiştirilmesiyle korkuyla bağıracaktı ki bağırmasın diye ağzının da kapatılmasıyla sesi çıkmamıştı neredeyse.

Bir zamanlar salon olduğunu düşündüğü odaya neredeyse fırlatılınca hızla dönüp kim olduğuna baktı. Derek ile göz göze gelince derin bir nefes aldı. “Beni de mi-“

“Sus ve burada bekle.” Hiçbir şey olmamış gibi evden çıkmaya çalışan Derek ile ayaklandı Malia hemen. “Arkadaşıma kim bilir neler yapacaksın ve ben burada böylece oturacak mıyım?!”

“Onu korumaya çalışıyorum!”

“Senin gibi bir kurtadama çevirmeseydin korunmaya ihtiyacı olmazdı!” Ona karşı bir şansı olmadığını bilmesine rağmen yerde bulduğu tahta parçasını eline aldı Malia. İki eliyle sıkıca sarıp ona koşsa da Derek kımıldamıyordu.

Dibine girip tahtayı ona doğru savurduğunda Derek onun kolunu tutup arkasına kıvırmış, onu ters çevirip arkadan ona yaklaşmıştı. “Onu ben-“ Scott’ın kükremesi duyulduğunda oflayıp Malia’yı bodruma indirdi ve oradaki odaya kilitledi.

“Boşuna bağırma, seni duyan olmaz. Scott sakinleyince seni almaya gelirim.”

“Derek hayır!” Derek’in sesini artık duyamayınca ofladı Malia. “Derek!” Stiles’ı aramak için elini elbisenin altına giydiği şortun cebine attığında telefonu bulamamasıyla kaşlarını çattı. Diğer cebe de bakmış ve telefonu yine bulamamıştı.

Sinirle ofladı. “Telefonu ne ara aldın lan?!” Çıkış yolu bulmak için etrafına baksa da bir şey bulamamıştı. Tahta duvarların eskimiş olduğunu düşündüğünde bile bir yol yoktu, onu kendisi kıramazdı sonuçta.

Kaçış yolu olmadığını kabullendiğinde sinirle odanın ortasına oturdu ve Derek’i beklemeye başladı.

∆∆∆

Evden çıktığı gibi kızın telefonunu açıp numaralar arasında gezindi Derek. Stiles’ın adını bulduğunda aradı hemen. Saniyesinde açılan aramayla iç çekip konuştu. “Sana açıklama yapmayacağım. Sana attığım adrese gel, arkadaşın burada.”

“Sen nasıl-“ Telefonu kapattığı gibi konumu yolladı Stiles’a ve Scott’ı aramaya devam etti.

Olayı tam olarak anlayamayan Stiles ise kaşları çatık halde gelen mesaja girdi. Konumun neresi olduğunu anlayınca kaşlarını kaldırdı. “Hale evi?” Silkelenip arabasını çalıştırdı ve adrese sürdü. “Umarım bu bir tuzak değildir.”

∆∆∆

Evin önüne geldiğinde arabasından inip temkinli bir şekilde içeri adım attı. Seslenmeyi düşünmüyordu. Sadece gergin bir şekilde yürümeye devam etti.

Tahta gıcırtısı duyduğunda ayaklandı Malia hemen. “Hey! Çıkar beni artık buradan! Karışmayacağım tamam!” Kızın sesini duyunca koşarak bodruma indi Stiles. “Geldim bekle!”

Kapıyı nasıl açacağını bulmaya çalışıyordu şimdi de. “Kapı kilitli!”

“Yapma ya Sherlock!”

“Kapının arkasından çekil, kırmaya çalışacağım!” Stiles’ın uyarısıyla geri çekilip bekledi Malia. Onun birkaç defa omzuyla kırma çalışması sonuçsuz kalınca ofladı. “Buradan çıkamayacağım.”

“Neden kapattı Derek seni buraya?”

“Yardım edebileceğimi düşündüm aptal gibi, o da daha büyük aptallık yapmayayım diye tıktı buraya.” Dedi Malia huzursuz bir şekilde.

“Allison’ın evine de gitmişsin?” Stiles’ın bu sorgusundan bıkmıştı Malia şimdiden. “Burada bildiğin esirim ve beni mi sorguluyorsun şu an?”

“Kapıyı açamıyoruz, yapabileceğimiz başka bir şey mi var sanki?” Bununla ofladı Malia. “O da doğru.”

Etrafına bakındı sonra tekrar. Tek bulabildiği birkaç dal parçasıydı. Başka çare bulamayıp ince dalların birini aldı ve kapıya yaklaştı. “Sakın abanma kapıya gözüme dal girer.” Diye uyardıktan sonra yere eğildi ve dalı anahtarmış gibi deliğe sokmuştu.

Tek gözünü kapatıp kilidin içini görmeye çalışırken nefesini tutmuştu. Ufak bir uğraştan sonra açabildiği kapı dışarı doğru açılırken kendini yere atmıştı derin bir nefes alarak.

Stiles kaşlarını kaldırdı bununla. “Bu… çok mantıklıydı.”

Malia omuz silkip gülmüştü hafifçe. Kalkmasına yardım etmesi için elini uzatınca Stiles tutup kaldırmıştı. Derin bir nefes aldı sonra Malia. “Gidip Scott’ı bulalım.”

O bodrum merdivenlerinden çıkmak için atıldığında Stiles kolunu tuttu kızın hemen. “Olmaz. Orman şu an tehlikeli olabilir.”

Kaşlarını kaldırarak Stiles’a baktı Malia. “Sen ciddi misin? En yakın arkadaşını Derek gibi biriyle ormanda tek başına mı bırakacaksın?”

“Evet.” Deyip ellerini iki yana açtı Stiles. “Çünkü Scott’ın kendi başına halledebileceğini biliyorum. Yani... umuyorum.” Gözlerini kısıp düşündü sonra. “ Şöyle bi düşününce emin de olamadım aslında.”

“O zaman gidiyoruz?” sorar gibi bakan Malia ile ekledi başını iki yana sallayarak. “Hayır. Bence birimizin kurtadam olması, hepimizin olmasından daha iyi.”

İtiraf etmek istemese de mantıklı konuşuyordu çocuk. Oflayıp başını salladı Malia bu yüzden. “Tamam ama-“

“Aması yok, sabaha kadar buralarda olacağız ve gün doğduğunda Scott’ı eve götüreceğiz.”

“Ben de onu diyecektim.” Diyen kızla iç çekti Stiles. “Evet de… senin ne işim var ki burada Malia? Bu olaylara neden birden dahil oldun?”

Kaşlarını çattı Malia bununla. “Aptal mısın numara mı yapıyorsun?”

“Sadece soruyorum.” Göz devirdi Malia bu cevaba. “O zaman ben de cevap vereyim. Buradayım çünkü yardıma ihtiyacınız olduğu çok belli ve ben arkadaş edinmeye çalışıyorum. Oldu mu?”

Başka soru kabul etmeyeceğini belli ederek bodrumdan çıkarken Stiles da iç çekerek onun arkasından geliyordu.

∆∆∆

Çoktan dönüşüp Allison’ı bulma umuduyla kendini ormana atan Scott, yeni gelişen insanüstü koku alma duyusunu kullanarak koşturuyordu.

Bir açıklığa girdiğinde aldığı kokunun kaynağına nihayet geldiğini anlamış ve etrafına bakınmıştı. Bir ağacın dalına asılmış ceketi görünce takip ettiği kokunun Allison’ın kendisine değil, ceketine ait olduğunu anlamıştı.

Derek’in de orada olduğunu anlayıp, ya da hissedip, dikkatle etrafına bakındı kurtadam formundaki Scott. “Nerede o?”

“O güvende. Senden uzakta.” Scott duyduğu Derek’in nerede olduğunu anlamaya çalışırken Derek onun üstüne atlayıp birkaç metre yuvarlanmalarına sebep olmuştu.

En son onu durdurup bir ağaca yasladı Derek. “Ona ne yaptın?”

Duyduğu şarjör değiştirme sesiyle uzaklara dikkat kesilmişti Derek o sırada. “Sessiz ol.” Scott ne olduğunu anlamaya çalışırken iç çekti Derek. “Çok geç. Çoktan buradalar.” Ona baktı sonra. “Kaç.”

Scott’ı orada bırakıp koşmaya başlasa da Scott hala neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kendine gelip kaçmaya başladığında ise tam karşısındaki ağaca atılan flaşlı okla kör olmuş gibi yüzüne siper almıştı. Görüşünü eski haline getirmeye çalışırken koluna yediği bir başka ok, onu aynı ağaca sabitlemişti.

Bunu yapanları bulmak için sonunda düzelen gözleriyle etrafına baktığında üç tane silah ve arbaletli adam gördü Scott. “Alın onu.”

Olanları gören Derek’in iki adamı devirmesiyle liderleri gibi görünen diğer adam arkasını dönmüş, Derek de bu anı Scott’ı kurtarmak için kullanmıştı.

Oku kırıp Scott’ı sabit bıraktı ve onunla birlikte koşmaya başladı. Belki 1 kilometre kadar koştuktan sonra geri dönüşmüştü sonunda. Scott bir kurtadama dönüşmenin, Allison’ın tehlikede olduğuna inanmanın ve avcılar tarafından vurulmanın ezici kombinasyonundan kurtulurken bir ağacın dibine çökmüştü. Derek’e öfke, incinme ve ihanet ifadesiyle baktı. “Kimdi onlar?”

“Avcılar. Yüzyıllardır bizi avlayanlar.” Onun bu kadar rahat konuşması ile sinirlenen Scott çıkıştı ona. “Bizi mi? Seni demek istiyorsun! Bunu bana sen yaptın!”

O nefes nefese doğrulurken ona yaklaştı Derek yavaşça. “Gerçekten o kadar kötü mü Scott? Daha iyi görebiliyorsun.” Scott ona bakınca devam etti. “Daha net duyuyorsun. Herhangi bir insanın umduğundan daha hızlı hareket ediyorsun. Sana çoğu insanın uğruna öldüreceği bir şey verildi.” Scott memnuniyetsiz şekilde bakınca ekledi. “Isırık bir hediyedir.”

“Bunu istemiyorum.”

“İsteyeceksin. Ve bunu nasıl kontrol edeceğini öğrenmek istiyorsan bana ihtiyacın olacak.” Ona daha da yaklaşıp elini omzuna koydu. “Yani sen ve ben, Scott? Artık kardeşiz.”

Oldukça yorgun olduğu için karşılık vermemişti Scott ama ona katılmıyordu. Bu yüzden tamamen doğrulmayı seçti.

Derek de onun sessizliğini onay olarak alıp derin bir nefes aldı. “Şimdi, arkadaşını aramamı ister misin?”

“Sanki numarası var da.” Diye söylendi Scott, acıyan kolunu ovuşturarak. İyileşmişti ama hala acıyordu.

Ona hafifçe gülüp cebindeki Malia’nı telefonunu çıkardı ve Stiles’ı aradı tekrar. “Kızı buldun mu?”

“Allison mı?” Scott’ın sorusunu başını iki yana sallayarak cevapladı Derek ve cevap bekledi Stiles’tan.

“Kilidin yerini söyleseydin daha kolay çıkarırdım tabi.”

“Boş konuşma. Scott’ı bulabilirsiniz artık. Şimdilik onunla işim kalmadı.”

“Senden şimdiden nefret ettim.” Deyip telefonu kapattı Stiles. Derek de Scott’a bakıp telefonu ona attı. “Bunu arkadaşına verirsin. Ona da söyle, dolunayda ormana girmek gibi bir aptallık yapmasın bir daha. Sen de ortalıkta durma, avcılar hala buralarda.”

O uzaklaşırken sordu Scott. “Kimden bahsediyorsun?”

“Adını bilmiyorum. Renkli gözlü, hırçın bir şey. Sana önem veriyor.” Omuz silkip giderken Scott kaşlarını çatıp düşünmeye başladı kim olabileceğini.

∆∆∆

Kapattıkları telefonla ofladı Malia ve kapıya yasladığı koluna yasladı başını. “Babam ağzıma sıçacak ya.”

“Eve bırakayım mı seni önce?” diye soran Stiles ile iç çekti Malia. “Önce telefonumu Derek’ten almam lazım.”

“Bence telefonunu unut.” Göz devirdi Malia gülüp. “Koskoca adamın telefonuma konacak hali yok. İllaki verecek.”

“Koskoca adam dediğin adamla aramızda sadece 6 yaş var biliyorsun, değil mi?” diye sordu Stiles kaşlarını kaldırarak. “Yine de bizden büyük.”

“Doğru.” Esneyen kızla iç çekti. “Uyu istersen sen. Birazdan buluruz zaten Scott’ı.”

“Olmaz. Merak ederim.”

“Niye?” Bu soruyla ofladı Malia ve doğrulup arkasına yaslandı. “Bunu sorup duracak mısın?”

“Hadi ama.” İç çekti yine Stiles. “Merak ediyorum. Herkes gelip bizle arkadaş olmak istemez.”

Kaşlarını çattı Malia. “Neden ki? Eğlenceli birilerine benziyorsunuz.” Alayla güldü Stiles buna. “Bunu diğerlerine de söyler misin? Lydia’ya falan özellikle.”

Şokla kaşlarını kaldırdı Malia. “Sen Lydia’dan mı hoşlanıyorsun?” Stiles’ın dudaklarını birbirine bastırıp pot kırmış gibi gülümsemesiyle kahkaha attı Malia uykulu olmasına rağmen. “İki erkek arkadaşım iki kız arkadaşımdan hoşlanıyor. Mükemmel!”

“Ona söylemezsin, değil mi?” Gergince soran Stiles ile güldü Malia eğlenerek. “Hadi ama! Scott ve Allison beraber zaten, siz de beraber olsanız fena mı?”

“Hatırlatmam gerekirse Lydia’nın iğrenç de olsa bir sevgilisi var ve bana bakacak bir kız değil o.” Oflayıp etrafa bakındı Stiles. “Nerede bu Scott ya?”

Onun konudan kaçışına gülse de onunla uğraşacak fazla enerjisi olmadığı için fazla ısrar etmedi. Uzun bir sessizliğin öncesindeki tek sözü ise “Sizi yaparım ben.” olmuştu.

∆∆∆

Hava aydınlanırken hala Scott’ı arıyorlardı. “Tamam, artık kesinleşti. Babam beni de sizi de kesecek.”

Söylenen Malia kendi telefonunu uzattı Stiles ona. “Benden ara istersen.” Başını iki yana salladı Malia oflayarak. “Numarasını bilmiyorum.”

“Babanın numarasını bilmiyor musun?” Şokla soran Stiles ile iç çekti Malia sıkıntıyla. “4 ayda ezberlenmiyor tabi öyle kolayca.”

“Ne demek istemediğini anlamadım şu an, uyku bastırdı iyice. Sonra konuşalım, hmm?” Başını salladı Malia uyumamaya çalışarak.

Gözüne çarpan hareketlilikle doğrulup yol boyunca yürüyen kişiyi gösterdi. “Şu ilerideki Scott mı?” Stiles da onun gösterdiği kişiye odaklandığında gerçekten Scott olduğunu anlamış ve gaza basmıştı.

Yanına kadar geldiğinde kornasını çaldı. Çalışmadığını hatırlayınca camını açıp seslendi. “Scott!”

İrkilerek onlara dönen Scott, sonunda ısınabileceği ve yürümek zorunda kalmayacağı için memnundu. Araba durduğunda ön koltuktan arkaya geçen Malia’yı umursayamadı bile.

Onun eski yerine bindiğinde Stiles hazırda tuttuğu ceketini ona uzattı. “Ört üstüne.”

Örttüğü gibi hissettiği sıcaklıkla mayışmıştı Scott. “Bu iyi geldi.” Başını yaslayıp derin bir nefes aldı. “Nasıl hissediyorsun, Scott?”

Arka koltuktan gelen soruyla derin bir nefes aldı Scott. “Bilmiyorum. Sadece… yorgunum.”

Zaten dolu olan pantolon cebinde hissettiği kabarıkla elini cebine attı Scott sonra. Çıkardığı telefonu hafifçe arkaya dönerek Malia’ya uzattı. “Bu senin sanırım.”

Malia sonunda eline geçen telefonuyla gülümsemişti. Sonra iç çekip arkasına yaslandı. “Derek sana verdi demek…”

“Evet.” Derin bir nefes alıp önüne döndü Scott tekrar. “Baban sürekli arayıp durdu bu arada. Mesaj çekmek zorunda kaldım.”

Kaşlarını çattı Malia. “Ne yazdın?”

“Parti evinde kaldığını. Sorun yok yani.” Malia gözlerini büyüttü bununla. “Ne dedim dedin? Offf.”

“Niye noldu?” diye sordu Stiles onun bu isyanımsı oflamasıyla.

“Babam biri ile yattığımı düşünecek demek oluyor.” Sonra derin bir nefes aldı ve arkasına yaslandı. “Ama sorun yok, ben hallederim. Teşekkür ederim telefonu getirdiğin için.”

“Önemli değil.” Derken başını cama yaslamıştı Scott. Söylendi sonra. “En kötüsü de ne, biliyor musun?”

“Eğer Allison dersen kafana yumruğu çakarım.” Ciddi bir ifadeyle arkadaşına bakan Stiles, Scott’ın acı çeken bakışı görünce oflayıp önüne döndü. “Muhtemelen benden nefret ediyor.”

Arka koltukta bağdaş kuran Malia omuz silkti. “Sanmam. Ama karşısına sağlam bi özürle çıkmak isteyebilirsin.”

“Ya da…” diyerek dikkatleri üstüne çekti Stiles. “Ona doğruyu söyleyip lanet bir kurtadam olduğunu itiraf edebilirsin.”

Dik dik bakan ikiliyle omuz silkti. “Tamam, kötü fikirdi.” Sonra Scott’ı dürttü hafifçe. “Hadi ama, hallederiz. Gerekirse seni kendi ellerimle zincirler ve canlı farelerle beslerim.”

Malia’nın iğrenmiş yüzünden çok Scott’ın kafası karışık olduğu belli olan yüzünü görünce omuz silkti Stiles yine. “Bir keresinde boa yılanı beslemiştim. Bunu yapabilirim.”

Scott buna gülüp başını iki yana sallarken Stiles ekledi. “Hem sanırım bir yardımcım daha var.” Dedi dikiz aynasından Malia’ya bakıp göz kırparak.

Malia bağdaşını bozup öne eğildi ve iki koltuğa yaslanarak ikisine baktı. “Arkadaş grubuna girebildim demek mi oluyor bu yani?”

Scott kaşlarını kaldırıp kıza baktı. “Onu düşünürüz de, sen niye-“

“Düşünmeye gerek yok bence. Kız seni bulup göz kulak olacağım diye Derek’e kafa tutmuş. Bence gruba girmeyi çoktan hak etmiş olabilir.”

“Derekle mi dövüştün sen?” Şokla kıza baktı Scott. Omuz silkti Malia bununla. “Çok da dövüştüm diyemem tabi. Daha çok elinden kaçmaya çalıştım diyelim.”

“Elinden mi kaçmaya çalıştın? Seni ısırdı mı yoksa?” diye sordu Scorr korku ve merakla, yorgunluğunun el verdiğince tabi. “İyi misin sen?”

“Yok yok, bende bir şey yok. Sen iyi misin asıl, kolunu tutuyordun az önce?” Kızın merakını görünce iç çekmişti Scott. “Olanları sonra anlatsam olur mu, çok yorgunum?”

“Tabii ki olur.” Gülümseyip arkasına yaslandı Malia. “Ben biraz uyusam olur mu, eve gidene kadar en azından?”

“Evin nerede ki?”

“Scott biliyordu sanki.” Derken sızmaya başlamıştı bile Malia. “O şaapar.”

“Uyurgezerken gelmiş olmam bildiğim anlamına gelmiyor.” Diye sızlandı Scott. Cevap gelmeyince seslendi. “Malia?”

“Uyudu sanırım.” Dedi Stiles iç çekerek. “Sorun yok, onu bize götürürüm. Uyanınca bırakırım evine.”

“Sen bilirsin. Konuşmak bile zor geliyor şu an. Eve varınca haber verir misin?”

Stiles cevap veremeden neredeyse bayılan Scott ile iç çekti Stiles. “Stiles tüm gece uyudu çünkü…” diye mırıldandı kendi kendine ama ikisini de uyandırmayıp Scott’ın evine sürmeye devam etti.

∆∆∆

Gözlerini zar zor açtığında etrafına bakındı Malia. Burası hiç tanıdık değildi? Doğrulduğunda anca fark etmişti yanında yatan çocuğu. Ufak bir çığlıkla yataktan kalkarken bu çığlıkta dolayı korkuyla uyanıp kendini yere atan çocuğa bakıyordu. “Sen kimsin?!”

Çocuğun pikenin altından çıkma çabası sırasında olanları hatırlamıştı. Oflayıp ona yardım etmeye gitti.

Yere çöküp onu pikeden kurtardıktan sonra hesap sorar gibi Stiles’a baktı. “Bir kızın, yatağında yatmasına izin veriyorsan o yatağa sen de yatamazsın Stiles. Kalbime iniyordu.”

“Bilerek yatmadım ki!” diyen Stiles ile derin bir nefes verip başını iki yana salladı. Sonra gülüp ayağa kalktı ve onun elini tutarak kaldırdı Stiles’ı da. “Kusura bakma uyandırdım seni de.”

“Sorun yok.” Elini ağzına kapatıp esnerken komodinin üstündeki saate bakmıştı Stiles. “Huh, saat 3 olmuş.”

“Agh, babam beni kesecek!” Telefonunu bulup cebine attı hemen ve üstüyle saçını düzeltti. “Benim acilen gitmem lazım. Görüşürüz!” deyip Noah’a yakalanmadan evden çıktı. Kendi evine koşarken yiyeceği azarı düşünmemeye çalışıyordu.

Evin önüne geldiğinde nefesini düzenlemek için birkaç saniye bekledi ve havuzun etrafına yaklaşıp çitten sessizce atladı hemen. Sakin adımlarla bahçe kapısını aralayıp içeri girdikten sonra parmak uçlarında merdivenlere yöneldi.

Daha bir adım atmıştı ki babasını duydu. “Buraya! Hemen!”

Gözlerini yumup yakalanmışlığın verdiği çekingenlikle derin bir nefes aldı ve babasının sesine ilerledi. Onu koltukta hesap sormayı beklediğini görünce açıklamaya başladı hemen. “Özür dilerim, çok özür dilerim. Lydia çok içmişti, onun yanında kalma gereği duydum. Özür dilerim çok.”

“Emin misin öyle olduğuna?” Kollarını kavuşturup sordu Todd. “Hem arkadaşların kaç yaşında da içebiliyor?”

“İçtiğinden haberi yokmuş.” Demekte buldu çareyi Malia. “Biri gizlice getirip pança karıştırmış sanırım içkiyi. Ben de çok az içmiş bulundum ama o kadar, gerçekten.”

Derin bir nefes alıp başını salladı Todd. Sonra ayağa kalkıp kızına sarıldı. “Bir dahakine bana haber ver ama.”

Ona sarıldı sıkıca Malia da. “Veririm. Çok ani olmuştu zaten telefonumu da kaybettim evde bir ara. Ondan şey yapamadım. Kusura bakma.”

“Sorun yok.” Geri çekilip kızına baktı. “Kahvaltı yaptın mı? Yeni kalkmış gibisin.”

“Yapamadım aslında.” Suçlu bir şekilde gülümseyen kızını görünce güldü Todd. “Sensiz yemedim ben de. Bir şeyler hazırlayayım ben, sen de o sırada üstünü değiştir ve duş al. Kokuyorsun. Pasaklı.”

“Ya baba!” Çıkışsa da gülüyordu Malia. “Ama mesaj alınmıştır. Ben kaçar.” Babasının yanağına bir öpücük kondurup odasına çıktı.