Başlangıç
Sıradan bir sabahtı, sarı saçlarımı taradım ve elbisemi düzeltip odamdan çıktım. Asansöre doğru ilerledim. Çağırma tuşuna bastım ve beklemeye başladım. Ben beklerken yanıma bir beyefendi geldi.
“Günaydın, Prenses Victoria.”
“Günaydın…” diye cevap verdim soğuk bir tavırla.
Sonunda asansör geldi, ikimizde içeriye girdik. Normalde başka biriyle asansöre binmekten rahatsız olurdum ama şuan nedense rahattım. İkimizde ayrı köşelerdeydik.
Kapılar açıldı, hızlı ama zarif adımlarla kraliyet üyeleri için ayrılan yemek salonuna doğru ilerledim. Herkes çoktan yerini almış gibiydi, geç kalmıştım.
“Çok üzgünüm… Geç kaldım.” Dedim ve mahçup bir gülümsemeyle yerime oturdum.
“Birdahakine gecikme.” Dedi annem sert bir şekilde.
Yaklaşık 40 dakika sonra…
Kahvaltı bu sefer hızlı bitmişti. Odamdaydım, yatağımda roman okuyordum. Birden odama biri daldı… Annem.
“Ne yapıyorsun sen hala? Kalkıp hazırlansana!”
“Odama böyle dalamazsın!”
“Sen de annenle böyle konuşamazsın!”
“Anne mi? Ne zaman annem oldu ki benim? Bir kere bile annelik yapmadın bana! Hep kardeşlerimden ayırdın. Sırf ben prensesliğe uygun değilim, sırf banım hanımcık bir kız değilim, sırf kendini düşündüğün için bana kızınmışım gibi davranmadın hiçbir zaman!”
“Ağzından çıkanı kulağın duymuyor Victoria! Kendine gel ve hemen arka bahçede ol!” Dedi ve arkasından kapıyı sertçe çarptı. Makyaj masama oturdum ve yüzüme her zaman yaptığım nude tonlu makyajı yaptım. Elbisemi değiştirmeliydim çünkü anneme göre ‘çok sade’ydi. Ayrıca prenses olduğum için böyle giymek zorundaydım.
En sevdiğim elbiseyi giymeye karar verdim. Yeşil, uzun bir elbiseydi. Nedense elbiselerim arasından en sevdiğim buydu.
Arka bahçe kapısına gelmiştim, benimle beraber tüm birinci dereceden kraliyet üyeleri de buradaydı. Kapılar daha kapalıydı ama dışarıdan içerisi, içeriden de dışarısı gözüküyordu. Onlarca insan vardı, hepsi göz ağrıtıcı flaşlarla bizi çekiyorlardı.
Beş dakika falan sonra kapılar açıldı, kameralar artık bizi daha net görüyordu. Tabii dışarıdan… İçimizdeki karanlığı görselerdi…