Gülperi
Güneş yeni doğarken Meryem Hanım, yer minderinden doğrulup şalvarını giyip yemenini başına sarmıştı çoktan. 30una merdiven dayamış gözüken bu genç Hanımın oyalı yemenisi ela gözlerini daha çok ortaya çıkarmıştı sanki. Yüzünde uyku mahmurluğuyla beraber biraz da yorgunluk vardı. Daha bu yaşta beyazlayan saç telleri başörtüsünün altından istemeden çıkıyordu. Dış kapıya doğru ilerlerken son kez üstünü başını düzeltiyordu ki o sıra aklına kızını yoklamak geldi. Kafasını çevirip hemen pencerenin yanı başındaki minderde uyuyan küçük kızına baktı. Melekler gibi uyuyordu. Meleğini -kızını- tüm kötülüklerden korumak istiyordu. Çalışmaya giderken onu tek başına bu eski kulübede bırakmak hoşuna gitmiyordu ama tarladaki çalışma koşullarını düşününce bir çatının altında daha korunaklı olduğunu düşünüyordu. Hem zaten Gülperi 6 yaşında olmasına rağmen çok olgun bir kızdı. Sessiz sakin kendi halinde bir çocuktu. Meryem Hanım, bu düşüncelerle dış kapıyı açtı ve kendini sokağın ıssız kollarına bıraktı. Sabah yelinin tüm hücrelerine nüfuz edişini hissetti.
Ev ile tarla arası yürüyerek tahmini 45 dakika kadar sürüyordu. Meryem Hanım yola koyulmuştu bile. Kendisi yolu yarılamış olsa da aklı küçük kızındaydı. Kızını günde çok az bir süre görebiliyordu. Zaten akşamın karanlığında eve varıyor yemek yiyip hemen uykuya dalıyordu. Her Allah'ın günü böyle geçiyordu. Bu koşuşturmacada ise ne kızıyla vakit geçirebiliyordu ne de kendine vakit ayırabiliyordu. "Ah benim bahtsız kaderim!" diye söylendi.
Meryem Hanım bu köyde doğmuş bu köyde büyümüştü. Annesi o çok küçükken diğer tarafa göçmüştü. Babasıyla baş başa fakirhanelerinde kalakalmışlardı. Babası İsmet Bey çok sert ve otoriter bir adamdı. Meryem Hanım, anlattığına göre bir kere bile babasının güldüğünü görmemişti. Meryem Hanım'ın annesi öldükten sonra ise İsmet Bey iyice kendi kabuğuna çekilmişti. Meryem Hanım'ın yaptığı yemeği yer, Türk kahvesini de içtikten sonra yatsıyı kılar kendi köşesine uyumaya giderdi. Hiç iletişimleri yoktu. Ta ki bir gün yine Türk kahvesi içerken kızı Meryem Hanım'ı yanına çağırmıştı. Meryem Hanım babasından aylardır hiçbir kelime duymadığı için çok heyecanlıydı. Babasının ağzından ise şu cümleler dökülmüştü:
-Evlenmeni münasip gördüm.
Sonra da her zamanki gibi uyumaya gitmişti.
Ertesi günlerde her şey çok hızlı gelişmişti. Meryem Hanım bir anda kendinden 20 yaş büyük bir adamın karısı oluvermişti. Evliliğin ilk günlerinde hayatı bir nebze olsun daha iyi gibiydi. Yine evde aynı işleri yapıyordu ama bu sefer evde konuşan ve hatta bazen dinleyen bir erkek vardı. Kocası Cengiz Bey saf ve iyi bir adam denebilirdi fakat ne yazık ki pek de varlıklı sayılmazdı. Kulübeden bozma bir ev sahibiydi bir de babasından kalma birkaç tarlaya konacaktı. Fakat Cengiz Bey'in babası köyde yeri olan saygı gören bir adamdı dolayısıyla Cengiz Bey de köyde tanınır ve sevilirdi.
Evliliklerinden birkaç ay sonra Meryem Hanım gebe kalmıştı. Fakat gebeliği düşükle sonuçlanmıştı. Bu olay Meryem Hanım'ı derinden sarsmıştı yine de Meryem Hanım düşük yapmış bir lohusayken 40 gün kocasına hizmet etmeye devam etmişti. Fakat dıştan görünmeyen bu yas Meryem Hanım'ın her bir hücresine tesir etmişti. Meryem Hanım bu süreçte yeni bir insan olmuştu. Artık eski neşesi kaybolmuştu. Daha sessiz sakin bir insan olup çıkmıştı. Herkes artık olgunlaştığını söylüyordu. Meryem Hanım ise olgunlaşmak kanatlarının acı bir şekilde kesilmesiyse sonsuza kadar çocuk kalmayı yeğlerdi.
Bir süre sonra ise Meryem Hanım yeniden gebe kaldığını öğrenmişti. İçindeki sönmeyen ateşe bir bardak su serpmek gibiydi bu his. Ne ateşi büsbütün söndürüyordu ne de kana kana su içebiliyordu. Cengiz Bey ise haberi alınca belli belirsiz bir tebessüm etmişti sadece.
Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ise kötü haberi almışlardı. Cengiz Bey amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Karış karış tüm doktorları gezseler de hepsi aynı şeyi söylüyordu. Sadece birkaç ay ömrü kalmıştı. Son aylarında da yanında hep Meryem Hanım vardı. Cengiz Bey doğuma çok az bir ay kala vefat etmişti. Kızını hiç görememişti. Meryem Hanım ise kızının ismini kocasının toprağına gül dikerken seçmişti. Gülperi...