ARŞ'IN KATİPLERİ

All Rights Reserved ©

Summary

Yaratılan Cinlerden olan Azazil'in verdiği söz,yaşamı yükselmesi İblis mevkisinden sonra lain olarak düşmesi ve şeytan olması üzerinden iyi ve kötü çatışması yaptığım bir roman. Sürreal ama gerçekliğe çok yakın olan öğüt nasihat zarar fayda ve varoluşun amacını bulmaya çalıştığım bir kitap olacak

Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

AZAZİL


Not : Bu kitap gerçek öğelerin harmanlanıp betimlenmesinden ilham alınmıştır. Olayların çoğu kurgu değildir,araştırılmıştır ama sade ve basit olmasını istemediğim için mübalağa ve ekleme yapılmıştır. Üzerine fikir ve yorum kullanılmıştır amacım iyi bakış açısı ve mesaj vermektir.

ARŞ'IN KATİPLERİ

“Başlangıçta yalnızca emir vardı. O emir, ‘Ol!’ dedi; kâinat bir anda kudretle açıldı. Zaman, henüz ilk nefesini verirken kalem yaratıldı ve Levh-i Mahfuz’a dokundu. O günden beri var olan her şey, o kalemin satırlarında saklıdır. Yıldızların doğuşu, dağların yükselişi, denizlerin coşkun dalgaları… İnsanların gözyaşı, gülüşü, ihaneti ve duası… Hepsi o yazının parçalarıdır.

“Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun.” (Kalem Suresi, 68:1)

Kalemin iki ucu vardır; biri nurdan, biri gölgeden. Nurdan olan, merhameti ve adaleti işler: şefkatli bir annenin duasını, mazlumun sabrını, adaletle hükmeden kulun erdemini. Gölgeden olan ise isyanı ve fesadı yazar: kibri, nankörlüğü, zulmü ve kalpleri karartan vesveseyi. İnsan, işte bu iki yazının arasında yürür; her adımıyla kalemin bir ucuna iz bırakır.

“Gerçek şu ki insan, apaçık bir ziyana uğramaktadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr Suresi, 103:2-3)

Kimi bu yazıda kurtuluşun satırlarını kazır, kimi kendi elleriyle kendi karanlığını yazar. Çünkü insan, Rabbine karşı özgür bırakılmıştır. Bu özgürlük, aynı zamanda en ağır emanettir: doğruyu seçmek ya da yanlışa sapmak. Ve kalem asla durmaz; gece de yazmaya devam eder, gündüz de.

“Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız; artık kimseye hiçbir haksızlık yapılmaz. Bir hardal tanesi kadar da olsa (yapılanı) getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya Suresi, 21:47)

Ey yolcu! Bil ki bu yazı bir masal değildir. Bu yazı, senin nefesini, kalbinin çırpınışını, gizlediğin niyetini dahi işleyen bir hakikattir. Gün gelecek, kalemin sakladığı her satır açılacak. Dağlar savrulacak, denizler taşacak, gökler dürülecek… Ve insan, kendi yazdırdıklarını okuyacak.

“Kitap ortaya konulmuştur; suçluların onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün. ‘Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmamış, hepsini sayıp dökmüş!’ derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf Suresi, 18:49)

İşte bu yüzden ‘Arş’ın Katipleri’, yalnızca yazan iki varlığın değil, insanlığın da hikâyesidir. Çünkü her kalp, kendi satırını bu sonsuz kitabın içine ekler.

i

1. Bölüm: AZAZİL

Arşın Katipleri

Evrenin kudretiyle yoğrulmuş bir ses yankılandı; öyle ki ses, göğü ve yeri inleterek geçip gitti. Bu, yaratılışın sesi, varoluşun müjdesiydi:

"OL."

İlk Ahit

Azazil, varoluşunun ilk ânında gözlerini açtığında etrafını ışığın ve güzelliğin kuşattığını gördü. Cennet bahçeleri sonsuz bir huzur yayarken, arşın ihtişamı göz kamaştırıyordu. Nurun içinde bir deniz gibi akan düzen, kusursuzdu. Azazil, kendi varlığını hissetti; güçlüydü, özgürdü, bilgiliydi. O anda, derin bir hayranlıkla içinden gelen sözler döküldü:

"Beni yaratan ne güzel, ne yücedir! Onun kudreti her şeyi kapsıyor!"

Bir anda her şey sustu ve Azazil'in iç dünyasını dolduran bir ses yankılandı:

"Ey Azazil, seni yaratanın kim olduğunu biliyor musun?"

Azazil başını kaldırdı ve özünden gelen kesin bir bilgiyle cevap verdi:

"Sen, her şeyin sahibi ve yaratıcısısın. Adaletin ve hikmetin kaynağı olan Allah'sın. Sana boyun eğmek, bu düzenin en doğal yoludur."

Allah buyurdu:

"Ey Azazil, bu bağlılığın ancak özgür iradeyle anlam kazanır. Seni irade ile yarattım ve bu seçimin doğruluğu sınanacak. Sözün, senin imtihanın olacaktır."

Azazil duraksamadan konuştu:

"Rabbim, sana olan bağlılığımı irademle seçiyorum. Sana verdiğim sözü tutacağıma yemin ederim. Adaletinle kurduğun bu düzenden asla sapmayacağım."

O anda Azazil, bağlılık yeminiyle kendi hikâyesinin ilk satırlarını yazmış oldu. Fakat bu ahit, yalnızca bir başlangıçtı. Verdiği söz, onu yüceltecek veya düşürecek bir sınavın temeli olacaktı.

Kutsal söz, ardından devam etti:

"Ey formun için madde ve ruh, gücün için ateş, akıl ve kudret, kontrolün için nefs ve irade, iyiyle kötü arasında vicdan, tat ve tecrübe için duygu, ve yaşam için bir alan verdiğim değerli kulum. İhtiyaçların, varlığıma ve izzetime yemin olsun ki karşılanacaktır. Sen yol gösterilecek ve korunacaksın. Yaşam alanında sana birçok nimet sunuldu ve hepsi sana öğretilecektir."

Azazil, bu ilahi sesi can kulağıyla dinliyordu. Sözler devam etti:

"Sana bir lütuf olarak Dünya'da yaşama, görme, öğrenme ve tecrübe etme fırsatı sunuyorum. Senin adın Azazil. Sen ve soyun, büyük bir proje ve amacı gerçekleştirmek için yaratıldınız. Eğer hak edersen, Karûblardan olacaksın."

Azazil'in aklında yankılanan her kelime ona bir sorumluluğun ağırlığını hissettiriyordu. Ses şöyle devam etti:

"Hata yapmaktan korkma ve pes etme. Biz seni ve soyunu yükselteceğiz. Ancak, sana verilen değerden ötürü kibirlenme ve kendini dokunulmaz sanma. Karûbların yetkisi büyüktür; onları tanır mısın, ey Azazil? Onlar, Arş'ı taşıyan yüce meleklerdir. Sana selam olsun, ey Azazil."

Başlangıçtaki söz hem güven veren hem de boyun eğdiren müthiş bir ilmin eseriydi.

Azazil kaderini nasıl çizecekti ?

Azazil'in gözleri yavaşça açıldığında, yaratılışının büyüklüğünü adeta iliklerine kadar hissediyordu. Ruhunun derinliklerinden bir bağ uyanmış gibiydi; sanki var olduğu andan önce de bir farkındalık taşıyordu.

Azazil Yemen'in sıcak kumlarının arasında hareket etti ve bu ince tanelerin öğütülmüş kaya ve mineraller olduğunu hemen anladı. Fısıldadı: "Silikon dioksit."

Havaya bakınca oksijen, azot, helyum ve daha birçok elementi fark etti. Oksijeni kendi içinde de hissetti. Propan ve oksijenin birleşimi adeta müthiş bir azametle parlıyordu. İçinde adeta bir enerji kaynağı vardı ama henüz yarar veya faydalarını bilmiyordu. Sadece adını biliyordu. Ancak, bir şey eksikti.

"Ben neyim? Neden buradayım?" diye sordu kendi kendine.

Bu sorunun cevabını ararken ileride bir gölet gördü. H2O !! Yeryüzünün %80 ini oluşturan ve hayat veren bir moleküler yapı. Dna dizilişine ve sarmalarlarına kadar görebiliyordu. Kainatın kimyasıni müthiş dengesiyle ruhunun derinliklerine kadar işliyorlardı.

Suyun yansıma özelliği ona öğretildi Parlak berrak ve ışık kırılmalarıyla dolu olan gölet'in yanına gitti. Yansımasını arzuluyordu, ama suyun üzerine eğildiğinde hiçbir şey göremedi. Ona ilham edilen bilgilerin arasında tek bir gerçek parlıyordu:

"Sebepsiz yere yaratılmış olamam."

Azazil'e zaten amacı söylenmişti ama bu şu an o kadar net değildi.

Varoluşun her zerresini, onu Yaratan'ın mükemmel düzenini tasdik edercesine anlamaya koyuldu. Toprağa dokunduğunda, onun moleküler yapısını sezdi. Düşünceleri derinleşti: "Kil, silis, mika ve demir oksit kayaçları... Su ile tepkimeye girebilir." Yer yüzünde ki mahsüller buradan filizleniyor ayrıca hammadde olarak kullanılıp farklı alanlarda da kullanılabilir.

Azazil, kendi varlığını ve çevresini incelerken, kainatın yaratılışındaki hikmeti keşfetmeye başladığını hissediyordu. Su, hava, toprak,molekül,hücre,enerji,zaman uzay yasaları ve doğa kanunları...

Her biri onun bilincine ayrı bir derinlik katıyordu. Ancak bir şey daha vardı: Kendisi dumansız ateşten yaratılmıştı. Henüz ateşi görmemişti.

Güneşten derin bir lazer misali bir ışık ve yakıcı kuvvet yere tecelli ederek toprağı eritti. Azazil halen kavrulan ve eriyen toğrağa gitti anında kendi maddesiyle özleşti. Anında fıtratını buldu ve varoluşunun ilmiyle donatıldı. Özünü anladı , Ateş! Ateş mahiyetini anlanılması gereken kutsal bir kaynaktır. Işık ve enerji kaynağı olarak varlığa hediye edilen bir maddenin hikmetini anlamak Azazil ve onun soyuna bırakılmıştı.

Azazil ateşi keşfettiğinde ona ilham edildi.

"Ben cinlerdenim," diye düşündü. Bu farkındalık, varlığına dair ilk büyük gerçeğiydi.

Sınırları Aşan Merak

Azazil, yeryüzünde dolaştı. Enerjinin değişimini hissettiği topraklara ayak bastı. Ağaçları, meyveleri, dağları ,okyanusları ve su kaynaklarını , küresel yasaları gözlemledi. Keşfettikçe öğreniyor, öğrendikçe daha fazla keşfetmek istiyordu.

Zamanla varoluşunun tüm boyutlarını anlamaya başlamıştı. Kainat, adeta onun öğretmeni olmuştu. Azazil, ilimle doluyor, yaratılışın sırrını çözmek için sabırla ilerliyordu. Her şey yerli yerindeydi; düzen kusursuzdu.

"Bu denge, yalnızca sonsuz bir gücün ve hikmetin ürünü olabilir," diye düşündü.

Yüzyıllar boyunca Azazil, ruhundaki potansiyelin zirvesine ulaştı. Merhamet, sevgi, şefkat ve bilgelik dolu bir varlığa dönüşmüştü. Onun soyundan gelenler, Dünya'nın düzenine katkıda bulunmuş, zararlı şeyleri dahi faydalı hale getirmişti. Azazil, cinlerin efendisi olmuştu.

Ancak kibir, en saf ruhları bile karartabilecek bir tohumdu. Azazil'in içindeki huzur, bu tohumun henüz filizlenmediği zamanlara aitti.

Azazil Eldon ve Grant 'ın yaratılışları ve aralarında ki savaşı hatırladı. Azazil her saniye onları gözlenlemiş ve onların ruh verilmeden ki haline bakıp ettiği alayları küçümsemesini ve hakaretleri hatırladı.

("Bunlar mı yeryüzüne barış ve düzen getirecek? Etten kemikten sınırlı bilinçte ki aptal yaratıklar.")diyerek söyleleniyordu. Azazil bir hile ustası olduğunu sanıyordu ama yaratanın ona çok yakın olduğunu bilmiyordu.

Azazil riyanın bedelini ödeyecekti.

Sidretü'l-Münteha'da Tartışma

Uzun zaman sonra bir gün Azazil Sidretü'l-Münteha'daydı. Azazil gökkubbeye ve yeryüzüne burdan geçiş sağlıyordu. Siz Sidretü'l Münteha'nın ne olduğunu bilir misiniz.? Gözlemlenebilir evrenin başında ve sonunda olan boyu alemlerin içinden geçecek kadar büyük olan ve her dalı bir boyuta uzanan bir sedir ağacıdır.

Bundan sonra artık arş vardır. O öyle bir Arştır ki evrenlerde ki zerreyi bile görür ve mekandan bağımsız olarak müdahele edilir. İşte Azazil trilyarlarca meleğin ve Arşın gölgesinde bir münazaraya başladı. İlahi bir ses yankılandı:

"Onların fıtratını bilmiyor musun? Onlardaki ruh, elbette senden daha değerlidir; teslim olmuş bir ruhtur."

Azazil cevap verdi; sesi öfke ve pişmanlıkla titriyordu:

"Bilmeme gibi bir şansım yok. Ancak karar ve tecelli çoktan verilmişken neden bu boş sözlerle vakit kaybediyoruz?"

Nurani bir varlık yaklaşıp konuştu:

"Ey Azazil, üstün makamlara erişmişken seni düşüşe sürükleyen neydi? Sana verilen irade, bilgi ve yetkinin kıymetini neden bilemedin?"

Azazil hırçınca karşılık verdi:

"Ben üstün olmayı hak ettim. Ateşten ve isten yaratıldım. Topraktan yaratılan bir varlığa nasıl secde edebilirim? Benim iradem onlarınkinden üstündür."

Nurani varlık sabırla cevapladı:

"İrade, kibri beslemek için değil, hakkı teslim etmek içindi. Hakkın iradesine saygı göstermek, asıl üstünlüktür. Yaratıcının emrine karşı geldin; şimdi kendi yolunu seçtin."

Azazil, öfkeyle haykırdı:

"Secde ancak değerli olana yapılır. Eldon ve Grant buna layık değildi."

Nurani varlık, sakin ama keskin bir sesle:

"Değerli ya da değersiz olduklarını sen nasıl bilebilirsin? Yaratıcının hikmetine şüphe düşüren sen misin? Kendine hak gördüğün kibir, seni yok oluşa sürükleyecek."

Azazil suskunlaştı, ancak gözlerindeki nefret büyüyordu. Sonunda, karanlığını itiraf etti:

"O zaman bu kibri onlara vereceğim. Onları ayartacak, hak yolundan saptıracağım."

Nurani varlık, son kez konuştu:

"Seni düşüşe götüren onlar değil, kibrindi. Hakikati görmek için hala vaktin var, ey Azazil."

Ancak Azazil, kendi yolunu çoktan seçmişti.

Düşüşün Başlangıcı

Bir zamanlar cinlerin efendisi, alemlerin düzenleyicisi ve ilmin önderi olan Azazil, kibri yüzünden sonsuz bir karanlığa sürüklendi. O artık İblis isminden azat edilmiş ve şeytan olmuştu

Hakikate gözlerini kapamış, Yaratan'ın emrine isyan etmişti. Ve böylece, kainatın düzeni içinde yeni bir savaşın tohumları atıldı: Düzen ve kaosun savaşı.