Sessiz Düzenin Bozulması
Bükreş'in eski şehir merkezindeki Merkez Kütüphane, Anya Petrova'nın sığınaydı. Dışardaki Ekim ayının keskin rüzgarları ve sisli griliği, içerdeki ceylan derisi ciltlerin ve yüz yıllık kağıtların küf ve vanilya kokusunu taşıyan sessiz düzeni bozamıyordu. Yirmi altı yaşındaki Anya, hayatını bu düzen üzerine kurmuştu. Eski el yazmalarını restore eden bir uzman olarak, parmakları incelikle kırılgan sayfalarda dans ederdi.
Bugün masasında duran sandık ise bu düzeni kökünden sarsacak türdendi.
Sandık, Vane Malikanesi'nin kapalı kalmış arşivlerinden gelmişti. Malikanenin genç ve esrarengiz varisi Kont Vane'in, uzun bir miras davası sonrası sattığı koleksiyonun son parçasıydı. Sandığın kilidi, paslanmış gümüş bir yılan figürüydü ve üzeri kalın toz tabakasıyla kaplıydı.
Anya, eldivenlerini takıp sandığı açtığında, ciğerlerine dolan hava değişti. Orada yatan, ne bir elmas ne de altın bir heykeldi. Sadece bir kitaptı. Cildi, kalın, kararmış kadifeden yapılmıştı ve kenarları metal, sivri uçlu süslemelerle çevriliydi. Sanki bir mücevher değil, gizlenmiş bir sır taşıyordu.
Anya kitabı nazikçe masaya yerleştirdi. Yüzyılların ağırlığını taşıyan sayfaları yavaşça araladığında, kağıtların parlaklığını fark etti. Kitap, bilmediği, ama tüyler ürpertici derecede tanıdık gelen, zarif bir Gotik el yazısıyla doluydu. Ancak dikkatini çeken asıl şey, bazı sembollerin yanında yer alan, kahverengiye dönmüş küçük lekelerdi.
Anya, lekeleri yakından incelemek için büyüteci yaklaştırdı. Bunlar mürekkep değildi. Bunlar, zamanla kuruyarak parşömene işlenmiş kandı.
O anda, restorasyon laboratuvarının kalın meşe kapısı, sert ama kontrollü bir hareketle açıldı.
Anya, başını kaldırdığında karşısında duran adam yüzünden nefesi kesildi.
Gelen, şüphesiz Kont Alaric Vane'di.
Uzun boylu, kusursuz terzilikle dikilmiş, siyah kadife bir palto giyiyordu ve duruşu öyle bir aristokratik kibir taşıyordu ki, Anya bir anlığına Orta Çağ'da bir dükle karşı karşıya olduğunu düşündü. Yüz hatları keskin ve oyulmuş gibiydi, ama gözleri... Gözleri kış geceleri kadar karanlık ve melankoli doluydu.
Kont Alaric, Anya'ya baktı. Bakışı, onun üzerindeki her detayı taradı, eldivenli parmaklarından, masadaki el yazmasına. Anya, sanki hava aniden birkaç derece soğumuş gibi ürperdi.
"Affedersiniz," dedi Anya, sesi normalden daha alçak çıkmıştı. "Beklemiyordum. Ben... Petrova. Kitabınızın restorasyonundan sorumluyum."
Alaric'in sesi, derin ve ipeksi bir fısıltı gibiydi, tıpkı kırılmış camın sesi gibi kulağa hoş ve tehlikeli geliyordu. "Biliyorum. Sadece eserin durumunu kontrol etmek istedim, Domnişoara Petrova."
Adam, restorasyon masasına doğru kayarcasına yaklaştı. Anya, adımlarındaki sıradışı sessizliği fark etti. Alaric, kitaba dokunmak için elini uzattı. Derisinin rengi soluktu, neredeyse mermer gibi. Anya, o an vücudunun garip bir şekilde titrediğini hissetti.
"Bu kitap... değerlidir," Alaric, kitabın kadife cildine hafifçe dokunarak. "Ve narin. Sizden... en kısa sürede iade edilmesini rica ediyorum."
"Elbette," diye cevapladı Anya, hemen arkasındaki yalanı kurarak. "Ancak, bir kısmının katalog kaydını yapmamız ve içindeki özel sembolleri analiz etmemiz gerekiyor. Kurallar..."
Alaric'in gözleri kısıldı. Bakışları, Anya'nın gözlerinin içine derinlemesine kilitlendi. Anya'ya bu kadar yakından bakmak, sıcak bir tehdit altında olmak gibiydi. Kalbi hızla göğüs kafesine çarpıyordu, ama bu sadece korku değildi. Bu, karşı konulmaz bir merak ve çekim karışımıydı.
"Kurallar çiğnenmek için vardır, Domnişora," dedi Alaric, sesi bir anda emir tonuna dönüşerek. "Ancak... Bir süre daha elinizde kalmasına izin vereceğim. Sadece herhangi bir hasar almadığından emin olun. Aksi takdirde, bunun sonuçları olur."
Alaric, uyarıcı bakışını Anya'nın gözlerinden çekmeden yavaşça geri çekildi. Odadan ayrılırken bıraktığı tek şey, anlık bir karanlık parfüm ve buz gibi bir hava iziydi.
Anya, masaya yaslandı. Avuç içleri terlemişti. O adamda bir gariplik vardı. Korkutucuydu. Ama aynı zamanda, yüzyıllık bir tablonun gizemli güzelliği gibi, karşı konulmazdı.
Gözleri tekrar kitaba kaydı. O lekeler... Kurumuş kan lekeleri.
"Hayır," diye fısıldadı Anya kendi kendine. "Bu sadece eski bir kitaptır."
Ama biliyordu ki, o adamın gelişiyle ve o kitabın gelişiyle, hayatının sessiz düzeni sonsuza dek bozulmuştu.