Evrenin Yaratılışı
Başlangıçta sadece hiçlik vardı. Hiçliğin ortasında zaman henüz yaratılmamışken, ezelden beridir var olan OCIFIUM kudretini görmek ve yaratma gücünü sınamak için ’Kutsal Olanlar’a yaşam verdi. İlk yaratılan bu tanrılar OCIFIUM’u anlamaya çalıştılar. OCIFIUM anlamaları için sesi yarattı ve kutsal olanlara isim bahşetti. Adları RAZIUS, MITOSEPUS, FYHIEMROLF, WANODIUS, MIJOLITH olan bu beş tanrı OCIFIUM ile konuşmaya çalıştılar. OCIFIUM bu çabalarından mutlu oldu ve bu anlamsız garip sesleri derleyerek onlara bir dil yarattı. Uzun bir süre boyunca kendi kendilerine yahut birbirleri ile konuştular. Kendileri hakkında kavrayabildikleri tek şey nasıl doğdukları idi. OCIFIUM ile konuşma cesaretini ilk gösteren FYHEIMROLF oldu.
FYHEIMROLF, “Yüce yaratıcı bizleri neden yarattınız bizim var oluşumuzun amacı nedir?” diye sordu. OCIFIUM gülümseyerek cevapladı. “Sorunun ve sorularının cevabı yaratılışınızda var olan kudrette mevcuttur sorularınızın cevabını düşünün ve hissedin” dedi.
Sonra kutsal olanlar düşünmeye başladılar. Yaratılışlarını ve içlerinde bulunan kudreti hissetmeye çalıştılar. Kudretini ilk hisseden FYHEIMROLF oldu ve hissedebildiği tüm kudreti elinde toplayarak OCIFIUM’a gösterdi. OCIFIUM cesaretinden ve yeteneğinden etkilenerek gülümsedi FYHEIMROLF’ü yanına çağırdı. Ona ödül olarak daha fazla güç bahşetti. Bunu gören diğer Kutsallar daha çok çabaladı. RAZIUS ise kıskandı ve hırsla doldu o anda kudretini hissetti ve OCIFIUM’a kibirlenerek kudretini gösterdi. OCIFIUM kıskançlığı ve hırsı hissetti ve RAZIUS’a da az bir miktar daha güç bahşederek onu da ödüllendirdi. Diğer Kutsallar yavaş yavaş kudretlerini hissettiler ve OCIFIUM’a gösterdiler. Daha sonra OCIFIUM kendine bir taht yaptı ve yarattığı Kutsalları izlemeye başladı. Başlangıçta Kutsallar kendi aralarında iyi geçinerek birbirlerine kudretlerinden gelen güçlerini göstermeye ve iyi geçinmeye çalıştılar. Bazen grup halinde, bazen de yalnız başlarına güçlerini kullanıyorlar ve türlü türlü nesneler, ilimler, güçler yaratarak ve bunları OCIFIUM’a göstererek ondan övgü alıyorlardı. MITOSEPUS diğerlerine göre daha narin, güzel ve şefkatliydi. Hırstan hoşlanmadı ama kararlılık onu mutlu ediyordu. İçinde biriken şefkat, narinlik ve diğer iyi şeyleri kudretiyle birleştirerek bir şarkı söylemeye başladı. Şarkıyı dinleyen diğer Kutsallar huzuru ve mutluluğu içlerinde hissettiler ve MITOSEPUS ahenkle devam ederken ellerinin arasında kudreti yavaş yavaş şekil almaya başladı ve uzun bir süre devam eden bu şarkı sonunda bir senfoniye dönüşerek MITOSEPUS’un ellerinin arasında yeni bir nesneye dönüştü parlak ve göz kamaştırıcıydı etrafını aydınlatıyor ve huzur veriyordu. MITOSEPUS bu nesneyi alarak OCIFIUM’un yanına geldi. İlk kez OCIFIUM ile konuşacaktı, utangaç ve sessiz bir şekilde OCIFIUM’a nesneyi gösterdi. OCIFIUM nesneyi eline alarak sonsuz ilmiyle MITOSEPUS’a ışığı ve ışığın gücünü öğretti. MITOSEPUS ışığı ile çeşit çeşit hediyeler yaparak OCIFIUM’a gösteriyor ve sürekli övgüler alıyordu. RAZIUS ise sürekli uzaktan izleyerek kıskanıyor ve hırsla dolup taşıyordu. İçindeki kararsızlık ve hırs sürekli artıyor ve kibri yavaş yavaş nefrete dönüyordu. Bir an içindeki bütün hırs kudreti ile birleşmeye başladı. RAZIUS içindeki tüm kötü hisleri ve kibri kudretiyle birleştirmeye devam etti. MITOSEPUS’a olan bütün nefreti dudaklarından dökülmeye başladı ve MITOSEPUS’un ışığı soğrularak solmaya başladı, nefretinin ve kıskançlığının zirveye ulaştığı anda ellerinin arasında bir güç belirdi. Simsiyah ve kötülükle dolu bu enerji çevresindeki her şeyi huzursuz ediyor ve MITOSEPUS’un ışığını yutuyordu. RAZIUS daha güçlü bir güç elde ettiğini düşünerek kibirlendi ve gücünü göstermek için OCIFIUM’un yanına gitti.
OCIFIUM tahtından kalktı ve korkunç bir görünüşle RAZIUS’a yaklaştı derinden gelen bir sesle sonsuz bilgeliği ile RAZIUS’a “Bu gücü öğrenmek ve kullanmak istediğine emin misin?” diye sordu. RAZIUS Kendinden emin bir şekilde “Evet yüce yaratıcı bu güç benim kudretimi var eden şey gibi hissettiriyor.” dedi. OCIFIUM “Karanlık çok tehlikeli ve yok edicidir. İçinde iyi olan hiçbir şeye yer yoktur. Emin misin?” diye tekrar sordu. RAZIUS başını sallayarak onayladı ve OCIFIUM ona karanlığı kullanmayı öğretti. RAZIUS övgü almak için karanlığın gücüyle çeşit çeşit hediyeler nesneler ve güçler yapsa da OCIFIUM ona çok fazla ilgi göstermedi.
WANODIUS arkadaşlarının güçlerini izleyerek onlara özendi ve RAZIUS’tan çekindiği için MITOSEPUS’a, ona yardım edip edemeyeceğini sordu. MITOSEPUS yardım etmekten çok mutluluk duyacağını söyleyerek WANODIUS’a ışığın gücünü nasıl elde ettiğini ve nasıl kullandığını öğretmeye başladı. WANODIUS defalarca denedi ancak ışığı kullanmakta veya ışık gücünü oluşturmakta başarılı olamadı. Ancak OCIFIUM’un sözleri aklına geldi. Yaratılışında var olan kudret belki de diğer Kutsallardan farklıydı. O anda anlamaya başladı ve içindeki kudretin azimle dolup taştığını hissetti daha önce duymadığı sesleri duyuyordu ve bu sesler daha yaratılmamıştı. Aslında bu sesler, zaman yaratıldığında ve Kutsallar OCIFIUM’a gittiğinde yaratılacak olan gezegenin sesleriydi. WANODIUS seslere kulak verdi ve kendi yaratılışını düşündü. Kudreti önce ışık saçtı ve sonra o ışık yeşile döndü ve avuçlarının arasında daha önce görmediği hayal dahi etmediği bir şey ortaya çıktı ve ilk kez bir kutsal yaşayan bir nesne yapmıştı. OCIFIUM tahtından kalkarak WANODIUS’un yanına geldi ve gülümseyerek sonsuz ilmiyle WANODIUS’a elindekinin bir yaşam ağacı olduğunu söyledi.
WANODIUS “Yüce yaratıcımız bize yaşam veren sizsiniz ve biz kudret bahşettiğiniz acizler olarak defalarca denememize rağmen yaşam veremedik. Peki neden benim kudretim yaşam vermeye başladı.” dedi. OCIFIUM “Yaşam sizlerin kudretinde var sevgili WANODIUS ve sen bunu artık öğrendin ancak sizler yaşam yaratsanız dahi özgür irade veremezsiniz.” dedi ve WANODIUS’a yaşam ağacının ve bitkilerin gücünü öğretti.
Her kutsal yavaş yavaş gücünü ortaya çıkarırken MIJOLITH hayıflandı. Kendi kendine “Neden en sona kalan yine ben oldum.” dedi. Ama farkına varmadığı bir şeyler vardı o gücünü çoktan ortaya çıkarmış ve gücüyle Kutsallar arasındaki dengeyi sağlamıştı. Ne zaman aralarında bir anlaşmazlık çıksa veya bir alacak verecek tartışması olsa konuya MIJOLITH dahil olur ya da diğer Kutsallar ara bulucu olarak ona danışırlardı. MIJOLITH’in hayıflanmasını duyan OCIFIUM onu yanına çağırdı ve ona seslenerek:
OCIFIUM “Sen, elde ettiği gücü fark etmeyen, kendini büyük görmeyen, alçak gönüllü MIJOLITH, sana bahşedilen kudret ve elde ettiğin gücü uzun süredir kullandığın halde nasıl bilmezsin?” diye sordu. MIJOLITH “Yüce yaratıcımız benim bir gücüm mü var? Onu uzun süredir kullanıyor muyum? Anlamadım, Yüce yaratıcımız, lütfen bana açıklayın.” dedi. OCIFIUM ellerini kaldırdı ve hiçlikten bir nesne yarattı. Bu nesneyi MIJOLITH’e vererek konuşmasına devam etti. OCIFIUM “Bu nesnenin adı terazidir. Adaleti ve ticareti simgeler. Sen uzun süredir arkadaşların arasında adaleti ve yaptıkları ticareti yönetiyorsun” dediğinde MIJOLITH titreyerek bir anda içindeki kudretin denge gücüyle karıştığını ve onun doğasının çoktan bir parçası olduğu anladı. MIJOLITH diğerleri gibi OCIFIUM’un ona da gücünü kullanmayı öğretmesini bekledi ancak OCIFIUM dönüp arkasını gitti. MIJOLITH tam hayıflanacaktı ki aklına OCIFIUM’un sözleri geldi, gücünü zaten kullanabildiğini fark etti ve sessizce FYHEIMROLF’ün yanına gitti.
OCIFIUM, Kutsallar arasından özellikle FYHEIMROLF’e çok fazla ilgi duyuyordu. Ona hiçbir şey öğretmek zorunda kalmamış ve ilk sorusundan bu yana onu sadece izlemişti. FYHEIMROLF bilgeliği güç edinmiş gibi gözüküyordu. Kutsal olanları yönlendiriyor ve liderlik ediyordu. Bilgeliği ve erdemli kişiliği ile tüm Kutsallar ona saygı duyuyor ve OCIFIUM’a gitmeden önce ona danışıyorlardı. Ancak sadece bilge değildi, RAZIUS ona defalarca meydan okumuş ancak tüm gücünü kullanmasına rağmen üstün gelememişti. Karanlığın gücünü elde ettikten sonra da şansını denemişti ancak hep kaybetti. FYHEIMROLF hemen hemen her alanda diğer Kutsallardan daha iyiydi. Ayrıca diğer Kutsalların güçlerini kullanabiliyordu ve kimse FYHEIMROLF’ün gerçek gücünü bilmiyordu. OCIFIUM bu kafa karışıklığını önlemek ve diğer yarattığı Kutsallara ipucu vermek için onlara gücünün sadece adını söylemişti. FYHEIMROLF’ün gücünün adınizamdı. Zaman yaratıldığında ve gelecek yaşanmaya başlandığında FYHEIMROLF’ün nizam gücü önemini gösterecek ve Kutsalları şaşkına çevirecekti.
Kutsallar kudretlerini kullanarak güçlerini birer birer keşfederken FYHEIMROLF bir toplantı yapmak için diğer Kutsalları etrafına topladı. Bilgeliği ve ihtişamı ile konuşmaya başladı.
FYHEIMROLF: Siz OCIFIUM’un kutsadığı ve yaşam verdiği değerli dostlarım! Var olduğumuz andan beridir yaratılış gayemizi ve kudretimizi ne için kullanacağımızı düşündüm. Yavaş yavaş bir şeyler kavramaya başladım ve WANODIUS gücünü elde ettiğinde duyduğu seslerden bahsedince anladım, bizler OCIFIUM’un kutsadıkları olarak yaşamı var etmeli ve yüce yaratıcımıza içimizdeki kudretin amacını bulduğumuzu göstermeliyiz.
WANODIUS: Ben bu konuda FYHEIMROLF’e katılıyorum. Onların sesini duydum, varlıklarını hissettim ve şunu düşündüm; bizler kutsanmışlar olarak kudretlerimiz ile çeşitli hediyeler yapıyor ve yüce yaratıcımız OCIFIUM’a vererek övgü almaya çalışıyoruz. Neden kudretlerimizi birleştirerek yaşamın içinde var olduğu bir diyar yaratmıyoruz? Böylece Yüce Yaratıcımız OCIFIUM’u daha çok memnun edebiliriz.
MITOSEPUS: Olabilir, ben ışığın gücüyle size yardım ederim, ancak böylesi büyük bir yaratma planına Yüce Yaratıcımız izin verecek mi?
MIJOLITH: Bence içimizden birini sözcü olarak seçelim. Seçtiğimiz sözcü Yüce Yaratıcıya planımızdan bahsetsin ve izin istesin. Ayrıca, yaratılacak olan diyarda dengeyi sağlamak ve düzeni korumak için gücümle size destek veririm.
RAZIUS: İstediğinizi yapmakta özgürsünüz, ben size katılmayı düşünmüyorum.
FYHEIMROLF: RAZIUS, sen neden katılmak istemiyorsun? Gücünün tüm görkemini OCIFIUM’a göstermek istediğini sanıyordum.
RAZIUS: Sizlerle birlikte yarattığım nesneler benim amacıma ve gücüme gölge düşürür, ben tek başıma olmaktan memnunum.
FYHEIMROLF: Peki öyleyse. Sözcü olarak ben konuşmak istiyorum sizler için de uygunsa yüce yaratıcı ile görüşmeye gideceğim.
Diğer Kutsallar, FYHEIMROLF’ü başları ile onayladılar ve FYHEIMROLF tahta doğru yola çıktı. OCIFIUM’un huzuruna geldiğinde, sanki OCIFIUM her şeyi biliyormuş gibiydi. Konuşma çok sürmeden OCIFIUM diğer Kutsalları da huzuruna çağırdı ve elini hiçliğe doğru uzattı. Hiçliğin içinden bir küre çıkardı ve sonsuz ilmiyle Kutsallara yaratılacak olan diyarı gösterdi. Her biri birbirine dönüp bakarak şaşırıp kaldılar. Yaratmak istedikleri diyar tam önlerinde öylece duruyordu. OCIFIUM diyara dikkatli bakmalarını söyledi. O sırada FYHEIMROLF farkına vardı diyar hızla değişiyor ve gelişiyordu. OCIFIUM “Size yaratmak istediğiniz diyar için izin veriyorum. Kudretinizin erişemediği konularda sizlere destek olacağım.” dedi. Kutsallar hızla dönüşüm geçiren bu diyarı izlerken anlam veremediler çünkü yaşam doğuyor, büyüyor, gelişiyor ve ölüyordu. Kendileri de yaşam sahibi olmalarına rağmen hep yaratıldıkları ilk andaki gibiydiler. Doğmamışlardı ve büyümemişlerdi. Gelişiyorlardı, ancak bu gelişim yaratacakları diyardaki gibi sınırlı değildi.
OCIFIUM aniden küreyi eline aldı ve tekrar hiçliğe gönderdi. Kutsallar diyarın sonunu göremediler. Daha sonra OCIFIUM, Kutsallara dönerek “Öyleyse başlayın!” dedi. Kutsallar birlerine baktılar ve aralarında kısa bir istişare yaptıktan sonra hiçlikte gördükleri kaosun aydınlatılması gerektiğini düşündüler. MITOSEPUS, kudretini kullanarak ışığıyla kaosu aydınlatmak için biri büyük biri küçük iki güneş yarattı ve hiçlik aydınlığa kavuştu. Ancak yarattığı iki güneş de yaşamın var olması için çok sıcaktı. Kutsallar uzun uzun tartıştılar ancak çözüm bulamadılar. OCIFIUM’a giderek ondan yardım istediler. OCIFIUM sonsuz bilgeliği ile suyu yarattı ve iki güneşten küçük olanı su ile soğutmaya başladı ancak bu tek başına yeterli değildi. Diyar hala çok sıcaktı ve soğuyan güneşten geriye kalan taşlar ve kayalar ile doluydu. Bu sırada WANODIUS’un aklına bir fikir geldi ve küçük taşları parçalayarak toprak haline getirdi. Daha sonra bu toprağın içine yaşam ağacını ekti ve OCIFIUM yarattığı kutsal suyu ile yaşam ağacını suladı. Ağaç hızla kök saldı ve kayaları parçalamaya başladı. Diyar yavaş yavaş soğumaya devam etti ve güneşin soğuyan parçaları yer yüzünü ve dağları oluşturdu ancak çok büyük boşluklar oluştu. OCIFIUM bu boşlukları su ile doldurdu ve denizleri ve okyanusları oluşturdu. Yaşam ağacı yeterli büyüklüğe geldiğinde, güneşin ışığı ona zarar vermeye başladı. FYHIEMROLF bilgeliği ile hızla duruma müdahale etti ve havayı yarattı. Hava ile diyarın etrafını sararak güneş ışığını süzdü ve yaşam ağacını korumaya aldı. Bulutları ve rüzgarları yaratarak güneşin buharlaştırdığı suyun yok olmaması için bir döngü oluşturdu. MIJOLITH ise kudretini kullanarak yeryüzündeki kaya ve taş parçalarını çeşitli cevherlere dönüştürdü. RAZIUS, uzaktan diğer Kutsalların yaptıklarını izlerken OCIFIUM’un onlara gururla baktığını gördü, kıskançlık ve hiddetle dolup taştı. Karanlığın içinde oluşturduğu nefret, kudretinden yayıldı ve hiçliği yavaşça doldurdu. OCIFIUM karanlıkla dolan hiçlikten diyarı korumak için yaratılan bu diyarı kudretiyle döndürmeye başladı ve bu dönüş gündüz ve geceyi oluşturdu.
OCIFIUM, Kutsallara dönerek “Bu dönüş zamanı başlattı ve zamanın sonu geldiğinde kürede göremediğiniz geleceği görecek ve yaşayacaksınız.” dedi. Kutsallar şaşkınlıkla birbirlerine baktı ve sessizce sözcü seçtikleri FYHEIMROLF’e bakarak ondan bir şeyler söylemesini beklediler.
FYHIEMROLF durumu anladı ve OCIFIUM’un önünde eğilerek: “Yüce yaratıcımız lütfen bizlere bahşettiğiniz gibi sizin için yarattığımız bu diyara bir isim bahşedin.” dedi. OCIFIUM, “Bundan böyle bu diyarın adı FIONORA’dır.” dedi ve zaman akmaya başladı.