Bölüm 1: Tanışma
Uçak yolculuğum on iki saat sürdü. Terden sırılsıklam olmuş, yorgunluktan bitmiş bir halde elimde bavullarımla taksi bekliyordum. Bir adam sigarasını ayak ucumda söndürürken başka bir adam boğazını temizledi ve sokağa tükürdü. Dikkatim üzerimdeki gerginlikle birlikte iyice dağılmışken arkamdaki kadın önüme geçti ve sıradaki taksiye bindi. Arkasından aracı yumrukladığım sırada teker çoktan çalışmıştı.
İstanbul’u özlememişim.
Bu şehirde her şey acil, herkes kaba. On yıldır hiçbir şey değişmemiş.
Ben değiştim. Yani, değiştiğime inanmak istiyorum. Babamla beraber buradan ayrılırken ne kadar hüzünlü bir veda ettiğimi hatırladım. Evimden, yeni kazandığım okulumdan ayrılıp hiç bilmediğim, dilini konuşmadığım bir ülkeye babamın işleri için taşınmıştık.
Nihayet kartvizitteki adrese vardığımda kalbim duracak gibiydi. Restoranın önünde birkaç dakika hiç kıpırdamadan bekledim. İçerden çıkan bir adamla burun buruna geldiğimde tam da elimi kapıya uzatmıştım.
“Dikkat etsene lan.” Gözleri benimkilerle buluştuğunda yüzünde bir yumuşama gördüm.
“Kahvem dökülecekti.”
“Öfke problemleri. Ben alışkınım.” Dudağımı büzüp içeri girdim. Gözlerim fotoğraflardaki kadını aradı. Çok geçmeden onu masalardan birine servis yaparken gördüm. Saçlarını sarıya boyamış ama onu tanımama engel olmadı. Biraz yaşlanmış, gözleri çökmüş ama bakışları hala capcanlı.
Boğazımı temizledim, “Funda?”
Neşeli yüzü ciddileşmişti, “Kim soruyor?”
Gülümsemek için kendimi zorladım.
“Ben sizin...kızınız…olabilirim.”
———
Bizi arka kapıdaki bankların oraya götürüp oturttu.
“Sen Vera'sın.”
Başımı salladım, “Sizi babamın fotoğraflarından tanıdım.”
“İlhan onları hala saklıyor mu?” Sesinde memnuniyetsiz ve inanmayan bir ton vardı.
“Sen attın mı? Onun, benim fotoğraflarımızı?”
Ani çıkışım karşısında şaşkına döndü. Yüzümü inceledi, ona benzerliklerimi bulmaya çalıştı.
“Seni üzmek istemem Vera ama annen ben değilim. Babanın o zamanlarki hayatında bulunan onlarca kadından biriydim sadece. Hiç hamile kalmadım, hiç çocuğum olmadı. Olsun da istemedim.”
Babamın anlattığı hikaye bu değildi.
“Baban bile yıldız hayatını bırakmış ve dedenin şirketinin başına geçmiş diye duydum.” Cebinden bir sigara çıkartıp yaktı. Eski günleri düşünür gibi gökyüzüne baktı.
“Babam geçen ay öldü. Önce iflas etti, sonra kalp krizi.”
Yüzü şaşkınlıkla gerildi, gerçekten üzülmüş müydü? “Bilmiyordum. Başın sağ olsun.”
Yumruğumu sıktım. Öfke problemleri.
“Peki annemi hatırlıyor musun?”
Kafasını salladı, “Hiç görmedim. Babanın hayatındayken sen yeni dünyaya gelmiştin. Her kimse sen doğar doğmaz-“ Kendini susturdu.
Ayağa fırladım, “Bana da bu hikaye anlatıldı, hayatım boyunca annem öldü sandım, mektupları bulana kadar.” Cebimdeki mektupları kucağına fırlattım. Seneler boyu annemden babama yazılmış mektuplar. Bir tanesini eline aldı, hızlıca açıp okudu.
“Birisi sana çok çirkin bir şaka yapmış.” Mektubu zarfa geri koydu. Sabrım taşıyordu.
“Babam bu mektupların annemden geldiğini kabul etti. Bunları bunca yıldır kendisi saklamış.”
Toparladığı kağıt yığınını elimin içine sıkıştırdı, “Annen sen doğar doğmaz intihar etti. Öldü. Bunu herkes biliyor. Böyle öğrendiğin için üzgünüm ama annen değilim.”
———
Geceyi sahilde geçirdim, Elimdeki tek adres zarfların birinden çıkan restoran kartvizitiydi. Ne şehirde bir arkadaşım vardı ne de otele verecek param. Babamın iflasıyla hayatım birden değişmişti. Bali’deki otelleri bir anda kaybettik, daha sonra evimizi, arabamızı. Ve sonra babamı.
Ülkeden çıkmak zorundaydım. Hayatım tehlikedeydi. Bali’de daha fazla kalamazdım. Düşüncelerime dalmış uyuyakalmak üzereydim ki sabahın ilk ışıklarında üzerime birinin gölgesi düştü.
“Gidecek yerin yok mu?”
Uzun boylu orta yaşlı bir adamdı. Simsiyah giyinmişti. Bankta doğruldum. “Var. Yürüyüşe çıkmıştım.”
Çenesiyle yanımda duran bavulları gösterdi. “Bu kadar yükle mi?” Yanıma oturdu. Etrafta kimsenin olmadığını fark ettim.
“Kalacak yer bulana kadar bana gidebiliriz istersen.” Elini bacağıma koydu. Yerimden kalktım.
“Yok, teşekkürler, gitme zamanım geldi.” Bavullarımdan birini tuttuğumda diğerini de o yakalamıştı.
“Bu saatte nasıl gideceksin? Çok yakında oturuyorum. En azından seni bırakayım.”
Bavuluma uzandım ama elini gevşetmedi. “Uzatma, gel işte.” Yakalayabildiğim tek bavulla arkamı dönüp yürümeye başladım. Bana yaklaştığını ama mesafesini koruyarak beni takip ettiğini hissedebiliyordum. Bavulumu da yanında itiyordu, tekerleklerin sesini dinleyerek bana olan yakınlığını ayarlamaya çalıştım. Nereye gittiğimi bilmeden koşar adımlarla ilerledim, Birilerini bulabilme umuduyla barların olduğu sokağa girdim. Kısa zaman sonra karşıma yaşıtım olabilecek iki kadın çıktı. Yüzümü gördükleri anda korktuğumu anlamışlardı, arkama baktılar. Kısa siyah saçlı olan beni kolumdan kendine doğru çekti. “İşte buradasın, Merak ettik ya, çok geç kaldın.”
Diğer arkadaşı bavulumu elimden alıp arkasına doğru koyarken siyah saçlı kadın adama doğru adım attı. Adam elini cebine götürdü.
“Bu da diğer bavulun sanırım. Artık ben taşıyabilirim, teşekkürler.” Bavuluma uzandı, adam saniyeler içinde cebinden bıçağını çıkarmıştı. Kadın da hızla çantasına elini attı. Sakin ama sabırsız bir ifadesi vardı.
“N’apıyorsun?! Boş ver bavulu, hadi gidelim.” Yüzüme bakmadı, tabancasını adama doğrultmuştu. Adam geriye doğru birkaç adım atıp telefonunu çıkardı, birilerini arıyordu.
Bam.
Siyah saçlı kadın, sapığın eline ateş etti. Adam küfürler savurarak telefonunu düşürüp elini yakaladı. Kadınlar bavulumu aldıkları gibi kaçarken arkalarından takip ettim. Eşyalarımı onlar taşıyor olmasına rağmen benden hızlı koşuyorlardı.
Heyecandan ölebilirdim, az önce bir suça tanık oldum. Hatta birden fazla suça. Bu kadınlar kim? Neden silah taşıyorlar? Neden korkusuzlar?
Bir süre sonra sarı minik bir arabaya atladık. Birkaç dakika sürdükten sonra park ettiler. Çıkıp eşyalarımı aldılar. Onları bir apartmana doğru sorgusuzca takip ettim. Yukarı çıkıp içeri girdik. Siyah saçlı kadın ışıkları açtığında nihayet onu inceleme fırsatım oldu. Dar bir elbisenin altına uzun topluklu ayakkabılar giymişti. Birkaç dakika önce birini vurduğunu bilmeseydim onun bir partide eğlenen herhangi bir kadın sanırdınız.
Diğer kadın salondaki koltukta uyuyakalırken o masaya iki bardak koydu ve cömert bir miktarda tekilayla doldurup dikti.
“İçmek zorunda değilsin ama içersen yardımı olur.”
Bardağı kafama diktim ve ağzımı sildim. Saf alkolün tadı boğazımı yakıp içimi ısıtmıştı.
“Adamı vurdun. Gerçekten ona ateş ettin. Ya ölseydi?”
Kollarını birleştirdi, “Dünyadan bir sapık eksilirdi.”
“Peki sen kimsin?”
Tabancasını çantasından çıkarıp masaya koydu. “Nereye ateş ettiğini bilen biri.” Karşısındakini inceleme sırası ondaydı. Terden vücuduma yapışan giysilerime baktı. Az sonra içeri gidip temiz giysiler getirdi. Bir de yumuşak beyaz bir havlu.
“Sıcak bir duş al, gidecek bir yer bulana kadar burada kalabilirsin.” Başımla mahçup bir teşekkür hareketi yaptım. Duş almak gerçekten iyi gelecekti. Giysileri aldığım gibi banyoya doğru gidecektim ki kolumdan yakaladı:
“Adım Leyla.” Bal rengi gözleri parıldadı. Kolumu sıkan parmakları kendi adımı söyleyene kadar gevşemeyecek gibiydi, “Ben de Vega.”
———