Orman Krallığının Sessizliği
Karada geçen üç gün, Thalassa için bir eziyetti. Sandaletler parçalanmış, ayakları nasır ve kesiklerle doluydu. Ancak en kötüsü, Siren Müziğinin yokluğu idi. Kendi içinde oluşan o boşluk, sürekli bir yoksunluk hissi yaratıyordu; sanki vücudunun bir parçası koparılmıştı.
Elias, ormanda inanılmaz bir yetenekle ilerliyordu. Bir deniz kızı için su ne kadar doğal idiyse, Elias için de bu karmaşık orman o kadar doğal görünüyordu.
"Daha dikkatli ol, Mira," diye fısıldadı Elias, aniden durarak. Önlerindeki yol, kalın, boğucu bir sisle kaplıydı. "Bu sis normal değil. Lanet buraya da sızmış. Kara Muhafızlar yakında olmalı."
Thalassa, Nereus'un ona verdiği basit bir büyü kristalini sıktı. Kristal, sadece ışık yayabiliyordu, ama bu sis içinde o bile zayıf kalıyordu.
"Onlar ne tür savaşçılar?" diye sordu Thalassa, sesi gerginlikle ince kalmıştı.
"Kraliyet'in en iyileriydi," diye yanıtladı Elias, bir ağacın gövdesine yaslanarak. "Ancak lanet, onların ruhlarını bozdu. Onlar artık sadece bedensel olarak varlar; mantık yok, sadece koruma içgüdüsü var. Ve en önemlisi, müziklerine karşı duyarlıydılar. Senin müziğine..."
Thalassa iç çekti. "Müziğim yok."
"Evet," dedi Elias, onu teselli etmeye çalışmadan, gerçekçi bir tonda. "Bu yüzden, onlara yaklaşmadan önce ihtiyacımız olan şeyi bulmalıyız: Kristal Kabuklar."
Elias, yanındaki çantasından yıpranmış bir cilt çıkardı. "Efsaneye göre, Ay Taşı Mabedi'ni açmanın anahtarı olan üç parça, 'Unutulmuş Mimar' tarafından saklandı. İnsanlar, mabedin sadece karada olduğunu sanıyor. Ama mimar, Yeminin her iki dünyaya ait olduğunu bildiği için, parçalardan biri, denizdeki bir yeraltı mağarasında gizli. Ve biz ikisine de ulaşmak zorundayız."