Sonsuz Geçmiş

All Rights Reserved ©

Summary

İnsan en çok neyden kaçarsa, o gelip onu bulur. Bazen asma bahçede sallandığın salıncak bile aniden uçurum kenarında bitebilir." Gümüşçülerin hırslı aile soy savaşında Kaya, ortadaki bir piyon mu yoksa şah mı? Bunu gelecek belirleyecek. Ancak kuzeni Deman, onu neyden sakınıyor ve neye sürükleyecek, bilinmiyor. Bununla beraber, yıllardır ailesi bildiği insanların da geçmişini öğrenince olay çok karmaşık bir hâl almaya başlar. Zamanı geldiğinde herkes geçmişini sorgulayacaktır ki en sonunda geçmişin sadece yaralara tuz bastığını anlayana kadar.

Genre
Drama
Author
beylev262
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
13+

Sonsuz başlangıç

Önsöz

Boğaz’a bakan sade bir yalıda, zaman ağır ağır akardı Gümüşçü ailesi için.

Hayatlarını sessizce sürdüren Deman ve Müge, dışarıdan bakıldığında uyumlu bir çift, içeriden bakıldığında ise derin bir boşluğun kenarında yürüyen iki yol arkadaşıydı. Çocukları yoktu — bu, sadece kendi eksiklikleri değil, Gümüşçü soyunun devamı için de bir sessiz alarmdı.

Ailenin reisi Yakup Bey, ömrünü geleneklerine sadakatle adamış, dizinin dibinde ailesini tutmak için direnmiş bir adamdı. Karısını yıllar önce toprağa vermiş, kız kardeşini de yanına alarak kalan ömrünü oğlunun “doğru kararlar” vermesi için dua ederek geçirmişti.

Ama bazen geçmiş, yalnızca hatıralarda saklı kalmazdı.

Kimi sırlar vardır ki, yıllar geçse de yeraltından sızar, yüzeye çıkar.

Ve Gümüşçü ailesi için, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Boğaz’a karşı kurulmuş yalıda, yeni bir sabah sessizce başlıyordu.

Kahvaltı salonunda masalar çoktan hazırlanmış, kahyalar servis için köşelerinde beklemeye geçmişti. Gümüşçü ailesi, alışılmış bir düzende güne başlamak üzereydi.

İlk olarak Yakup Bey göründü merdiven başında. Duruşu dimdik, adımları kararlıydı. O, bu evin sadece büyüğü değil; karar vericisi, gölgesi her köşeye düşen sesiydi.

Az sonra oğlu Deman ve gelini Müge salona girdi. Deman, her zamanki gibi sessizdi, düşünceleri gözlerinin arkasında saklıydı. Müge ise gülümsemeye çalışıyor, ama içindeki boşluğu kimse fark etmesin diye dikkatli davranıyordu.

Son gelen, Yakup’un kız kardeşi Sevil Hanım oldu. Yumuşak parfümüyle birlikte geldiği odaya hafif bir tedirginlik de yayıldı. Ne söylediği değil, ne düşüneceği önemliydi.

Masada herkes yerini alırken, odadaki hava alışıldık ama gerilimliydi.

Henüz kimse bilmiyordu, bu sıradan sabahın

— sıradan olmayacağını.

Yakup (soğukkanlılıkla):

Günaydın. Buyurun oturun, başlayalım artık.

Sevil (hemen lafa girer):

Abi bugün şirkette önemli evraklar var. Seninle birlikte gitmemiz gerekiyor.

Yakup:

Mutlaka benim mi gelmem lazım? Deman ilgilense olmuyor mu?

Sevil (alaycı bir gülümsemeyle):

Olur tabii... Eğer Deman'ın ilgisini çekerse. Malum, bu tarz şeylerle arası hiç iyi değil.

Deman (sakin ama iğneleyici):

Sen de laf sokuşturma konusunda hiç formdan düşmüyorsun hala.

Sevil (sözünü sakınmadan):

Ben sadece işin başında olman gerektiğini söylüyorum Deman. Sen başka şeylerle meşgulsün son zamanlarda.

Deman (gülümseyerek):

Başka şeyler dediğin… Karım ve ailem. Uğraşılması gereken en kıymetli şeyler bence.

Sevil (küçümseyici kahkahayla):

Aile mi? Hâlâ ortada bir çocuk yok bildiğim kadarıyla. Öyle değil mi abi?

Yakup (sertleşir):

Yeter. Sabah sabah başlama yine Sevil. Deman, sen de düzgün konuş halanla.

Sevil (umursamazca):

Ben sadece bu ailenin geleceğini düşünen biriyim. Birinin düşünmesi lazım.

Müge (soğukkanlı ama kararlı):

Burada hâlâ babam sağ ve onun sözü geçer. Senin değil.

(Deman karısına onay verir gibi bakar, sonra halasına döner)

Sevil (iç çeker):

Sevgili gelinimiz… Keşke senin de bu konuları düşünecek bir yapın olsaydı. Ama anlaşılan yok.

Müge (gözlerini Sevil'e diker, sesini alçaltarak):

Ben bu ailenin bir parçasıyım. Hem soyadım Gümüşçü hem de eşim Deman. Bunu unutma.

Yakup (araya girer):

Müge haklı. O aile dostumuzun kızı, oğlumun eşi.

(Müge kısa bir rahatlama hisseder, ama Yakup devam eder)

Yakup:

Ama Sevil’in söylediği şeyler de yabana atılmaz. Deman'ın çocuğu olması gerekiyor. Bildiğimiz kadarıyla da olmuyor.

Sevil (gülümseyerek):

Ne diyeyim... Gerçekler acıdır.

Deman (başını sallar, sesi sakin ama net):

Bu konuyu Müge’yle defalarca konuştuk. Biz de çok istedik. Ama olmuyor.

Sürekli üstüne basmanız bizi sadece yıpratıyor. Müsadenizle…

Sevil (sert):

Kaçmakla bir şey çözülmüyor. Artık bu konunun adam gibi konuşulması gerek.

Yakup (ayağa kalkar, sesi daha tok):

Soyumuzun devamı senden geçiyor Deman. Bu senin sorumluluğun.

Sevil (gözlerini yere indirir):

Ve mümkünse... erkek bir çocuk olmalı.

Deman (hafif bir gülümsemeyle):

Yıllardır kapı kapı doktor gezdiğimizi biliyorsunuz baba.

Hepsi aynı şeyi söyledi. Olmuyor.

Müge:

Bu baskı, bu ima… Bizi yok sayıyor gibi. Sanki biz istemiyormuşuz gibi.

Yakup:

İstediğinizi biliyorum. Ama söylemek zorundayım. Ben de amcamın kızıyla evlendim zamanında Biz bu aileyi kendi içinde korumaya çalışıyoruz.

Sevil:

Dayınız ise bu zinciri kırdı. Ortadan kayboldu. En son ölüm haberi geldi ama hâlâ tam bir bilgi yok.

Deman:

Dayımın konuyla ilgisi ne şimdi?

Sevil:

Soyadımızı onlar da taşıyor. Ama oradan gelen bir varis yok. Biz de öyle biliyoruz.

Müge (düşünceli):

Ya bir çocuk varsa ve biz bilmiyorsak?

Yakup:

Anneniz yıllarca aradı. Ama ne bir iz, ne bir bilgi. Olmayanın üzerine hesap kurulmaz.

Sevil (gülümseyerek):

Yani dayınızın bir çocuğu olsaydı, bu koltukları onlara mı bırakacaktık? Gerçekten ister miydiniz?

Deman (bakışlarını Sevil’e dikerek):

Biz senin gibi değiliz hala. Dayımı sevmediğini herkes bilir. Ama o da bu ailenin parçasıydı. Kan bağımız var.

Yakup:

Metin doğru söylüyor. Eğer dayının bir çocuğu olsaydı, hak onların olurdu. Soyadımız aynı.

(Deman tam kalkacakken durur, döner ve Sevil’e bakar)

Metin:

Tabii... Dayım da seninle evlenmemişti değil mi?

Sen annem babamla evlendi diye, onun da seni almasını istemiştin. Ama o seni değil, özgürlüğünü seçti. Ne acı...

Sevil (sertleşir):

Benimle düzgün konuş! Ben senin sokak arkadaşın değilim.

Müge (soğuk bir tebessümle):

Bundan hiç şüphemiz yok. Neyse ki...

(Müge ve Deman birlikte masadan kalkar. Sevil’in eli titrer ama kendini tutar.)

Sevil (dişlerini sıkar, gözlerini kaçırarak):

“Müsaadenle... abi.”

(Çıkar ve kapıyı biraz sertçe çeker. Merdiven başında durur, alçak sesle Asuman’a döner.)

Sevil: “Deman'ın odasına kulağını aç. Ne konuşuluyorsa anında bana bildir.”

Asuman (başını öne eğer): “Emredersiniz hanımefendi.”

Deman, kanepeye boylu boyunca uzanmıştı. Gözleri tavanda sabitlenmiş, düşüncelerinden kaçamıyordu. Bir anda doğrulup başını pencere kenarındaki Müge’ye çevirdi:

Deman:

“Onu bulacağım.”

Müge (şaşkınlıkla dönerek):

“Ne? Kimi bulacaksın?”

Deman:

“Dayımı. Ve eğer varsa… onun ailesini.”

Müge (şüpheyle):

“Baban yıllarca uğraştı, hiçbir sonuç çıkmadı. Neyi değiştiriyorsun ki şimdi?”

Deman:

“Demek ki eksik bir şey vardı. Belki de yanlış yerde aradılar. Bu kadar kolay pes etmek bana göre değil.”

Müge (yumuşak bir tonla):

“Biliyorum bu seni yoruyor. Ama biz daha yeni sayılırız, evliliğimizin üzerinden birkaç yıl geçti. Olabilir hâlâ, neden bu kadar umutsuzsun?”

Deman:

“Çünkü biz ikimiz de biliyoruz — doktorun söylediği şey tesadüf değil. Gerçek olabilir.”

Müge:

“Peki ya ben? Ya senin bu arayışın beni yalnız bırakırsa? Tehlikeye atarsan kendini?”

Deman:

“Bu bir macera değil Müge. Ama eğer ailemizin geleceği gerçekten bir başka eldeyse… en azından denemeliyim.”

Müge (sesini yükselterek):

“O adamın, dayının, ne yaptığı bile belli değil. Belki de bilerek ortadan kayboldu!”

Deman:

“Belki. Ama ben onun izini süreceğim. Şu an gitmem gerekiyor.”

Deman hızla kapıya yönelir. Müge’nin sesi arkasından titreyerek gelir:

Müge:

“Beni her böyle bırakıp gittiğinde… seni biraz daha kaybediyorum Deman.”

Deman duraksar. Bir an arkasına dönecek gibi olur ama sonra susarak kapıyı çeker. Müge pencereye yürür, gözleri dolar. Sessizce mırıldanır:

Müge (iç sesi gibi):

“Bu aşk... nereye kadar dayanır bilmiyorum.”.

O sırada kapıyı dinleyen Asuman, her şeyi duymuştu.

Deman'ın dışarı çıkmaya hazırlandığını fark edince hemen aşağı indi.

Deman kapıya yürüyordu. Hızlıydı.

Tam çıkarken arkasından babasının sesi geldi:

— Deman.

Bir an durdu. Kapının tokasına uzanan eli havada asılı kaldı.

Yakup (arkasından seslenir, sesi tok ama yorgun):

— Deman...

Deman (durur, sırtı hâlâ babasına dönük, sonra yavaşça döner):

— Efendim, baba?

Yakup (yaklaşmaz, olduğu yerden konuşur):

— Ne olursa olsun... sen benim oğlumsun. Ve biliyorum, çözüm aramayı bırakmazsın. Ama bazen çözümden önce gerçeklerle yüzleşmek gerekir, evlat.

Deman (bir an sessiz kalır, sonra net ve kararlı):

— Ben o çözümü bulacağım baba. Ve bu yükten hepimizi kurtaracağım. Sana söz.

Yakup (kısa bir iç çekişle, gözleri dolmadan önce):

— Dikkatli ol... Her cevap, seni rahatlatmaz.

Deman (hafif bir tebessümle başını sallar, dönüp çıkar):

— Sen merak etme.

Kapı kapanır. Deman'ın gözü kararlıdır. Aşağıda kendisini bekleyen şoföre döner.

Deman:

— Arabayı çıkar Muzaffer. Gidecek yerlerimiz var.

(Deman arabaya binerken sertçe kapıyı kapatır. Bir an düşünür, sonra öne doğru eğilir.)

Deman:

Muzaffer… Dayımı araştırmanı istiyorum. Evden ayrıldıktan sonra kimlerle görüşmüş, nereye gitmiş, neyle geçinmiş, hepsini öğren. Kim varsa konuş, ne gerekiyorsa yap.

Muzaffer (direksiyona bakarak hafif tereddütle):

Deman Bey, affınıza sığınarak… Babanız zamanında bu konuda çok uğraştı. Dedektifler bile tutuldu. Ama… iz yoktu.

Deman (kararlı ve sert):

O zaman bu sefer farkı ben yaratacağım. Babam değil, ben istiyorum. Detaylı olsun. Gerekirse özel dedektif, arşiv, ne gerekiyorsa. Gözden kaçmış bir şey olmalı.

Muzaffer (başını hafif eğerek):

Anlaşıldı efendim. Elimden gelenin fazlasını yaparım.

(Motor çalışır, araba ağır ağır yola çıkar. Deman camdan dışarıya bakarken gözlerinde hem kararlılık hem de dalgın bir hüzün vardır.)

Müge (telefonla, sesi titreyerek):

Alo… abla… buraya gelebilir misin? Çok kötüyüm. Bazen… sanki yıkılacak gibi hissediyorum kendimi…

Esra (hemen toparlayarak, yumuşak ama kararlı bir sesle):

Tamam canım. Sakın panik yapma. Birazdan yanında olurum, tamam mı? Sıkma canını, her şey yoluna girecek.

(Müge telefonu kapatır. Gözlerini kapatır, alnını sıvazlar ve iç çekerek pencereye döner.)

Deman o sırada bir tane kulübe gitmiş eğleniyordur. Deman kalabalığın içindedir ama bir yandan da yalnız gibidir. Yüzünde alaycı bir rahatlık, içinde ise bastıramadığı bir boşluk vardır. Masasına garson gelir; bir içki bırakır. Yanına birkaç kadın yaklaşır ama nazikçe geri çevirir. Gözleri kalabalığın arasına dalar.

Bir ses:

Efe:

Abi... yine kulüptesin ha? Sen de hiç durmuyorsun.

Deman (omzunun üzerinden bakar, alaycı bir tebessümle):

İş arasında küçük bir hayat molası verdim. Laf kalabalığını boş ver, daha önemli bir işimiz var.

Efe (oturur):

Ciddi misin sen? Gece kulübünde iş konuşacaksak... dinliyorum.

Deman (ciddileşir):

Dayımı araştırmamız lazım. Özellikle de... bir çocuğu olmuş mu, olmuşsa şimdi nerede...

Efe (şaşırır):

Haydaa... bu konu nereden çıktı şimdi?

Deman:

İçimde bir his var. Bu hikâye böyle yarım kalmamalı. Babamın yarım bıraktığı yerde ben devam edeceğim. Ailede başka bir kan varsa... kimse fark etmemiş olsa bile, ben fark edeceğim.

Efe:

Peki diyelim ki buldun. Karşındaki kim çıkacak? Kimi bulduğunu bilmiyorsun, güvenebilir misin? Gel diyince gelecek mi sanıyorsun?

Deman:

Önce bir bulalım. Gerisi kolay. O kişiyi ikna etmek, konuşmak, kazanmak... o kısmı bana ait.

Efe (gülerek):

Bak hâlâ çok eminsin. Ama o kişi çıkarsa... senin soyadının peşinde mi olacak, kendi hayatının mı?

Deman (bir yudum içer, sonra sakin bir tonda):

Belki de ikisi de. Ama ben sadece bulmak istiyorum. Bu soy yalnız kalmasın. Dayımdan geriye bir şey kaldıysa... bu hikâye burada bitmemeli.

Efe (omzunu silkerek):

Senin için ne gerekiyorsa yaparım. Araştırmaya başlarız. Ama şimdiden söyleyeyim, kolay olmayacak.

Deman (gözleri kararlılıkla parlar):

Zaten kolay olsaydı, başkası yapardı.

Efe başını sallar. Bir süre sessizlik olur. Deman'ın gözleri kalabalığın arasında yine dalar gider. Efe müziğe ritim tutarken Deman'ın içindeki sükûnetin tek sesi olur: Umut.

Gece. Yalı sessiz.

Saat oldukça geç olmuştu, herkes kendi odasındaydı.

Deman, kulüpten eve dönmüştü. Yavaşça merdivenleri çıktı. Gecelik ayakkabılarının sesi bile koridorda yankılanıyordu.

Elinde odasının anahtarını tutuyordu ama tıklatarak içeri girdi.

Müge pencerenin önündeki koltukta oturuyordu. Işık açık değildi, yalnızca ay ışığı odanın içine vuruyordu.

Gözleri şişmişti ama ağladığını belli etmemeye çalışıyordu.

---

Deman (sessizce):

"Uyumadın mı?"

Müge (pencereden gözünü ayırmadan):

"Kapıyı bekliyordum... her zamanki gibi."

Deman ceketini çıkardı. Bir yere asmaya çalıştı ama elleri titriyordu.

Deman:

"Biraz kafamı dağıtmam gerekiyordu. Dışarı çıktım."

Müge:

"Bana sorsaydın... birlikte dağıtabilirdik."

Bir süre konuşmadılar. Aralarına sessizlik çöktü.

Deman (başını eğerek):

"Haklısın."

Müge yavaşça yerinden kalktı. Yaklaşmadı, aralarında hâlâ birkaç adım mesafe vardı.

Müge:

"Demanım...

Kendine bir görev yüklüyorsun. Aileni kurtarmak, babanın gözünde güçlü kalmak... Ama ya biz?

Bizi kim kurtaracak?"

Deman:

"İnan bana... seni her şeyin önünde tutuyorum. Ama şu an... başka bir yol yok.

Dayımı bulmalıyım. Belki de bu, bizim için bir çıkış."

Müge (yutkunarak):

"Belki de senin çıkışın... ama benim sonum."

Deman o sözle olduğu yerde donakaldı. Müge ona bakmadı, tekrar pencereye döndü.

Deman bir adım atacak gibi oldu ama vazgeçti.

Sadece ayakkabılarını usulca çıkardı ve kapıya yöneldi.

Deman (kapıyı açmadan önce, alçak sesle):

"İyi geceler..."

Müge (aynı tonda):

"İyi geceler... Deman."

Deman odadan çıktı.

Müge, gözleri dolmasına rağmen ağlamadı.

Rüzgarın uzaklardaki uğultusu dışında hiçbir şey duyulmuyordu.

Ve Müge kendi kendine, fısıltı kadar kısık bir sesle:

Müge:

"Lütfen... bizi unutma