BÖLÜM 1
YAZ NORMAL GEÇSİN LÜTFEN...
Arabamız sitenin kapısına doğru yavaşlarken, camdan içeri dolan sıcak hava sanki “hoş geldin” diye yüzüme tokat atıyordu.
Yazın resmi açılışı = yüzüne vuran otuz derece + güneş yanığı kokusu.
Kombin hep aynı: ter, güneş kremi ve biraz da deniz tuzu.
Her sene aynı yol, aynı binalar, aynı palmiyeler… ama garip şekilde yine heyecanlanıyorum. Sanki bir şey olacakmış gibi. Ama lütfen, bu yaz normal geçsin. Drama falan istemiyorum.
Annem daha arabayı durdurmadan konuşmaya başladı:
“ Ada, bavulunu dikkatli indir, geçen sene sapasağlam bikinini bile kaybettin.”
“Anne, o bikini kaybolmadı. Ben onu… şey… geçen yaz Naz’a vermiştim,” dedim.
Aslında nereye koyduğumu hâlâ bilmiyorum. Umut ediyorum ki hâlâ bir yerlerde nefes alıyordur.
Sitenin kapısı açıldı, güvenlik selam verdi.
Kapının içi her zamanki gibi huzur dolu: çiçekli bahçeler, havuzdan gelen çocuk sesleri, güneşten parlayan beton yollar, ağaçların gölgesi…
Burası benim için sanki yazlık bir “alternatif evren”. Okul yok, sınav yok, drama minimum… normalde.
Evin önüne geldiğimizde arabadan ilk fırlayan ben oldum.
Çünkü ayağımı yere basar basmaz yazlık moduna geçiyorum.
Sanki biri beynimdeki “tatil” düğmesine basıyor.
Balkona çıktım.
Gözüm otomatik olarak sağ tarafa kaydı: komşuların evi.
İki senedir boş duran ev bu sene dolacak denmişti.
Hatta annem “yeni bir aile taşınıyormuş, gençleri de varmış galiba” diye anlatmıştı.
Ama bugün kimseyi görmedim.
Sessiz, kapalı perdeler…
Yeni komşu falan uğraşmak istemiyorum. Zaten bizim tayfa yeterince gürültülü. Berk yine saçma sapan bir iddiayla gelir, Can ego şovuna başlar, Naz beni bir aşağı bir yukarı sürükler… Yaz full. Yeni bir insan? Gerek yok.
Tam o sırada arkadan tanıdığım bir ses:
“Adaaaaa!”
Balkondan uzanıp aşağı baktım.
Bahçe kapımızın önünde Naz, Güneş, Berk ve Can duruyor.
Hepsi güneşten yanmış, hepsi aynı plaj çantası stilinde.
“Hoş geldin kızım!” diye bağırdı Naz, elinde limonata şişesiyle.
Güneş hafif utangaç bir gülümsemeyle el salladı.
Berk her zamanki gibi ellerini açtı: “Yazın kraliçesi şeref verdi!”
Can gözlerini devirdi: “Yine dramatik konuşuyor bu.”
Aşağı indim, hepsi sırayla sarıldı.
Naz koluma girdi.
“Çok şey anlatacağım. Aşırı. Hem de aşırı. Hazır mısın?”
“Yok,” dedim direkt. “Kafam daha yeni geldi.”
“Üzgünüm ama dinleyeceksin,” dedi Naz, gayet tehditkâr bir neşe ile.
Güneş sakin sakin konuştu:
“Alperen de birazdan gelir. Babanın yaptığı ağaç evi gösterecekmiş.”
Ağaç ev…
Alperen’in babası gerçekten inanılmaz biri.
Geçen yaz sadece “yapacağım” demişti ama ciddiye almamıştım.
Meğer gerçekten yapmış.
Berk konuşmaya başladı:
“Bu yaz efsane olacak. Bak gör. Birbirimizden bıkana kadar beraberiz.”
Umarım sadece eğlence kısmı doğru çıkar. Berk’in ‘efsane’ kelimesinin altından her şey çıkabilir. Geçen sene su savaşında siteyi birbirine kattığımız gibi.
Kapının önünde annem kafasını çıkarıp bağırdı:
“Adaaaa, bavulu sonra açarsın! Arkadaşlarınla gezebilirsin!”
Naz hemen bana döndü: “Bu ne? Annenden VIP izin çıktı.”
“Evet sanırım bugün kural yok,” dedim.
On dakika sonra hep birlikte sahile doğru yürüyorduk.
Güneş hafiften alçalmış, hava bunaltıcı sıcaklıktan çıkarak o ideal akşamüstü kıvamına gelmişti.
Naz koluma girdi.
“Ada, bak bu sene çok şey yapacağız. Piknik, gece yürüyüşü, ağaç ev, film gecesi…”
“Yavaş,” dedim. “Daha yeni indim arabadan.”
Sahile indiğimizde kum sıcaktı ama su tam kıvamındaydı; berrak, pırıl pırıl, sakin.
Berk ilk atan oldu:
“Hadiiiiiiii, giriyorum!”
Koşup suya atladı. Bir anda suyun içinden bağırarak çıktı:
“Suuuu şahane!”
Can tişörtünü çıkarırken, “Berk her sene aynı cümleyi kuruyorsun,” dedi.
Biz de peşlerinden girdik.
Su tenime çarpınca tüm yol yorgunluğu gitti.
Güneş batmak üzereydi, su pembe turuncu tonlarla parlıyordu.
Güneş yüzmeye yavaş yavaş başlarken, Naz yanıma sokuldu.
“Hissediyor musun?” dedi.
“Neyi?”
“Yazın enerjisini.”
Evet… hissediyorum. Ama içinde minik bir gölge var. Ne gölgesi be Ada? Rahatla işte…
Bir süre yüzüp yorulunca kıyıya çıktık.
Havlulara sarılıp kumlara yayıldık.
Berk kumdan saçma sapan yaratıklar yapıyordu.
“Bu gördüğünüz şey sanat,” dedi.
Can hemen cevap verdi: “Bu gördüğümüz şey çirkinlik.”
Naz ve Güneş çantadan getirdikleri küçük atıştırmalıkları çıkardı:
Sandviç, çilek, soğuk limonata.
Ben ısırık alırken Naz,
“Bu yazın goals’i: hep beraber takılacağız,” dedi.
“Goals mi dedin?” diye güldüm.
“Evet Ada, ben globalim.”
Güneş araya girdi:
“Alperen birazdan gelir dedi. Babası ona bir şey gösteriyormuş.”