Yer Altındaki Şehir ve Valerius'un Reddi
Mirasçıların Yuvası
Aiden, Ay'ın Yüzüğü'nü takarak hem kendisi hem de Kaelin için güvenli bir şekilde, onu Mirasçıların gizli yuvasına, yeraltındaki şehir *'Luna Sanctum'*a (Ay Sığınağı) götürdü.
Luna Sanctum, kasabanın yüzeyinin metrelerce altında gizlenmiş, mağaralar ve tünellerden oluşan, şaşırtıcı derecede gelişmiş bir şehirdi. Kristal damarlar, şehirdeki yaşam alanlarını yumuşak gümüşi bir ışıkla aydınlatıyordu. Her şey sessiz, düzenli ve yüzyıllık bir hiyerarşinin kokusuyla doluydu.
Şehrin merkezindeki toplantı salonu, doğal olarak oluşmuş, devasa bir kubbeli mağaraydı. Aiden, Kaelin'i buraya, klanın en yaşlı üyelerinin ve lideri Valerius'un bulunduğu konseye getirdi.
Valerius, Aiden'ın büyük amcasıydı; kasvetli, güçlü çeneli ve gözleri Aiden'ınkinden daha koyu, daha sert gümüş renginde parlayan yaşlı bir Mirasçıydı. Bir asırlık gelenek, Valerius'un her duruşunda hissediliyordu.
Aiden, konseyin ortasına, yanında Kaelin ile birlikte durdu. Sağ elindeki Ay'ın Yüzüğü parlıyordu.
"Konseyin huzurundayım," diye başladı Aiden, sesi mağarada yankılandı. "Ay'ın Yüzüğü'nü geri getirdim. Ve yanımda, onu bulmama yardım eden müttefikim var. Bu, Kaelin."
Valerius, kaşlarını çattı. Bakışları, Kaelin'i başından ayağına kadar taradı, sanki en ufak bir kusur arıyormuş gibiydi. Kaelin, ortamdaki lüks ve resmiyete tezat oluşturan, hala çamurlu ve yırtık kıyafetler içindeydi.
"Yüzüğü getirdiğin için sana minnettarız, Mirasçı Aiden," dedi Valerius, sesi buz gibiydi. "Ancak," bakışları Kaelin'e döndü, "Neden bir Ölümlü'yü buraya getirdin? Kanunlarımız, insanların bu kutsal yere adım atmasını kesinlikle yasaklar."
Aiden bir adım öne çıktı. "O sadece bir insan değil, Valerius. O bir müttefik. O, Seraphina'nın saldırısından bizi korumak için Yüzüğü kullandı. Yüzük, Kaelin'in elinde parlak bir kalkan oluşturdu."
Salonun dört bir yanından şaşkın fısıltılar yükseldi.
Valerius'un yüzü, öfkeyle sertleşti. "Bu bir hikaye! Yüzük, kanımızın gücüne yanıt verir. Eğer bir Ölümlü'nün elinde parladıysa, bu sadece bir tesadüftür, ya da bir aldatmaca."
"Aldatmaca değil," diye araya girdi Kaelin, beklenmedik bir kararlılıkla. "Seraphina, gümüş pençeleriyle bana saldırdı ve Yüzük beni korudu. Eğer bu bir tesadüf olsaydı, şimdi burada olmazdım."
Valerius, Kaelin'e doğru eğildi. "Senin insan hafızan kısa olabilir, genç kız. Ama bizim hafızamız bin yıllıktır. İnsanlar bize ihanet etti, bizi avladı ve bizi 'lanetli' diye yaftaladı. Kadim Kanun, bizim varlığımızın korunması için Ölümlülerden uzak durmamızı emreder. Ve sen, Aiden," Valerius, yeğenine döndü, "Senin bu kızı buraya getirmen, sadece bir suç değil, klanın geleceğine karşı işlenmiş bir ihanettir!"
Hüküm
Valerius, tokmağını taşa vurdu. "Aiden, sen Yüzüğü getirdiğin için takdir edildin. Ama Kanunlarımıza karşı geldiğin için..."
Valerius'un gümüş gözleri öfkeyle parladı. "Mirasçı Aiden, klandan ve Luna Sanctum'dan süresiz olarak sürgün edildin! Ve Ölümlü Kaelin... derhal yer yüzüne geri gönderilecek!"
Aiden hızla itiraz etti: "Hayır! Onu geri gönderemezsin! Seraphina dışarıda ve Yüzük'ün peşinde olduğunu biliyor. Kaelin, onun hedefi haline geldi!"
Valerius, soğuk bir kararlılıkla gülümsedi. "Bu senin sorunun, Aiden. Kaelin, bu sığınağın korumasını hak etmiyor. Onu al, onu yüzeye çıkar ve bir daha geri dönme. Kanunlarımız çiğnenmeyecektir."
Aiden, Valerius'un kararının kesin olduğunu biliyordu. Öfke ve hayal kırıklığıyla doluydu. Kaelin'e döndü, elini tuttu.
"Gidiyoruz, Kaelin," dedi, sesi titriyordu.
Kaelin, yerleşmiş hiyerarşinin ve ön yargının gücünü ilk kez bu kadar net görmüştü. Yeraltı şehri, bir sığınaktan çok bir hapishane gibi hissettiriyordu. Ama bu reddediliş, aralarındaki bağı daha da güçlendiriyordu.
Birlikte, Luna Sanctum'un gümüş ışıklı salonlarından geçerek, sürgün edildikleri yüzeye doğru yürüdüler. Artık ne Aiden'ın bir sığınağı ne de Kaelin'in bir koruması vardı. Sadece orman ve birbirleri kalmıştı.