B1 (Kadim Soylar)
Maral ve Sara Afrika’da, Sudan’ın kuzeyinde bulunan Korti köyündedir. Orada aç insanları ve özellikle çocukları doyurmak için günlük olarak yemek hazırlayıp, o yemekleri dağıtmaktadırlar.
Günün sonunda herkesin karnı doyduğundan dolayı, bu kıtlıkta bu kadar nimeti nereden bulduklarını kimse sorgulamazdı. Köy kıtlık ile savrulurken resmen Maral ve Sara oraya cennetten düşer gibi gelmişlerdi.
Gerçek şu ki, elde ettikleri nimetlerin kaynağı büyü güçleridir. Büyü vardır ama Maral büyüden bir haberdir. Büyüyü yapan ve insanların karnını doyurmak için gücünü kullanan büyücü Sara’dır.
Sara her şeyi yönetir. Sara büyü ile et yapar, tahıl yapar. Yoğurur, pişirir. Emek katar. Maral ise çoğunlukla dağıtmaya yardım eder.
Sara için yatağa aç giren kimse olmamalı. Eğer bir şeyleri başarabilecek bir güç bahşedilmişse ve özellikle bu güç, dolmuş gözlerle bir parça ekmek için tanrıya yalvaran bir çocuğa aitse, kendisine ait olanın adı güç değil, hiçlik olduğunu savunurdu. İmkânın varsa ve bunu kullanmıyorsan bu güç, nefes almak kadar basit bir eylem sayılırdı. Onun için yaşamın asıl amacı, gözlerinin önündekini görmek. Görmezden gelmek değildi.
—
Bir gün yine aynı rutinle yemekleri yapıp dağıttıktan sonra Maral ortadan kaybolur. Sara kaldıkları barakaya doğru ilerler ve içeri girip yatağın üzerine oturur. Yorulmuştur. Büyü yaparken kendini zorlamaktan hiç çekinmeyen Sara bir an önce üzerinden yemek ve is kokmuş olan elbisesini çıkarıp değiştirmek istiyordu.
Tam elbiseyi etek tarafından tutup yukarı sıyıracakken, acıyla inleyerek yatağın üzerine oturur bir şekilde düştü. Kollarında sızı hissetmeye başlarken, vücut ısısının da yükseldiğini hissediyordu. Elbiseyi tutup dirseğine kadar çekti. Ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ardından kaşınmaya başladı ve gözlerinden bir şeylerin aktığını hissetti. Ellerini yüzüne doğru götürüp, usulca yüzüne dokundu ve ardından ne olduğuna baktı.
Kan…
Vücut ısısı inanılmaz derecede artmaya başlayınca, artık bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Duvarda asılı olan bez çantaları aldı ve barakadan dışarı çıktı. Yeterince uzaklaştıktan sonra etrafında birinin olup olmadığını kolaçan edip, barakaya döndü ve o büyülü cümleleri söyledi.
“Odrâ!”
Baraka yanmaya başladı. Alevler anında yükselirken, şimdi tek yapması gereken şey Maral’ı bulmaktı.
*****
İlk önce kütüphaneye gitmekle başladı. Yol boyunca da gördüğü herkese sordu. Kimse bilmiyordu. Nerede olduğunu gören de olmamıştı. Büyü gücü ile bulması güzel olabilirdi ama Maral’ın üzerinde büyü ile bulunmayı engelleyen bir büyü vardı. Bizzat kendisi yapmıştı. O şekilde de bulamazdı. Bundan dolayı allına gelen, gidebileceğini düşündüğü, her yere baktı. Zaten küçük bir köy olduğu için, çabucak bulabileceğini düşünerek, son olarak medreseye de gitti ama orada da bulamayınca kalbinde deli gibi bir çarpıntı hissetmeye başladı. “Kahretsin Maral!” Diye içinden isyan etti. Tehlikenin onu ele geçirdiğinde, onun ne kadar savunmasız kalabileceğini düşündü.
Medreseden çıkıp yürümeye başladı. Adımları artık ağır basıyordu. Ağlamaklı bir şekilde adımları yavaşlarken, kulağında bir kahkaha sesi işitti.
Medresenin yanındaki küçük bir barakadan ses gelmekteydi ve bu sesi çok iyi tanıyordu. Hızlıca barakaya doğru ilerledi ve kapıyı açmak için itti. Kapı açılmadı. Kapının açılmaması için arkadan destek konulmuştu.
Sara “Maral?!” diye seslendi.
Maral “Sara gider misin lütfen! Müsait değilim.”
Sara “Acil konuşmamız lazım!”
Maral “Müsait değilim diyorum. Duymuyor musun!? Sen git geleceğim birazdan.”
Sara “Maral bizim şu an öyle bir zamanımız yok!” Diye bağırsa da Maral çıtını çıkarmadı ve eğlencesine geri döndü. Ardından gelen fısıltı sesleriyle beraber Sara’nın tepesi iyice atarak daha fazla dayanamadı.
Zaten zamanın da git gide daraldığını hissederek, Ellerini kapıya doğru uzatarak üzerine avuç içlerini yerleştirdi ve büyü gücünü kullanıp kapıyı açtı. İçeriye henüz girmeden, kapının açılması ile aynı anda da Maral yere uzanıp elbisesini aldı ve elbise ile üzerini kapatmaya çalışır bir şekilde, şaşkınlıkla Sara’ya baktı.
Maral “Sara ne oluyor!” diye çıkıştı ama Sara cevap bile vermeden içeri daldı. Maral kendi rahatının bozulmasına o kadar çok odaklanmıştır ki, Saranın yüzündeki kanları fark etmez bile. Maral, Sara’nın önüne geçer ama Sara onu kenara iterek arkasında çırılçıplak duran çocuğa yaklaşır.
Maral “Sen aklını mı kaçırdın?!”
Sara ona hiç cevap vermeden sol elini yukarı kaldırıp yumruk yapar aynı zamanda Maral’ın dudakları birbirine kenetlenir, hareket edemez. Konuşmak ister ama konuşamaz. Maral ne olduğunu anlayamaz bir şekilde öylece kalakalmıştır. Çocuk korku dolu gözlerle Sara’ya bakarken, Sara sağ eliyle gözündeki kandan ortaparmağıyla bir miktar alıp, çocuğun alnının ortasına bastırır ve fısıldar “Unut.”
Çocuk bilinci kapanarak gerisingeri yere yığılır.
Zaten Sara, köye ilk yerleştiklerinde o topraklardaki insanların oradan ayrıldıkları zaman, onları unutmaları için büyü yapmıştı. Yine de güvenceye almak istedi çünkü DNA örneği ile herkes rahatlıkla bulunabilirdi. Dârâ’lar özellikle bu büyüde ustaydılar. O yüzden riske atamazdı.
Hâlâ sol elini açmayan Sara, çocuğun uyanması için ufak bir büyü daha yaptı. Fısıltıyla “Kimseye görünmeden sadece uzaklara doğru yürü.” Büyüyü bitirecekken Afrika iklimini göz önüne aldı ve içi rahat etmeyerek “Kendini aç bırakma yanına erzak ve su al ama tekrar ediyorum sakın kimseye görünme!” çocuk anladığını belli eden bir ifade ile kafasını aşağı yukarı salladı. Ayağa kalkıp üzerini giyindi. Sanki bir hipnoz etkisindeymiş gibi barakadan ayrılarak, uzaklaştı.
Kapı kendiliğinden kapanırken Sara Maral’a döndü ve gözünden akan kandan tekrar orta parmağına alarak Maral’ın alnını ortasına değdirip fısıldadı. “Hatırla.”
Aynı anda sol elini de bırakınca Maral yere serildi. Şu andan itibaren çıkacakları yolculuk çok zorlu ve karmakarışıktı. Sara her şeyi tek başına halledemezdi. Maral’ın sorularına da maruz kalmak istemiyordu. İki dizinin üzerine çöktü ve avuç içlerini topraktan yapılmış zemine yerleştirdi. Barakayı büyüledi. Birazdan Maral’ın beyni gelen hatıralar ve kötü anıları anımsamaya başlayacak, adeta bir et parçası gibi kızaracaktı. Acılı bir süreç olduğundan dolayı dışarıya ses gitmemesi için barakayı büyüledi. Şu an tek amacı acılı süreci en hızlı şekilde atlatıp veya atlatmadan bir an önce buradan ayrılmaktı.
Dâra’lâr çok yakındaydı.
***
Maral sanki boğuluyormuş gibi acı içinde inlemeye başladı. Bir çığlık atıyor, bir duraksıyor sonra tekrar acı içinde kıvranıyordu. En zor kısmı da buydu zaten. Anılardan çok acılarla doluydu onun hatıraları.
Artık çığlıklar bittiğinde Sara ellerini zeminden ayırdı ve Maral’ın elini tuttu. Sırtını sıvazladı. Maral bir Sûhân’dı. Büyü yazabilen tek soydu. Her Sûhân büyü yazamıyordu. Büyü yazabilen tek Sûhan olarak Maral hayatta kalmıştı.
İnsanlık oluştuğundan beri Dünya’ya sadece otuz yedi tane büyü yazabilen gelmişti. Onlar kendilerine ve devam ettirdikleri soy ailelerine Sûhân dediler. Ne yazık ki, çoğunun sonu ölümle bitti. Kötü olan tüm o kalpler, kendi amaçları ve çıkarları uğruna katletmeyi büyüklük zannedip, öldürmeyi kendilerine hak gördüler.
Dârâ’lar.. Dârâ’ların kalbi karanlıkla doluydu.
Maral’ın annesi ve dayısı onu kurtarabilmek için vahşi bir şekilde can verdi. Ne yazık ki bu Maral’ın gözlerinin önünde oldu. Aklından çıkaramadığı en kötü anı belki de buydu. Sanki ruhunu kaynayan bir kazanın içine atmışlar gibi acı çekiyordu. Belki babası ona sahip çıksaydı bu şekilde olmazdı.
Babası Mênşêr soyundan geliyordu. Mênşêr soyundan gelen bir korkak. O yüzden büyü yapabilen tüm kadim soylar kendi soy ailelerinden birisi ile evlenmeyi tercih ederdi. İhanet görmemek, kan bölünmesi yaşamamak için. Gel gelelim ki hiçbir evrende, aşkın altında eğilemeyecek tek bir varlık bile yoktu. Sözün geçmediği tek dil, aşktı.
Sara.. Sara ise bir Kârvîd’di. Kârvîd’ler tüm kadim soylarla bağ kurabilen ve yeterince üzerine çalışıldığında onların büyü yeteneklerini sınırlı bir şekilde de olsa kullanabilen eşsiz bir soydu. Dârâ dışındaki tüm soylara yardım ederlerdi. Saf iyiliğin temsiliydiler. Onları daha güçlü yapan ise, kan büyüleriydi.
Ne yazık ki onlarda da katledilenbirçok kişi olmuştu. Yine de en şanssız olan Sûhânlar’ın yerini kimse alamazdı..
****
Sara Maral’ın üzerini giydirdi. Koluna girerek barakadan ayrılmak üzere kapıyı açıp dışarı gitmek için adım attıkları anda Sara transa girdi ve gözleri kan kırmızısı oldu. Kolları iki yana düştü. Maral, Sara’yı o halde görünce sanki şoklanmış gibi kendine geldi fakat müdahale de edemezdi. Kimse görmemesi için Sara’nın önünde durdu.
Büyü ile Sara’yı kendine getirmeye çalıştı ama büyü gücü işe yaramadı. Ellerini Sara’nın omuzlarına bastırdı ve gözlerini kapayarak tekrar odaklanmaya çalıştı ama olmuyordu. O his… O his gelmiyordu.
İlk önce tüyler diken diken olur. Vücudunda bulunan tüm gözenekler açılmış ve oradan içinde biriken enerji açığa çıkıyormuş gibi gelen karıncalanma hissi.. Hafif zorlayınca beynindeki damarların zonklaması ve en sonunda vücudun cayır, cayır yanarken, sanki çok yüksek bir yerden bir anda düşüyormuşsun gibi diyaframının tam üzerindeki o boşluğun hava ile dolması.. O yoktu.
Gözlerini açtı birkaç saniye öylece Sara’ya baktıktan sonra Sara’nın kendine gelmeye başladığını fark edip, ellerini bırakarak bir adım geri çekildi.
Sara “Buradalar. En fazla yarım saat uzaktalar. Hemen gitmeliyiz!”
Maral’ın elinden tuttu ve kulübeden uzaklaştırdı. Yeterince uzaklaştıktan sonra “Odrâ!” diyerek orayı dayaktı. Hızla Maral’ı çekiştirerek koşmaya başladı. Bir yandan da gidecekleri yere ulaşana kadar tüm köye yaptığı hafıza büyüsünü etkinleştiriyordu.
“Sîhâfêd Unêm Enîx.” Fısıltıyla yaptığı bu büyü adeta tüm köyü görünmez bir sihirle kaplıyordu.
Onlar aslında hiç orada olmamışlardı..
***
Dârâ’lar yaklaştıkça, Sara’nın vücudundaki geçici yanıklar kendini iyice belli ediyordu. Artık kulaklarından da kan gelmeye başlamıştı. Köyün dışındaki harabe gibi görünen kulübeye doğru gittiler. Sara gözlerindeki kanı parmağına değdirip, kulübenin kapısına dokundu. Kulübe şeklini değiştirdi birden ve ahıra döndü. Sara o köyde kaldıkları süre boyunca o atlara bakmış ve beslemişti. Zaman kaybetmeden eyerleri atların sırtına geçirip, üzerine atladılar ve oradan çıkarken büyü ile orayı yıkarak, gerçek bir harabe gibi gözüktüğünden emin oldu. Ata bakıp “Deh!” diyerek bağırdı.
İşte şimdi yolculuk başlamıştı.
***
Kârvîd’ler ve Sûhân’lar doğanın dengesini bozacak büyüler yapamazlardı. Büyü gücünün sınırları buna yetmezdi. Böyle hayati durumlarda bile kendi doğalarına karşı çıkacak güçleri yoktu. At yerine portal açabilmek daha cazip olurdu ama büyü güçleri bunu yapmaya yetmiyordu. Bu güce sahip olan tek soy Dârâ’ydı. Sadece Dârâ soyunun bunu yapabilmesi, diğer soyların Dârâ soyu tarafından küçük görülmesi üzerine, ilk büyü yazan Cafer Sûhân bu büyüyü Dara soyuna özel kılmıştı. Yazdığı büyülerden dolayı Dârâ’lar çok güçlüydü.
Sonrasında ise bunu düzeltmek için çaba gösteren tüm Sûhân’lar birer birer katledildi. Her Sûhân büyü yazamazdı. Bu yüzden Dara’lar her daim büyü yazan birini yanlarında istiyorlardı.
En kötüsü de doğaya tamamen aykırı olan ve ilahi güçleri de ilgilendiren, asla ama asla yapılmaması gereken büyüyü istiyorlardı.
Diriltme büyüsü.
Kaybettikleri tüm yakınlarını Dârâ soyunun ilk kadim büyücülerini diriltmek..
Büyü tarihinde bu özellikle asla yapılmaması gereken bir büyü olarak geçiyordu. Her diriltilen kişi için, bir doğal afet olayı yaşanabilirdi. Suçsuz ve günahsız insanlar ölebilirdi. Fakat kalbi karanlık olanlar için bunların hiçbir önemi yoktu.
Dünya’nın sonu gelecek olsa bile.
Bu yüzden kayıp olan büyü kitabını bulup yazılmış büyüleri ve büyü kitabının kendisini yok edene kadar Dârâ’lar ile karşı karşıya gelmemeliydiler.. Nitekim bu durumda kaybedecek olan taraf belliydi.
Büyü yapmak sadece yeterli olmayabilirdi. Bazı büyüler yapılış tarzlarına göre şekillenirdi. Sadece uzaktan okumuş olmak yetmiyordu.. Her şey sanıldığının aksine, aslında çok ama çok zordu. Bilindiği üzere Cafer Sûhân Dârâ’lara güç kazandıran ve diğer soylardan onları ayrı ve eşsiz kılan yetenekleri onlara kazandırmak için suya büyü yapmış ve tüm Dârâ’lara o suyu içirmişti. Büyünün bozulması için de aynı işlemlerden geçilmesi zorunluydu.
Kârvîd’ler doğal olan su yolu ile bir noktadan bir noktaya gidebilirlerdi. Doğanın onlara sunduğu doğal olanı kullanmakta ustaydılar. Bu Mênşêr ve Sûhân soyu için de geçerliydi. Aksini yapmaya büyü güçlerinin sınırları yetmiyordu. O yüzden hızlı bir kaçış yolu olarak Nil nehrini kullanabilirlerdi ama bilinen bir gerçek vardı ki o da Dârâ’ların tüm su yolları üzerinde nöbet beklediğiydi. O yüzden bir Mênşêr’e ihtiyaçları vardı. Sara bunun için çok iyi ve yetenekli bir Mênşêr tanıyordu.. İhtiyacı olan tek kişi oydu…
Doğa ile en güçlü bağı olan tek soy Mênşêr’di. Sadece bir Mênşêr yapmak isterse eğer, küçük bir iğne kalınlığında su yolu açabilmesi yeterdi. O küçücük su yolu bir kıtadan başka bir kıtaya geçilmesine yardımcı olurdu. Bu nedenle de o Mênşêr’e ulaşmak zorundaydılar..
***
Sara’nın ilerledikleri yol boyunca ara ara gözlerinden kanlar gelmeye devam ediyor, vücudu kaşınıyor ve öksürüyordu. Aslında inanılmaz derecede bitkin düşmüştü ama onu ayakta tutacak iksirlerden içiyordu. Bir Mênşêr’in onun için hazırladığı doğal iksirdi bu.
Maral ise hiç iyi hissetmiyordu kendini. Hâlâ yaşadıklarının etkisi altından çıkamamıştı. Dalgındı. Normalde yol boyu mızmızlanması gereken Maral resmen sus pus olmuş ve sanki kaderine razı gelmişti. Aklından tek bir düşünce geçiyordu, unutmuş olmanın verdiği his, ruhunu güzel bir şekilde özgürleştirmişti. Muhtemelen bir süre daha hatırlamış olmanın ağırlığı altında ezilmeye devam edecekti.
Bir yandan da Sara’nın onun için yaptığı fedakarlıklara baktı ve kendini inanılmaz kötü hissetti. Resmen o hayatını yaşayabilsin diye Sara kendi hayatını yaşayamamıştı. Kendi bencilliğinin ona büyük bir ders olduğunu ve bundan sonra Sara’nın tüm yükünü hafifletmek için elinden gelen her şeyi yapacağına dair kendine söz verdi.
Bazen bazı sözleri vermeden önce, etraflıca düşünmek gerekir..
Çünkü insanoğlu en çok kendine verdiği sözleri yerine getirmeye çalışırken zorlanırdı.
-Yolculuğun altıncı saati-
Akşam karanlığında çölünortasından gidiyorlardı. Etrafı sadece Sara’nın büyüsü aydınlatıyordu. Maral okadar suskundu ki, saatlerdir ağzını bıçak açmamıştı.
Sara “Hayırdır?” diye soruyöneltti ama bu sorunun saçmalığını, ağzından çıktıktan sonra fark etti. ZatenMaral onu hiç duymamıştı. Sanki kendi iç dünyasıyla savaş içerisindeydi. Sara “Maral?”Diye hafif sesini yükseltince daldığı düşüncelerden ayrılıp, bir anda sıçradı.
Maral “Efendim?”
Sara “Neden susuyorsun?”
Maral buna cevap vermek istemedi.“Neredeyiz biz?” diye sordu.
Sara “Kuzey Darfur. Kabkabiya.”
Maral “Peki nereye gidiyoruz?”
Sara “Dârâ’lar muhtemelenyakınlardaki tüm su yollarında nöbet tutmuş bir vaziyette bizi bekliyorlardır. Bakıldığızaman bizim Nil nehrine gitmemiz tabii ki de işimize gelirdi ama dediğim gibitüm gözcülerin nehir kıyısında nöbet tuttuğuna eminim.”
Maral “Doğru.”
Sara “O yüzden şu an Darb el-Arba’inyolu üzerinden Mısır’a geçeceğiz.”
Maral “Mısır mı?”
Sara “Evet. Zaten orayagideceğimizi kimse tahmin edemez. Fazla kalmamıza da gerek kalmayacak. Hele birulaşalım da oraya.” Bir süre suskunluk oldu. Ardından Sara ekledi. “Normalde kırkbeş gün sürüyor bu yol ama biz otuz günde orada oluruz. Ne kadar az molayaparsak o kadar iyi yol almış oluruz.”
Maral’ın yüzü düştü ama tekkelime etmedi. Gelen o kötü anıların ardından, kalbini ferahlatacak birinzivaya ihtiyacı vardı. Buna zaman olmadığı ve yol almak zorunda olduklarıiçin, yüreği hafiflemiyordu. Afrika sıcağında, at ile yolculuk etmek de birzulüm gibiydi. Üstelik at üzerinde geçirilen zaman boyunca iç bacağındahissettiği o ağrı.. Dayanılmaz gibiydi. Mecburiyetin getirdiği o tarifsizağrı.. Boğazı düğümlenir bu konuda ama yine de ağzını açıp tek kelime etmez.
Maral “Keşke kıyafetleriyıkayabileceğimiz temiz bir su birikintisine rastlasak. Üzerimizde kurur bizide ferahlatırdı. En azından geçici bir süre.” Sonra Sara’ya bakıp onu inceledi.Boynunda ve kollarında oluşmuş yanık izlerini fark edip. “Hem vücudundakiyanıklara ve kurumuş kan izlerine iyi gelirdi.”
Sara “Atrun kuyularında durup,hallederiz.”
Maral “Peki.”
***
Sonrasında otuz gün boyunca oyolu takip ettiler. Kervan dinlenme yerlerinde durup karınlarını doyurdular,kuyularda durup serinlediler, atları beslediler…
Tabii bunlar olurken bir yandanda Sara’nın atakları devam ediyordu. Onları takip ettiklerini içten içehissediyordu Sara.
Maral ara ara büyü yapmayıdeniyordu ama hala başaramamıştı. Sara bu konuda tek bir kelime etmedi.Maral’ın moralini bozacak her türlü durumlardan uzak duruyordu. Kendisini bukonuda zorlamasını hiç istemiyordu ama güçleri yokken henüz, Dârâ’lar ilekarşılaşmak çok kötü olurdu. Tek başına onu koruyup koruyamayacağını bilmiyorduçünkü.
-Yirmi dokuz buçukgün sonra-
Mısır’a ayak basmışlardı. Gerçektenyorgun ve sefalet içinde gözükmeleri dışında bir sorun yok gibiydi. İkisinin detahammülü kalmamıştı bu yolculuğa. Yavaşça bir köyün içinden geçmeyebaşladılar. Buldukları ilk harabe eve girip, atları büyü ile gizledi Sara.
Maral “Burada ne yapıyoruz?”
Sara “Yanına gideceğimizbüyücünün onu bulabilmem için hazırladığı haritaya bakmam gerek.”
Maral “Yapabilecek misin? Gücününtükendiğini, yani seni tükettiğini görebiliyorum.”
Sara “Yapabilirim. Mecburumzaten.”
Bu mecburiyet kelimesi Maral’ınkalbine bıçak gibi saplanmıştı. Ne olursa olsun bir daha Sara’nın tek başınasavaşmasına izin vermeyecekti.
----
Sara yanında taşıdığı çakıyıçıkardı ve sivri ucuyla orta parmağına hafifçe bir inleme ile batırdı. Avucunukendine doğru çevirdi. Kan orta parmağından avuç içine doğru akmaya başladı. Sonradiğer elini birleştirerek kanın birazını da oraya bulaştırdı ve fısıltıyla birliktebüyülü cümleyi söyledi. “Dêfîsê todukâ ofulâm.”
Büyü işe yaramaya başlamıştı ancakinanılmaz derecede acı vermekteydi. Acı içinde derin derin nefes alarak büyüyütekrarladı “Dêfîsê todukâ ofulâm.” Sara’nın elinde yanık gibi deri kaldıranizler oluşmaya başladı ancak hala yeterli değildi.
Aniden vücut ısısı düştü vetitremeye başladı.
Maral endişeli bir şekildedizlerinin üstünde, Sara’nın yanına yere çökerek “Sara bırak! Titriyorsun!”diye bağırdı ama Sara ona kulak vermedi “Dêfîsê todukâ ofulâm.” Maral, Sara’nınkollarına dokunup sarsmaya başladı “Sara bırak yeter!”
Sara’nın gözlerinden akan kanlar dörtkatına çıkmıştı. Büyü yaparken kendinden geçmesi ve asla vazgeçmeden yapmayadevam etmesi Maral’ı daha da korkuturken yine büyü gücü ile engellemeyi denedive başarılı olamadı. “Dêfîsê todukâ ofulâm.” Sara büyüye devam ederken kendinesinirlenen Maral ayağa kalktı ve stresten tırnaklarını avuç içine batırıp birileri, bir geri volta atmaya başlamışken, Sara bir anda durup, gözlerini açarakMaral’a baktı ve geriye doğru yığıldı.
----
Sara neredeyse beş dakika kadarbaygın kalmıştır. Kafasını dizlerinin üstüne koyan Maral korkudan dehşetedüşerken, Sara’nın hafifçe gözlerini açmasıyla birlikte derin bir oh çeker.
Sara “İşe yaradı mı?” diye sorar.
Maral “Kendin bak.”
Sara gözlerini avuç içineçevirir. Yanıklarla oluşmuş küçük bir yol haritası görür.
Sadece biri onu bulmasına izinverdiği sürece bulmasını sağlayan bir büyüdür aslında bu ve gerçekten de işeyaramıştır. Sara hızla ayağa kalkar ve başının dönmesiyle hafifçe sendeler. Maralhemen onu tutar ve koluna girerek atların yanına götürür. Gizlilik büyüsünüortadan kaldırır. Tekrar atların üzerine atlarlar ve yanık izlerinin gösterdiğiyol boyunca ilerlerler.
Neredeyse yarım gün süren yolunardından sonunda gitmek istedikleri yere varmışlardı.
Sara atın üzerinden inmeden derin bir nefes alarakgözlerini kapadı. Sonra sol kulağını gıdıklayan hafif bir esinti tenineçarparak tüylerinin diken, diken olmasına neden oldu.
Maral’a dönüp “Bu taraftan” dedive yönünü sol tarafa çevirdi. Buranın havası buram buram mistik enerji kokuyordu.İkisi de bunu iliklerine kadar hissetti. Yakınlaştıklarını hissediyordu Sara.
Sonra birden vücudundaki tümyorgunluk yok olarak sinirleri gevşedi. Yüzündeki soluk görüntü, yerini huzurabıraktı. Birkaç metre daha ilerledikten sonra hiçbir şey yok gibi görünen o boşarazide aslında birilerinin olduğunun farkına vardı. Ilık bir hava dalgası gibigörünmez bir duvardan geçtikten sonra, karşılarına kocaman yemyeşil bir araziçıktı.
Mısır iklimine nazaran her yer yemyeşildi.
Mucizedir bu. Akıl almazdır da biryandan.
Gördükleri karşısında şaşkınadönen Maral ve Sara “Hoş geldiniz.” Diyen uzun boylu ve kahverengi saçlı birkadın görürler karşılarında.
Sara gülümseyerek atından aşağıiner ve koşarak o kadına sarılır. Kadın içtenlikle karşılık verir. Maral isesanki Sara’yı ilk kez böyle görmektedir. Şaşkınlık içerisinde öylecekalakalmıştır. Kadın çok geçmeden “Ne duruyorsun? Gelsene buraya.” Diyeseslenir. Maral yabancılık çekerek iner atından. Atları almak için kumral, uzunboylu ve çekik gözlü, yakışıklı bir çocuk gelir yanlarına. “Utkucum atlarıahıra götürür müsün? Mümkünse karınlarını doyur ve biraz uyutup dinlenmelerinisağla. Toynaklara bakılırsa, dinlenilmeden uzun bir yolculuktan gelinmiş.” Çocukatlara yaklaştı ve kafalarını sevdi. Onaylar bir şekilde kafasını aşağı yukarısallayarak “Merak etme Ruvi.” Dedi.
Atları götürürken Maral’abakmadan geçemeyen çocuk gerçekten de güzellikten anlıyor olmalıydı. Kumraltenli ve masmavi gözleri olan Maral dolgun elmacık kemikleri ve adeta yukarıdoğru çekilmiş yüz hatlarıyla daha ilk bakışta öyle çok dikkat çekiyordu ki,bir bakan bir kez daha bakmak istiyordu.
Maral çocuğun ona bakma nedenininşu anki rezil görünümü olduğunu düşündü. Belki de kokuyor olmalıydı.Elbisesinin kıvrımını burnuna götürüp kokladı ve gerçekten rezil bir şekildekokuyordu. “Merak etme küçük hanım çok güzel bir hamamımız var. İstersen çok dagüzel kokularımız.” Bunu duyan Maral’ın gözlerinden ışık çıkıyordu resmen. Eğero kadını daha önceden tanıyor olsaydı, muhtemelen sevinçten boynuna atlardı.
Maral “Çocuk size Ruvi diye hitapetti. Ruvi isminiz mi, isminizin kısaltılması mı acaba?”
Ruvi “İsmim Rüveyda ama ben Ruvidiye seslenilmesinden hoşlanıyorum.”
Maral “Çok güzel bir isminizvar.”
Ruvi “Senin de çok güzel birismin var Maralcığım.”
Maral “Siz ismimi neredenbiliyorsunuz?” Maral’ın sorusundan sonra Sara ve Ruvi göz göze gelir. Sarakafasını hayır anlamında sağa sola sallar ama Ruvi ona aldırmaz.
Ruvi “Ben senin halanım.”
Maral’ın kalbine keskin bir bıçaksaplanarak sendeledi. “Babamın bir kardeşi mi vardı?”
Ruvi “Hayır iki kardeşi vardı. Yaniteknik olarak onlar benim erkek kardeşlerim oluyor.”
Maral “Sende babam gibi beni Dârâ’laramı vermeye çalışacaksın?!”
Sara aniden konuşmanın arasınagirer. “Maral-“
Ruvi “Sara seni nasıl bulduzannediyorsun? Kokunla mı?!” Ruvi ellerini arkada birleştirerek bir sağa birsola adımlar atmaya başladı. “Benim o korkak kardeşim biraz adam olsaydı daseni korumanın bir yolunu bulsaydı… Ama nerde? Seni yapayalnız Sisburnu’ndabıraktı. Hemde ölmüş annen ve dayının yanında. Sonra da gitti. Yok oldu. Hiçbiryerde bulamayınca onu Sara’yı yolladım sana. Buraya gelmeniz bu kadar uzunsürdü çünkü Dünya’nın her yerinde kitabı arıyorum. Ah o lanet olası kitap. Birbulamadım gitti!”
Maral “Madem halamsın neden Sarayerine kendin gelmedin?”
Ruvi hafif bir tebessüm ilegüler. “Deli olma. Hemen bulurlardı seni. Kan-DNA bağımız var.”
Maral DNA bağını duyduktan sonralafı değiştirmek istedi. Bu kadın gerçekten de babasına o kadar çok benziyorduki, onun yüz hatları geldi aklına. Biran önce babasının yüzünü zihninden silmeliydi. “Duş alabilir miyim?” diyesordu. Herkes ona şaşkınlık içeresinde baksa da hazmetmenin kolay olduğu birevren henüz yoktu. O yüzden zaman tanımalıydılar. Ruvi yeğenini ne kadar çoksarıp sarmalamak istese de kendini frenledi.
Ravi “Tabii.” Diyerek onu hamamagötürdü.
---
Hamam dışarıdan karanlık camgörünümündeydi içerisi kesinlikle görünmüyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğindeise resmen büyülenmişti. İçeriden dışarısı olduğu gibi görünüyordu ve doğanıntüm güzellikleri gözler önündeydi. İleride şarıl şarıl akan şelale, yemyeşilağaçlar, bayırlar. Yeşilliğin üzerinde koşturan hayvanlar, kuşların o huzurveren cıvıltıları..
Maral “Bu büyü mü?”
Ruvi “İllüzyon. Eğer bu görüntüseni büyülediyse de büyü vardır işin içinde. Merak etme dışarıdan içerisigözükmüyor. Burada seni rahatsız edebilecek kimse de yok.” Duraksadı ardındandudak kıvırarak “Yani sen istemediğin sürece.” Dedi ve göz kırpıp dışarı çıktı.
Maral tebessüm ederek kapıyıkapadı. İçerisi sanki yasemin kokuyordu. Küçük bir odun ateşi üzerinde kaynayansıcak su.. Heyecanla elbiselerini çıkardı. Çok acele etmek de istemiyordu. Heranın tadını çıkarmak istiyordu. Boş küvetin tıpasını taktı, içini de kaynayansu ve bidonlardaki soğuk suyu karıştırarak doldurdu. Tahtadan çat pat yapılmışbir kütük üzerinde de bir sürü sabun olduğunu gördü. Yasemin kokulu olanı elinealdı. Sonra kütüğün kenarına çakılmış olan çivinin üzerinde de kabaktanyapılmış lif gördü ve onu da eline alıp sıcacık küvetin içine girdi. Evetdışarıda hava gayet güzeldi ama sıcak duş onun için temizliğin temsiliydi.
Maral sıcak suyun içerisinde gerçektenkendinden geçmişti. İlk olarak kendini güzelce yıkadı. Kabarıp birbirine girip,yıpranmış saçlarındaki kiri çıkarmış olmanın ona verdiği güzel enerjiyleberaber resmen mutluluk içinde yüzüyordu. “Keşke yanımda bir de tarakolsaydı.” Diye geçirdi içinden..
Uzun uzun düşünmenin şu an içinona bir faydası olmadığını bildiğinden, düşünme faslını geceye sakladı.
Biraz bu keyfi tattıktan sonra,yorgunluğun da etkisiyle içi geçmişti
Küvetin içinde hafif kayınca,burnuna su gelmesiyle birlikte irkilerek sıçradı. Küvetten çıkıp ayaklarımermer zeminin üzerinde ilerlerken, sağına ve soluna baktı. Havlu görmeyiumuyordu ancak etrafta havlu gözükmüyordu. Son çare olarak kirli kıyafetleriile kurulanmayı umuyordu. “Hem onları da yıkarım.” Diye düşündü ama yerebaktığında kıyafetleri de ortada yoktu. Belki kapıya havlu asmışlardır diyedüşünerek kapıyı açtı ve karşısında Utku elinde havlu ve temiz kıyafetlerleduruyordu.
İkisi de kapının kulpuna aynıanda yeltenmiş olacaklar ki, kapı sendeledi. Utku donup kaldı. Karşısındaçırılçıplak bir şekilde Maral öylece duruyordu. Sonra her şeyin farkına varıpgözlerini kapayarak kafasını yana çevirdi.
Utku elindekileri uzatıp “Özürdilerim. Kapıyı çaldım birkaç kez ama duymadın. Gene duymazsın diye bu seferçalmadım. Salak kafam!” diye sitem eti. Ancak aldırış etmeden Maral buna güldü.Hoşuna gitmişti. Utangaç ve çekingen görünen erkekler ona çok tatlıgörünüyordu.
Maral “Sorun değil. Kirlikıyafetlerimi de sen mi aldın?” diye sordu elindekileri alırken.
Utku “Evet. Uyuya kalmıştın ya daçok dalgındın. Sana seslendiğimi duymadın bile ama yemin ederim bakmadım.”
Maral “Bakmadığın için mi nekadar dalgın olduğumu veya uyuduğumu gördün?” güldü alaycı bir tavırla. Biryandan da üzerini havluyla sardı. “Şu an bakabilirsin çıplak değilim artık.”
Utku gözlerini açıp bakışlarınıMaral’a çevirdi. “Şeyy.. Ruvi seni bekliyor. Şu tarafta-“diyerek eliyle solugösterir sonra “Pardon şu tarafta” başka bir tarafı gösterir.
Maral “Sorun yok ben bulurum.”
Utku’nun yanından uzaklaşmak içinadım atar. Geçerken de kolunu Utku’nun koluna temas ettirir. Bahçesi çiçeklerledolu olan kulübenin önünde bekleyen Sara’nın yanına giderek “Ee sevgilihalacığım nerede?” diye sorar.
Sara “İçeride.” Diye yanıt vererekbaşka bir şey konuşma gereği duymadan banyonun yolunu tutar. Her tarafı kaniçinde kalmış zavallı Sara..
Maral kulübenin içine girer. Onaverilen temiz kıyafetleri hemen kapının arkasında üzerine geçirir ve elindekihavluyu uzun saçlarına sarar. Tabii sarmadan önce saçlarının o güzel kokusunubir kez daha içine çeker.
Ruvi “Yanıma gel küçük hanım.”Diye seslenmiştir iki odalı kulübenin ikinci odasından. Maral sese doğru ilerler.Karşısında halası olduğuna inanamadığı kadının yanına oturur. “Hayır önümegel.” Elinde tuttuğu tarağı gösterir ona.
Maral sevinçle “Tarak mı o?!”diye bağırır. Verdiği tepkiye gülen Ruvi “Hadi gel.” Diye tekrarlayarakMaral’ın önüne oturmasını sağlar ve saçındaki havluyu çıkarır. Daha o andanitibaren içi huzurla dolmuştur Maral’ın. Fakat tarağın saç tellerinden hergeçişinde içindeki geçici, yalancı mutluluğun farkındalığıyla yüzü düşer.
Maral “Sen bir Menşer’sin doğalolarak babam olan o adam da Mênşêr. Ben neden değilim?”
Ruvi “Bir Sûhân olduğun içingurur duymalısın. Belki de bizi gerçekten kurtaracak o kişi sensin. Bizikaranlıktan çıkaracak..”
Maral “Ben bundan dolayıyakınmıyorum. Sonuçta babamın genlerini aldığım için Mênşêr olmam gerekirdi.Neden olmadım? Neden Sûhân oldum? Hem de büyü yazabilen bir Sûhân. Soyumuzunotuz yedinci büyü yazanı.. Neden karma bir beraberlikten ortaya böyle bir şeyçıktı? İşte ben bunu anlamakta zorlanıyorum.”
Ruvi “Bazen bazı şeyleri anlamayaçalışmaktan vazgeçmemiz gerekiyor ki, aklımız bulanmasın. Bunu kabul etmenlazım küçüğüm.”
Maral “Gün gelir devran döner.”
Ruvi “Evet. Gün gelir devrandöner.”
------
Sara banyodan çıkıp kulübeyegelmiştir. Yorgunluğu göz altlarındaki mor halkalardan yeterince belliolmaktadır ama onun tek isteği bir an önce oradan ayrılmaktır.
Sara “Ruvi bize su yolu açmanlazım.”
Ruvi göz ucuyla Sara’yı inceleyip“Senin de dinlenmen lazım.”
Sara “Ruvi gerçekten buna zamanyok. Bizim bir an önce kitabı bulacağımız yere gitmemiz ve kitabı aramamızlazım.”
Ruvi “Sara gerçekten bu haldeykenbirileri ile karşılaşınca ne kadar kendini savunabileceksin? Ki yanında Maralda var. Dinlendikten sonra istediğin ne varsa yaparım.”
Sara “Gerçekten buna hiç zamanyok. Lütfen bir an önce gidelim.”
Ruvi “Tamam o halde. En azındangüçlenmen için özel çayımdan yapayım. Gerçekten buna ihtiyacın var.”
Sara “Peki.”
Ruvi kulübeden ayrılırken, Sarayere Maral’ın yanına oturur. Maral “Saçlarını taramamı ister misin?” diyesorar. Sara’nın bu yorgun haline çok üzülmektedir.
Sara “Olur.” Diye cevap verir vesırtını Maral’a doğru çevirir. “Çok tatlı bir halan var.”
Maral “Bilemiyorum. Sen bendendaha iyi tanıyorsun onu.”
Sara “Off. Bu çok ağır oldu.”Dedi gülerek. Keyfi gelmişti biraz da olsa.
Maral “Seni gülerken görmek çokgüzel.” Duraksadı ve ekledi “Benim için yaptıklarına minnettarım.”
Sara “Senin için yapmıyorum.Herkes için yapıyorum. Dünyamızı geri kazanmak zorundayız. Kaçarak ve korkarakyaşamaktan yorulduk çünkü. Dediğim gibi bunu senin için yapmıyorum. Bunudüzeltebilecek tek kişi sen olduğun için yapıyorum.” Sonra biraz durdu veiçinden “Aslında sürekli böyle ciddi olmak zorunda değilim.” Diyegeçirdi ve “Tabii sende fena bir arkadaş sayılmazsın.” Yine güldü.
Maral “Ha şunu bileydin.” Dedi vegüzel güzel Sara’nın saçlarını taramaya devam etti.
Yaklaşık beş dakika sonra Ruvi elindegümüş bir tepsi ile girdi. Üzerinde çaydanlık ve özenle yapılmış el emeği birfincan takımı vardı. “İşte geldim.” Dedi. Yere oturdu ve dumanı üzerinden miskokulu olan, yeni demlediği bitki çayından doldurdu fincanlara ve önce Sara’yauzattı. Sara enerji bulma ümidiyle sıcak sıcak götürdü ağzına ve bir yudumaldı. “Çok güzel olmuş Ruvi ellerine sağlık.” Dedi ve yudumlamaya devam etti. “Afiyetolsun.” Dedi Ruvi.
Diğer fincanı Maral’a uzatacakkenduraksayarak biraz bekledi. Ardından Sara’nın başının dönmeye başladığını farkederek kendi elindeki fincanı kenara bırakıp, Sara’nın elindeki fincanı aldı veSara düşmesin diye koluyla destek verdi.
Sara “Ruvi sen ne yaptın?” diyesordu. Gözlerini kapatıp açmaya başladı. Maral “Ne yaptın ona?” diye sordukorkarak ve bilinci tamamen kapanan Sara’yı tuttu.
Ruvi “Korkma. Ona ihtiyacı olanşeyi verdim. Bu çay, kişinin en çok neye ihtiyacı varsa onu ona verir. Demek kiSara’nın ihtiyacı olan şey tam da buymuş. Güzel bir uyku.”
Maral bir an için çok korksa daSara’ya iyi geleceğini bildiği için bu durumu hemen kabullendi ve yanında duranyastıklardan birini alıp Sara’yı yatırdı. Ruvi de Sara’nın üzerini örtmek içinbattaniye getirdi ve üzerini örtüp huzurla uyumasını seyretti. Maral’ın aklınabir soru takılmıştı. “Bu çay gerçekten neye ihtiyacımız olursa onu mu veriyor?”
Ruvi “Evet.”
Maral “Bende içebilir miyim?Belki bana güçlerimi geri verir.”
Ruvi “Öyle bir şey değil. İçerekfark edebilirsin elbette.” Diyerek fincanı Maral’a uzattı. Maral direkt fincanıdudaklarına götürüp bir yudum aldı. Sonra da kendisini değişik hissetmeye başladı.Sanki ruhu hafiflemiş gibiydi. Otuz gündür kalbinde hissettiği o ağrı birdenyok olmuştu ve içi huzur ile dolmaya başlarken “Çok iyi hissettiriyor.” Diyesayıkladı.
***
Sara’nın Rüyası
Sara mırıldanarak sağa ve soladöner. Huzursuzdur. Ne olduğunu anlamaya çalışır ama anlayamaz. Ruvi’ninçiftliğindedir ama karanlıktır. Bir hışırtı duyar ve irkilerek arkasına döner.“Kim var orada?!” diye bağırır. Sesi yankı olup, kulaklarını çınlatırkenkarşısında o tanıdık yüzü görür.
O tanıdık yüz güpürlü ama yırtmaçdetayı olan elbisesinin içerisinde, bal renginde dalgalı saçları ve bal rengigözleriyle ona doğru yaklaşmaktadır. “Uzun zaman oldu.”
Sara “Kehribar?”
Kehribar “Ta kendisi.”
Sara “Rüyada mıyım yoksa öldümmü?”
Kehribar gülümseyerek “Hayırtabii ki de ölmedin. Sadece bilincin rüyadan rüyaya atlıyorken bu fırsatıdeğerlendirmek istedim. Astral boyuttasın.”
Sara “Doğru. Yetenekleriniunutmuşum.” Dedi tebessüm ederek. Ardından da sordu “Önemli bir şey mi buldun?”
Kehribar “Bulmadım ama duymuşolabilirim. Geçenlerde yine astral boyutta gezinirken, onlardan birinin zihninegirdim. Gizledim tabii ki kendimi. Neyse sonra konuşmalar, fısıltılar duydum.Kitapla ilgili.”
Sara merakla dinler ve daha dayakınlaşır. “Anlat.”
Kehribar “Bundan yaklaşık on yılönce Maral henüz on dört yaşındayken ve yazma gücüne henüz erişmemişken, kitabıAkdeniz’de Lara tarafında eski bir oluşumda görmüşler. Yerin ismini dilegetirmediler ne yazık ki. Getirsinler diye çok bekledim ama maalesef. Her neysesonrasında kitabı koruyan Mênşêr’i bir Kârvîd öldürmüş.”
Sara şaşırarak “Kârvîd mi?”
Kehribar “Evet. Biliyorum Kârvîd’lerzarar hissetmedikleri sürece birini öldürmezler ama bu Kârvîd demek ki birtehlike sezmiş.”
Sara “Öldürdüğü kişi gerçektenbir Mênşêr miymiş?”
Kehribar “Evet. Fazla zamanımızyok bilincin yer değiştirmek üzere. Dediğim bölgeye git. Bilincine ulaştığımsürece bu şekilde iletişim kurabiliriz ama tehlikeli olabilir.” Kehribarçenesine dokunarak biraz düşünür. “Kan büyüsü ile “Yeşil fanus açılıyor”cümlesini tekrarlarsan, astral boyutta her zaman iletişim kurabiliriz. Dârâ’lar kan büyüsünü yaptığımız sürece buboyutta bize ulaşamaz. Yardıma ihtiyacın olduğu durumlarda da hemen bir portalaçıp yanına gelebilirim.”
Sara “Hayır. Portal açman Doğanındengesine zarar vermen anlamına geliyor!”
Portal açmak sadece bir büyücüsoyuna mahsustu evet.. Dârâ’lara. Kehribar bir Dârâ’ydı. Ailesine karşı gelmişve onlardan uzakta bir hayat kurmuştu.
Kehribar “Çok önemli bir şeyiunutuyorsun. Doğa alma verme dengesine bağlıdır. Bunun için yıllardır ağaçdiktim. Dikiyorum. Temizliyorum, toprağı besliyorum. Kendi ellerimle! Doğa’yazarar gelmeyecek merak etme.”
Sara’nın görüşü birdenbulanıklaşır, simsiyah olur ve ardından da yok olur…
----
-Sekiz saat sonra-
Sara yavaşça gözlerini açar amaböyle sersem gibidir. Doğrulur ve gözlerini ovuşturur. Daha o anda midesindengelen gurultuları duymamak mümkün değildir. İnanılmaz derecede aç hissetmeyebaşlamıştır kendini ve burnuna çok güzel kokular gelmektedir. Kendisini kokunungeldiği yöne doğru yürürken bulur. Kulübeden çıkar. Hava çok güzel vetertemizdir. Sanki bir bahar ayındadır. Havada polenler uçuşmaktadır. Birazileride çimenlerin üzerinde oturan Maral, Ruvi ve Utku’yu görmektedir. Onlarayaklaşırken Maral fark eder ve “Sara koş! Ruvi çok güzel yiyecekler hazırladıbize.” Sevinci resmen kulaklarından çıkıyor gibiydi Maral’ın. Sara sinirlenmiştive tam Ruvi’ye kızacakken hazırlamış olduğu yiyecekleri görünce donup kaldı.“Pişi mi o?” diye sordu. Bir sürü vardı. Oturdu hemen ve pişiye uzanıp birısırık aldı. Lezzetin verdiği haz ile gözlerini kırparken. “Çok özlemişim..”dedi.
Annesinin pişisi geldi aklına..
Sonra biraz, tereyağı ve ayva reçelinialıp pişinin üzerine sürdü. Küçükken de böyle yiyordu. “En sevdiğim reçel bu!”dedi sevinçle. Sonra etrafına baktı. Maral ve Utku onu izliyordu ama Ruvi birşeye odaklanıp gözlerini kapatmıştı. Sofraya dönük bile değildi.
Sara “Ruvi ne yapıyor?”
Maral “İstediğin şeyi.”
Sara “Hayır. Yeni bir bilgi var!”diye bağırır rüyasını hatırlayarak. “Gideceğimiz bölge değişti.”
Ruvi gözlerini açıp Sara’yadöner. “Yaklaşık yirmi saattir aralıksız uyuyorsun. Nasıl yeni bir bilgiedinmiş olabilirsin ki?”
Sara bir şeyler söylerken biryandan da yemeye devam ederek “Astral bilincimde öğrendim.”
Ruvi merakla “Kimden?” diyesordu.
Sara çekinerek “Kehribar’dan.”Dedi.
Ruvi “Asla bir Dârâ’ya güvenolmaz!”
Sara “Yarı Dârâ.”
Ruvi çıldırmak üzereydi. “Neolduğu, kim olduğu ve ne dediği umurumda değil. Bir Dârâ’nın sözüne güvenereksizi bir yere göndermem!”
Sara sakin kalmaya çalışarak “Çokilginç bir şey söyleyeyim o halde. Söylediğim bilgi doğruysa eğer bizi sorgusuzsualsiz söyleyeceğim bölgeye göndereceksin. Anlaştık mı?” diye sordu. Ruvitamam anlamında başını aşağı yukarı sallarken, Sara başladı anlatmaya. “Bundanon yıl önce Maral henüz yazma gücüne erişmemişken, kitabı Akdeniz taraflarındakoruyan biri varmış. Bir Mênşêr. Sonra bu Mênşêr bir Kârvîd tarafındanöldürülmüş. Kitap en son o bölgede görülmüş. Onlar da bu bilgiye yeniulaşmışlar yani arama yapacak zamanları olmamıştır. Kitap eğer oradaysa bizimbulmamız lazım. Bunun önemini biliyorsun.”
Ruvi’nin yüzü düştü ve duyduklarıkarşısında oldukça üzüldü.
Sara onaylanmak isteyerek “Doğrudeğil mi?” diye sordu.
Ruvi “Evet doğru.”
Sara “Ölen kişi kimdi?” diye soruncaRuvi yüzü düşük bir halde. “Kadir Mênşêr. Kadir benim kocamdı.”
Bu bilgi karşısında Maral gözleridolarak Ruvi’ye baktı. Bir kardeşi ihanet eden biriyken, diğer kardeşi ortadayoktu. Kendi topraklarından çok uzakta ve kocasını kaybetmiş bir şekilde hâlâyardım etmeye çalışan halasına gerçekten çok üzülmüştü. Yanına yaklaşarak onasarıldı ve içten bir şekilde şu cümleleri söyledi “Çok üzgünüm hala.”
Ruvi bu konuda konuşmak istemedi.Gerçekten güçlü bir kadındı. Hayatının aşkını toprak altına göndermiş olsabile, davasından vazgeçmeye niyeti yoktu. Bu konunun üzerinde durup konuşmakistemedi.
Sara’ya dönüp “Akdeniz’in tamolarak neresine gitmek istiyorsun? Diye sordu.
Sara “Lara.”
Ruvi başıyla onaylayıp, büyüyüyapmaya başladı.
----
Sara ve Maral, Maral’ın büyügücünü yerine getirmek için çeşitli denemeler yapmaya başladılar. Ruvi büyüyütamamlayana kadar boş durmak yerine, Maral bunun için uğraşmak istedi. Maral’ınbüyü gücü annesi ve dayısı öldüğü gün yaşadığı travmadan sonra yok olmuştu. Öyleçok üzülmüştü ki, kontrolünü kaybetmişti ve büyü gücü bedeninden sağa solasavruluyor neye değse onu yok ediyordu.
Kendisi, annesi ve dayısının ölübedeni haricinde her şeyi yok ediyordu.. İşte o sırada Sara bulmuştu onu. SaraMaral’a öyle sıkı sıkıya sarılmıştı ki neredeyse bir kıtayı yok edecekken suyoluna çekmişti onu ve gittikleri yerde kanını kullanarak unutma büyüsünüyapmıştı ona.
Bu şekilde büyü gücü yok olmuştusanki. Nasıl geri kazanacağına dair bir fikirleri yoktu ama deniyorlardı işte.
Utku geldi yanlarına ve “Birkeresinde benim bir günlüğüne yok olmuştu güçlerim. Çok korkmuştum ama sonrafark ettim ki o gün beslediğim sincap kaçmıştı.. Ona çok üzüldüğüm için sanırımo gün hiçbir şekilde büyü yapamamıştım.”
Sara “Nasıl geri büyü yapabildin?Hangi büyüyü kullandın?”
Utku “Çok basit. Çiçek açmabüyüsünü yaptım.” Çimenlerin üzerine oturur ve avuç içlerini toprağayerleştirir. “Söze gerek yok tek yapman gereken aklında canlandırmak.”Gözlerini kapadı ve biraz durduktan sonra beyaz bir gül kökü toprağı yararak yerdençıktı ve büyüdü.
Maral “Çok güzel.” Dedi çiçeğebakarak. O da yere oturdu ve dediğini yapmaya çalıştı. Gözleri kapalıydı hiçaçmadan “O his gelmiyor.” Dedi.
Sara “Korktuğun şey ne?” diyesordu. Maral gözlerini aralayıp ayakta duran Sara’ya baktı.
Maral “Anlamadım?”
Sara “Maral korkuyorsun. Kabuletmesen de korkuyorsun. Büyü gücünü engelleyen şeyler duygularımızdır. Oduygular aynı zaman da gücümüzü kontrol etmenin kaynağıdır. Büyü yapmayaçalışıyorsun evet ama kaşlarını çatıyorsun. Nefes alışverişin bile değişiyor.”
Maral ayağa kalktı. “Gittiğimizyerde tekrar denerim.” Dedi ve içten içe kızgın ama dışına vurmamasına dikkat ederbir şekilde ahıra doğru gitti.
Sara “Ben şimdi kötü bir şey misöyledim?”
Utku “Hayır. Gitmesinin seninle ilgiliolduğunu düşünmüyorum.” Dedi ve kalkıp peşinden gitti. Sara bu sözlerisöylerken kendini haklı buluyordu. Bir an önce kendine gelmesi lazımdıMaral’ın. Kötülükle nerede karşılaşacakları belli değildi ve Sara’nın üzerindegerçekten de büyük bir yük vardı. En azından “Kötülük geldiğinde kaçacakkadar gücü olsa yeter.” Diye geçirdi içinden.
Sara Ruvi’nin yanına gitti veçimenlerin üzerine uzandı. Bilinçli bir şekildeyken bunun mümkün olup olmadığınıbilmese de astral boyuta ulaşmaya çalıştı.
---
Maral ahıra girdi ve kapıyı açıpkahverengi olan atın yanına gitti. Devasa şekilde büyük olan atın önce güzelceyüzünü sevdi ardından da tam gözünün altını öptü. “Çok güzel gözlerin var.”
Utku arkasından usulca yaklaştıona “Tıpkı senin gözlerin gibi.”
Maral irkildi bir anda. Sonra da “Teşekkürederim.” Dedi.
Utku yavaşça yaklaştı, Maral’ınkarşısına geçti ve atın yanağındaki Maral’ın elinin üstüne kendi elini koydu.“Çok güzelsin Maral. Devasa bir güzellik.”
Maral tebessüm ederek “Birazdangideceğiz diye cesaret bulup bunları söyleyebiliyorsun sanırım. Çünkühatırlatırım dün kekeliyordun.” Alaycı ama flörtöz bakışıyla ona bakar.
Utku iyice yaklaşarak aradakimesafeyi kapatır. “İnsan seninle zaman geçirince, çorap söküğü gibi sökülesigeliyor. Çözüyorsun beni.”
Maral yutkunur. Aralarındaki buyakınlaşma onu heyecanlandırmıştır. Kalbi deli gibi çarpmaya başlar. Normaldeflörtöz biri olmasına rağmen, etkilendiği gerçeğini değiştiremez ve kendiniduygularının akışına bırakarak gözlerini kapatır. Utku bunun bir işaretolduğunu varsayarak dudaklarını Maral’ın dudaklarına götürür ve ufak bir busebırakır.
İkisi de biraz sonra yollarınınayrılacağını bildiği için belki de kendilerini tutmak istemezler. Utku kendinihafifçe geri çeker. Onun için onay almak çok önemlidir. Maral gözlerini açar veUtku’nun beklediğini görünce, parmaklarının üzerinde yükselerek bu sefer o öper.Artık herkes kendisinden emindir. Attan uzaklaşırlar ve Utku ani bir hareketleMaral’ı kendisine çeker. Bedenleri birbiriyle temas halindedir. Utku Maral’ınsaçlarına burnunu götürür ve kokusunu içine çeker ardından da yavaş yavaşboynuna öpücükler kondurur. Maral bunun karşısında kendinden geçer. Gözlerikapalı, ağzı ise hafif aralıdır. Ellerini Utku’nun sırtında gezdirmektedir. Utku,Maral’ın tek bacağını kaldırarak belinin hizasına doğru çeker. Ardından da gerigeri giderek kendini duvara yapıştırır sonra ani bir manevra ile yer değiştirirve Maral’ın sırtı artık duvardadır. Maral bundan büyük bir zevk alır veelbisesinin etek kısımlarından tutarak yukarı kaldıracakken, gelen çığlık sesiylebirlikte aniden gözlerini açar. Birbirlerinden ayrılırlar. Sara ve Ruvi’nin yanlarınadoğru koşmaya başlarlar.
----
Sara Kesici bir şey aradı ve buldu.Elinde küçük bir yara açıp büyülü sözleri kullanarak Kehribar’a ulaşmayı umutediyordu. Zor olsa da astral boyuta geçmeyi başararak “Yeşil fanus açılıyor.” Dedi.Gözlerini astral boyutta da kapatıp Kehribar’ın ona gelmesini hayal ediyorken, gözleriniaçtığında tam karşısında Kehribar’ı görerek şaşırdı. Bu kadar hızlı olmasınıbeklemiyordu. Büyünün işe yaradığına sevinecekken, Kehribar endişeli birşekilde bağırarak “Uyan geldiler!” dedi.
Sara sıçradı. Ciğerlerine çektiğiderin bir nefes ile boğuluyormuş gibi hissetti. Yerden kalkıp çığlık atmaya başladı.
Maral ve Utku çok geçmeden gelmişlerdi.
Ruvi büyüyü neredeyse tamamlamaküzereydi ama Sara’nın gözlerinden kulaklarından, burnundan kanlar gelmeye başlamıştı.Kanlar deli gibi akıyorken, Sara gözlerini bile açamayacak haldeydi. “Buldularbizi! Buldular işte! Hemen gitmeliydik. Demiştim. Size demiştim!” Sara’nın canıinanılmaz derecede acıyorken, vücudunda resmen birinci derecede yanıklaroluşmaya başlamıştı. Her oluşan yanığın ardından Sara deli gibi çığlık atıyordu.Maral Sara’yı ne kadar sakinleştirmeye çalışsa da elinden gelen hiçbir şeyyoktu. Büyü gücü yerine gelsin diye dua ediyordu. Sara’nın yaraları hafiflesindiye büyü yapmaya çalışıyordu ama hiçbiri işe yaramamıştı.
Utku Maral’ı yana doğru çekti veSara’nın koluna dokunup acısını alacak, onu sakinleştirecek bir büyü yapmak içinharekete geçti ama birden Utku da çığlık atmaya başladı. Aynı Sara gibi onun dagözlerinden, kulaklarından, burnundan kanlar geliyor ve vücudunda yanıklaroluşuyordu.
Maral daha çok korkmaya başladıve ne yapacağını bilemez haldeydi. Gözlerinden yaşlar istemsiz bir şekildesüzülürken, dizlerinin bağı çözülüyormuş gibi yere yığıldı.
Ruvi sonunda büyüyü tamamlamıştı.Maral’a döndü ve “Fazla zamanımız yok. Buradalar hissedebiliyorum.”
Maral “Ne yapacağız bu şekildeSara ve Utku hiçbir şey yapamaz?!” panik halindeydi.
Ruvi Maral’a güzel bir bakış atıp,yanına yaklaştı ve alnına bir öpücük kondurdu. “Beni iyi dinle. Ben sizi suyolundan göndereceğim ve arkanızdan geleceğim. Tek yapman gereken ikisinin deelinden tutmak.”
Maral kafasını sağa solaçevirerek “Hayır birlikte gidelim. Yoksa hiçbir yere gitmiyorum.”
Ruvi zamanının olmadığını bildiğiiçin “Tamam. Şimdi ikisinin elinden tut, bende sana dokunacağım ve hep birliktegideceğiz.”
Maral yerde kıvranan Sara ve Utku’nunelinden tuttu.
Ruvi Maral’a yaklaşıp sırtınadokunup, elini geri çekti.
Maral “Ne yapıyorsun?” diye sorduama Ruvi cevap vermedi ve açtığı su yoluna, iğne büyüklüğündeki su yoluna büyüile onları itti. Maral şaşkınlık içerisinde gerisin geri bakarken, birsaliselik zaman diliminde, kendini su içinde buldu.
“Ruvi!” diye bağırmayı denedi amasesi çıkmadı.
Ağlamaya başladı ama gözlerindekiyaş, suyun içinde yok olup gitti…
---
Ruvi ona yaklaşan gerçeği bilereksu yolunu kapatır ve gerçekle yüzleşmek için orada beklemeye başlar. Çokgeçmeden yaptığı illüzyon yok olup, yerini çöle almıştır. Görünmez sınır yokolmuştur. İçeri birer birer Dârâ’lar giriyorken kendisini korkusuz bir savaşçıgibi görüp güvenmektedir.
İlk hamleyi de kendisi yaparakbaşladı.
Ellerini havaya kaldırıp yumrukyapar ve iki Dârâ’lının boğazları düğümlenir. Sanki boğazlarına yılan dolanmışgibi bir histir bu. Ardından da ellerini öne doğru iterek onları yere savurur.Sonra başka bir Dârâ’lıya yerde gördüğü taşı bıçak gibi kullanarak, küçük birmanevra ile o taşın vücuduna girip çıkmasına neden olur. Ardından arkasındakibeş Dârâ’lıya daha ayısını yapar. Onları alt ettiğini düşünürken çok dahafazlasının geldiğini görür.
Görünmez bir kalkan oluştururkendine.
Kendisini yaptığı büyüden dolayıbitkin hissetmektedir ama yine de savaşabileceğini düşünür.
Çöl kumuyla bir hortum çıkarır vehortuma değen herkes sağa sola savrulur. Gücünü iyice arttırır ve hortum devasaşekilde büyümeye başlar. Altı kişiyi de bu şekilde alt eder. Hortumu hâlâ gelmekteolan Dârâ’lara doğru gönderip çoğunu bu şekilde haklamayı planlıyorken, sırtındagarip bir sızı hisseder..
Sırtından hançerlenmiştir.
Ruvi Mênşêr’i işte bu şekilde inciterekkatletmişlerdir.
Ruvi Mênşêr hayatını kaybeder.
-Akdeniz Lara’dabir sahil kıyısı-
Maral usulca gözlerini açmayaçalıştı. Gözlerine sanki iğneler batıyormuş gibi sızlanıyordu. Bir süre baygınolmalıydı ki, derin bir nefesle öksürerek yerden kalktı. Gözleriniovuşturduktan hemen sonra etrafına bakıp Sara ve Utku’nun biraz ileride yerdeyatıyor vaziyette olduğunu fark etti.
Kalbinde hissettiği büyük biracıyla birlikte, etrafta yankı bırakacak güçte çığlık attı.
Zaten yaralanmış ruhuna, bir yaraizi daha eklenmişti…