GİZLİ ANLAŞMALAR
Karşımda duran adama baktım tacı ve uzun zümrüt yeşili pelerini ile etrafına güç gösterisi yapıyordu. Bu tavırlarından nefret ediyordum ama buna rağmen gülümseyip reverans yaptım, onun karşısında eğilmem hoşuna gitmişti. Kibirli bir şekilde gülümseyerek selamımı kabul etti.
“Prenses Elena bu ne güzel sürpriz, krallığıma uğrama sebebin nedir yeni kumaşlar almak mı?”
Bu sözler bile çıldırmama yetmişti bu benim için bir hakaretti. Fakat öfkemi bastırdım çünkü sonunda gülen ben olacaktım. Bunu düşünmek beni gülümsetti.
" Ah kralım o da var tabi ama asıl gelme sebebim daha farklı” dedim tebessümümü koruyarak.
Siyah kaşları çatılmıştı “Nedir peki diğer sebebin?”
“Biliyorsunuz yakında krallığımızda taç giyme töreni olacak ve müstakbel kral abim için hazırlıklar yapılıyor”
Asıl taç benim hakkımdı ama bana sorulmamıştı bile, ellerim ile kazıyarak bunu da ben almak zorundaydım. Ellerimi arkamda bağlayıp devam ettim
“Babam bunun için sizden asker talep ediyor. Sizin de bildiğiniz üzere krallıklarımız uzun süredir dost , bu özel günde sizin desteğinizi görmek isteriz”
Bu sefer kaşlarını daha da çok çatarak zümrütler ile süslü olan tahtına oturdu.
“Peki karanlık toprakların kralı bunu talep etmek için neden bir kız çocuğu yolladı? Bu bana ve krallığıma yapılmış bir saygısızlık değil de nedir?”
Ben bir çocuk değildim ne zamandan beri 20 yaş çocuk olmuştu! ve abim benden sadece iki yaş büyüktü, taç giymek için o da çocuk sayılmalıydı. Her yerde haksızlık vardı ama bu değişecekti çünkü benim devrim başlamak üzereydi. Düşüncelerimden sıyrılıp hemen üzgün bir surat ifadesi takındım
“Ah lordum size karşı bir saygısızlık yaptıysam lütfen bağışlayın beni. Biliyorsunuz ki düşmanlarımız her yerde, krallıklarımızın dostluğu herkes tarafından biliniyor fakat kralın direkt size elçi göndermesi diğer krallıklar tarafından yardım isteği gibi algılanabilirdi, bu da ülkemizi zayıf bir konuma düşürebilirdi. Babam yani kralım, sizden askeri yardım istemiyor aksine şerefli ordunuzu sınırlarımızda ağırlayarak dostluğumuzu tüm krallıklara bir kere daha göstermek istiyor.”
söylediğim tüm kelimeleri seçerek söylemiştim, kızıl kralın egosunu bilerek tatmin etmiştim fakat o bunun farkında değildi. Masum bir yüz ifadesi takınarak sözlerime devam ettim, fakat masumluk kesinlikle bana göre değildi.
“Ah tabi bunlar babamın sözleri, benden kimsenin şüphelenmeyeceğini düşündü, ben de bu sayede sizin eşsiz kumaşlarınızdan alabilecektim.”
Son söylediklerimin üzerine kahkaha attı.
“Seni küçük kız, siz kadınların tek düşündüğü kumaşlar ve süs değil mi? Tamamdır bana babanın gönderdiği mühürlü parşömeni ver bakalım. O gün askerleri sizin için göndereceğim. Yeni kralı da tebrik ederim. Baban doğru kararı verdi” Sözleri ile sinirden titredim. Elim korsemin içindeki hançere doğru gitti onun o dilini kopartmak istiyordum. Fakat muhafızım Leonardo parşömeni uzatınca durmak zorunda kaldım.
“Elbette lordum” dedim.
O parşömene bakarken sahte gülümsememi takınmaya devam ettim. Sonunda kendi kısmını mühürleyince saraydan ayrıldım. Artık attığım gülücükler sahte değildi çünkü planım tıkır tıkır işlemişti. Tam atıma yönelmişken biri kolumdan tuttu, arkamı döndüğümde bir çift öfkeli mavi göz ile karşılaştım.
“Bu ne cüret Leonardo”
“İçeride ki tatlı prenses de neydi?” dedi tükürürcesine
“Sen böyle biri misin?”
Beni benden daha iyi tanırdı Leonardo. O benim sadece muhafızım değil en yakın dostumdu. Şirince gülümseyip role devam ettim, onu biraz kızdırmak istedim.
“Aaaa ama neden? Ben bir kadınım, böyle davranmam gayet normal değil mi?”
Gözleri sinirden alev aldı adeta,
“Saçmalamayı bırak” diye tısladı. Sinirden dişlerini sıkmıştı, belli olan çene kemiği daha da belirginleşmişti. Bu haline kahkaha attım fakat bu onu daha da sinirlendirdi. Beyaz bir teni vardı ama saçları tenine inat kuzgun siyahıydı, zırhına rağmen üçgen vücudu belli oluyordu. Onu süzmeyi bırakıp rol yapmayı bıraktım.
“Hadi ama beni tanımıyor musun? Şirin kız ve ben ha, en ufak bir benzerliğim bile olamaz”
Onu ahırlara doğru yönlendirdim. Burada biri duyarsa tüm planım bozulurdu, ahırın ormana bakan arka tarafına geçip kimsenin olmadığından emin olunca ona döndüm, merak ve şaşkınlıkla bana bakıyordu
“Ne geçiyor yine o şeytan aklından”
Güldüm “Sakin ol anlatıyorum. Her şeyi sen de biliyorsun o taç benim hakkım. Çok sevgili aptal abim, bir koyun sürüsünü dahi yönetemez ama sırf erkek diye onu geçirmek istiyorlar. Bu krallığın sonu demek, buna izin veremem. Madem tacı bana vermiyorlar, ben de tacı kendim almaya karar verdim. Kral Arthur dan askerleri kendi taç giyme törenim için istedim.”
Söylediklerim karşısında şoka giren Leonardo güçlükle konuştu;
“Yani kralın bundan haberi yok. Peki mührü nasıl aldın? Sahte mi yoksa!? Eğer sahteyse biz daha krallığı terk edemeden kellemizi uçururlar bunu biliyorsun değil mi?”
“Ahhhh! ama bunu zekama hakaret sayarım Leon. Bir mührü çalamayacak kadar aptal mıyım sence”
“Bu daha da kötü. Bu sefer de baban kellemizi alacak”
“Hayır bizimkini değil” dedim sırıtarak.
“Abiminkini alacak çünkü mühür en son ondaydı ve o kaybetti ama tesadüfe bak ki 2 gün sonra taç giyme töreni var kimse müstakbel kralın taç giyme töreninde kellesinin alınmasını izlemek istemez. Bu olayı halka da duyurmaz bu da yeni kralın otoritesini sarsar yani bu olay hemen kapatılacak ve kimse benden şüphelenemez çünkü haftalardır elbisem için uğraşıyorum ben” diyerek dudaklarımı sarkıttım ve devam ettim.
“Aslında mührü işim bitince geri yerine koyacaktım fakat sevgili abimin babam tarafından azarlanacak olması koymama engel oldu. Biraz karışıklıktan bir şey olmaz. Ayrıca abimde olan mühür yedekti deneme mührü gibi bir şeydi asıl mühür hala kralda yani babamdaydı. Fakat çoğu kişi bunu bilmiyor, ben de bunu kuşlardan duymuştum. Babam daha mührü abime vermeye güvenemiyordu fakat koca krallığın başına geçiriyor. Bu aptallıktan başka bir şey değil.”
Leon kahkaha attı. O gülünce ben de güldüm.
“Peki sayın prenses mührü almayı nasıl becerdin? daha doğrusu çalmayı.”
dedi kaşlarını alayla kaldırarak;
“Ah o mu, çok kolay oldu. Tek yapmam gereken abim için yapılan özel saraya hizmetli kılığına girmek oldu, malum oraya girmem abimin ok takımını aldığımdan beri yasak, yani kimse tam olarak nasıl göründüğümü bilmiyordu, değerli eşyaları nereye saklayacağını bilmem işimi çabucak çözdü ama o lanet odaya girene kadar tam 10 oda temizlemem ve yerleri fırçalamam gerekti.”
Alayla sırıtarak “O ok takımını çaldığında 8 yaşındaydın değil mi? ve abinin kolunu kırmıştın” dedi
“Pek hatırlamak istediğim bir anı değil bu. Hem kendini koruyabilirdi ama onun tek yaptığı ağlamak olmuştu” dedim sinirle.
Leon birden ciddileşti;
“Planın güzel ama kusursuz değil. Ordu sınırlarımıza geldiğinde bir savaş çıkmadan nasıl içeri alacaksın ki hadi aldın diyelim ordunun başında ki komutan bu durumu anladığında geri çekilecektir. En kötüsü de kral Arthur kandırıldığını anladığında savaş başlatacaktır, işte o zaman her şey ortaya çıkacak. Tüm bunları nasıl engellemeyi planlıyorsun?”
Sıkıntıyla bir nefes aldım. Bunları ben de düşünmüştüm
“İşte en zor kısmı burası” dedim gözlerimi ormana dikerek. Bu plan bir oyun değildi, bir ülkenin geleceğiydi. Oradaki hiçbir insanı, halkımı tehlikeye atmak istemiyordum ne de askerlerimizi bir savaşa sürüklemeyi.
“Bunun için birinden yardım almam gerekecek”
“Kimden” Sesi meraklıydı.
Gözlerimi ormandan çekmeden cevap verdim.
“Prens William”
Gözlerine bakamıyordum çünkü en yakın arkadaşımın beni yargılamasını istemiyordum.
Kral Arthur un 3 oğlu vardı ve üçü de taht için savaş veriyordu. En büyükleri prens Elıjah dı 27 yaşında zeki ve örnek bir kişilikti, halkın gözünde gelecek kraldı. Halka karşı kibar ve merhametli davranışları onu öne taşıyordu. Krallığın strateji uzmanıydı. Ortanca prens Edward ile birlikte kralın ilk eşinden olma çocuklarıydı. Prens Edward, abisinin adeta taklitçisiydi, onun gibi olmak için uğraşıyordu ama bir taklitten öteye geçemiyordu. Kralın son çocuğu, gözdesinden olma en küçük kardeş prens William dı. Son prensin normalde tahtta hakkı yoktu fakat annesi öldükten sonra kral onu resmi olarak prens ilan etmişti. Bu sözde bir prenslikti çünkü halk onu tanımıyordu. Bu yüzden William bir asker gibi yetişmişti bu da ona askerler arasında prestij katmıştı, yani orduda sözü geçen biriydi. Bunun dışında halktan öğrendiklerime göre alaycı , zevkine düşkün biriydi yani krallıkta gözü yoktu. Ama bu sadece etrafa gösterdiği taraftı çünkü askerlerin ona nasıl itaat ettiklerini bizzat görmüştüm. O da taht savaşı içindeydi ama bunu gizli tutuyordu. Etrafta bazı söylentiler de vardı. Anlatılanlara göre kralın eşi kızıl kraliçe Sofia, kralın gözdesi Mary yi kıskançlık yüzünden zehirleyerek öldürmüştü. Ama bunu kimse ispat edememişti. İşte sırf bu yüzden prens William gizliden de olsa taht için savaşıyordu. O da benim gibiydi. Bu durumda yardım alacağım kişi William dı.
Leonardo söylediğim ismi duyunca bana baktı
“Peki prens sana neden yardım etsin ki” dedi.
Gözlerimi ona çevirdim.
“Çünkü taht için bir şans istiyorsa arkasında bir destek olmalı ona bu desteği ben vereceğim.”
“Bu çok riskli bir plan Elena. Daha halkın seni kabul edeceği bile belli değilken başka birine destek veremezsin.”
Haklıydı derin bir nefes aldım. “Başka şansım yok Leon. Eğer abim başa çıkarsa ilk yapacağı beni topraklardan sürmek olacak. O zaman hiç şansım olmayacak. Halkıma bunu yapamam. Bu açıkça krallığın çöküşü demek. Eğer annem hayatta olsaydı o beni desteklerdi ama artık o da yok. Risk almak zorundayım, beni anlıyor musun?”
Son sözlerimle bana sarıldı ve başımın üstüne bir öpücük bıraktı. Keşke abim işe yaramaz George olacağına Leonardo olsaydı. Gözlerime bakarak benden ayrıldı. korktuğum gibi beni yargılamıyordu aksine gözleri anlayış ile doluydu. İnsanın içini ısıtan bir gülüş bahşetti bana,
“O zaman sayın kraliçem, prens William ı bulmaya gitmeliyiz” dedi,
Gülümseyerek ekledim;
“Ama önce yeni kıyafetlere ihtiyacımız var bunlar fazla dikkat çekici , gerçi biz her halimizle dikkat çekiciyiz ama yapacak bir şey yok” dedim göz kırparak.
Dediklerim ile kahkaha attı, onun kahkahalarını seviyordum , sanki her güldüğünde içimdeki yaralardan biri kapanıyordu. Bu düşünce ile ben de gülümsedim. Onun yanımda olması bana güç veriyordu. Sanırım babamın benim için yaptığı en iyi şey, beni Leonardo ile tanıştırmasıydı, belki de kendisi için en kötüsüydü çünkü krallığı devirmek için geliyordum...