I - Giriş.
12 Kasım, 2023
Herşeyden habersiz hocanın arkasından sınıfa doğru yürüyordum. Sonunda ailem beni zor bela dershaneye yazılmak için ikna etmişti. Tek sorun sınıftakilerin hepsinin benden en az bir yaş büyük olmasıydı. Ben 11. sınıftım, onlar ise 12 veya mezunlardı. TYT derslerini görecektik.
“Evet arkadaşlar, bu Melek. Bugünden itibaren sizinle beraber TYT derslerine katılacak.”
Sınıftakilerin hepsinin bakışları üzerimdeydi, bir kişi hariç.
Sınıfa girdiğim saniyeden itibaren gözüm sadece bir kişiye takılmıştı, tek bir kişiye. En arka köşede oturuyordu. Kafasını sıradan bile kaldırmaya tenezzül etmemiş, elindeki kalemi parmaklarının arasında döndürüp duruyordu. Sessizce bir yere geçtim. Hoca dersi anlatmaya devam etti, sessizce dinledim, sınıfı gözlemledim.
Tenefüs zili çaldığında hoca sakince sınıftan çıktı. Herkesin gözünü üzerimde hissedebiliyordum. Birkaç kız yaklaştı yanıma, tanıştık. Sosyal ve uyumlu bir insan olduğum için hepsiyle çabucak anlaştık. İyi insanlardı. İlk günden iki kişi hariç tüm sınıfla tanışmıştım bile.
Diğerleri benimle ilgilenirken benim gözüm ara sıra köşedeki çocuğa kayıyordu. Kafasını kaldırıp bana bakmadı bile, dört ders boyunca öylece yattı. Önünde oturan çocuk da onun gibi sessizdi. Arada sırada bakışıyorlardı. Gözleriyle anlaştıkları aşikardı.
Dayanamayıp Deniz’e döndüm.
“O ikisi hep böyleler mi?”
Deniz başını salladı. “Hep.”
Bir süre onlara baktım. Daha sonra umursamamaya çalışarak önüme döndüm. O çocukta beni çeken birşeyler vardı. Ne olduğunu ben bile bilmesem de, ona doğru çekildiğimden emindim.
******
Aradan birkaç hafta geçti. Bazenleri derste defterime birşeyler karalıyordum. Artık bende arka köşede oturuyordum. Onunla aramızda sadece bir sıra vardı. Derste defterime birşeyler karalarken bazenleri gözüm ona kaydığında, kafasını sıraya koymuş şekilde bana baktığını görüyordum. Bu his beni utandırıyor, kalbimin çarpmasına sebep oluyordu. O zamanlar, bu hissin “aşk” olduğunu bilmiyordu çocuk kalbim.
Göz göze geldiğimiz ilk zamanlar utanıp gözlerimi kaçırıyordum. Sonra durup düşündüğümde ne fark ettim biliyor musun sevgilim? Ben senden kaçmak değil, sana çekilmek istiyordum. Bedenimdeki tüm hücreler adeta senin için haykırıyordu. Daha adını bile bilmediğim, tanımadığım birisine nasıl böylesine bağlanabilmiştim?
O zamanlar son iki derse kalmazdın. Kimya’yı sevmiyordun, biliyordum. Bende sevmezdim.
21 Mart, 2024
Ders başladı, sen yoktun. normalde asla bu kadar geç kalmazdın. Merak ettim, endişelendim. Sınıf grubundan numaranı bulmuştum. Yazmak istedim, kendimde cesaret bulamadım. “Ya o benim gibi düşünmüyorsa? Ya beklediğim tepkiyi alamazsam?” Sorular kafamı kurcalıyordu, dersin sonuna kadar odaklanamadım.
Cesaretimi topladım, bu iş böyle olmayacaktı. Yazdım sana.
Melek: derse gelmeyecek misin?
Anın heyecanıyla kalbim çarparken telefonu kapattım. Birkaç dakika sonra titredi.
Ali: gelmemi ister misin?
Bana mı soruyordu? Ciddi miydi yoksa dalga mı geçiyordu? Kalbim göğüs kafesimi kırmak istercesine çarparken titreyen parmaklarım yavaşça klavyenin üzerinde gezindi.
Melek: evet, istiyorum.
Ali yazıyor…
Nefesimi tutmuş cevabını bekliyordum. O an saniyeler saatler gibi geçti.
Ali: o zaman geliyorum.
Mesajı beğenip sohbetten çıktım. Telefonu cebime tekrar koyarken yüzümde aptal bir gülümseme oluşmuştu. Tarih dersi başladığında, sınıfın kapısı çaldı. İçeri girdiniz Talat’la. Sırılsıklam olmuştunuz. Hocadan girmek için izin aldıktan sonra sınıfta arkaya doğru yürüdün. Bu sefer arka köşeye değil, ikimizin arasındaki sıraya, benim yanıma oturdun. Göz göze geldiğimizde gülümsedin, ilk defa gülümsediğini görüyordum. Üstelik, bana gülümsemiştin.
Gülünce gözlerin kısılıyordu, oldukça sevimliydi. İlk defa kafanı sıraya koymadın o gün, benimle birlikte dersi dinledin. Tarih dersi bittikten sonra çantanı aldın. “Gidelim mi?”
Soruyu Talat’a değil, bana yönelttiğini fark ettiğimde kalbim çarpmaya başlamıştı. Sakince başımı salladım, çantamı alıp önden çıktım. Peşimden geldin. Yan yana merdivenleri inerken sakin kalmaya çalışarak konuştum.
“Dışarıda baya yağmur yağıyor sanırım, sırılsıklam olmuşsun.”
Hafifçe güldün, “Evet.”
Elim istemsizce sırtına doğru gitti. Kıyafetleri ıslaktı. “Hasta olacaksın, keşke gelmek için yağmurun yavaşlamasını bekleseydin Ali.”
Omuz silkti umursamazca. “Seni görmek için sabredemedim.”