Rüzgarda Solan Papatya

All Rights Reserved ©

Summary

Bu hikayede geçen kişi, kurum, olay ve mekanlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek kişi ve kurumlarla olan benzerlikler yalnızca bir rastlantıdır.* Bir zamanlar en sevdiğim çiçek papatyaydı. Benim kalbimde umudun bir simgesi haline gelmişti sanki. İçimde tüm kırıklıkları yutup tüm güzelliğiyle onları sakladıklarını düşünürdüm. Saklamakla kalmaz orayı silerdi. O kırıklıkların varlığını unuttururdu güzelliğiyle. En azından o zamanlar böyle düşünürdüm. Tüm her şeye rağmen içimde yeşerttiğim bir umudun simgesiydi bende. Fakat yanıldığımı çok sonra anladım. Orada hiç bir zaman bir umut yeşermedi. Her şeyin bir yanılsaması vardır. Bu da bir yanıltmacanın yansımasıydı içimde. Orada hiç bir zaman umut yoktu. Şimdi orada gördüğüm tek şey kanlı bir papatyayı andırıyordu bana. Kanayan bir papatya...

Genre
Other
Author
Zzeyneppyys
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
13+

Chapter 1

ELİF EKİNCİ

Geçmişten

Özgürlük bir canlının en büyük yaşam kaynağı derler. İnsanlar özgür olmadan hissedemezler, yaşayamazlar, özgürlük bir nefsin alanıdır derler. O alan kimine bir hayali yaşatırken kimini zindan eder hayata. Bence her özgürlük bir alan tanımaz. O alanı özgür yapan içindekilerdir. Yaşantılarla doğan bir şeydir özgürlük. İnsan hissetmeden nasıl anlar ki özgür olduğunu?

Bu özgürlüğü de hayatlarındaki bir noktayla simgelendirirler. O özgürlüğün simgesi haline gelmiş bir şey vardır onlar için. Bu bir canlı da olabilir bir nesne de. Ama o varlığın hayatındaki yeri hep hissettiği özgürlüğü tanımlar ona. Kendi özgürlüğün sağlamış olan bir varlık haline döner.

Benim hayatımdaki özgürlük bir kişi miydi nesne miydi peki? Bakışlarım elimi tutan adama döndüğünde yüzümde bir gülümseme yaşam buldu. Olabilirdi. Bilmiyordum hayatımdaki çoğu şey bana yaşadığımı hissettirirdi, nefes aldığımı… Ama özgür hissetmemi sağlayan şey çok daha farklıydı bunlardan. Değer verdiğim kişileri, nesneleri düşündüğümde derin bir hesaplaşmaya girmiştim. Bunlar iyi hissetmemi sağlıyordu evet. Fakat özgür hissetmemi sağlayan tek bir kişi vardı hayatımda. Bakışlarım tekrar Emre’ye dönünce ona gülümsedim.

O benim hayatımda beni özgür kılan tek kişiydi. Yaşamayı hissettiren en özel kişiydi.

Kavradığı elimi hizasına çekerek elimin tersine derin bir öpücük bıraktı. Gülüşüm daha da derinleştiğinde kalbim sanki avucumun içinde atıyordu. Onun bakışları tekrar önüne döndü. Araba kullanıyordu. Hava kararmıştı fakat çok geç te olmamalıydı.

“Sürprizini beğendin mi?”

Bugün benim doğum günümdü. Uzun zaman sonra bu kadar güzel bir doğum günü geçirdiğimi düşünmüyordum. Hazırladıkları sürpriz o kadar güzeldi ki…

Sürprizlere alışık biri değildim. Nasıl tepki vermem gerektiğini bile şaşırmıştım. Gerçekten beklemediğim bir hazırlıktı. Ama gerçekten kendimi kendim gibi hissettiğim anlar geçirmiştim ve o kadar mutluydum ki…

“Çok…Çok beğendim. Asla beklemiyordum! Nasıl planladınız?” Tanıdık sokağa girince evime yaklaştığımızı anladım.

“Orası bizde kalsın bir tanem.” Araba binanın önünde durduğunda tamamen bana döndü. Boynumdaki fuları çevik bir hareketle çözdü ve gözlerime bağladı. Ben neler olduğunu anlamaya çalışırken Emre konuştu.

“Asıl hediyeni almaya hazır mısın?” Heyecanla kafamı sallayıp onayladığımda elime bir şey bırakmıştı. Bir paket. Gözlerimi çözdüğünde elimde bir paket vardı. Minik bir paket. Emre heyecanla açmamı bekliyordu. Heyecandan parmaklarım birbirine dolansa da paketi açmayı başarabildim. İçinden bir kutu çıktı. Kutunun kapağını açtığımda bir kolye vardı. Gümüş minik bir kalp. Bu kolyeyi daha önce beğendiğimi hatırlıyordum. Bakışlarım Emre’ye döndü. Ensesini kaşıyarak konuştu.

“Ecrinle iş birliği yapmış olabilirim ama bu kolyenin ayrı bir detayı var.” Heyecanla konuşuyordu. Kolyenin kutusunu yüzüme daha çok yaklaştırdığında küçük detayı fark ettim. “Kalbin içinde en sevdiğin çiçek var; papatya.” Gözlerimin hem ışıldadığını hem de yandığını hissediyordum. Heyecanla kolyeyi incelemeye devam ettim. Minik minik papatyalar işlenmişti. Hızla kollarımı Emre'nin boynuna doladığımda onu sıkıca sardım. Bu kolyeye bayılmıştım. Geri çekildiğimde kolyeyi hızla kutusundan çıkardım.

“Bu harika bir hediye! Ben… Ben teşekkür ederim.” Elimden kolyeyi aldı ve bana yaklaştı. Onun takacağını anlayıp saçlarımı ensemden kaldırdım. Kollarını iki yanımdan geçirerek kolyeyi boynumda sabitledi. Klipsini taktıktan sonra saçlarımı bıraktım. Heyecanla aynaya eğilerek baktım. Çok güzel görünüyordu.

“Doğum günün kutlu olsun güzelim. Bu kalbi ikimiz için taşı, ikimizi de yaşat.” Yanağıma bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildi. Onu çok seviyordum.

&

Adımlarım evin girişindeyken ayağımla kapıyı kapattım ve içeriye ilerledim. Gözlerim babamı arıyordu. Hiç ses gelmiyordu. Emreyle ayrıldıktan sonra eve girmiştim. Adımlarım oturma odasına geldiğinde kapının girişindeki şişeyle kaşlarımı çattım. Kapıyı iterek içeri girdim.

Babam koltuğa yığılmıştı. Etrafı içki şişeleri ile doluydu. Elinde bir şişe tutuyordu. Göz kapakları kapalı başı geriye yatıktı. Korkuyla içime bir nefes çektim. Çektiğim nefes ciğerlerimi alaşağı ediyordu. Babamı daha önce hiç bu halde görmemiştim. Babamı görmezdim ki ben zaten. Kendini göstermezdi bana. Ya da beni görmek istemezdi. Ama daha önce hiç böyle görmemiştim. Buna emindim.

Etraf batmış durumdaydı. Karşıdaki duvarda izler ve hemen altında cam kırıklıkları vardı. Burada ne olmuştu?

“Baba, İyi misin?” Adımlarım daha da yavaşlayarak ona ilerlediğinde ne yapacağımı şaşırmıştım. Yanına gitmekten korkuyordum. Ama burada bırakıp gidemezdim de.

“Git buradan.” Sakin cevabı karşısında kaşlarım çatıldı.

“Hayır, baba iyi misin?” Korkuyla solumaya devam ediyordum. Onu böyle bırakıp gitmezdim. Bir şeyler olmuştu.

“Sana git buradan dedim!” Sesi bir öncekine göre daha yüksek çıkmıştı. Gözlerimden yaşlar firar ederken kendimi tutamıyordum. Onun karşısında bu kadar zayıf düşmemeliydim. Hızla gözyaşlarımı sildim ve ısrarla tekrar sordum.

“Baba bir şey olmuş. Sen iyi misin, neler oluyor!”

Bu sefer baştaki sakinliğinden eser yoktu. Hızla koltuktan kalktı ve elindeki şişeyi duvara fırlattı. Kırılan şişenin sesi kulağımda yankılanırken adımlarım geriye gitmişti. Bu sefer yanıma gelmeye başladı. Yalpalıyordu. Ona bir şey mi olmuştu?

“Git buradan dedim sana! Laftan anlamaz mısın sen? Ne biçim bir beynin var, defol git dememden anlamıyorsun!” Hiddetle bağırırken üzerime yürümeye devam ediyordu. Ne yapacağımı şaşırmış, kitlenmiş bir halde onu dinliyordum. Masadan eğilerek bir şey aldı. Bu, bu bıçaktı. Bıçağı sıkıca kavrayarak üzerime yürümeye devam ederken adımlarım yavaş yavaş geri gitti. Dizlerimi hissedemiyordum. Ayakta durmakta zorlanıyordum. Bana, bana bıçakla yaklaşıyordu. Beni…

Dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettiğimde yerde çırpınarak geri gitmeyi başardım. Sırtımın duvarın soğukluğuna dayanmasıyla bakışlarım babamın elindeki bıçağa kitlenmişti. Sinirle haykırıp küfürler etmeye devam ediyordu. Onu duymakta bile zorlanıyordum. Tek odağım elindeki bıçaktaydı. Hızla o da yere çöküp üzerime geldiğinde bıçağın soğuk yüzeyini boynumda hissetmeye başladım. Korkuyordum. Onun nefretinden korkuyordum. O benim yüzüme bir kere bile bakmamışken ondan sevgi bekleyen ben, onun benden nefret etme gerçeğinden nefret ediyordum. Benden neden nefret ediyordu ki?

Kulağım arkada çalan bir telefon sesi seçti. Acaba hayal mi kurmaya başlamıştım. Gözlerimi kapadım ve kendimi teslim etmeye karar verdim. Onun nefretiyle yaşamaktansa ölmek daha iyiydi belki. Beni öldürmeliydi. Kendimi tutamadım ve gözlerimden yaşlar firar etti. Daha birkaç dakika önce kendimi en şanslı kişiymiş gibi hissederken şu an neden her şey daha farklıydı. En güzel günü yaşadığımı düşünürken her şey birkaç saniyede değişmişti. Boğazımdaki soğukluk bir anda yok olduğunda şaşkınlıkla gözlerimi araladım. Babam aniden doğruldu ve elindeki bıçağı masaya fırlattı. Elleri başını kavradı. Hiddetle saçlarını karıştırdıktan sonra sinirle koltuğun üstünde çalan telefonunu alarak odadan çıktı.

Ben çökmüş olduğum yerden kalkamıyordum. Beni öldürecekti. Benden nefret ediyordu. Nedendi ki? Yaşlarım durmak bilmiyordu. Bacaklarımı kendime çektim ve kollarımı onlara doladım. Kafam öne düştüğünde ağlamaya devam ediyordum. Yerimde sinmiş hareket edemiyordum. Berbat hissediyordum. Oradan kalkamadım. Günün aydığını gördüğümde bile oradaydım. O gece ilk defa kendim hakkında, hayatım hakkında umutlarımı yeşerttiğim gündü. Ardından saatler geçmeden o yeşeren umutları söken kişi de babamdı. Haklıydı. Umut etmek benim neyimeydi. Doğduğum lanetle yaşamak benim kaderimdi.

Annemle babam hep kavga ederlerdi. Sorunları vardı. Birkaç yıl önce Annemi kaybetmiştim. Keşke yanımda olsaydı da her şeyi bırakıp gitseydik. O ölmeseydi. Onunla birlikte her şey ölmüştü sanki.

Ben Elif Ekinci. Şimdiki Elif ile küçük Elif arasında çok fark vardı. Keşke küçük Elifin masumluğuna hala sahip olabilseydim. Artık istesem de olmazdı çünkü ben tüm geçmiş yıllardan nasibimi almıştım. Zaman geriye dönmez, yaşanılanlar değişmezdi. Her insan kendi kaderinden kendi nasibini alırdı.

&

Şehrin günbatımındaki o muhteşem manzara etrafımı sarmıştı. Gökyüzünün birbirine girmiş kızıl ve sarıları otobüsün camından yansıyarak gözlerimi kamaştırıyordu. Büyüleyici manzara insanın tüm yaşamını, benliğini, acılarını, sevinçlerini unutturuyordu sanki. Kendimi insan gibi hissetmediğim anlardan biriydi. Kulağa ilginç geliyor evet ama bir insanın kendine yansıyan ışınların büyüsüyle bu kadar kendinden geçmesi bana mantıklı gelmiyordu.

Ya da belki de her şeyin büyüsüne kapılan insan için bu da bir aldatmacaydı. Neticede gördüklerine anlam katan insanın doğasıdır. Bir köpek bu manzarayı gördüğünde büyüsüne kapılıyor muydu acaba? Başka bir açıdan bakıldığında onu sevip ona yüz verdiğinizde şımaran bir köpek neden bu büyüyü hissetmesindi ki?

Evrenin sırlarını düşünmek bana kalmamıştı. Düşünmek hiçbir açıdan mantık doğurmuyordu. Gerçi her şeyi küçücük detayına kadar düşünüp teoriler üreten beynim için bu pek bir şey ifade etmiyordu.

Otobüs pek kalabalık değildi. Okul çıkışı sahilde biraz yürümek avantaj sağlamıştı. Gençlerin kalabalığından kurtulmuştum. Telefonum titrediğinde bakışlarımı gökyüzünden çektim ve aramayı yanıtladım. Arayan Ecrindi.

“Canımın içi, ne yapıyorsun?” Gülümsedim. Bana böyle seslenmesi hoşuma gidiyordu.

“Otobüsteyim eve geçeceğim. Senden ne haber?”

“Mükemmelim canım. Akşam bir işin var mı onu söyle sen bana.” Sorusuyla hafifçe doğruldum. Proje sunumlarımı yeni bitirmiştim. Yani önceki gecelerdeki gibi deli divane çalışmamı gerektirecek bir dersim yoktu. Onlarda yine bir film gecesi yapmak için soruyor olmalıydı. Bizde gelenekti bu fakat birkaç gündür yoğun olduğum için bir türlü buluşmaya fırsat bulamamıştık.

“Yok. Film gecesi yapacaksak birkaç bir şey alayım ben.”

“Ne filmi kız boş ver filmi seni partiye götüreceğim.” Kaşlarım şaşkınlıkla çatıldı.

“Parti nereden çıktı kız, ne partisi?”

“On ikiler parti düzenlemiş bu akşama.”

“Biz ne zaman on iki olduk da benim haberim yok canım?”

“Ya abim gidiyorsa ben de gideceğim. Ben olmadan hiçbir yere gidemez o sırık!”

“Koca adama sırık dedin ya, bu laflarını duysa karşısına çıkabilir misin acaba canım?” Gözümün önüne Ertuğ abinin -Ecrinin abisi- Ecrini sinirle kovaladığı canlanınca kıkırtımı tutamadım. Bu deli, Ertuğ abinin yanında kediye dönmüyormuş gibi böyle laflar etmesi gerçekten ona denecek laf bıraktırmıyordu.

“Kızım nasıl gireceğiz içeriye? Hem abin hayatta götürmez bizi o ortama, bilmiyor musun sanki.”

“Çok şaşıracaksın ama götüreceğini kendi ağzıyla söyledi canım, yani biz de gidiyoruz.” Arkadan vatan gülüşüyle gururlandığını tahmin edebiliyordum. Sesine yansıtıyordu.

“Kim bilir ne ile tehdit ettin de adamı, ikna oldu!”

“Şşş aa alınacağım bak sana, ben öyle şey yapar mıyım hiç?” Arkadan kötü kadın gülüşü yapmaya çalıştığının kanıtı olan hırıltıları duyunca kafamı iki yana salladım. Bu kız gerçekten uslanmazdı.

“Tamam hadi götürecek diyelim, oradakiler alacaklar mı bizi içeriye sanki.”

“Ya ne karamsar kızsın sen, küçülttün de küçülttün bizi gözünde. Ne kadar küçüğüz sanki bir yaş fark var aramızda onlardan. Bir makyaja bakar az büyük durmak. Gerçi o kıtların makyajsız bile çakacağını düşünmüyorum ama, hadi neyse.”

“Peki tamam, kaçta çıkıyoruz onu söyle.”

“İnanamıyorum şuan, ciddi misin sen? Allah’ım bu bir rüya olmalı sonunda seni ikna edebildik, kesin bu bir rüya cimciklesin biri beni inanmıyorum ben!”

“Abartma ya, bak vazgeçerim şimdi görürsün rüya mı gerçek mi! Hem tek mi bırakacağım seni oralarda?”

“Tamam tamam sustum bir tanem, hemen hazırlanıyorsun hatta direk bize gel bizde hazırlanırız. Öpüyorum seni, kapattım!”

Arama sonlandığında hafifçe gülümsedim. Deli kız, bir şey söylememe izin vermeden aramayı sonlandırmıştı.

&

Mekâna gelmiştik. Bedenimi saran elbiseyi düzelttim. Siyah tercih etmiştim. Üzerini saran simler elbisenin star parçasıydı. En azından Ecrine göre öyleydi. Elbise boynumu ve kollarımı tamamıyla sarıyordu. Dizkapağımın bir karış yukarısında bitiyordu. Sırtımdan belime kadar boylu boyunca uzanan bir dekoltesi vardı. Şimdilik onu üzerime geçirdiğim ceket gizliyordu. İpleri bileğime dolanmış siyah topukluların yürüdüğümde çıkardığı sese aşıktım. Sanırım topuklu denen şeye tamamıyla aşıktım. Onu giymek bana ayrı bir zevk veriyordu.

Bakışlarım Ecrine kaydı. Gerçekten yürüyen bir afetti. Onun da üzerinde dizlerinin üstünde biten simli bir elbise vardı. Fakat o renk olarak krem tercih etmişti. Elbisenin beyaz askıları sırtında bitiyordu. Kolları benim aksime açıktaydı. Sarı saçları elbisesinin üzerinde tam da oraya aitmiş gibi duruyordu. Boyumuz neredeyse aynıydı. Topuklular aramızdaki farkı çok açmamıştı.

Arkamızdan Ertuğ abi geliyordu. Topukluya rağmen boyuna gelememiştik. Heybetiyle arkamızdan takip ederken çoktan kapıya vardık. İçeri sorunsuz girdiğimizde oldukça kalabalık olduğu gözüme çarptı. Sesiyle bile hissettiriyordu. Ortamda loş bir hava vardı. Fakat etrafı saran gürültü hiç öyle hissettirmiyordu. Bir tarafta insanlar deli gibi dans ederlerken bir tarafta toplanmış oyun oynayanlar vardı. Bu büyük alanı bahçeye bağlayan cam kapılar açıktı. Dışarıda içeriye nazaran daha az insan vardı. Fakat oradakiler de pek sakin değildi. Deli gibi havuza atlayıp eğleniyor, dans ediyorlardı. Gerçi bu ortamda sakin kalmak pek makul değildi.

Arkadan Ertuğ abi uyarılarına devam ederken Ecrin çoktan kendini ritme kaptırmış beni de kolumdan çekerek dans edenlerin oraya doğru çekiştirmişti, fazla direnmedim ve ona ayak uydurdum. Ecrin çoktan kendinden geçmişçe dans ederken ortamın büyüsüne kapılmamak elde değildi. Vücudum benden bağımsızca deli gibi hareket ederken ellerim havada şarkının ritmini buluyordu. Şarkılar sırayla değişirken biz çoktan kendimizi tamamıyla kaptırmıştık. Sıcaklayıp ceketimi kenara bir yere bırakmıştım. Nereye bıraktığımı bile hatırlamıyordum.

Ecrin de ben de eğlenceden payımızı almıştık. Nefes nefese kaldığımda Ecrinin kolundan tutup etrafı hızla taradım. Zor olsa da Ertuğ abiyi görebildim ve oraya doğru ilerledim. Toplu oturanların yanındaydı. Bir gözü bizde olduğu için ona yaklaştığımızı fark etmesi uzun sürmedi. Ceketim onun yanındaydı. Ne ara ona vermiştim ya da ne ara bulmuştu hiçbir fikrim yoktu. Ecrinin sesiyle bakışlarım ona döndü.

“Allahım bayılacağım şimdi, çok yoruldum. Neden ayrıldık biz ki biraz daha oynasaydık. Ben doymadım!” Sesini duyabilmem için bağırıyordu. Ortamdaki ses fazlaydı.

“Bayılırdık valla az daha kalsaydık, biraz dinlen oynarsın!”

Geri dönmek için çabaladığında beni de çekiştirmeye çalıştı ama ona direndim. “Ya ne dinlenmesi, yok dinlenme falan. Bayılırsak da bir yakışıklı tutuverir fena mı olur yani, belki hayatımın aşkıyla tanışacağım nerden biliyorsun?”

“Burada mı gerçekten!”

“Ya şuan kaderime el atıyorsun ama hayatımın aşkını kaçırıyorum. Yazık bana!” Ağlamaklı sesiyle başımı iki yana salladım. Bu kız uslanmazdı.

“Abin gösterir şimdi sana hayatının aşkını!” Lafımla bu sefer direnmeyi bıraktı ve başını eğerek ilerlemeye devam etti.

Geldiğimizde Ecrin Ertuğ abinin yanına yığıldı. Lavaboya gitmem gerekiyordu.

“Lavabo nerede?!”

“Üst katta olması lazım. Dikkatli git!” Ertuğ abiden aldığım cevapla onu onaylayarak oradan ayrıldım. Girişin ötesinde gördüğüm merdivenlere doğru ilerledim ve bir üst kata çıktım. Burada da insanlar vardı fakat aşağısı kadar kalabalık değildi.Lavaboya girdiğimde işlerimi hallettim. Dans etmekten dağılmış saçlarımı düzelttim.

Aşağı geri indiğimde Ecrinlerin yanına doğru ilerledim. İçerisi gerçekten fazla boğucuydu. İçeri sarmış sigara kokusu bir süre sonra midemi bulandırmaya başladı. Ecrine seslendim.

“Bahçeye çıkacağım, geliyor musun?”

“Gelirim hayatım!” Yerinden şakıyarak kalktığında önden ilerledi. Ertuğ abi bana ceketimi uzattığında gülümseyerek aldım. Karşılık olarak göz kırptığında ben de Ecrinin peşine takıldım. Bahçeye çıktığımızda insanlardan uzak kenara doğru ilerledik.

“Bizde mi katılsak?” Havuzda eğlenenleri gösterince kaşlarımı çattım

“Uslu dur!” cevabım karşısında üstelemese de elinden oyuncağı alınmış bebek gibi içli içli havuza bakmaya devam ediyordu. Bu bakışlarına gülmemek elde değildi. Karan yanıma geldiğinde ona şaşırma fırsatı bulamadan yanımıza doğru yaklaşan üç kişi görmemle kaşlarım çatıldı.

Ecrinle yaslandığımız taşın ecrinden tarafında iki kişi durduğunda biri konuştu.

“Selam güzellikler, çakmağınız var mı?”

“Yok maalesef canım. Çakmak taşıyamayacak kadar ateşliyim zaten.” Ecrin flörtöz bir tavırla saçlarını geriye attırdı. Karan cebinden çıkardığı çakmağı soran kişiye doğru fırlattı ardından kollarını birbirine dolayarak yanıma yaslandı. Bakışlarını üzerimde hissediyordum.

Ecrinle yanındakiler bir konuşmaya girdiğinde meraktan deliriyordum. Karanı görmeyeli yıllar olmuştu. Buraya, doğduğu şehre geri döndüğünün duyumunu almıştım ama burada karşılaşmamızı beklemiyordum. Kulağımda bir nefes hissettim. Karan kulağıma yaklaştı ve fısıldadı. “Sizin on ikilerin olduğu bir partide ne işiniz var?” Sorusu hesap sorar gibi değil de şaşırmış gibiydi.

Bakışlarım ona doğru çıktığında inceledim. Boyu benden uzundu. Ona bakmak için kafamı geriye atmak durumunda kalmıştım. Saçları gecenin karanlığını andırmayacak siyahlıktaydı. Küçüklüğüne bakıla gerçekten değişmişti. Kendine has bir çekiciliği vardı. Gözleri değişik bir yoğunlukla bakıyordu. Sanki beni çözmeye çalışıyordu. Uzun süredir görüşmemiştik.

“Abinin yanına git ya da buradan ayrılma, başına da iş alma. Geliyorum ben.” Ecrine haber verdikten sonra Karanı da peşimden çekiştirerek uzak tarafa çektim. Burada insanlar yoktu. Bizi duymazlardı.

“Özlemedin mi?” Kollarını açmış kocaman gülümseyerek bana bakıyordu. Gülüşüne sıcaklıkla karşılık verdim. Hızla parmak uçlarımda yükselerek kollarımı boynuna doladım. O da karşılık olarak bana sarıldı.

O benim için özeldi. Çünkü çocukluğumun tek sırdaşı oydu. Üzüldüğümde, ağladığımda, kendimden nefret ettiğimde yanımda olan ve bana sarılan tek kişi oydu. Uzun zamandır görüşmüyorduk. Bunun aramıza bir bariyer çekmesi normaldi. Fakat döndüğünde bana sarılması uzun zaman sonra aslında buna ne kadar ihtiyacım olduğunu bana göstermişti. İçim sıcacık olmuştu.

Yavaşça geri çekildim. Bakışları gözlerimde daldığında orada oyalandı. Hafifçe öksürdükten sonra gözleri ceketime indi.

“Dışarısı soğuk neden giymedin?” Daha sorusuna cevap vermeye fırsat bırakmadan yaslandığı duvardan doğruldu. Kolumda tuttuğum ceketi aldı ve omuzlarımda sabitledi. İki yanımdan geçirdiği kollarıyla ceketin altına ilişmiş saçlarımı oradan çekerek ceketin dışına, arkaya bıraktı. Böyle davranması bana güvenli bir alan veriyordu. Benim bir abim yoktu. Oysa en büyük dileğimdi. Karanın küçük kız kardeşi gibi hissediyordum.

Düşüncelerden kurtulmamı sağlayan Karanın ceketin kol kısmını bana uzatmasıydı. Kolumu oradan geçirirken konuştum.

“Uzun zamandır yoktun.”

Kolumu geçirdikten sonra ceketi düzledi ve diğer koluma geçti. O sırada cevap verdi.

“Evet, yoktum.” Kolumu geçirirken kaşlarımı çattım ve konuşmaya devam ettim. “Anlatsana işte, ağızından laf mı alacağız!” Kaşlarımı çatmaya devam ederken yüzüme baktı. Gözlerinde değişik bir bakış vardı, çözmekte zorlanıyordum. Çatılı kaşlarıma baktı. Ardından dudağının köşesinde minik bir tebessüm oluştu. Bana cevap vermemeye yemin etmiş gibiydi.

“Mesela bunca zaman nerelerdeydin? Neler yaptın? Ne oldu da geri döndün?”

“Geri dönmese miydim?” Sorusunu sorduğu sırada ceketimin fermuarını çekerek işini tamamladı. Ardından arkasındaki duvara yaslandı.

“Ya ama ben ne diyorum sen ne anlıyorsun! Anlatsana ya!” Kızgınlıkla soluduğumda bakışlarındaki derinlik daha da artmıştı. Uzun yılların özlemini mi çekiyordu bilmiyordum ama biraz daha beni geçiştirmeye devam ederse tepesine tırmanıp onu dövecektim. Yapmadığım şey değildi.

Neden seni özlesin Elif? Sence o kadar değer taşıyor musun?

Bu lanet sesi bastırmayı denedim. Başka seçeneğim de yoktu. Karan konuşmaya karar vermiş olmalıydı ki ağzını araladı.

“Bir süreliğine buralardayım bücür. Arkanı kolla.” Sırıtarak göz kırptığında yumruğumu koluna geçirdim. Ona etki etmemişti. Etmezdi tabi. Bu bedene ne etki ederdi?

“Ben artık bücür değilim!” Sinirli bakışlarım ona hücum ediyordu. En azından sinirli gözükmesini umut ediyordum. Fakat ona ne yapsam etki göstermiyordu. Alayla gülümsedi ve cevap verdi.

“Hala öylesin.” Kaşlarım daha da çatıldı.

“Tamam değilsin çatma şu kaşlarını!” Zafer edasıyla gülümseyerek zıpladım. “Tabi ki değilim!”

“Yeni dostunla tanıştım. Gerçekten kafa birine benziyor.” Konuşmasıyla gözlerim kısıldı. Kimden bahsediyordu? Anlam verememiş bakışlarımı fark etmiş olmalıydı ki devam etti.

“Ertuğ’dan bahsediyorum.” Bakışlarım aydınlandığında minik bir mırıltı çıkardım.

“Ecrinin abisi mi?”

“Yanındaki Ecrin miydi?” Sorusunu başımı sallayarak onayladım.

“Saçlarının rengini açtırdı. Ondan tanımamış olabilirsin.” Biz tanıştığımızda çok küçüktük. Okuma yazmamız bile yoktu o zamanlar. En azından benim yoktu. Annemin iş yerine gittiğim zamanlar olurdu. Onlardan birinde tanışmıştık. Sonrasında nasıl geliştiğini hatırlamıyordum ama bir şekilde beraber vakit geçirmeye başlamıştık. Sonrasında o gitmişti. Küçüktüm o zamanlar. Neden nereye gittiğini bilmiyordum. Annemin söylediği tek şey Karanın gittiğiydi. Çok sonralarında sosyal medyada rastlamıştım ona. Onun olduğunu nasıl anladığımı da hatırlamıyordum ama birkaç kere mesajlaşmış lığımız olmuştu. Ondan sonrasında Ecrinle yakınlaşmıştım ben. Her ne kadar çocukluk arkadaşım olsa da ondan önce Karan geliyordu. Haliyle Ecrin Karanı tanımıyordu. Karan da sosyal medyadaki eski fotoğraflardan gördüğü kadar biliyordu.

“Her neyse.” Meraklı bakışları yüzümde dolaştı. “Sen de durumlar ne? İyi misin?”

Annemin durum kastettiğini anladım. Fakat konuşmak istemedim. Küçükken ona anlatıp rahatlıyor olabilirdim ama büyümüştüm. Nasıl o yokken büyümeyi başarmışsam bundan sonra da öyle devam edecekti. Nasıl bir çukurda olduğumu görmesine gerek yoktu. Bunu istemiyordum. O benim geçmişimden biriydi. Ne kadar onu sevsem de eski bağlılığımı duymakta zorlanıyordum. Bu olur muydu bilmiyordum. Dönüşüne alışmam gerekiyordu.

Rahatça omuzumu silktim. “Normal.” Bir kaşı havalandı. “Öyle mi dersin?”

“Öyle derim.” Hızla cevapladım. Kaşlarım çatılmıştı. Üstelemesine gerek yoktu.

Bakışları tekrardan çatılı kaşlarımda oyalandı.

“Kaşlarını çok çatıyorsun, az gevşe çatık çatık gezme!” Daha da sinirle kaşlarımı çattığımda bu sefer o da kaşlarını çattı. “Bilerek mi yapıyorsun?”

“Evet, hoşuma gidiyor.” Zafer edasıyla gülümsüyordum. Bakışları gülüşüme kaydı ardından doğruldu.

“Dikkat et kendine, sonra tekrar görüşürüz.” Birkaç adım attıktan sonra bana döndü. “Bücür!” Gülüşünü duyabiliyordum. Gıcık, bilerek yapıyordu. Yapabildiğim tek şey arkasından bağırmaktı.

“Ben bücür değilim!”

&

“Kızım! Elinden tutup çekmeler, o nasıl bir andı hala inanamıyorum. Ne yaptınız, ne yaptınız? Her şeyi tüm detaylarla bekliyorum.”

Ecrinlere gelmiştik. Çoktan üzerimizi değiştirmiştik. Ben ondaki pijamalardan birini giymiştim. Üzerinde koala vardı ve çok tatlıydı. Bizim binalar arka arkaya olduğu için birbirimizin evinde takılabiliyorduk. Onlarda kaldığım günler oluyordu.

“İki dakika benden ayrı kaldınız! Yine ne işler çevirdiniz?” Ertuğ abinin sorusuyla Ecrin ayaklandı. Ortamıza dikildi. Rollene rollene konuştu.

“Ya abicim ne işi olacak hayırlı bir iş inşallah!” heyecanla kıkırdayıp bana göz kırptığında sinirle kaşlarımı çattım. Yanımdaki yastığı kavradığım gibi kafasına hedef aldım. Alışmış bir edayla yastıktan sıyrıldı ve konuşmaya devam etti.

“Ya kızım çocuğun sana bir bakışı var…” Kafasını yukarı kaldırıp gözlerini kapattı. Ardından daha da heyecanla döndü. “Ayrıca kaç aydır yanında ne erkek görüyoruz ne de biriyle konuşuyorsun, ne var yani? Haliyle tabi heyecanlanacağım!”

“Düğünümüz vaaar!” Etrafta seke seke zıplarken bu sefer profesyonelce ilerleyip arkasından üzerine atladım ve yere yığıldık. Elimle ağzını kapattığımda konuşmaya devam ediyordu fakat bir boğuk sesten farkı yoktu.

“Yine başladın ama ha!” Sitemim karşısında hakaret etmişim gibi gözünü belertti ve elimden kurtuldu. Hızla ayağa kalktığında kollarını iki yana açtı. “Yeni başlıyor hayatım, bir aşkın külleri doğuyor!”

Diyecek bir söz bulamıyordum. Bir fırsat bulup intikamımı alacaktım. Bu iş burada bitmezdi.

Ertuğ abi elinde kahvelerle geldiğinde koltuğa geçip kendi kahvemi aldım. “Olayın aslını öğrenelim bakalım.” Ertuğ abi de neler olduğunu merak ediyordu. İkisi de oturduklarında cevapladım.

“Gördüğü kişi Karandı. Sende yeni tanışmışsın galiba Ertuğ abi.” Ertuğ abi kaşlarını çattı. “Siz nereden tanışıyorsunuz?”

“O benim çocukluktan tanıdığım biri. Abim gibi.”

Ecrin meraklı bakışlarını bana dikti. “Abi nedir kızım allah aşkına! Öyle abi mi olur? Yeme beni!”

“Ecrin!” Bu sefer sinirli bakışlarımı ona yönelttim. Haddini aşıyordu. Durması gereken yeri bilmeliydi. Hayatımdaki kişinin bendeki yerinin farkında olmayacak kadar deli değildim.

“Ya ben sizin bakışlarınızı gördüm, bakışlarınızı? Hadi abimi kandırırsın beni kandıramazsın. Benden kaçmaz kızım.”

“Ertuğ abi, Ecrin bu aralar seni fazla mı küçümsemeye başladı yoksa bana mı öyle geliyor?”

“Sana öyle gelse iyi olur yoksa onun benden çekeceği var!”

“Bak nasıl da konuyu saptırıyor.” Bağdaş kurdu ve bana döndü.

“Tamam canımın içi ciddi konuşacağım senle. Sence de yeni kişileri tanımanın vakti gelmedi mi? Neden etrafındaki herkesi kendinden uzak tutmaya çalışıyorsun? Bu zamana kadar etrafında ne yakışıklılar belirdi de sen iteledin farkında mısın bunun? Emre den sonra kimseyi yaklaştırmadın yanına. Güvenin kırıldı biliyorum ama yapma bunu kendine. Hala ona bir şeyler hissediyor olamazsın.”

Bakışları yüzümde dolaştı.

“O şimdi sana geri dönse ona üçüncü bir şans verecek misin?”

Tam ağzımı açacaktım ki izin vermedi.

“Birincisinde seni tek başına bırakıp çekip gitti. Sonra yüzsüz gibi tekrar döndü sana konuşmaya çalıştı. Sen aşkından öyle kördün ki yaptığı onca hataya rağmen gömdün içine hiçbir şey yokmuş gibi şans verdin ona. Sen kördün, o ise fırsatçı. Bu sefer başka bir kız için seni terk etti. Çok zor biliyorum. Birine gerçekten güvenmişken kazık yediğini biliyorum ama hayattaki her şey iyi olmak zorunda değil. Bazı şeyler kötü de olsa sana bilinç kazandırır. Bunun zaten sen farkındasın. Buna rağmen tekrar dönse affeder misin onu? O senin gibi masum nahif bir kızı hak etmiyor. Kendi değerinin farkına var bir tanem. Kendine böyle gereksiz insanlar yüzünden zarar verme.”

Sadece dinledim. Bunlar bildiğim şeylerdi. Aradan geçmiş onca aydan sonra bunların farkına varacak sürem çoktu. Yanıma birini istemediğim doğruydu. Çünkü güvenmiyordum. Bana inanç aşılayıp sonra o inancı bir avuç küle dönüştüren sadece Emre değildi ki. Babam bana yıllar önce her şey düzelecek, her şeyi düzelteceğim dediğinde ona inanmıştım. Eskisi gibi mutlu olacağız dediğinde ona inanmıştım. Bana uzun zaman sonra ilk defa sarıldığında ona gerçekten inanmıştım. Oysa tek yaptığı küçüğüm diye beni avutmaktan başka bir şey değilmiş.

Oysa hepsi aldatmacadan ibaretmiş. Bana ihanet bıçağını saplayan tek kişi Emre değildi, ailemdi de aynı zamanda, babamdı. Güvenemiyordum. Hayatıma bir gün giren insanın ertesi gün de orada olacağının garantisi yoktu. Bu beni korkutuyordu.

“Zaten tekrar döndü Ecrin. Eğer gerçekten kendime saygım olmasaydı şu an ona üçüncü şansı da veriyor olacaktım. Ya da belki de üçüncü kez kandırılıyor olacaktım.”

“Ne!” Ecrin yüzüme şokla baktığında başka söylenecek bir şey yoktu. Sadece başımı sallamakla yetindim. Biraz dinlensem iyi olacaktım.

Kendini kandırmayı kes. Bu zamana kadar iyi olmayı becerebildin mi?

Bunu becermiş olsaydım şu anda yorgun olmazdım.

Odadan çıkarken duyduğum son ses Ertuğ abinin sesiydi.

“Onun üzerine fazla gidiyorsun. Biraz rahat bırak. Hazır hissettiğinde en iyisini bulacaktır.”

Hazır hissetmeyi becerebilecek misin?