Bölüm 1 Kan Lekesi
Nova koşuyordu.
Nefesi düzensizdi, kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi. Sokak lambalarının soluk ışığı, asfaltın üstüne düşen uzun gölgeler yaratıyordu. Her adımı, arkasından bir şeyin geldiği hissini daha da güçlendiriyordu.
“Saçmalama, Nova… sadece yürüyen biri,” diye fısıldadı kendi kendine.
Ama ayak sesleri ona ait değildi.
Daha hızlı yürümeye başladı. Telefonunu çıkardı, Berfin’i aradı.
— “Alo?”
— “Berfin, biri beni takip ediyor olabilir… Şaka yapmıyorum.”
— “Neredesin?”
— “Eve dönüyordum. Şu arka sokaktayım.”
— “Sakin ol, ışıkların olduğu yere çık. Eğer yaklaşırsa bağır.”
Nova telefonu kapattı. Sokak daralıyordu. Arkasındaki adım sesleri netleşmişti. Hızlandı. Adam da hızlandı.
O an beyninde tek bir düşünce vardı: kaçmak.
Ama köşeyi döndüğünde yol kapalıydı. İnşaat alanı. Geri dönmek zorundaydı.
Arkasındaki adam çok yakındı artık.
“Hey! Dur bir dakika,” dedi adam.
Nova çantasına uzandı. Anahtarları, telefon, sonra… küçük bıçak. Şafak’ın verdiği, “yanında bulunsun, olur ya” dediği bıçak.
Adam bir adım daha attı.
Nova’nın elleri titriyordu.
“Ben sadece—” dedi adam.
Ama Nova duymadı.
Korku, mantığını boğmuştu.
Bir anlık refleksle bıçağı savurdu.
Adamın gözleri büyüdü.
Geri çekildi.
Sonra dizlerinin üzerine çöktü.
Nova bıçağın elinden düştüğünü bile fark etmedi. Sokakta sadece nefes sesi ve adamın boğuk inlemesi vardı.
Sonra çığlık attı.
Berfin, Yağız, Şafak ve Ayser olay yerine geldiklerinde polis sirenleri uzaktan duyuluyordu.
Adam hayattaydı ama ağır yaralıydı.
Şafak, Nova’nın gözlerine baktı.
“Burada kalamazsın,” dedi.
Nova titreyerek, “Ben… öldürdüm mü?” diye fısıldadı.
“Hayır. Ama hayatın… bitti sayılır. Eğer burada kalırsan.”
Yağız dişlerini sıktı.
“Amerika’ya gitme planı vardı ya… şimdi gerçek oldu.”
Ayser, Nova’nın omzuna elini koydu.
“Bu bir yanlış adımdı. Ama seni bırakmayacağız.”
Nova sokaktaki kan lekesine son kez baktı.
O leke sadece adamın değil, kendi hayatının da kırıldığı yerdi.
Ve kaçmaya karar verdi.
-saat gece 3:30
Berfin’in evi sessizdi.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti ama kimsenin uyumaya niyeti yoktu.
Nova banyoda, lavabonun önünde duruyordu. Aynaya bakamıyordu.
Ellerini yıkıyordu ama elleri titriyordu.
Üstündeki mont, tişört, pantolon… hepsi koyu lekelerle kaplıydı.
“Çıkar onları,” dedi Berfin kapıdan. Sesi sakin ama sertti.
“Böyle kalamaz.”
Nova montunu çıkardı. Sonra tişörtünü.
Kumaşın üstündeki koyu lekeler ışıkta daha belirgin görünüyordu.
Nefesi sıklaştı.
“Ben… ben onu öldürmedim değil mi?” dedi.
Berfin bir an durdu.
“Hayır. Ama bunu kimseye anlatamayız.”
Şafak mutfakta sigara yakmıştı.
Yağız koltukta oturuyor, boşluğa bakıyordu.
Ayser camdan dışarı bakıyordu, sanki polis sireni duyacakmış gibi.
“Polisler soruşturma açar,” dedi Yağız.
“Nova'nın suçu yoka ama...siktir. Kamera kayıtları vardır heralde orda.”
Şafak dişlerini sıktı.
“Bu yüzden gidiyoruz.”
Banyoda Nova kıyafetleri lavaboya attı.
Berfin çamaşır suyunu döktü. Köpükler yükseldi.
“Bunları yakmak lazım,” dedi fısıldayarak.
“Çöp poşetine koyarsak bulunabilir.”
Nova duvara yaslandı.
Başını ellerinin arasına aldı.
“Ben kötü biri miyim?” dedi.
Berfin yaklaştı, omzuna dokundu.
“Hayır. Korkmuş bir insansın. O kadar.”
Ama Nova, Berfin’in gözlerinde bile korku gördüğünü fark etti.
Şafak banyoya geldi.
Kıyafetlere baktı.
“Sabah çöpe atmayacağız,” dedi.
“Şehir dışına çıkınca hallederiz.”
Nova başını salladı.
Artık konuşacak gücü yoktu.
Sonra salona geçtiler.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece duvar saatinin tik tak sesi vardı.
Yağız sessizliği bozdu:
“Amerika planı… gerçek oldu yani.”
Ayser acı bir şekilde gülümsedi.
“Kaçmak zorundayız. Yoksa Nova biter.”
Nova koltukta dizlerini karnına çekti.
O an ilk kez gerçekten anladı:
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Ve bu sadece başlangıçtı.
Berfin’in odasında yerde açık bavullar duruyordu.
Yağız, Nova’nın kıyafetlerini katlıyor, Berfin ise sessizce içine yerleştiriyordu.
“Çok şey alma,” dedi Berfin.
“Gereksiz dikkat çeker.”
Yağız başını salladı.
“Orada yeni hayat başlayacak zaten.”
Şafak salonda dizüstü bilgisayarın başındaydı.
Kart bilgilerini girerken eli titriyordu.
Uçuş: İstanbul → Los Angeles.
En yakın tarih: yarın.
“Bu iş geri dönüşü olmayan bir şey,” dedi Ayser.
“Bilet alınca gerçekten kaçmış oluyoruz.”
Şafak duraksadı.
Sonra “Satın al” tuşuna bastı.
Nova odanın ortasında yere oturmuştu.
Sırtını yatağa dayamış, dizlerini karnına çekmişti.
Gözleri boşluğa sabitlenmişti.
Berfin ona seslendi ama Nova duymadı.
Kafasının içinde aynı cümle dönüp duruyordu:
“Ben sadece—”
Adamın sesi, sanki odadaymış gibi netti.
Sanki tekrar tekrar konuşuyordu.
“Ben sadece—”
Nova’nın kalbi hızlandı.
Ellerini kulaklarına götürdü ama ses gitmedi.
“Ya gerçekten bir şey diyecektiyse?” diye fısıldadı.
“Ya yardım istemek için gelmişse?”
Gözleri doldu ama ağlayamadı.
Sanki duyguları donmuştu.
Berfin yanına çöktü.
“Nova. Biletler alındı.”
Nova başını yavaşça çevirdi.
“Kaçıyoruz yani.”
“Evet.”
Nova yere baktı.
“Ben korktum sadece. Ama korku… insanı canavara dönüştürür mü?”
Berfin cevap veremedi.
Yağız kapıdan baktı.
“Bavullar hazır. Pasaportlar yanımda.”
Ayser derin bir nefes aldı.
“Yarın gece gidiyoruz.”
Nova tekrar boşluğa baktı.
Artık odada kimse yokmuş gibi hissediyordu.
Sanki dünya durmuştu ama onun kafası durmuyordu.
Adamın yüzü gözlerinin önüne geliyordu.
Geri çekilişi.
Gözlerindeki şaşkınlık.
“Ben sadece—”
Cümle tamamlanmıyordu.
Ve Nova bunu hayatı boyunca merak edecekti.
Şafak ışıkları kapattı.
“Uyumaya çalış,” dedi.
Ama Nova biliyordu:
O gece uyuyamayacaktı.
Çünkü bir insanın son sözünü kesmişti.
Ve şimdi o sessizlikle yaşamak zorundaydı.
Oda karanlıktı.
Sadece sokak lambasından süzülen soluk bir ışık duvara vuruyordu.
Nova uyumuştu.
Ama zihni uyanıktı.
Sokaktaydı yine.
Aynı dar sokak.
Aynı sarı ışıklar.
Ama bu sefer kaçmıyordu.
Adam karşısındaydı.
Hiç yara almamıştı.
Sessizce Nova’ya bakıyordu.
“Ben sadece—” dedi.
Bu sefer cümleyi tamamladı:
“—yardım istemek için gelmiştim.”
Nova geri adım attı.
“Hayır… sen… beni takip ediyordun.”
Adam başını salladı.
“Hayır. Sen beni takip ettiğini sandın.”
Sokak lambaları birer birer söndü.
Karanlık çöktü.
Adam yaklaştı.
Nova hareket edemedi.
Ayakları yere yapışmış gibiydi.
“Kaçtın,” dedi adam sakin bir sesle.
“Beni değil. Kendini bıraktın burada.”
Adamın yüzü bir anda değişti.
Gözleri karardı, sesi yankılandı.
“Yanlış bir adım attın.”
Nova çığlık atmak istedi ama sesi çıkmadı.
Adam elini uzattı, Nova’nın göğsüne dokundu.
Ve sokak, kan rengine döndü.
Nova yatakta sıçrayarak uyandı.
Nefesi hızlıydı.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Yastığı terlemişti.
“Rüya… sadece rüya,” diye fısıldadı.
Ama adamın sesi hâlâ kulaklarındaydı.
“Yanlış bir adım attın.”
Kapı aralandı.
Berfin içeri baktı.
“Bağırdın,” dedi fısıltıyla.
“Kabus mu?”
Nova başını salladı.
Gözleri tavana dikiliydi.
“Beni affetmeyecek,” dedi.
“Ben kendimi affetmeyeceğim.”
Berfin yanına oturdu.
“Hayatta bazı şeylerin telafisi yok. Ama yaşamaya devam etmek zorundasın.”
Nova sessiz kaldı.
Dışarıda şehir uyuyordu.
Ama Nova için gece yeni başlıyordu.
Çünkü kabus bitmişti…
Ama gerçek kabus henüz başlamamıştı.
-Bölüm 2-
Geri dönüş yok Nova
Sabah çok erken geldi.
Aslında kimse uyumamıştı ama saat ilerlemişti.
Güneş henüz doğmamıştı.
Şehir griydi, sokaklar sessizdi.
Berfin’in evinde valizler kapının önünde duruyordu.
Yağız pasaportları kontrol ediyordu.
Ayser sessizce kahve yapıyordu.
Şafak telefonunda uçuş bilgilerine bakıyordu.
Nova ise kanepenin ucunda oturuyordu.
Dizlerini karnına çekmiş, boşluğa bakıyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu Berfin.
Nova cevap vermedi.
Yağız onun önüne eğildi.
“Nova, bak… uçağı kaçırırsak her şey biter. Kendine gel.”
Nova yavaşça başını kaldırdı.
Gözleri yorgundu.
Ama asıl yorgunluk bedeninde değil, zihnindeydi.
“Hazırım,” dedi.
Ama sesi inandırıcı değildi.
Arabaya bindiklerinde şehir hâlâ uykudaydı.
Camdan dışarı baktı.
Her şey normal görünüyordu.
Ama onun için dünya ikiye bölünmüştü:
O geceden önce ve o geceden sonra.
Şafak direksiyondaydı.
“Polisler henüz arama çıkarmamış olabilir,” dedi.
“Biz daha ifaden bile alınmadan gidiyoruz.”
Ayser arka koltuktan konuştu.
“Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum.”
Nova’nın telefonu titreşti.
Ekrana bakmadı.
Kafasında tek bir sahne vardı:
Adamın yüzü.
Sesi.
“Ben sadece—”
Nova camı açtı.
Soğuk hava yüzüne çarptı.
Nefes aldı.
“Bunu yapmam gerekiyordu,” dedi kendi kendine.
Ama cümle yarım kaldı.
Havaalanı uzaktan görünmeye başladığında kalbi hızlandı.
Binalar, pist ışıkları, devasa terminal…
Hepsi ona başka bir dünyaya açılan kapı gibi geldi.
Berfin elini onun dizine koydu.
“Buradan sonra geri dönüş yok.”
Nova başını salladı.
“Zaten geri dönebileceğim bir yer kalmadı.”
Araba terminalin önünde durdu.
Kapıyı açtığında soğuk sabah havası yüzüne vurdu.
Valizini aldı.
Terminale doğru yürüdü.
Her adım, geçmişten uzaklaşıyordu.
Ama suçluluk onunla birlikte geliyordu.
Ve Nova, bunun daha başlangıç olduğunu biliyordu.
Terminalin içi beklediğinden daha kalabalıktı.
Metal dedektörlerinin bip sesleri, anonslar, valiz tekerleklerinin sesi…
Hepsi üst üste biniyordu.
Nova’nın başı dönmeye başladı.
“Derin nefes al,” dedi Berfin.
“Bak, sadece yürüyoruz.”
Ama Nova’nın gözü kontrol noktasına takılmıştı.
İki polis.
Üniformalı.
Ciddi bakışlı.
Kalbi hızlandı.
Sıraya girdiler.
Yağız arkasında duruyordu.
Şafak birkaç adım öndeydi.
Nova’nın elleri terledi.
Avuçlarını montuna silmek istedi ama titriyordu.
Kafasının içinde tek bir düşünce vardı:
“Beni tanıyorlar mı?”
Sıradaki adam pasaportunu verdi.
Polis uzun uzun baktı.
Bilgisayara bir şey yazdı.
Sonra başını salladı ve geçirdi.
Nova’nın nefesi kesildi.
“Ben yapamayacağım,” diye fısıldadı.
“Beni tutuklayacaklar.”
Berfin kulağına eğildi.
“Bak bana. Şu an hiçbir şey bilmiyorlar. Sen sadece sıradan bir yolcusun.”
Ama Nova bunu hissedemiyordu.
Sıra ona geldi.
Pasaportunu uzattı.
Ellerinin titremesini gizleyemedi.
Polis yüzüne baktı.
Sonra ekrana baktı.
Sonra tekrar yüzüne.
O birkaç saniye Nova’ya saatler gibi geldi.
Kalbi kulaklarında atıyordu.
Nefes alamıyormuş gibi hissetti.
Göğsü sıkıştı.
Etrafındaki sesler boğuklaştı.
İnsanlar uzaklaşmış gibiydi.
“İyi misiniz?” diye sordu polis.
Nova cevap veremedi.
Berfin hemen araya girdi.
“Uçak korkusu var, panik oluyor. İlk defa yurtdışına çıkıyor.”
Polis bir an daha baktı.
Sonra pasaportu uzattı.
“Geçebilirsiniz.”
Nova metal dedektöründen geçtiğinde dizleri titriyordu.
Banklardan birine oturdu.
Nefes nefese kalmıştı.
Ellerini dizlerine koydu.
“Bitti,” dedi fısıldayarak.
“Bitti sanırım.”
Şafak yanına oturdu.
“Bu daha başlangıç. Ama başardın.”
Nova etrafına baktı.
İnsanlar gülüyor, kahve içiyor, tatil konuşuyordu.
Kimse onun içinde kopan fırtınayı bilmiyordu.
Bir an düşündü:
Belki de en korkutucu şey buydu.
Herkesin normal devam etmesi.
Anons sesi yükseldi:
“Los Angeles uçuşu için yolcularımızın kapıya yönelmesini rica ederiz.”
Nova ayağa kalktı.
Her adımda korku biraz daha geride kalıyordu.
Ama vicdanı onunla birlikte yürüyordu.
Kapıya doğru yürürlerken Nova’nın adımları yavaştı.
Anons tekrarlandı. Son çağrı.
Yağız bileti okuttu.
Berfin arkasından geçti.
Şafak en son Nova’ya baktı.
“Şimdi geri dönersen kimse seni suçlamaz,” dedi alçak sesle.
Nova başını iki yana salladı.
“Zaten dönsem de aynı kişi olmayacağım.”
Bileti okuttu.
Turnike bipledi.
Geçti.
Uçağın kapısında hostes gülümsedi.
“İyi yolculuklar.”
Nova o gülümsemeye kısa bir an takıldı.
Hayatında hiçbir şey olmamış gibi davranabilen insanların rahatlığına şaşırdı.
Belki de olması gereken buydu.
Koltuklar yan yana değildi.
Şafak koridor tarafında, Berfin orta sırada, Nova pencere kenarındaydı.
Yağız ve Ayser birkaç sıra arkadaydı.
Nova kemerini takarken parmakları yine titredi.
Uçak pistte ilerlemeye başladı.
Motor sesi arttı.
Göğsünde baskı hissetti.
Camdan dışarı baktı.
Terminal binası yavaşça geride kalıyordu.
Türkiye, küçülüyordu.
“Bu kadar mıydı?” diye düşündü.
Bir insanın hayatı, bir pist uzunluğu kadar mıydı?
Motorlar tam güç verdi.
Uçak hızlandı.
Nova koltuğa yapıştı.
Kalbi yine hızlandı ama bu sefer korkudan değil.
Boşluktan.
Tekerler yerden kesildiğinde midesi düştü.
Aşağıdaki şehir minik ışıklara dönüştü.
Sonra bulutların içine girdiler.
Ve her şey beyaza karıştı.
Berfin elini uzatıp Nova’nın koluna dokundu.
“Başardık.”
Nova camdan dışarı bakmaya devam etti.
“Hayır,” dedi yavaşça.
“Sadece kaçtık.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Işıklar kısıldı.
Yolcuların çoğu kulaklık taktı, uyumaya çalıştı.
Nova gözlerini kapadı.
Adamın yüzü yine geldi.
Ama bu sefer sesi yoktu.
Sadece bakıyordu.
“Ben sadece—”
Cümle yine yarım kaldı.
Nova gözlerini açtı.
Derin bir nefes aldı.
“Orada yeni bir hayat kuracağım,” dedi içinden.
“Bu defa yanlış adım atmayacağım.”
Ama içinde bir yer, bunun bu kadar kolay olmayacağını biliyordu.
Saatler sonra kabin ışıkları yandı.
Pilotun sesi duyuldu:
“Birazdan Los Angeles’a iniş yapacağız.”
Nova’nın kalbi yeniden hızlandı.
Bu sefer korkudan değil.
Bilinmezlikten.
Türkiye artık arkadaydı.
Önünde başka bir ülke, başka bir hayat vardı.
Ve o hayatın içinde…
Onu henüz tanımayan biri vardı.
Uçak piste değdiğinde Nova’nın içi sarsıldı.
Tekerler yere sürtündü.
Kabin hafifçe titredi.
Motor sesi yavaşladı.
“Los Angeles’a hoş geldiniz,” dedi pilot.
Nova camdan dışarı baktı.
Geniş pistler, dev terminal binaları, farklı bir gökyüzü.
Her şey daha büyük, daha yabancıydı.
“Bitti,” dedi Yağız arka sıradan.
“Yeni hayat.”
Nova içinden aynı cümleyi tekrar edemedi.
Pasaport kontrolü bu sefer daha sakindi.
Yabancı dil, yabancı yüzler.
Görevli kısa sorular sordu.
“Turizm,” dedi Şafak net bir İngilizceyle.
Damga vuruldu.
Geçtiler.
Bavul bandının önünde beklerken Nova ilk kez etrafına dikkatlice baktı.
İnsanlar hızlıydı.
Herkes bir yere yetişiyordu.
Ayser fısıldadı:
“Garip değil mi? Kimse seni tanımıyor.”
Nova başını salladı.
“Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum.”
Ve sonra onu gördü.
Kalabalığın biraz dışında, sütunlardan birine yaslanmış bir kadın.
Kısa siyah saç.
Okyanus mavisi gözler.
Yüzü sert ama ifadesi kontrollü.
Üzerinde sade bir ceket vardı.
Ama kemerindeki metal arma ışığı yakalıyordu.
Dedektif rozeti.
Kadın insanları izliyordu.
Tek tek.
Dikkatle.
Bir şey arıyor gibiydi.
Nova’nın kalbi bir an durdu.
“Berfin…” diye fısıldadı.
“Şuraya bak.”
Berfin baktı.
“Polis mi o?”
“Dedektif gibi.”
Kadın bir an gözlerini kaldırdı.
Ve Nova’yla göz göze geldi.
O bakış birkaç saniye sürdü.
Ama Nova’ya uzun geldi.
Kadının yüzünde şaşkınlık yoktu.
Sadece analiz eden bir ifade.
Sanki Nova’yı bir yere yerleştiriyordu kafasında.
Kadın bakışını kaçırmadı.
Sonra yavaşça cebinden telefonunu çıkardı.
Bir şey yazdı.
Nova’nın boğazı kurudu.
“Bizi mi izliyor?” dedi Ayser.
Şafak hemen araya girdi.
“Panik yapmayın. Amerika burası. Dedektif olması normal.”
Ama Nova’nın içi rahat değildi.
Kadın bir adım attı.
Sonra durdu.
Gözleri hâlâ Nova’nın üzerindeydi.
Ve o an Nova ilk kez şunu düşündü:
Kaçmak ülke değiştirmekti.
Ama kaderden kaçmak o kadar kolay değildi.
Kadın — Alexa — bakışlarını sonunda ayırdı.
Kalabalığın içine karıştı.
Ama Nova biliyordu.
Bu bir tesadüf değildi.
Ve onların hikâyesi şimdi gerçekten başlıyordu.
-Alexa-
Los Angeles Havalimanı her zaman aynıydı.
Gürültülü. Dağınık. Ve yalanlarla dolu.
Alexa kalabalığın biraz dışında duruyordu.
Sırtı sütuna yaslıydı.
Gözleri hareket ediyordu.
Babası ona hep aynı şeyi öğretmişti:
“İnsanların sözlerine değil, omuzlarına bak. Yalan en çok orada belli olur.”
Kemerindeki rozet ağır değildi.
Ama sorumluluğu ağırdı.
Bugün özel bir operasyon yoktu.
Sadece rutin gözlem.
Ama o kızı görünce durdu.
Kızın yürüyüşü normal değildi.
Adımları yavaş ama omuzları gergindi.
Gözleri etrafı taramıyordu; kaçıyordu.
Yanındakiler konuşuyordu.
O susuyordu.
“Suçlu,” diye geçirmedi içinden.
Ama “bir şey var” dedi.
Alexa insanları ezberlemezdi.
Ama detayları ezberlerdi.
Titreyen parmaklar.
Uçağa inmiş olmasına rağmen rahatlamayan bir beden.
Ve en önemlisi…
Göz teması kurduğunda kaçmayan bir korku.
O kız ona baktı.
Direkt.
Bir saniye fazla.
Suçlular genelde bakamazdı.
Masumlar da bu kadar sabit bakmazdı.
Bu farklıydı.
Alexa telefonunu çıkardı.
Sadece not aldı:
“Türk grubu. 4 kişi.
Kız – siyah ceket, gri gözler.
Travmatik stres belirtileri.”
Evet.
Bu daha çok travmaya benziyordu.
Ama travma her zaman masumiyet demek değildi.
Kadın bakışını son kez o kızın üzerinden geçirdi.
İçinde garip bir his vardı.
Profesyonel bir sezgi mi?
Yoksa kişisel bir merak mı?
Bunu ayırt etmeyi bilirdi.
Ama bu sefer emin değildi.
“Abartıyorsun,” dedi kendi kendine.
Yine de bir adım attı.
Sonra durdu.
Kızın yüzünde suçluluk vardı.
Ama aynı zamanda… kırılganlık.
Alexa sert görünürdü.
Ama zayıflığı görmezden gelemezdi.
Grup kalabalığa karıştı.
Gözden kayboldular.
Alexa bir süre daha yerinde kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Kaçamazsın,” dedi alçak sesle.
“Kendinden.”
Ve içinden bir ses, yollarının tekrar kesişeceğini söylüyordu.
Havalimanından çıktıklarında hava farklıydı.
Daha kuru. Daha açık. Daha yabancı.
Taksiye bindiler. Şoför hızlı konuşuyordu, Yağız arada İngilizce cevap veriyordu.
Nova camdan dışarı bakıyordu.
Geniş yollar. Palmiye ağaçları. Dev reklam panoları.
“Film gibi,” dedi Ayser.
Nova hiçbir şey söylemedi.
Onun için burası film değildi. Kaçıştı.
Otel şehrin merkezine yakın, orta halli bir yerdi.
Ne lüks ne kötü.
Tam saklanmalık.
Resepsiyondaki adam pasaportları aldı.
Bilgisayara baktı.
Gülümsedi.
“Three nights,” dedi.
Şafak başını salladı.
Nova lobideki koltuğa oturdu.
Ellerini dizlerinin üstüne koydu.
Hâlâ titremeleri tam geçmemişti.
“Kimse bizi tanımıyor,” dedi Berfin yanına otururken.
Nova fısıldadı:
“Biz kendimizi tanıyoruz.”
Oda dördüncü kattaydı.
İki yatak, küçük bir masa, ağır perdeler.
Valizler açıldı.
Kıyafetler dolaba yerleştirildi.
Yağız plan yapıyordu:
“Bir iki hafta sakin kalacağız. Sonra iş bakarız. Ev kiralarız.”
Ayser yatağa uzandı.
“Her şey normale döner mi?”
Kimse cevap vermedi.
Nova banyoya girdi.
Kapıyı kilitledi.
Aynanın karşısına geçti.
Göz altları morarmıştı.
Bakışı donuktu.
Yüzüne su çarptı.
Soğuk iyi geldi.
Ama gözlerini kapadığında yine aynı sahne geldi.
Adamın yarım kalan cümlesi.
“Ben sadece—”
Nova aynaya baktı.
“Sus,” dedi alçak sesle.
Kendi yansımasına.
Akşam çökerken şehir ışıkları camdan içeri süzüldü.
Los Angeles gecesi canlıydı.
Berfin perdeyi araladı.
“Dışarı çıkalım mı biraz? Hava alırız.”
Nova yatağın kenarında oturuyordu.
Yavaşça başını kaldırdı.
“Kalabalıkta daha az görünürüz,” dedi Şafak.
Nova bir an düşündü.
İçeride kalmak demek düşünmek demekti.
Dışarı çıkmak demek bilinmezlik demekti.
Belki bilinmezlik daha iyiydi.
“Tamam,” dedi sonunda.
“Çıkalım.”
O sırada, birkaç sokak ötede, bir arabada biri oturuyordu.
Ve gözleri şehrin kalabalığını değil, belirli bir otele ait giriş kapısını düşünüyordu.
Hikâye daralmaya başlıyordu.
Gece şehirle birlikte canlanmıştı.
Los Angeles sokakları ışık içindeydi. Neon tabelalar, kalabalık kaldırımlar, uzaktan gelen müzik sesleri…
“Şu iyidir,” dedi Yağız, köşedeki barı göstererek.
Kapının üstünde mavi neon bir tabela vardı. İçeriden bas sesleri geliyordu.
Nova bir an durdu.
Kalabalık güvenli hissettirmeliydi. Ama kalabalık aynı zamanda görünmez olmayı zorlaştırırdı.
Yine de içeri girdiler.
Bar loştu.
Ahşap masa, kırmızı ışıklar, ağır bir ritim.
Ayser hemen içecek sipariş etti.
Şafak ortamı süzdü.
Berfin Nova’ya baktı.
“İyi misin?”
“Bilmiyorum,” dedi Nova dürüstçe.
Kalabalık içindeydi ama yalnız hissediyordu.
Ve sonra onu gördü.
Barın diğer ucunda, tek başına oturan bir kadın.
Siyah gömlek.
Kısa siyah saç.
Bardağa dokunuşu bile kontrollü.
Bu sefer üzerinde rozet yoktu.
Ama o bakış değişmemişti.
Alexa.
Nova’nın kalbi bir an hızlandı.
“Ne oldu?” dedi Berfin.
Nova başıyla işaret etti.
Berfin baktı.
“Tesadüf olabilir.”
Ama Nova tesadüflere inanmamaya başlamıştı.
Alexa bakışlarını kaçırmadı.
Bu sefer hafifçe kaşını kaldırdı.
Sonra yavaşça ayağa kalktı.
Adımları sakindi.
Acele etmiyordu.
Masalarından birkaç adım ötede durdu.
“Türk müsünüz?” dedi akıcı ama hafif aksanlı bir İngilizceyle.
Şafak cevap verdi.
“Evet.”
Alexa’nın gözleri Nova’ya kaydı.
“Bugün havalimanında görmüştüm sizi.”
Sessizlik.
Nova boğazını temizledi.
“Evet. Yeni geldik.”
Alexa hafifçe gülümsedi.
“Şehir büyük. Ama bazen aynı yüzlere iki kez rastlarsınız.”
Bu cümle sıradandı.
Ama alt metni vardı.
Ayser ortamı yumuşatmak istedi.
“Biz sadece biraz kafa dağıtıyoruz.”
Alexa başını salladı.
“Anlıyorum.”
Bir an durdu.
Sonra direkt Nova’ya baktı.
“Sen iyi görünmüyorsun.”
Cümle basitti.
Ama Nova’nın içine işledi.
Kimse ona o kadar net bakmamıştı.
Nova cevap veremedi.
Alexa geri çekildi.
“Ben Alexa,” dedi.
Elini uzattı.
Nova birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra elini uzattı.
“Nova.”
Temas kısa sürdü.
Ama Nova’nın içinde bir şey kıpırdadı.
Bu korku değildi.
Başka bir şeydi.
Alexa geri çekildi.
“Hoş geldiniz o zaman,” dedi.
“Bu şehir insanı ya batırır ya da yeniden yaratır.”
Sonra yerine döndü.
Ama artık hiçbir şey normal değildi.
Nova ilk defa o geceden beri başka bir duygu hissetti.
Merak.
Ve belki…
tehlike.