Kusursuz dünyanın silinmeyen hatası-GLİTCH 1

All Rights Reserved ©

Summary

(Cilt 1 Özet) Kusursuz bir dünya, kusursuz bir yalan üzerine kurulabilir mi? St. Solaris Lisesi’nde her şey mükemmeldir; hava durumu her zaman "optimal" seviyede, insanların mutluluk puanları her zaman zirvededir. Bu sahte cennetin mimarı olan Sistem, her bireyi birer "sayı"ya dönüştürerek kusursuz bir düzeni sürdürmektedir. Ancak bu kusursuz denklemin içinde büyük bir yanlış vardır: Wales. %0 uyum puanı, vücudundan taşan mor pikseller ve sistemin tanımlayamadığı bir öfke... Wales sadece bir "hata" değildir; o, bu mükemmel tablonun üzerindeki silinemeyen bir lekedir. Dışlananların sığınağı olan yeraltına, Nyx ve Bozuk Veriler'in bozuk dünyasına indiğinde Wales, sarsıcı bir gerçeği öğrenir: Ailesi onu sistemi onarmak için değil; onu temelinden sarsıp gerçeği geri getirmek için bir "Anti-Virüs" olarak yaratmıştır. Sistemin en parlak kahramanları Leo ve Aria’nın altın ışığına karşı, Wales’in karanlık mor pikselleri... Bir tarafta körü körüne bir inanç, diğer tarafta ise silinmiş bir hafızanın intikamı.

Status
Ongoing
Chapters
14
Rating
5.0 1 review
Age Rating
16+

Mükemmel Dünyanın Kusurlu Parçası


Gökyüzü bugün fazla parlaktı.

Şehrin ana işlemcisi, "Optimal Hava Durumu" ayarını her zamanki gibi %100 verimliliğe sabitlemişti. Ne bir bulut ne de havada tek bir toz tanesi vardı. İnsanlar, üzerlerindeki bembeyaz okul üniformalarıyla, sanki bir reklam filminin figüranlarıymış gibi neşeyle yürüyorlardı.

Bileğimdeki cihaz hafifçe titredi. Göz ucumla baktım: Acı bir gülümseme dudaklarıma yerleşti.

“%5 mi? Geçen hafta %7’ydi.”

Görünüşe göre sistemin beni "bozuk bir veri" olarak işaretlemesine çok az kalmıştı.

St. Solaris Lisesi’nin devasa kapısına giden o geniş yolda yürürken, diğer öğrencilerin arasından bir hayalet gibi geçiyordum. Kimse bana bakmıyordu. Ya da daha doğrusu, sistemin parıltısına o kadar alışmışlardı ki, benim gibi etrafına "statik gürültü" yayan birini görmezden gelmek onlar için bir refleks olmuştu.

Tam o sırada, kalabalığın arasından o tanıdık ışık yükseldi.

"Günaydın millet! Bugün harika bir gün, değil mi?"

Leo Solis.

Yolun ortasında durmuş, etrafına altın rengi bir aura yayıyordu. Sadece konuşması bile insanların modunu yükseltmeye yetiyordu. Yanında ise, her zamanki soğuk ve asil tavrıyla Aria Valerius duruyordu.

Aria, elindeki dijital tablete hızla veriler girerken, Leo’nun yaydığı enerjiyi düzenliyor ve tüm sokağın "Uyum Puanı"nı tek başına yukarı çekiyordu.

Onlara yaklaşırken Aria’nın keskin gözleri kalabalığı taradı ve bir anlığına benimle göz göze geldi. Kaşları hafifçe çatıldı. Tableti bir uyarı vermiş olmalıydı.

"Wales,"

dedi Aria, sesi bir buz kütlesi kadar pürüzsüzdü. "Yine uyum sınırının altındasın. Bu okulun ilk haftası. En azından bu hafta kurallara göre hareket etmeyi deneyemez misin?"

Leo, Aria’nın neye baktığını görmek için döndü ve beni görünce o geniş, içten gülümsemesini takındı. Omzuma elini koyduğunda, vücuduma giren o sıcak enerji dalgası midemi bulandırdı. Bu enerji, sistemin "iyilik" dediği şeydi ama benim için sadece bir prangaydı.

"Hadi ama Aria, çocuğun üzerine gitme,"

dedi Leo neşeyle.

"Belki de sadece heyecanlıdır, öyle değil mi Wales? Bu yıl senin yılın olacak, hissediyorum! Belki sonunda o içindeki gizli gücü uyandırırsın ve sen de bizim gibi sistemin bir parçası olursun."

Elini omzumdan çektiğinde, geride bıraktığı parıltı saniyeler içinde karardı. Onlara cevap vermedim. Sadece başımı hafifçe sallayıp yanlarından geçtim.

Arkamdan Aria’nın fısıltısını duydum:

"Onda bir sorun var Leo. Verileri okuyamıyorum. Sadece... boşluk var."

Boşluk mu? Keşke öyle olsaydı Aria. Keşke sadece boşluk olsaydı.

Okulun içine doğru ilk adımımı attığımda, vizyonumun bir anlığına titrediğini (glitch) hissettim. Duvarlardaki yazılar, zemin, hatta gökyüzü... Saniyenin binde biri kadar bir süre için her şey mora boyandı ve piksellere ayrıldı.

Kimse fark etmedi. Ama ben biliyordum.

Sistem beni onarmaya çalışıyordu ama ben, onarılmak istemiyordum. Ben, bu mükemmel tablonun üzerindeki o silinemeyen leke olmak istiyordum.

***

Sınıf ve Güç Belirleme Testi

Sınıfın kapısından içeri girdim. Sınıf arkadaşlarım, o meşhur "Uyum Bileklikleri" sayesinde birbirlerinin puanlarını görüyordur. Ben en arkadaki sırama geçerken fısıltılar yükseldi.

Sınıfın atmosferi, sanki bir kilise veya bir tapınak gibi huzur doluydu. Ama bu huzur beni boğuyordu. Duvarlardaki hoparlörlerden çok hafif, alfa dalgaları yayan bir müzik geliyordu; öğrencilerin stresini düşürmek ve onları 'iyi birer vatandaş' yapmak için.

En arka sıradaki yerime oturdum. Hemen önümdeki çocuk, bilekliğini arkadaşına gösterip %92 Uyum Puanıyla övünüyordu.

Sonra bana döndü. Gözlerindeki o yapay nezaketin arkasındaki iğrenme duygusunu görebiliyordum.

"Selam Wales,"

dedi çocuk, sesi fazla yumuşaktı.

"Bilekliğin... turuncu yanıyor. Yine mi senkronizasyon sorunu yaşıyorsun? İstersen Aria'dan yardım isteyebilirsin, biliyorsun o bu konuda bir uzman."

Cevap vermedim. Sadece masanın üzerindeki dijital ekrana baktım. O an sınıfa öğretmen girdi. Ama bu normal bir öğretmen değildi. Üzerinde beyaz bir laboratuvar önlüğü vardı ve elinde gümüş bir tepsi tutuyordu.

"Günaydın genç kahraman adayları!"

dedi öğretmen, yüzünde robotik bir gülümsemeyle.

"Bugün akademik derslere geçmeden önce, yaz tatilinde ruhsal gelişiminizin ne durumda olduğunu görmek için 'Kutsal Veri Senkronizasyonu' yapacağız. Lütfen bilekliklerinizi masadaki tarayıcılara yaklaştırın."

Sınıfta heyecanlı bir mırıltı koptu. Bu test, kimin "Sistem" tarafından daha çok sevildiğini kanıtlama yarışıydı.

Sıra bana yaklaştıkça kalbimin atışı hızlandı. Ama korkudan değil. İçimdeki o tanımlayamadığım şey, sanki o tarayıcıyı parçalamak, o mükemmel verileri birbirine katmak istiyordu.

Elimdeki bileklik turuncudan, kan kırmızısına dönmeye başladı.

Sıra bana gelmişti.

Öğretmen, elindeki tablete bakarken hafifçe gülümsedi ama benim masama yaklaştığında o gülümseme dondu. Bilekliğimden yayılan o düzensiz kırmızı ışık, öğretmenin beyaz önlüğüne uğursuz bir gölge gibi düşüyordu.

"Wales," dedi fısıltıyla.

"Bilekliğin neden bu şekilde tepki veriyor? Yoksa sabahki huzur frekanslarını mı kaçırdın?"

Cevap vermedim. Sadece elimi titreyerek o gümüş tepsideki tarayıcıya yaklaştırdım.

Avucum yüzeye değdiği an, parmak uçlarımda bir elektrik çarpması hissettim. Ama bu dışarıdan gelen bir şey değildi; içimdeki o mor pikseller, tarayıcıya sızmak için can atıyordu.

Bip. Bip. Biiip—

Tarayıcıdan gelen ses gittikçe hızlandı. Sınıftaki o alfa dalgalarının getirdiği yapay sessizlik anında bozuldu.

Aria arkasını dönmüş, keskin gözlerini bana dikmişti.

Leo’nun ise yüzündeki o neşeli ifade yerini derin bir kafa karışıklığına bırakmıştı.

Öğretmenin elindeki tablette veriler akmaya başladı. Ama bir sorun vardı.

[SENKRONİZASYON ANALİZİ]

Giriş Verisi: %0.00...

Hata Ayıklama: % -0.0000001

Durum: [NULL] - VERİ TABANINDA KARŞILIĞI YOK

"Bu... bu imkansız,"

diye kekeledi öğretmen. Tabletin ekranı karıncalanmaya başladı.

"Sistem uyum puanı negatif olamaz.

Bu matematiksel olarak mümkün değil! Birinin puanı en az sıfır olabilir!"

Sınıftaki fısıltılar bir anda yükseldi.

"Negatif mi?"

"O bir canavar mı?"

"Sistem onu reddediyor!"

Tam o sırada, sınıftaki dijital tahtada Wales’in profil fotoğrafı belirdi ama fotoğrafın üzerinde devasa, mor renkte bir

[ERROR]

yazısı yanıp sönüyordu. O an içimde bir şeyin koptuğunu hissettim. Artık gizlenemezdim. Artık sadece "farklı" değildim.

Ben, bu sistemin varlığını bile kabul edemediği bir yanlıştım.

Aria yerinden kalkıp hızla bana doğru yürümeye başladı.

Elindeki cihazı benim bilekliğime doğrulttu.

"Kimse yerinden kıpırdamasın!"

diye bağırdı.

"Wales, elini yavaşça tarayıcıdan çek. Sistem güvenliğini tehlikeye atıyorsun."

Gözlerimi Aria’nın mavi gözlerine diktim. Korkmuyordum. Aksine, ilk kez bu kadar net görüyordum.

"Sistem güvenliği mi Aria?"

diye sordum, sesim bile kendi kulaklarıma yabancı geliyordu.

"Belki de sisteminiz, gerçekle başa çıkamayacak kadar zayıftır."

***

Aria’nın elindeki cihaz, bilekliğimden yayılan o düzensiz frekansla çatışırken cızırdamaya başladı.

Sınıftaki diğer öğrenciler korkuyla sandalyelerini geriye çekiyordu. Leo bile o sarsılmaz özgüveniyle bir adım geri atmıştı.

Aria dişlerini sıkarak bir adım daha yaklaştı.

"Wales, sana son kez söylüyorum!"

dedi Aria, sesi bu sefer emredici bir tondaydı.

"Direnmeyi bırak ve sistemin seni karantinaya almasına izin ver. Bu yaptığın şey sadece bir hata değil, bu bir isyan!"

Kendi ellerime baktım. Parmak uçlarımın etrafındaki hava sanki piksellere ayrılıyor, gerçeklik bir televizyon ekranı gibi karıncalanıyordu.

O an, Aria’nın "isyan" dediği şeyin benim için "özgürlük" olduğunu anladım.

"İsyan mı?"

diye sordum. Sesimdeki sakinlik Aria'yı bile duraksattı.

"Eğer var olmam bir isyansa Aria, o zaman her nefesim bu dünyaya bir meydan okumadır."

Leo ve Aria dönüp kalmıştı, Leo dişlerini sıkarak;

"Wales, yapma!" diye bağırdı, elini havaya kaldırarak.

Altın rengi aurası sınıfı doldurmaya başladı, üzerimdeki baskıyı artırmaya çalışıyordu. "Biz dostuz, seni kurtarmamıza izin ver!"

"Beni kurtarmak mı istiyorsun Leo?" Güldüm. Bu seferki gülüşümde mor piksellerin o soğuk titremesi vardı.

"O zaman önce kendi prangalarından kurtul."

O an, içimdeki o düğüme dokundum. Sistemin beni hapsettiği o kod bloğunu zihnimde kavradım ve onu basitçe... Sildim.

ÇAAAT!

Sınıfın tavanındaki tüm ışıklar aynı anda patladı.

Dijital tahta, Aria’nın cihazı ve Leo’nun altın aurası bir saniyeliğine karardı.

Tüm sınıf karanlığa gömüldüğünde, sadece benim etrafımda, sistemin hiçbir zaman anlayamayacağı o mor, parazitli ışık yanıyordu.

[KRİTİK HATA: ALAN PROTOKOLÜ ÇÖKTÜ]

[YETKİSİZ ERİŞİM: GLITCH ETKİSİ %15]

Karanlığın içinden Aria’nın nefesini duyabiliyordum. O mükemmel kontrolü ilk kez sarsılmıştı.

"Ne yaptın sen?" diye fısıldadı karanlığa.

"Sadece bir 'Hata' (Error) verdim Aria," dedim ve okulun koridoruna doğru yürümeye başladım.

Kimse beni durduramadı. Kimse bana dokunmaya cesaret edemedi.

Çünkü artık ben onların veritabanındaki o zavallı çocuk değildim. Ben, sistemin en korkunç kabusuydum.

Okul koridorlarında Wales'in adımları yankılanırken, tavanlardaki hoparlörlerden o huzur verici müzik kesilir. Yerini kulak tırmalayıcı bir alarm sesine bırakır.

Koridorun sonundaki devasa cam pencerelere doğru yürürken, dışarıdaki o "kusursuz" dünyanın nasıl değiştiğini gördüm. Gökyüzündeki mavi renk katman katman soyuluyor, altından gri, metalik bir veri gökyüzü çıkıyordu.

"Wales! Dur!"

Arkamdan gelen ses Leo’ya aitti. Ama bu sefer yalnız değildi.

Aria ile birlikte okulun 'Gümüş Muhafızları' denilen, sistem uyumu %95’in üzerinde olan elit öğrenci birimi de arkasındaydı. Ellerindeki enerji mızrakları, benim varlığımı silmek için sabırsızlanıyordu.

Aria’nın yüzünde artık o soğukkanlı ifade yoktu. Gerçek bir korku vardı. "Wales, yaptığın şey tüm şehrin ana işlemcisini tetikledi. Eğer şimdi teslim olmazsan, Sistem seni 'Kritik Tehdit' ilan edip tamamen silecek!"

Durdum. Yavaşça onlara doğru döndüm. Saçlarımın uçlarının havada asılı kalan piksellere dönüştüğünü görebiliyordum. Bakışlarım Aria’nın cihazını bir kez daha kilitledi.

"Bırak silsin Aria,"

dedim. Sesim artık iki farklı frekanstan geliyordu; biri benim eski sesim, diğeri ise dijital bir canavarın hırıltısı. "Zaten hiç var olmamış bir şeyi silemezsiniz."

Tam o sırada okulun devasa giriş kapısı patlayarak açıldı. İçeriye insan boyunda, beyaz zırhlı ve yüzlerinde sadece tek bir kırmızı ışık yanan 'Sistem Temizleyicileri' (System Sweepers) girdi. Bunlar öğrenci değildi. Bunlar, sistemin hata ayıklayan robotik infazcılarıydı.

[HEDEF TANIMLANDI: GLITCH]

[PROTOKOL: FORMATLA VE YOK ET]

Gülümsemem genişledi. Acı doluydu ama aynı zamanda saf bir güçle parlıyordu. Ellerimi iki yana açtım. Koridorun zeminindeki karolar mor bir ışıkla havaya kalkıp piksellenerek yok olurken, ilk temizleyici robotun üzerine atıldım.

Bugün okulun ilk günüydü. Ve ben, bu okulun göreceği son hata olacaktım.