Que'nin Kehaneti

All Rights Reserved ©

Summary

"Sıradan" bir hayatı olan Viktor'un kaderi ile tanışma hikayesi.

Genre
Scifi
Author
Sudes
Status
Ongoing
Chapters
9
Rating
n/a
Age Rating
13+

Giriş

Ne zaman başladığını hatırlamadığı ve ne zaman biteceğini bilmediği o ürkütücü kovalamacanın içinde bulmuştu yine kendini. Etraf karanlıktı; gölgenin bile şekil değiştirdiğini düşündü. Kulakları, anlam veremediği uğultular ve fısıltılarla dolup taşıyordu; her ses bir öncekinden daha keskin, daha rahatsız ediciydi. Daha önce asla adım atmadığı mekanlar, tanımadığı köşeler gözlerinin önünden geçiyordu. Kimden kaçtığını, kiminle kaçtığını ya da neden kaçtığını hatırlayamıyordu; tek hatırladığı şey, bayıldığı anın ardından başının dayanılmaz bir acıyla uyanmasıydı. Sanki kafasına binlerce iğne aynı anda batıyordu, beynini kemiren bir yanma hissi bütün vücuduna yayılıyordu.


Bilinci açıldıkça farkına varmaya başladı; bir arabanın arka koltuğunda uzanıyordu. Hareket edemiyordu; elleri ve ayakları kilitlenmişti. Aracı süren kişinin yüzünü göremiyordu ama direksiyon başındaki titreme ve arabanın sarsıntısı onun hızlı gittiğini açıkça söylüyordu. Telaşlanmalı mıydı? Gözünü açmasını zorlandıran baş ağrısı nerede olduğunu anlamasına yardımcı olmuyordu, hatta dünyayı puslu bir sisin içinden izliyormuş gibi hissettiriyordu.


Sürücü düzlük alandan çıktı; taşlık, engebeli bir alandaydı araç ve her sarsıntıda kafası cama çarpıyor gibi oluyordu. Tam o sırada her şey karardı, dünyayı kaplayan o tanımsız karanlık onu bir anda içine çekti.


"Uykucu VikVik'te buradaymış."


Kafama atılan kitapla uyandığımda peşimi bırakmayan kabusu gördüğümü bir kez daha anladım. Leon, kendi arkadaş grubuyla eğlenmek için beni nazik olmayan bir yolla uyandırsa da bana bir iyilik yapmıştı; günün bu saatinde ayakta kalmak zorunda olduğum için minnettar olmalıydım belki de. Saçımın buklelerini elimle düzeltirken onun alaycı bakışlarından kaçındım. Ama tabii ki eğlencesini bırakmaya niyetli değildi.


"Yoksa gece şarkıcı olma hayallerin yüzünden uyuyamadın mı?"


"Seninle uğraşmayacağım, Leon."


Bu tavrım, onun yeşil gözlerinin daha da eğlence ile parlamasına sebep olmuştu. Ona kin beslemiyordum, o bana besliyor mu bilmiyordum; ama herkesin içinde yalnız takılanları –özellikle beni– eğlence konusu yapmaktan hoşlandığı kesindi. Ancak dikkatini başka bir şey çekmiş olacaktı ki, benimle uğraşmayı bırakmıştı. 4 yıldır aynı sınıfta olduğumuz için az çok tanıyordum onu; dikkati her zaman kolayca dağılabilirdi. Zaten 2 sene erken okula başladığı için sınıftakilerden küçüktü; gerçi kimse bunu umursamıyordu. Zaten birisi yaşıyla dalga geçecek olsa, karşılığını Leon ve arkadaşları tarafından iki kat alırdı.


Okulda arkadaşım yoktu. 9 ve 10. Sınıfta bir tane vardı ama başka bir ülkeye taşındığı için artık yalnızdım. Şikayetçi değildim. Sınıftakilerin dikkatimi çekmeyen ortamlarına katılmaktansa tek tabanca olarak kalmayı yeğlerdim. Zaten Leon ile anlaşamadığımız için diğerleride benim değil Leon'un tarafında olurdu. Aslında Leon kimseyle anlaşamazdı. Sadece kendisi dahil 5 kişilik grubu ile takılırdı ama onlar gerçek arkadaşlarından çok yanında dolaşan yalakalardı benim gözümde. Leon ne derse yapan kişilerdi. Popüler olmaya çalışanlar. Leon ise nasıl olduysa okulun ilk yılından beri popüler. Babam gerçek kimliğimi söylememe izin verseydi onu arka plana atacak kişi ben olacaktım.



Bugün de öncekileri tekrarlıyordu; dinlemekten hoşlanmadığım ağır dersler, kafamı kapüşonumun içine gömerek masama koyduğum ve rahat olmayan teneffüs uykuları, ‘Ana baba günü’ olan yemekhanede oturacak yer bulmaya çalışmak… Hepsi bir araya geldiğinde okul nasıl oluyorsa göz açıp kapayıncaya kadar bitiyordu.

Otobüs durağında okul servisini bekliyordum; kulaklıklarım takılı olduğu için hemen yanı başımdaki kalabalık öğrenci gruplarının ne konuştuğundan bihaber, kendi dünyama dalmıştım. Servisin gelmesini beklerken, karşı kaldırımdan geçen Leon ve Leon'dan nasıl hoşlandığını anlamadığım dil sınıfındaki kız arkadaşını gördüm. Zaten kavga eder gibi bir halleri olduğu için dikkatimi çekmişti belki de – ya da Leon’un asla çıkarmadığı gümüş kolye güneşin altında çok fazla parladığı için otomatik olarak dikkatimi çekmişti. Ne için tartıştıklarını anlayamadan servis geldi ve tüm yolu ayakta geçirmemek için dikkatimi onlardan çekip yer bulmaya odaklandım. Başarılı da olmuştum; servistekilerin gürültüsünü bastırmak için müziğin ses seviyesini açtıktan sonra, okulda olduğumdan daha rahat şekilde geçirebildim.

Servisten en son inen bendim. Etrafında başka bina olmayan, ön tarafı son baharın etkisiyle sararmış, düz bir araziye bakarken arka tarafı göz kamaştıran bir orman manzarası selamlıyordu. Servis giderken dış kapıya yöneldim, şifreyi girdim ve kapı ben zahmet etmeden açıldı; içeri girer girmez kapandı. Babam her zamanki gibi işte olduğundan evin geri kalanı odalarına çekilmiş durumdaydı. Çalışanlarımızdan biri gelip çantamı almaya yeltendiğinde onu durdurdum.


"Zahmet etme, odama çıkacağım."


Başka bir şey söylemeden, koridorun sonundaki camdan merdivenlere ilerledim. Basamaklar o kadar inceydi ki her an kırılacak gibiydiler, ama bu merdivenleri tasarlayan babamın kendi şirketiydi. İlk bakışta sağlıkla ilgili teknoloji geliştiren bir şirketin neden merdiven tasarladığını anlamak kolay değildi, ama bu merdivenler olası bir düşme anında kaydırak gibi bir zemine dönüşüyor ve düşmek yerine merdivenlerden kontrollü bir şekilde kaymamızı sağlıyordu.


3. kattaki odama ulaşır ulaşmaz özenle düzeltilmiş yatağa bıraktım kendimi. Yapacak alternatif bir seçeneğim de yoktu zaten. Özellikle babanız sahte bir soyadı ile sizi sıradan bir liseye, gerçek arkadaşlar bulmanız için gönderdiğinde günün sonunda daha da yorgun oluyorsunuz; en azından ben öyleyim. Tekrar uykuya dalmak üzereyken aşağı kattan annemin sesini duydum:


"Viktor, umarım tüm gününü zaman öldürerek geçirmeyi planlamıyorsundur."


Hayır desem yalan olurdu; çünkü tüm günü yatarak geçirmeyi düşünüyordum. Ama annemle tartışmak istemediğim için onun yanına, aşağı kattaki büyük oturma odasına gittim. Kapıdan girer girmez, kollarını göğsünde çarprazlamış, mavi bir elbisenin içinde beni bekleyen annemi gördüm. Benimkiyle tezat oluşturan düz saçı bugün de aynı şekilde topuz yapılmıştı. Kahverengi gözleri saçıyla neredeyse aynı renkteydi. Yüz ifadesinden anlaşılacağı üzere yapmam gereken bir şeyi unutmuştum, yine.


"Neyi unuttum?"


"Larry’i dışarı çıkarma sırası bugün sende, Viktor."


Doğru ya, köpeğimiz Larry’i her akşamüstü ormanda yürüyüşe çıkarırız ve bugün bendeydi. Köpeğimle vakit geçirmeyi ve ormanın manzarasını izlemeyi severdim ama ormana girmekten hoşlanmadığımı söyleyemezdim. Ormanda olduğum zamanlar içime bir korku düşüyor ve o histen kurtulamıyordum.

Ancak annemin delici bakışları üzerine üstüme bir ceket aldım ve tasması çoktan takılı Larry ile evden çıktım. Arka bahçenin kapısını açtım; Larry yerinde durmuyordu. Onu siyah tüyleriyle tezat oluşturan beyaz tasmasıyla zar zor tutabiliyordum. Rengarenk taşlardan oluşan patikada yürürken her yerde uzun ve görkemli ağaçlar vardı. Eğer şanslıysam ağaçları bilen hayvanlara rastlayabilirdim.


Uygun gördüğüm, ağaçların daha az olduğu bir alana geldiğimde Larry’in tasmasını çıkarıp özgürce oynamasına, çimenlerde yuvarlanmasına izin verdim. Bir ağacın altına oturup onu izledim. Az önce geçtiğimiz yol karanlıktı ama şu an aydınlık bir yerde olduğum için mutluydum. Güneş tepede gözükmüyordu; batmaya yakındı. Bulutlara baktım, sanki bütün halde birleşmiş gibiydiler. Dumanı andırıyordu.


Tekrar dikkatimi Larry’e çevirdim; yerde gördüğü bir böceği izliyordu. Yavru bir köpekken de böcekleri severdi, bir keresinde odama büyük bir böcek getirmişti. O zamanlar küçük olduğum için o gece odamda yatmaya korkmuştum; böceklerden hoşlanmazdım.


Hava iyice kararmaya başlayınca Larry’in tasmasını tekrar taktım. Geç saatlerde ormanda kalmak istemiyordum. Ancak Larry, uzaktaki bir ağaca odaklanmış, tüylerini kabartmış hırlıyordu. Ne olduğunu anlamak için ağaca baktım ve gölgenin insanı andırsa da anormal derecede büyük ve orantısız durduğunu fark ettim — ya da hayal görüyordum.


Larry’i kucağıma aldım ve büyük bir köpek olmadığını tekrar hatırladım. Koşar adımlarla eve giden patikayı takip ettim. Neden bilmiyordum ama takip edildiğim hissine kapılmıştım. Başım öyle bir dönüyordu ki sanki etrafımdaki ağaçlar dönüyordu. Artık Larry’in havlaması uzaktan geliyor gibiydi. Aniden ayağıma yerdeki dal parçası takıldı ve yere düştüm. Görüşüm karardı ve kabus beni tekrar kollarına aldı.