Başlangıç ötesi: New Thrace by SonOverlokcu at Inkitt
Customize readability
Aa

Başlangıç Ötesi: New Thrace

All Rights Reserved ©

Summary

23.YY sonlarında insanlık artık eski ihtişamından uzak kendi fraksiyonları arasında savaşan bir yapıya bürünmüştür eski Imparatorluğu geri getirmek isteyen Demir Lejyon Kardeşliğinde emekli olmuş kıdemli bir general olan bessta cesp bir gün on yıllar önce ölen babasından bir ileti alır ileti insanlığın ilk imparatorluk döneminde beşinci tip bir uygarlık ile olan savaşında varlığı unutulmuş new Thrace kolonisinden gelmekteydi bu anomaliyi araştırmak üzere gezegene varır ancak orada sadece kaos gericleşmiş bir orta çağ medeniyeti savaş ve acı bulur...

Status
Ongoing
Chapters
5
Rating
n/a
Age Rating
18+

1. Bölüm: Kistre Muharebesi

Gecenin geç saatleriydi şafak sökmesine sayılı saatler kala dar boğuk ve havasız kalan kilisenin içinde katok yıpranmış ve buruşuk bir kağıda bir şeyler karalıyordu en kötü ihtimale karşı yıllardır görüşemediği kardeşine son bir mektup minvalinde bir elveda notu not şöyle başlıyordu "sevgili kardeşim bozka umarım iyisindir doktorluk sınavını geçti mi o işler ne halde ne durumda ben iyiyim en azından iyi olmaya çalışıyorum bu notu da her ihtimale karşı yazıyorum eğer bana bir şey olursa" ardından üstünü karalayıp cümleye şöyle tekrar başlar "merhaba bozma umarım sağlığın ve sıhhatin yerindedir inşallah hayalinde ki gibi bir doktor olabilmişsindir ben ben" tekrar karalar ve hıncından kağıdı duvara fırlatır ve bu savaşa lanet okur sağ elini başına tutar ve duvara yaslanır kısık bir sesle şunu fısıldar "ne anlamı var ki" ve bir iç geçirir tam o sırada ayshelia arkasından omzunu dürter katok da aniden irkilip arkasına döner

Ayshelia ona maskesinin dolayı çıkan boğuk ses ile "kardeşine vasiyet notu yazma işi pek iyi gitmiyor galiba" der ve garip bir tıslama ve karga kıpırdamasıyla karışık bir ses çıkartır katok ise oralı bile olmaz sadece "hee öyle bundan sana ne" der Ayshelia ise tekrardan o garip tıslama ve kıkırdama ile karşılık verir ve

Ona "yüzbaşı nagehl ili gelhtry meyhgellh meh ulhkan aeht ellhetn" (uzun ve sağlıklı yaşarken sen güzel yakışıklı bir nââşsın) Der ve elini bel çantasının içine atar biraz karıştırır o sırada katok ise ona "bu ne anlama gelmesi gerekiyor ki şimdi" der ardından Ayshelia "işte buldum son vurthyelk im al sinirlerini yatıştırır" diyip katok un elini tutar ve avucunu açıp bir şey bırakıp tekrar kapatır "meh meyhgellh" (güzel yaşa) der katok ona "elin giydiğin kalın deri eldivene rağmen buz gibiydi ve ayrıca bu ne" der ve avcuna bakar bir çeşit yaprağın aynı yaprağın üç katmanlı yapısın içinde kırılgan kabuklu içi mantar sporu gibi bir toz ile dolu ortalama bir erik boyutlarında bir tohum olan bir paketçik vardı katok Ayshelia ya bununla ne yapmam lazım ki" diye sorar Ayshelia ise ona "bu vurthyelk benim ülkemde şifa için kullanılır ama bazen stres atmak için de çiğneriz şimdi onu ağzına at bir süre em acı mayhoş tat gelene kadar sonra çiğnemeye başla beş dakika kadar sonra yut meh guykulkt"(iyi ruh alımlar) katok ise buna karşılık "pekâlâ" der ve ağzına atıp emmeye başlar beş saniye on saniye yirmi saniye

Mayhoş tat gelince o "şeyi" ısırır kıtırt diye çıkan sesin ardından anında ağzı o tohumun tozu ile dolar ve ağzından karışımı püskürmeden öksürmeye başlar Ayshelia yine o tipik tıslama ile karışık kıkırdama 'yı yapar ve katok a "sakın tükürme çiğne biliyorum zor ama geçicek meh uyshalif hrityuzk katok" (iyi dinginlikler yüzbaşı) der katok zorda olsa öksürüğünü tutar ve çiğner başta sadece ağzı karıncalanırsan bir dakika içinde hafif uyuşmaya başlar ardından ise hayatında hiç tatmadığı bir sakınlık tatar omuzları gevşer karman çorman düşünceleri yok olur ve puslu zihninin yerini bir dinginlik hali doldurur beş dakikanın ardından artık çiğnemekten macun kıvamına gelmiş o "şey" i yutar nefes alıp verirken farkeder ki ağzından soğuk bir buhar çıkmaya başlamıştır tıpkı kış ayazında olduğu gibi

Ayshelia ona "meh guykulkt hrityuzk katok şimdi rahatladınmı" der katok da "evet sağolasın" der Ayshelia ise başı ile onaylar ve " meh meyhgellh hrityuzk" diyerek uzaklaşır bunun üzerine katok hazır en sonunda sinirlerini yatıştırmışken mektubuna devam eder ve kısık sesle "ne olur ne olmaz" der

"bana gelince şuan taos un kistre kasabasındayım sabahın ilk ışıklarıyla senin yanına doğru yola çıkıcam beni bekle" ve katok mektubu bitirir ardından rulo haline getirip ortasından bir ip parçası ile sarıp hafif bir düğüm atar ve çantasına koyar başını duvara yaslayıp uyumaya çalışırken düşünür şuan kaç kişiyiz yani bu kilisenin içinde kaç kişiyiz ülke tamamen teslim olmadan önce ki son tahliye ye yetişemeyen köy ahalisi başkent kuşaltımadan 2 hafta önce evlerini terk edip yanlarına birkaç parça giysi kişi başı üç beş bronz taos topun u ve taşıyabildikleri kadar ekmek kurutulmuş et ve balık kaşar peyniri soğan havuç mantar su mataraları ve bira şişeleri alıp köyün kilisesine sığınmışlardı sayıları 100 , 150 kişiyi buluyordu ve neredeyse tamamı kadınlardan çocuklardan ve yaşlılardan oluşuyordu aralarından sadece i 11 genç ve ergen sayılırdı emrimdeki 13 ordu kaçağını ve ben işgalden sağ kurtulanları ülkeden çıkarmak için gelen ama sonrasında kendileri de kurtarılmaya muhtaç hale gelmiş kral arzmus un bir kaç isyancısıyla beraber bu daracık alanda 191 kişi ile birlikte saklanıyordu içme suları idareli kullanmalarına rağmen bitmek üzereydi yiyecek kaynakları ise en fazla 2 gün daha dayanabilecek kadar kalmıştı tabi açlıktan gözü dönmüş köy halkından biri veya birileri kendilerinin listede daha öncelikli bir sırada yer aldığına kânât getirip katok un ekibinden çalmassa bir zamanlar düzenli olarak temizlenip tütsü kokan bu kilise şimdileri dışkı idrar ve diğer pis kokular yüzünden tahammül edilemeyecek kadar mide bulandırıyordu papaz trambush ve rahibesi yüriha nın bile sabrı tükenmek üzereydi belki günde 10 15 defa adalet tanrısı rivos a kurtulmak için dua ediyorlardı ama yakarışları cevapsız kalıyordu sessizlik pür sessizlik görünüşe göre tanrılar tüm bu olup bitenlere kifayetsiz ve umursamaz bakıyorlardı belki tanrıların nezdin de tüm bu savaşlar yitip giden canlar yoldaşları için ağıt yakan askerler hem kocasını hem de oğullarını kaybetmiş annelerin kayıpları için ağlamaktan kuruyup ölü bir balığın bakışına dönmüş gözleri sevgililerini kaybetmiş kızların içi boş mezarların başında yas tutuşlarını yada kör ve parkinson hastası bir kasabın biçtiği bir kuzu edasıyla eline layık olmayan soysuzların tuttuğu kılıç ile sayısız kez kesilerek delinerek biçilerek ve doğranarak soykırıma uğramış olan bu neslin yalvarışları tıpkı bir arena maçı yada düello izler gibi izliyorlardı insanlık onlar için sadece zorla kendilerine ibadet ettirterek egolarını tatmin ettikleri birer böcekten farksızdı tıpkı benim küçükken farklı türden iki karıncayı bir kaba koyup zorla birbirlerini öldürttüğüm gibi insanlık için hükmetmek ve kendilerine bir teba oluşturmak henüz imkansız bu tanrılar için büyük bir hakaretti kahrolsun onlara ve onlara körü körüne boyun eğip itaat eden koyun sürülerine biz bunlardan daha iyisini hak ediyoruz tamam belki barış bolluk bereket ve huzur dolu cennet vari bir dünya bizim için fazla olabilir ama ben zaten ben zaten bu tarz anca çocukların inanabileceği masalları arzulamıyorum ben sadece hak ettiğimi istiyorum diğer herkes gibi muamele görmek bir şeylere dikte edilmemek aşağılanmamak kısaca normali istiyorum fazlasını değil asker demeye bin şahit isteyen mutant düşman guyrost askerleri sadece bir bağırış uzağımızda eğer canları isterse bizi istedikleri zaman kılıçtan geçirebilirler hayatta oluşumuzun tek sebebi onların bu köyün terk edilmiş olduğunu düşünmeleri hayatlarımızın varlığı saçma sapan bir olasığa mahkum taoz tan geriye hiçbir şey kalmadı işgal edilip talan edilerek yağmalanmamış tek bir şehiri tek bir köyü veya kasabası kalmadı eğer inatla ve anlamsızca sürdürülen başkent müdafasından emrimdeki astsubay kefer asteğmen taylon onbaşı kaska biricik sevdiceğim teğmen sutan ve onun emrimde ki çavuş ferrin er ostar ve komak ve yolda rastgeldiğim uzman baş çavuş çavo uzman on başı miletrist ikiz kardeşler er ortun ve cengo ve de er tarvum ile kaçmasaydım şuan bende ölüydüm biliyorum bu yaptığım acizce ve korkakça hatta kanunlarca affedilemeyecek bir suç eğer kimliğim deşifre olursa beni gördükleri yerde insanlığa ihanetten infaz ederler ama bunların hiçbiri umurumda değil tek istediğim sevdiklerimle bir gün dahi bile olsa mutlu mesut yaşamak sence çok mu bir şey istiyorum yarı insan yarı dev melezi andiryt kan büyücüsü elormin bırak ana kıta karyustovn u tüm diyarlarda bile bir gizem kaynağı olan meloridiyant ırkından Ayshelia üç gözlü iki ana gözü normalden biraz daha iri bir boyutta çekik kurşun metali renginde sklera ya ve ametist rengi kornea renginde belirgin ama küçük bir kaş çıkıntısı bulunan iki kaşı arasındaki üçüncü göz ise soluk yumurta akını andıran çok açık gri renkte sklera ya en ortasındaki cam göbeği renginde ki kornea ya sahipti ve korneanın sağ tarafı saat yönünün tersine sol tarafı ise saat yönünde olan gümüş renginde hafif silik bir tonda diklemesine duran hilal şeklinde 8 çizgi bulunuyordu beyaz saçlara dar burun kanalı dar ve düzdü burnun ucu dümdüz ileriye bakan cinstendi burun delikleri küçücüktü aslına bakıcak olursak genel olarak hem uzunluk hen genişlik açısından küçük ama estetik bir buruna sahiptiler alınları aşağıdan yukarıya doğru eğikti alt ve çeneleri normal bir insana göre daha büyük çıkık ve belirgindi alt çeneleri boyun kısmından başlayıp geniş ama küçük olan ön çenelerine kadar hafif bir eğimle küçülüyordu 46 dişe sahiplerdir üst çenelerinin en ortadaki iki dişi tıpkı insanlarda ki gibiydi tabi biraz daha kısaydı bunun dışında ki farklar kalınlığının keskinliğinin ve büyüklüğünün insanlara göre daha fazla olmasıydı yan kısımlarındaki iki diş de tıpkı insanlardaki gibiydi ana ön dişler ile aynı uzunluktaydı arada ki tek fark şekil itibariyle insanlarınkine göre daha dar ama çok daha kalın ve uc kısımlarının tıpkı işlenip mücevher haline gelmiş bir elmasın sivri arka kısmına benzemesiydi dişe ön kısımdan bakınca düz gibi görünüyordu gerçektende dış taraftan öyleydi ancak ağızın içinden bakınca genişliği belli oluyordu bunun sebebi iki dişin uc kısımlarının dış kısma gelince durup ağızın içinde yarım bir şekil almasıydı yan kısımlarındaki dişlere gelince bu dişler insanlarınkine kıyasla neredeyse iki kat daha uzun ve sivriydi ancak genişliği ve büyüklüğü insanlarınkine denkti ancak her ne kadar insanlık için alışılagelmedik olsa da görüntüsü absürtlükten ziyade zarif ve estetikti evet hem üst hemde alt çeneleri biraz çıkıktı hatta direkt yüzleri kafataslarına bitişik olmayıp insanlardan daha dışarı doğruydu ancak bu dış görünüşleri sırf insanlardan farklı diye çirkin olmuyordu tabi ben dahil kimse bunun doğruluğunu bilmiyordu ve ayrıca-

"Tık tık tık tık" kapı kilise kapısı birisi az önce kalıtımı tıklardı iyice mayışmış katok un uyku hayalleri ve düşünceleri bununla beraber askıya alınmış oldu "Tık tık tık tık" yine ama bu kez kapının ardından kıpırdama ve gülüşler ile katok belinden long sword unu çıkardı ve kapıya yöneldi kapının eşiğinden lamba ışığı sızıyordu üstüne üstlük bu kez son bir kez daha tıklatıydı "tak tak tak tak" sonrasında olucakları zaten herkes biliyordu deşifre olmuştuk işte o an hikayemin kırılma noktasıydı kapının bu kez nazikçe çalınmama anı "BAM BAM BAM BAM" ve ardından gelen o tehditkar sarhoş asker bağırışı "hey siz içerideki sik kırığı takoz köylüleri açın lan şu kapıyı bizi bekleterek ağaç falan yapamazsınız" "BAM BAM BAM BAM" hadi artık lan oradasınız biliyoruz" yanında ki diğer asker "bakın tek istediğimiz biraz şarap varsa biraz bira ve meze niyetine peynir ve kurtulmuş et hepsi bu" sonrasında olacakları hiçbir zaman unutamıyıcam " hey hadi ama köylü dediğin misafirperverdir hem öyle yada böyle içeri gidicez eğer şimdi açarsanız tanrı tiroszk a yemin olsun size dokunmayız" ve ardından içerideki kaos başlar fısıldaşarak herkez bir öneri sunuyordu bazı aptallar sessiz kalıp beklersek gideceklerini söylüyordu bazı korkaklar kapıyı açıp ayaklarına kapanık hayatlarımız için yalvarmamızı savunuyordu bu nispeten masum öneriler aradan bir hain in çıkıp "bu asker bozuntuları ne güne duruyor verelim şunları da kurtulalım" diyene kadar zararsızdı ahalinin buna destek çıkması gibi korkutucu bir iş te yanında cabası ilk atılan taylon oldu belinden kılıcını çıkarttığı gibi o hainin boynuna savurdu ve adamın kafasını oracıkta kopardı işte o an gerçekten sıçıp batırdığımız andı bir anda herkes çığlık atmaya ve birbirlerini ezme pahasına kaçışmaya başladı aradan bir köylü "seni amına kodumun vatan haini savaş düşmanı nı doğru gösteremeyecek kadar gözünü kanamı buladı ha" diye taylonun yakasına yapıştı taylon ise soğuk kanlılıkla adamın çenesine kılıcının kabzası ile vurdu zavallı adamcağızın çenesi yarılıp bir yerde. Parçalanıp boynuna doğru sallanıyordu o an ben taylonun üstüne atılıp yüzüne sertçe bir yumruk attım ve ona unutamayacığı şu sözleri söyledim "şu haline bak kuduz köpek gibisin her laf atana saldırıyorsun

Şimdi ne yapıcaksın banadamı haddimi bildiriceksin ha sana şunu söyliyeyim hani doğruları bağıranamı deli denir yoksa elinde sopa tutanamı diye derler ya işte sen o sopalı elemansın dur artık lütfen dur dostum seni de kaybedemem"

Bunu duyan taylonun bir gözünden yaş aktı kılıcı elinden kaydı ve yere düştü eliyle sarı sakalına bulaşmış kana dokundu ve şunları söyledi "bu kan benim olmadığı halde neden bu kadar acı veriyor söyle katok neden benim kanım akmıyor ölmesi gereken bizler değilmiyiz neden korumamız gerekenleri öldürmemiz gerekiyor" o an duraksadım bir cevap veremedim ne söyleyebilirdimki karşımda iki tane hayatta kalmak isteyen adam vardı "taylon bak ben sadece-" demeye kalmadan ensemde şimşek gibi anı bir acı hissettim gözüm bir anda karardı son hatırladığım yoldaşlarımın bir çeper halinde defansif pozisyona geçtiğiydi sonrası galiba bir rüya sanırım "uyan oğlum" nefes nefese metal zeminden ayağa kalktım ve ilk karşılaştığım manzara cam ile kaplı dikey küvet gibi bir baloncuğun içinde heryerine özellikle ense göğüs ve sırt kısımlarına garip halatlar saplanmış aşşırı yaşlı bir adamdı

Adamın bulunduğu içi silik sarı renkli sıvı dolu cam baloncuğun hemen arkasında devasa metal bir kutu vardı bana adam nedense bana endişeli gözler ile bakıyordu anlayamadığım ise ağzı tamamen garip borularla dolu garip siyah bir maske ile kapatılmış olmasına rağmen nasıl hâlâ konuşabildiğiydi ama hiçbir zaman anlayamayacağım ise bu dedikleriydi "zamanımız kısıtlı katok beni iyi dinle şimdi sana elormin e seni tekrardan diriltmesi için gereken büyü tekniğini anlatıcam" dedi sesi sanki beynimin içinden geliyor gibiydi o an sadece "öldümmü peki ya nasıl ve o halde sen tanrımısın" diyebildim adam bana şevkatli gözler ile "evet ve evet rahip arkadaşının yere düşürdüğü kılıç ile arkandan kafanı kesti ama endişelenme biricik evladım gücüm kısırlığa olsa her şeye muktadir dir" "peki söyle ozaman ne yapmam lazım elormin e neyi nasıl anlatıcam" "ona sadece şunu söyle "insanlara değer vermeyen o cani ilâha tapınmayı reddediyorum benim tek efendim tanrı cenk oğuz" dur bunu söylemen yeterli" "pekâlâ söyleyicem efendim peki nasıl "sana kendi ömrümden birkaç dakikalık ömür vericem bu sayede vücudun olmadan yaşayıp konuşabiliceksin şimdi uyan oğlum" gözlerimi açtığımda yerdeydim az önce gördüklerim bir halüsinasyon muydu diye düşünürken gözlerimi aşağıya kaydırdım ve "YÜCE TANRILAR AŞKINA GERÇEKMİŞ" diye bağırdım bunun üzerine köylüler ile ekibinin çatışması sırasında ki kaos ta bile birileri sesimi duymuştu "KOMUTANIM SİZMİSİNİZ" bunu diyen kaskaydı bir an etrafına bakındı yüzü hayalet görmüş bir kedi gibi kas katı kesilmişti bunun üzerine "aşağıya bak buradayım" dedim bunun üzerine kaska çatışmanın arasından fırlayıp yere eğildi sürünerek bana yaklaştı ve korkudan çığlığı patlattı ben ise onu sakinleştirmek için "ne hayatında hiç pişmiş kelle gibi sırıtan birini görmedin mi bak şuan ona bakıyorsun" "YÜCE TANRILAR AŞKINA komutanım yaşıyorsunuz ama nasıl bu nasıl mümkün olabiliyor" "zamanımız kısıtlı beni elormin e götür o ne yapıcağını bilir" dedim bunu duyan kaska beni daha ziyade kafamı alıp aradan sıyrılarak kürsünün arkasına fırladı orada elormin Ayshelia patge andirth ve vlaryus ne yapıcaklarını tartışıyordu bir anda elinde kafa ile gelen kaskayı gören ekip bir anda irkildi ve şaşkınlıktan dona kaldılar "hey selam eee nabıyonuz" dedim ekip ise hepbir ağızdan "YÜCE TANRILAR AŞKINA" diye çığlığı bastı sadece asyhelia korkmamıştı "yüzbaşı meh vilse aecht ellhet" (güzel bir nââş olmuşsun) diyip katok un alnına elini koydu "tamam bende seni gördüğüme sevindim ama laflamak için zamanımız yok elormin yaklaş" dedim zavallı elormin ise korkarak yaklaştı ve titriyen dudakları ile "buyur yüzbaşım" dedi "şey aaa kulağa biraz garip gelicek ama din değiştirmeyi hiç düşünmüşmüydün" diye söze başladım andirth buna gülerek "demek beyine oksijen gitmeyince böyle kafayı buluyormuşsun sevdim bunu" "şimdi taşak geçmenin hiç sırası değil bedenime girince onu bolca yaparız" diye karşılık verdim Bunun üzerine andirth kahkahalara boğuluyordu "neyse" dedim ve ekledim "elormin şimdi benimle birlikte tekrarla "insanlara değer vermeyen o cani lâha tapınmayı reddediyorum benim tek efendim tanrı cenk oğuz dur" tamammı" bunun üzerine elormin sorgulamadan aynen tekrarlar "eee şimdi ne olucak" der andirth ilk cevap asyhelia oldu "bilmiyorum neden arkandaki ellhet e sormuyorsun" der andirth ise "HASSİKTİR LAN" diyebildi bunu gören vlaryus ise anında bayıldı "tamam şimdi ne olucak" der elormin ona "Sen kan büyücüsü değilmisin kanın ile iyileştiremezmisin" dedi

elormin derin bir nefes alır ve "tamam haydi rasgele" diyip beni yani kafasımı alıp vücudumun üstüne koyar işin garip kısmı ise vücud kendi kendine komutları anlayıp iki eliyle kafayı sabit tutuyordu elormin giysisinin kolunu sıyırdı ve bir bıçak ile yanlamasına bir kesik attı ve akan kanı boynuma enseme her yerime sıvadı birkaç saniye içinde vücudum ile başım birleşmişti o an sanki ilk defa doğmuş gibi derin bir nefes aldım ve "tamam şimdi geriye şu köylüleri sakinleştirmek kaldı" dedim andirth "nasıl olucak o iş hepsi canla başla senin ekibine saldırıyor ne yapabilirsinki" diye lafa kalktı ben ise ona "sadece izle" dedim ve kürsünün üstüne çıkıp hayatımda ki en yüksek bağırışı patlattım bunu duyan köylüler durup bana yöneldiler hepsi şoke içinde bana baktı kimileri fenalaşıp bayıldı kimisi kustu çoğu sadece dona kaldı bunun üzerine elimi yumruk yapıp kalbime vurup elimi düz bir şekilde kafa hizamda tuttum ve şunları söyledim "ey köy ahalisi dinine ve vatanına ihanet eden sizler şu halinize bir bakın haydut sürüsü gibi kendi ordunuza saldırıyorsunuz size emrediyorum derhal durun" yüksek bir ses ile birisi "KATOK" diye bağırdı bu sevdiceğim sultan dı koşarak kalabalığı yardı ve önümde durdu sevinçten hüngür hüngür ağlıyordu kürsüden aşağıya indim ve iner inmez bana sarıldı "Şükürler olsun" tanrılara şükürler olsun" diyebildi anca ben de ona sarılıp elim ile başını okşadım savaşın stresinden hafif tel tel grileşmiş siyah saçlarına dokundum ve ona "şşş geçti ağlamaya gerek yok ben iyiyim" dedim bunun üzerine ağlayışı durdu "tanrılara şükürler olsun sana bir mucize bahşettiler ölümden döndün" "aaa millet bir sorunumuz var" dedi asyhelia ben daha soru ne diyene kadar kapıya "BAM" diye bir darbe vuruldu "BAM" "BAM" "BAM" bu seslerin tek bir açıklaması olabilirdi düşman ordusu gelmişti hemde tam takım "BAM" "BAM" "BAM" kilisenin barikatlı kapısı küçük çelik başlı bir koç başı ile kırılmaya zorlanıyordu "BAM" "BAM" ve kapı kırılmaya çoktan başlamıştı çatırdamazlar eşliğinde koç başı vuruşları herkesi kutlamıştı köylülerde birisi sessizce "herşey bitti bu son" diye kendi kendine söylendi ben ise hemen atılıp "askerler 7A savunma pozisyonuna geçin hemen kaska sen ön çeperdesin kefer sende er ler siz kanatları tutun taylon senin kolun kırılmış arkaya geç ve köylüleri koru ferrin sen de arkaya geç ahaliyi ve taylonu koru sutan sen ve ben de ön çeperdeyiz miletris çavo siz de yan kanatları koruyun andirth patge siz de orta kısımda durun siz yedek kuvvetiniz ve camlara dikkat edin oradan bir saldırı mümkün vlaryus yayını hazırla hemen arkamdasın yüksek elfliğini göster onlara Ayshelia tuyhrallk ını hazırla ve eee kaç topun var" Ayshelia cevap verdi 24 zehirli ve dikenli arshallf ım ve 17 çivi topum ve binayı yıkabilecek kadarda patlayıcım var" "güzel senin kaç okun var vlaryus" "43 çelik okum hazır ve nazır el arbetim için 20 demir okum var bütün bir tabur gelmediği sürece bir problemimiz olmaz" "tamamdır hadi hadi" "BAM" "BAM" "BAM" kapı büyük bir çatlamaya kırılır dökülen ilk kan tanrıya şükürler olsun düşmanlarınki idi vlaryus oklarını iyi bir isabet ile sıkıyordu her vurduğu ya yaralıyor yada öldürüyordu Ayshelia nın çivi topları düşmanın kalkanından girip zırhını ve elini delip arkasından fırlıyıp başka bir düşmana çarpıyordu sayıca çoktular ama sarhoş olmaları onları kolay hedef haline getiriyordu düşmanların çoğu daha kapıdan adımını attığı gibi kanlar içinde yere seriliyordu ta ki o gelene dek kıdemli bir gece muhafızı olan o herif o herif yüzünden o gece birçok iyi dostumu kaybettim tek bir saldırısı ile hepimizi hallaç pamuğuna döndürdü ondan sonra olacaklar ise gözüme dövme gibi kazındı vlaryus: "heyy sürüsüne bereket adamlar öldür öldür bitmiyor arkadaş ok kalmayacak bu gidişle" asyhelia: "birde bana sor sapan ile taş atıyorum dümdüz tüm cephaneni yediler" kefer: "hattı bozmayın elinde sonunda pes ederler öyle umuyorum" miletris: "senin dua larına kaldıysak keferr hepten ayvayı yedik demektir" katok: "çeneniz değil eliniz çalışsın" sutan: geri çekilin muhafız: tam o anda kilisenin camları pat diye kırılarak un ufak oldu ve herbirimiz en geriye kilisenin içine itildik airblitz niğdasını şimdiye kadar hafife almışız o basit bir rüzgar büyüsü değildi bildiğin fırtınanın mızrak formuydu Gece Muhafızı: "aptallar bir avuç çapulcuya 100 küsür adam kaybettiniz tanrı aşkına size içki verende kabahat iş yine baş a düştü"

Diyerek er cengo ya atıldı bir buçuk metrelik kılıcı ile tek savuruşta er in kalkanı nı sonrada er 'in kendisini kafasından karnına kadar diklemesine ikiye böldü ardından kardeşinin öcünü almak için kendisine saldıran ortun un göğsüne kılıcını sapladı o koca kılıç zavallı genç er 'in göğsünden girip sırtından 5 karış dışarı çıkmıştı muhafız önce er 'in saplandığı kılıç ı havaya diklemesine kaldırdı sonrasından sola doğru kılıcı savurarak er i kilisenin duvarına fırlattı çavuş ferdin i ise kalkanının keskin yan kısmı ile vurarak kafasını üst çenesinden itibaren kesti ve bunu yaparken hiç efor sarfetmedi ardından durdu kılıcını bize doğrulttu ve

"Bu kadarmıydı Aranızda başka cengaver yada cengaverler yokmu dedi ve pis bir sırıtış attı patge öne atıldı elindeki tek parça antik çelikten yapılma mızrağı ile öne atıldı "ben varım" dedi kız ve ekledi "sarrite ler henüz kaybetmedi" diye ekledi sonrasında miletrist ve tarvum da yanına katıldı buna karşılık muhafız kahkaha attı ve "ne yani bir sarrike bir kevaşe ve bir kılıcını alıp "katliam başlasın" dedi işte işkence de böyle başladı üç ü aynı anda farklı yerlerden atağa kalktı ama sonuç hüsran en ortadan saldıran miletrist in iki bacağını diz kapaklarının biraz aşağısından tek hamlede kesti ve bunu yaptıktan hemen sonra kendi etrafında dönerek tarvum u göğsüne derin kesik attı patge son anda geri atılarak savuşturabildi ama ikilinin işi daha bitmemişti tarvum yaralı haliyle zıplayarak komutanının aynı saldırı taktiğini denedi ama sonuç mavileydi zavallı tarvum un sol ayak bileğini ve sağ ön kolunu kesip arkasına hızlıca dönüp payeyi boğazından yakalayıp karnına yumruğuyla vurdu "pekâlâ tamam oyun bitti" dedi ama farkedemeyeceği ufak bir detay vardı o da tarvum un hınçıydı çocuk son bir kez zıplayarak bir saldırı denedi ve bu sefer başarılı oldu kılıcını muhafızın beline sapladı ve tüm gücüyle çevirdi acı içinde inleyen muhafız sinirden kudurarak tarvum u da gırtlağın dan yakaladı ve duvara fırlattı belinden kılıcı belinden çıkarmaya çalışırken bir kaç cm lik ucu kırılıp yarasının içinde kaldı buna deliren muhafız alını yarasına götürüp kırılmış bıçak parçasını tarvum un sol gözüne fırlattı tarvum oracıkta can verdi ardından ise histetikçe ve hasta ruhlu deli bir domuz kasabı gibi gülmeye ve kahkaha atmaya başlar o pislik ardından kendine yeni bir av bulmak için yaklaşır bu kes hedefi sutandır... alâmetli aşırı gelişmik boyun ve omuz kasları ile boynunu döndürmeye zorlansada bel sırt kısmı yüzünden aşırı hızlı reaksiyon verebiliyordu kollarında kaslar o kadar iriydiki bir öküzün bacağı kadar kalındı kolları düz durduklarında diz kapaklarını 2, 3 karış geçiyordu bacakları ise bir kütük kadar kalındı

Ve boyu 2 metreyi geçiyordu ayrıca- "katok kendine gel" şap diye yanağına gelen bir tokat o an kendime gelebildim yanımda Asyhelia duruyordu bana endişeli gözler ile bakıp şunları söyledi "ahlemehn meyhgellh identkelln vij bienz diver mullnyokun" (stresli yaşayan kişinin kozası çürük olur sakınmalısın)ve ekler "panik atak geçiriyorsun bu iyi değil şimdi olmaz sırası değil al şunu bu sana cesaret verir" sonrasında çantasından içinde bir çeşit siyah toz olan koyu yeşil yaprak ile sarılmış en ucunda kurutulmuş bir çeşit bitkinin turkuaz rengindeki küçük bir tomurcuğu olan (ince sapı da rulonun içinde) bir rulo uzattı ve ağzıma duraklarına sokuşturdu

Ardından çantasından çıra çakmağını çıkardı küçük tahta tüpün tıpası çıkardı içindeki hala yanan ama sadece duman çıkartabilrn köze bir çıra parçasını sürttü ve alev aldı bunu ise ağzımdaki rulo şeyini yakmakta kullandı "şimdi dumanını içine çek ve sonra üfle bu sana rahatlama enerji ve cesaret vericek" dedi bende nefesi içime ciğerlerime çekip üfledim başta öksürsemde sonradan hafif başım dönmeye kollarımda ve bacaklarımda "hadi ne varsa karşıma getir" dercesine bir hareketlilik bir enerji

Vücudum ise sımsıcak olmuştu "hey hepsini bitirme bana da lazım dedi ve eliyle yanan ruloyu alıp maskesinin bir deliğinden kendi dudaklarına sokup o da dumanını çekti ve üfledi bir iki üç dört ardından geriye küçük bir parça kalınca yere attı ve botuyla ezdi "hadi kalk savaş bizi bekler" dedi ve kolumdan tutup çekemledi ben ise sadece "yapamam o âlametli beni öldürür ben yine ölmek istemiyorum hem bu kez geri döneceğimin garantisi yok ben ben hayır ben" "katok sen sandığından daha güçlüsün onu indirebilirsin kendine güven biliyorum az önce gördüklerin seni travmatize etti ama durma savaş pes edemessin şimdi olmaz" dedi bana yaklaştı normalde çıkarması yasaklı olan maskesini çıkardı tıpkı o kitapta okuduklarım gibiydi sonra yüzünü bana iyice yaklaştırdı ve beni dudaklarımdan öptü dilini dilime doladı çatallı dili nedense yumuşaçık ve sıcaktı sonra durdu geriye yöneldi maskesini taktı ve " şimdi daha iyimisin" dedi "evet" dedim 'hadi şu orospu çocuğunu bir güzel doğrayalım" ayağa kalktım kılıcımı elime aldım diğer elime ise yerden bulduğum topuzlu gürzü aldım ve birlikte asyhelia ile yavaşça o Piçe doğru yürüdük onu bir şekilde öldürebilsek bile sonrasında iki yüzü geçik diğer askerleri öldürmemiz gerekicekti ama ben üstesinden gelirim gelmek zorundayım yarı çıplak muhafız zırhını kuşatmakla meşguldü şimdi o fırsat bu fırsattı ya herro ya merro önce Muhafıza arkadan yaklaşıp diz bağlarını kestim acı içinde inledi ardından bana döndüğü gibi gözlerine doğru kılıcı savurdum iki gözü de kesilmişti yumurta gibi akıyordu kanı sarısı gözü ise akıydı ardından tam kaburga aralarından kalbini deşicekken belime bir ok saplandı ardından omzuma sonra dizime ve en son sırtıma "hey sen kendine birde adam mı diyorsun yazıklar olsun" bu başka bir gece Muhafızıydı uzun yayı ile beni delik deşik etmişti o sırada asyhelia ya "şimdi yak yak hepsini" diye bağırdım ama gördüğüm manzara beni kahretmişti Ayshelia o çoktan etkisiz hale getirilmişti yerde kanrevan içindeydi "ne" bunu ne yapmıştı bunu kısa süre içinde sırtıma gelen jiletli kırbaçtan anlayıcaktım üçüncü bir gece muhafız ı vardı vücudum artık sınırına gelmişti daha fazla devam edicek takatim kalmamıştı "bu kadar yeter" diye mırıldandım gürz ve kılıcım elimden kaydı ve düştü ardından da ben de dizlerimin üstüne düştüm asyhelia nın son bir kez o tıslama ile karışık karga kıpırdamadı sesini hayal meyal duyar gibi oldum ardından bir ses daha duydum "gardaşımı bırakın ulan piç kuruları bu taylon du kafamı ona çevirdim sağ kolu kırılmış halde sol elinde içinde sarı bir gaz dolu cam kavanoz beline ve göğsüne sardığı onlarca simsiyah katran gibi bir sıvı dolu cam tüpler ağzında ise ucu yanan bir çıra parçası ile kilisenin en içinde kürsünün üstüne çıkmıştı "cidden delikanlı bir adamsın taylon" dedim kısık bir ses ile ikinci muhafız ona küçümsercesine baktı ve "buna cesaret edemeyeceğini biliyorum o yüzden neden eşek gibi anırmayı kesip kendini öldürmüyorsun cidden siz insanlar fazla can sıkıcı olmaya başladınız " bunun üzerine taylon "tanrı cenk oğuz bana şaitlik ek" dedi ve var gücüyle kavanozu üçüncü muhafıza fırlattı o kadar hızlı ve aniydiki muhafızın kaçmaya fırsatı kalmamıştı o anda birden gülmeye başladım gözlerim kan çanağa olmuş yanıyordu ama kaslarım kas katı kasıldığından sadece oturup gülebiliyordum ciğerlerim yırtılma kadar gülüyordum ölümüne gülüyordum sonrası sessizlik ve karanlık yine ölmüştüm "sanırım bu sefer kestaneyi çizdirdik dedim" bir ses ise "hayır gerzek henüz değil" dedi bunu diyen kimdi göremiyordum su "biraz su olsa hoş olurdu" dedim fısıldayarak sonra suratıma dökülen ılık suyu hissettim sonra gözlerimi hafif açabildim gözüm kelimere dökülemeyecek bir acı ile yanıyordu vücudumdaki yaralarda öyle ama okadar acı çekmiştim ki artık parmağımı oynatıcak halim yoktu "hey hâlâ bizimlemisin evlat ses tanıdık geliyordu sanırım bu andirth in sesi "hey elormin ne dersin sence sabahı görürmü "öyle deme yaşıyıcak onda farklı bir şey var kanında anlayamadığım çok güçlü bir şey o yüzden yaşıyıcak" "ben nerdeyim kilisede değilsin orası fena yarra yedi ama eğer bu seni neşelendiricekse merak etme fazla uzakta değiliz epi topu 50 metre uzağındayız" "nasıl" "nasıl çıktık" heee o mu şey ya ben kilisenin duvarını deldim de oradan çıktık asyhelia da burda mı" " hee o konuda elormin senmi söylemek istersin" " üzgünüm katok sadece seni kurtabildik diğer herkez sutan asyhelia vlaryus patge taylon kefer hepsi... öldüler" "çavo hariç o fare en son gördüğümde etraftaki heryere bakınıyordu sonra eee sonrasında birdaha görmedim muhtemelen o da kurtulmuştur heralde" "heeey heeeey bir el atın şuraya" "lan çavo senmisin o bak ben demiştim katok o ibne yaşıyordur diye sen burda bekle elormin ona göz kulak ol ve eee o "o" olayı hatırlamıyor zaten bilmemesi de en hayırlısı lan ne taşıyorsyiun sen deli dur geldim" "katok ayağa kalkabilecekmisin" "katok katok" yine karanlık ve sessizlik tanrı cenk oğuz şimdi bir güç kuvvet Versen hiç fena olmazdı "ulan çavo ulan çavo sen harbi çakal adamsın haa iyi bari birkaç kişiyi kurtarabilmişsin hepsi yaşıyor değilmi ha güzel ozaman hey katok uyandınmı güzel sana iyi haberlerim var çavo asyhelia 'yı vlaryus u kaska yı milithrest i ve patgeyi oradan çıkarmayı başarmış fena eleman dimi neyse şu gözündeki kumaşı çıkarayım ben en iyisi he eee nasılsın" "berbat" " iyi iyi hiç yoktan hâlâ birşeyler hissedebiliyorsun güzel eee şimdi biz şu manyak taylon a yardıma gidicez pezevenk hala bomba atıyor ben vlaryus ve patge ile sen elormin ve çavo ile takıl tamam mı "bekle bende geliyorum "olmaz katiyen olmaz az daha ölüyordun tekrar ölmeye bu kadar mı heveslisin" o an ayağa kalktım ve andirth in önüne kadar ilerledim" "öyle yada böyle ben oraya gidiyorum sonra o amcık hoşaflarını tek bir tanesi kalmayana dek parçalıyıcam anlıyormusun "bak evlat acını anlıyorum ama bu bir şeyi değişt-" "umrumda değil sutan ı taylon u kefer i oradan alıyorum ve buradan siktir olup gidiyorum tamam mı" " tamam lan tamam anladık sen götüne susamışsın anlaşıldı iyi madem gel ama önce şunu al" "av bıçağı mı ciddi misin sen" " ya bu yada na şuradaki iri taş seçim senin " ben ikisinide alıyorum " tamam reis sen en iyisini bilirsin ama üstüne birşeyler giysen iyi olur ortada baldırı çıplak kabileli gibi gezme" "oh tamam hemen bir koşu bozkanın evinden bir kaç parça giysi alayım SANKİ MÜMKÜNMÜŞ GİBİ 70 KİLOMETRE YOL VAR ULAN" " tamam ulan celallenme hemen al bu ceketi hiç yoktan iyidir deri ve kesmezkumaş katmanlı hiç yok tan üstünü korur belki birde baldırlarını tanrım hahaha babasının montunu giymiş beş yaşındaki bebeler gibi duruyorsun "geç sen dalganı geç öldürme rekorunda seni geçince tavuk taklidi yapıp gıdaklatıcam seni bir bekle sen" "HAHAHAHAHA işte benim adamım hadi gidelim o zaman" yolda çok konuşmadık hatta neredeyse hiç konuşmadık andirth in dev yarrakları hakkındaki kısa bilgileri hariç o da sinirimi bozduğu için 30 , 40 saniye kadar sürdü arada taylon delisinin bombalarını duyduk ha bir de düşman ordusu camlardan girmeye çalışmış ama bizim bombacı taylon iki üç tane hain askerin kafasına bomba atıp öldürünce vazgeçmişler vardığımızda çavo çoktan sutan ve kefer i dışarı çıkarmış taşıyordu tanrım onu bize rast getirdiğin için sana şükürler olsun andirth: "sikli bayanlar önden hihihihi" katok: "ulan varya bu taşla sana bi koyarım ananın amını tersten görürsün" andirth: tamam sakin ustam ben geçerim önce sıkıntı yok" içeri girer girmez öksürmeye başladım "ne ulan bu bu kadar leş kokan" andirth: "taş yağı yer altından yüzeye sızan aşırı yanıcı bir sıvı ama bunun dışında başka bir boka yaramıyor" katok: "hey taylon atma artık atma yeter hem kaç tane var bunlardan" taylon: "81 tüp 46 kavanoz toplam 127 tane vardı" katok: " kaç tane kaldı" taylon: "bir bu elimdeki sonuncusu çaktırma" katok: "e ananın amı ama" taylon: "sen onu şu dalyaraklara söyle"

Katok: "rekorun kaç" taylon: "159 zaten 59 u sadece bu bombalardandır herhalde" katok: tamam hadi gidelim hadi buradan" taylon: " dur son şunu da atıyımda yanın lan kahpeler" çığlık sesleri ve mangal cızırtısı katok: tamam hadi gidelim buradan" o an bir el ayağımı kavradı ve tökezledim arkama baktığımda sanki bir hortlak görmüş gibiydim katok: "LAN tarvum sen nasıl hâlâ yaşıyorsun tamam tuttum seni gidiyoruz" o an önce sırtımdan sonra ise diz arkamdan ok saplandı "hay geçmişini siktiğim" dedim ve dizlerimin üstüne düştüm o sırada ikinci muhafız ve ordusu içeri girdi "bak sen sonunda bombaların bitti demek ha komando"

Patge anında savunma pozisyonuna geçti andirth balyozunu sıkıca kavradı vlaryus da son okunu doğrulttu ben bıçağım ile duruşa geçtim taylon... duman çekme derdindeydi "beyler bi dakika" duruma şaşıran muhafız ın kaşı kasıldı yüzü düştü "sen ciddimisin şimdimi yani" o esnada şaşırtma stratejisini uyguladım... yani suratına taş attım bunun üzerine muhafız "YETTİ ULAN" diye sinirlendi ve ordusu ile bize doğru nişan aldı tam ok yağmuruna tutulucaz derken arkamızdan büyük bir patlama ile hepimiz öne itildik geriye baktığımda dua sunağı yerinde yoktu onun yerine sanki başka bir yere açılan bir oda vardı odanı girişindede 4 metre boyunda tamamen gümüşi metalden yapılma pelerin giymiş elinde en üstünde uzun bir dürbün bulunan iki borulu ortasında bir silindirden arkasında ise tahtadan bir parça onun altında ise tam ortasında 16 cm uzunluğunda 3 mm kalınlığında ve en geniş yeri 9cm en ince yeri 1mm olan dik üçgen şeklinde bir bıçak bulunan kocaman bir silah tutan bir golem belirdi golem yavaş ama emin adımlar ile bize yaklaştı ve o boğuk tiz ve mekanik sanki birisi iki metal külçesini birbirlerine vurarak anlamlı bir ses çıkarmaya çalışıyormuş gibi bir ses ile "time to die asshole" dedi ve kulakları sağar eden bir "GÜM" sesi ile (bir çeşit büyü ile tıpkı Ayshelia nın ki gibi) muhafız ın kafasını karpuz gibi yardı sonrasında tabi biz onun yanına koştuk o ise hiç durmadan "pat pat pat pat pat pat" diye düşman ordusunu delik deşik ediyordu onlarca askeri öldürdükten sonra ise silahını ters tutup düşman askerlerine balta gibi savurup doğruyordu ortalık bir katliam alanına çevrilmişti en son kaçmaya çalışanları bu kez belindeki kemerden çıkardığı el patlatıcısı ile "tak tak tak tak tak tak" diye vuruyordu en sonunda yaşayan tek biz kalmıştık "you guys allright it seems some of your friends need medical assistmant" dedi golem az arkasında ise beyazlar içinde maskeli eldivenli bir genç duruyordu bize doğru" iyi şafaklar beyfendi ve hanımdiler arkadaşlarınızın durumu kritik özellikle yerde yatan bana güvenebilirsiniz ben bir doktorum her birini iyileştiriceğime söz veriyorum dedi o sırada ardinth lafa atladı hey çavo oradamısın" buradayım evet diye kafasını delikten uzattı "yaralıları yine taşıyıcaksın onlarla bu doktor bey ilgilenicekmiş" ve ekledi "ha bu arada biz bu aralar biraz çulsusuz beleşe yapsan olurmu hayrın dokunsun" dedi çavo iç öfleyerek" nee o zaman ben boşunamı taşıdım onları" diye sitem etti güneş doğana kadar yarım saat yaralıları taşıdık ve ardından turvam ve milishtrie nin durumunun aşırı kritik olduğunu kendisi için 2 ay bizim için ise 1 hafta sonra taburcu olabileceklerini söyledi onaylamaktan başka çarem yoktu o günün gün batımında yola çıktık tanrılara şükür 10 kilometre yürüdükten sonra bir at vagonu na denk geldik fiyatı bayağa tuzluydu ama el mahkum kabul ettik ve buraya sana ulaştık kardeşim

Let SonOverlokcu know what you thought about this chapter!
Love this

1

Love this

Funny

0

Funny

Spicy

0

Spicy

Suspenseful

0

Suspenseful

Emotional

0

Emotional

Profound

0

Profound

Heartwarming

1

Heartwarming

Shocking

0

Shocking

Good Writing

1

Good Writing

Compelling Plot

0

Compelling Plot

Great Character

1

Great Character

Strong Dialog

1

Strong Dialog

Further Recommendations

Die Wölfe von Welby

maryketteler: Ich bin von diesem Roman sehr angetan. Es handelt sich um eine wunderschöne Geschichte, die durch ein tolles Happy End abgeschlossen wird.

Read Now
Chroniken der Werwölfe Band 1 Der Gefährte

Stefanie : Manchmal irritieren die Schreibfehler aber die Geschichte ist sehr spannend und ich freue mich das ich weiter lesen kann und es sogar noch weitere Bücher gibt... Bin gespannt wie es weiter geht..

Read Now
Luna auf der Flucht

Grazia: Wirklich tolle Geschichte mit Klasse Charakter 👍🏻

Read Now
A Blessing in Disguise

C.: Well written, good story and some spice, tons of personal growth!

Read Now
Die verschmähte Mate

Angela Dahmen: Nicht ganz logisch. Sie studiert Medizin und kennt sich mit der alten Kräuterkunde aus und schluckt trotzdem die Tabletten ohne zu wissen was drin ist.

Read Now
Alpha’s Claim

Duckieusaf: Great read

Read Now
Ruthless Lord

franny_panchis: Su padre la separó de ella por que no soportaba verla ya que se parece a su madre.Su padre, un lord, le arregla un matrimonio con el mejor soldado del rey .

Read Now
Before we burn : falling for the enemy

sarah: How does so much happen in 20 chapters?

Read Now
Alpha Zach

Ma: Es increíble muy bien es rito

Read Now