BÖLÜM 1: SİSLİ KÖYÜN SIRRI
Güneş, sisliKöy’ünüzerindeki kızıllığını yavaşça kaybederken, ufukta beliren mor bulutlar kötü bir gecenin habercisi gibiydi. Köyün yüksek surlarla çevrili kapıları ağır bir gıcırtıyla kapandı. Burada adet buydu; güneş battığında hayat durur, korku başlardı.
Genç avcıAlp, elindeki gümüş işlemeli hançerin kabzasını sıkıca kavradı. Köy meydanındaki kalabalık, fısıltılar içinde dağılıyordu. Herkes birbirinin gözünün içine bakıyor ama kimse birbirine güvenmiyordu. Çünkü dün gece fırıncı Hasan’ın cansız bedeni, ahırın arkasında, damarlarında tek damla kan kalmamış bir halde bulunmuştu. Bu bir kurdun işi olamazdı. Bu, aralarından birinin, insan görünümlü bir canavarın işiydi.
“Kapıları sıkıca sürgüleyin!”diye bağırdı Köy Muhtarı Demir. Sesi titriyordu ama otoritesini korumaya çalışıyordu. Demir, köyün en saygın ismiydi; ancak Alp, Muhtar’ın gözlerindeki o tuhaf, donuk parıltıyı fark ettiğinde sırtından aşağı bir soğukluk indiğini hissetti.
İLK ŞÜPHE
Alp, kulübesine çekilmek yerine ormanın sınırındaki eski yel değirmenine doğru gizlice süzüldü. Gece yarısına az kala, köyün sessizliğini yırtan bir çığlık yükseldi. Çığlık, terzi Elif’in evinden geliyordu. Alp koşarak oraya vardığında, kapının önünde duran Muhtar Demir ile karşılaştı. Muhtar’ın elleri tertemizdi ama nefesi, kış ayazında bile buharlaşmıyordu.
“Burada ne yapıyorsun evlat?”dedi Muhtar, sesi buz gibiydi.
Alp yutkunarak cevap verdi:“Çığlığı duydum Muhtar. Elif nerede?”
Muhtar kenara çekildiğinde Alp gördüğü manzara karşısında donakaldı. Elif, odanın ortasında baygın yatıyordu ama boynunda iki küçük, mor delik vardı. Ve asıl dehşet verici olan şuydu: Elif’in elinde, koparılmış bir kumaş parçası duruyordu. Bu kumaş, Muhtar Demir’in her gün giydiği o ağır, kadife pelerinle tıpatıp aynıydı.
OYUN BAŞLIYOR
O an Alp anladı:Vampir-Köylü oyunu artık bir oyun değildi.Köyün lideri, aslında onların en büyük düşmanıydı. Ama bunu kimseye kanıtlayamazdı. Muhtar’ın bir işaretiyle tüm köylü Alp’i “suçlu” ilan edebilirdi.
“Sıra sana da gelecek küçük avcı,”diye fısıldadı Muhtar Demir, dudaklarının kenarından sızan ince kan sızıntısını silerken.“Ama önce, bu gece kimi feda edeceğimizi seçmemiz gerek. Bakalım köylü, senin mi yoksa benim mi sözüme inanacak?”
Alp, köy meydanına doğru koşmaya başladı. Çanlar çalmaya başlamıştı bile. Meclis toplanıyordu. Bir kişi ölecek, bir canavar ise saklanmaya devam edecekti. 8 kitaplık bu savaşın ilk perdesi, kanlı bir infazla açılmak üzereydi.