"Yenilgi"
Ona aşık değildim, onu sevmiyordum; ne tipimdi ne de hayallerimi süsleyen o kadın... Ama içimde onu koruyup kollamak, her şeyden sakınmak isteyen o yanı bir türlü zapt edemiyordum. İnsanlara yaklaşımı, düşünce yapısı ve keskin zekası insana "Bu kız bir melek," dedirtiyordu. Beni bile kendine hayran bırakmıştı. Onunla birlikte, kendimde ilk kez fark ettiğim bir yanım filizlenmişti; beni ikilemde bırakan, sarsan bir yan...
Zekiydi. Bakışlarımı yakaladığında, o bakışların ne anlama geldiğini anında çözüyordu. Ama tepkisiz kalıyordu; utanmıyor, kaçmıyordu. Bu dik duruşu bende yine hayranlık uyandırıyordu. o vakur duruşu, ayaklarımın benden bağımsız geri gitme isteği uyandırmasına sebep oluyordu. İşi ileriye götürmem için ne bir işaret veriyor ne de o mesafeli, seviyeli halinden ödün veriyordu. Dedim ya, hayran olunasıydı. Beni ona inanmaya zorluyordu.
Ya o bakışları... Beni en ateşli rüyaların ortasında, kan ter içinde bırakıyordu. Uyandığımda kendimden utanıyordum. Utancım ne ergenler gibi gördüğüm o rüyalardandı ne de temeli çürük tahtalar üzerinde duran evliliğimden... Utancımın sebebi şuydu: O bir mabetti, bense varlığımla orayı kirletiyordum.
Sonunda pes ettim. Artık soytarılığa gerek yoktu. Kabul etmiştim; varlığının önünde diz çökmüş, eline yüz sürmüş, içimden defalarca af dilemiştim. Her hareket ettiğinde uçuşan bal rengi saçları, kaşlarına değen gür kirpikleri, o kocaman yeşil gözleri, dolgun dudakları ve porselen kadar pürüzsüz teni... O ince bedeni ve zarif hareketleriyle beni kaç gece uykusuz, kaç gece çılgın rüyalarda bıraktı. Ama her gece, istisnasız her gece kendimden utandım. Utandığım için daha da utandım.
Çok şişe devirdim o gecelerde, çok sigara yaktım. "Onu düşünmeyeceğim," dedikçe erkekliğime leke sürmüş, bir soytarıya dönüşmüştüm. "Bir kız için düştüğüm hale bak," diye kendime içerlendim, hayıflandım; ama nafile... Belli ki olan olmuştu.
Önce "saplantı" dedim buna. Rahmetli annem bir keresinde, "Oğlum sen normal değilsin, saplantılısın," demişti. Nedenini sorduğumda, "Yaradılışın böyle," diye cevap vermişti. "Bizde de hata çok, seni vaktinde eğemedik, hakkıyla ilgilenemedik. Bu yüzden seni azarlamaya hakkım yok, asıl senin beni azarlaman hak olandır," deyip suskunluğa gömülmüştü. O gün anneme kızmak istemiştim. Ne vardı yani? Su yerine içki içiyorsam, hakedene zalimliğimi tattırıyorsam, zenginden alıp fakire dağıtmıyorsam ya da damarıma basanın canına okuyorsam ne olmuştu? Sırf kimseye zarar vermeyeyim diye uyuşturucuya sığındığım zamanlar bile olmuştu ama bunlardan hiç gocunmamıştım.
Fakat annem haklıydı; ben saplantılıydım. Bu saplantıdan kurtulmak için uzaklaştım. Aylar geçti... Ama ne zaman, ne de araya koyduğum o kilometreler unutmama yardımcı oldu. Ne zaman güzel bir şey görsem; kaldırımda açan alelade bir çiçek bile olsa, aklıma ilk o geliyordu. O an, dünyadan elini eteğini çekmiş, ibadetinde huşu içinde olan bir kul gibi hissediyordum kendimi.
Aklımda o, baktığım yerde o, istediğim sadece oydu. Sonunda ayaklarım beni yine ona götürdü. Bu, benim ilk yenilgimdi.
Yenilgimin adı Sanem'di.