Kalbimin Seçimi

All Rights Reserved ©

Summary

Uzun süre sonra düzenlenen ilk buluşma etkinliği olması nedeniyle katılım oldukça yüksekti ve ev tamamen doluydu. Dostlarımı aşırı özlediğim ve onları gördüğüm için keyfim oldukça yerindeydi, bu sebeple planladığımdan fazla alkol tükettim. Eve dönmek için yeterli enerjiyi kendimde bulamadım ve çocuklar da taksiyle eve gitmeme izin vermedi. Fazla seçenek olmaması nedeniyle Logan'ın aynı yatakta uyuma teklifini kabul ettim, yakın arkadaştık ve daha önce de birçok kez birlikte uyumuştuk. Uykudan gözlerimi açamadığım için bana teklif ettiği kıyafetleri giymedim ve üzerimdeki elbiseyle yatağa uzandım. Uykuya karşı koyamıyordum, gözlerimi kapattım. Bir süre sonra yatağın diğer tarafında bir hareket hissettim ve gözlerimi araladığımda bana yoğun bakan bir çift gözle karşılaştım. Bir süre bakıştık ancak uyku beni içine çekiyordu bu nedenle gözlerim tekrar kapandı. Bir el önce saçımı sonra yanağımı okşadı ve duyamayacağım kadar kısık bir ses şöyle dedi; -Şuan seni ne kadar öpmek istediğimi bilemezsin...

Status
Ongoing
Chapters
12
Rating
n/a
Age Rating
18+

Bölüm 1




Lissa

Zorlu lise eğitiminin ve sınavların ardından ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde Mühendislik bölümünü kazandım. Hayatım boyunca hep bunun için çabaladım. İlkokulda ne olduğunu bilmesem de gelecekte herkes tarafından kabul edilen başarılar elde etmem gerektiğine inandırıldım. Her girdiğim sınavda başarılı olmalıydım. Başarısızlık sözlüğümde olmayan bir kelimeydi ve olmaması gerekiyordu. Ama öyle olmadı. Ortaokul bitip liseye geçtiğimde başarısızlığın ne olduğunu öğrenmek zorunda kaldım. İyi bir lise kazanmıştım ve iyi bir lise, başarılı ve hırslı sınıf arkadaşları demekti. Sınıftaki rekabet öyle büyüktü ki onlara yetişebilmek ve hatta onları geçebilmek için çok çalıştım. Lise hayatım yoğun ders çalışma programı, uykusuz geceler, yeme ataklarıyla gelen fazla kilolar, kaygı ve stres bozukluklarıyla dolu onlarca anıdan ibaret.

Tüm bu olumsuzlukların dışında lise hayatım bana bugün olduğum kişiye dönüşmemde katkı sağlayan yakın arkadaşlar kazandırdı. Freya, Ava, Rosie ve Mia.. 5 kişilik bir kız grubuyduk. Her kendimi sıkışmış hissettiğimde bana nefes alacak alan, her yorgun hissettiğimde dayanıp destekleyecek omuz, her düştüğümde yerden kaldıracak güçlü birer kol, aşktan salya sümük ağlayıp yataklara düştüğümde yaralarımı saracak yara bandı oldular.

Her birimizin mücadele şekli farklı olsa da bir şey ortaktı; o da iyi bir üniversite kazanmak. Çünkü bir çoğumuz dar gelirli ailelerin çocuklarıydık, Freya hariç. Freya ülkenin en iyi kolejinde okuyabilecek kadar zengin bir ailenin çocuğu olmasına rağmen ortaokulda elde ettiği başarıyla liseyi iyi bir devlet okulunda okumaya karar vermiş. Çünkü etrafında zengin ve şımarık ergenler olmasındansa zeki insanlar olmasını tercih eder ve bunu her fırsatta dile getirir. Gelecekte babasının şirketlerinden birinde çalışacak olsa da oturacağı koltuğu hak etmek için akademik anlamda kendisini geliştirmeyi amaçlıyor. Diğer kızları da oldukça sevmeme rağmen grupta kendimi en yakın hissettiğim kişi Freya. Birbirimizin elini lise boyunca hiç bırakmadık, bundan sonra da böyle kalmasını umuyorum.

Ve şimdi buradayım. Hayal ettiğim hayatın başlangıcı olduğuna inandığım bir kapının eşiğinde tek başıma duruyorum. Adım attığımda her şeyin değişebileceğinden korkuyorum. Acaba kızlar şimdi ne yapıyor diye düşünüp telefonumdaki grup sohbetlerini kontrol ediyorum. Henüz herhangi bir mesaj olmadığını görüp hızla bir fotoğraf çekip onlara gönderiyorum. Eğer kızlar yanımda olsaydı her şey daha kolay olurdu çünkü benim için güvenli alanımdan çıkmak oldukça zor. Ama hepimiz farklı okullar kazandık ve farklı hikayelere başlıyoruz. İçimdeki heyecanı yatıştırmak için derin bir nefes alıyorum. Telefonuma mesajlar geliyor ve her zaman itici gücüm olan arkadaşlarımdan her şeyin güzel olacağına dair mesajlar alıyorum. Birden cesaret geliyor ve kapıdan içeri bir adım atıyorum. Karşılaştığım kaotik gürültü ve kalabalık sebebiyle cesaretim hızla kayboluyor ve duvarlar üzerime gelmeye başlıyor. Nefes alamıyorum. Etraftaki uğultu toplanıp dev bir gülle olmuş ve üzerime yuvarlanıyor sanki. Yere çöküyorum. Yardım istiyorum ama sesim çıkmıyor. Kimse beni görmüyor. Kızların yanımda olmadığını, yalnız olduğumu ve hiçbir yardım gelmeyeceğini düşündüğüm anda bir el omzuma dokunuyor;

“İyi misin?”

Kafamı çevirip bakmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Omzumdaki elin sahibi hızla yanıma çöküyor ve bana sarılıyor.

“Hadi benimle birlikte nefes al...”

“Nefes alışımı dinle...”

“Yapabilirsin, sadece nefes al...”

Çevredeki gürültü kayboluyor ve bana sarılan kişinin nefesine ve kalp atışına odaklanıyorum. Aldığı her derin nefesle birlikte gelen o çift tık sesini dinliyorum. Kalp kapaklarının açılıp kapandığını düşünüyorum. Kalbe giden kirli kanın akciğerlerde temizlenerek dolaşıma tekrar katılması, hayatta kalmamızı sağlayan o nefes alışlarla elde edilen oksijen sayesinde gerçekleşen mucizevi süreci düşünüyorum. Bir süre birlikte nefes alıp veriyoruz ve yavaş yavaş kafamın içinde atan nabzımın gürültüsü azalarak yerini çevrenin gürültüsüne bırakıyor, kendime geliyorum. Başımı kaldırıp bana yardım eden kişiyle göz göze geliyorum, koyu kahverengi gözleriyle uyumlu aynı renk düz saçları dağınık bir şekilde yukarı sabitlenmiş yakışıklı bir yüz bana endişeyle bakıyor. Sakinleştiğimi anlayınca sarılmasından rahatsız olabileceğimi hissetmiş gibi aniden ellerini benden çekiyor ve tekrar soruyor;

“İyi misin?”

Nefesimi toparlayıp cevap veriyorum;

“İyiyim.”

“Beni korkuttun. Ayağa kalkabilecek misin?” diye soruyor. Başımı aşağı yukarı sallıyorum.

“Hadi ver elini, kalkmana yardımcı olayım.” diyor. Elimi tutmasına izin veriyorum ve beni ayağa kaldırıyor.

“Senin de mi ilk yılın?” diye soruyor.

“Evet. Şey ben, sanırım biraz panik yaptım.”

“Endişelenme. Ben de biraz heyecanlıyım. Benim de ilk senem. Bu arada ben Oliver Williams. Bana Oli diyebilirsin arkadaşlarım hep öyle der.”

Gülümsüyor ve göğsümde bir sıcaklığın aşağıya aktığını hissediyorum. O kadar içten ve gerçek ki tek bir gülümsemesiyle ona koşulsuz güvenebileceğini hissediyor insan.

“Memnun oldum, ben Melissa Evans, sen de bana Lissa diyebilirsin.”

Ve olabildiğince onun kadar içten gülümseyerek ona olan minnettarlığımı göstermeye çalışıyorum.

Biraz daha iyi hissettikten sonra Oliver beni ilk dersin olduğu sınıfa götürüyor. Yol boyunca kendisinden bahsediyor. Bana heyecan ve içtenlikle mezun olduğu okulu, lisedeyken basketbol oynadığını ve burada da basketbol takımında oynayacağını, ailesinin uzakta oturduğunu bu nedenle yurtta kaldığını anlatıyor. Onun kendisi hakkında heyecanla bir şeyler anlatmasını dinliyorum ve bu benim stresimin daha da azalmasını sağlıyor. Kapıdan girmemde ve panik atağımı sakinleştirmemde bana yardım ettiği için teşekkür ediyorum. Kız kardeşinin de zaman zaman panik atak geçirdiğini ve bu durum hakkında bilgisi olduğunu söylüyor. Yine de bana yardım etmek zorunda olmadığını ve minnettar olduğumu söylüyorum. Sınıfın kapısından içeri girdikten sonra bir ıslık sesi duyuyoruz ve o yöne bakıyoruz. Kumral saçlı, uzun boylu, yapılı bir çocuk Oliver’a el sallıyor ve buraya gel diye işaret ediyor. Oliver’da ona el sallayıp bana dönüyor;

“Gel seni bizim çocuklarla tanıştırayım.”

“Bizim çocuklar mı? Buradaki ilk arkadaşının ben olduğumu sanıyordum.”

Işıltılı gülüşüyle bu kez ondan bir kahkaha alıyorum.

“Onlarla basketbol takımı sayesinde bir hafta önce tanıştık. Koç derslerden önce tanışıp kaynaşmanın ve bir an önce antrenmanlara başlamanın takım için daha iyi olacağını düşünerek bizi erken çağırdı.”

“Ve koç sizin basketbol oynadığınızı nereden biliyor?”

“Akademik başarıların aksine çoğu öğrenci bu okulu spor alanındaki başarıyla tercih edebiliyor. Spor bursuyla buradayım. Karşında başarılı bir oyun kurucu duruyor, tekrar tanıştığıma memnun oldum.”

Sanırım yanlışlıkla ileride okulun en dikkat çekecek çocuklarından biriyle tanıştım. Bu durum benim sosyal ortamlarda giydiğim görünmezlik pelerinimin hoşuna gitmeyecek.

Oliver’a gerek olmadığını tek başıma iyi olacağımı söylememe rağmen beni yalnız bırakmak istemediği konusunda ısrar ediyor ve kolumdan çekerek amfinin arka sıralarına sürüklüyor.

“Hey Williams bizi arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?”

Bu kalın ve tok sesin az önce seslenen kumral saçlı çocuktan geldiğini fark ederek ona dönüyoruz. Yakından bakınca gözlerinin buz mavisi olduğunu fark ediyorum. Oliver’ın karizmatik olduğunu kabul etsem de şuan karşımda duran kişinin ondan daha çekici olduğu gözle görülebilecek bir gerçek. Maalesef onlar benden oldukça üst ligdeler. Etrafındaki her kadından ilgi gören kişilerle bir şansım olmadığını bildiğimden onların yanında genellikle huzursuz olmam. Benden hoşlanabileceğine inandığım orta popüler ya da mümkünse az popüler tiplerin yanında ise özgüvenim hızla kaybolur. Ama yine de bu durum kısık gözleriyle beni baştan aşağı süzen yakışıklıdan etkilenmeyeceğim anlamına gelmiyor.

“Selam Davies, bu Lissa. Girişte karşılaştık ve sınıfa birlikte geldik.” Diyor Oliver ve dönüp bana göz kırpıyor.

Karşılaştığımızda yaşadığım panik ataktan bahsetmeyişi beni mutlu ediyor çünkü biliyorum ki, ilk izlenim oldukça önemlidir. İlk karşılaşma bilinç altına yerleştiğinden sizi hep ilk seferki gibi hatırlar ve öyle tanımaya devam ederler. Benim durumumda insanların acımasıyla başlayan süreç daha sonra kendisini önyargılara bırakır ve asla insanlar bana olması gerektiği gibi davranmaz. Panik atak geçirebileceğim düşüncesiyle bana diğerlerinden daha hassas davranmaya başlarlar ve erkekler özellikle benden uzak durur. Bunca sene içerisinde öğrendiğim bir şey varsa o da şu ki; her an sorun çıkarıp ortamın havasını bozabilecek birini kimsenin yanında istemediğidir. Genellikle panik atak krizlerimin sonu hastanede biter çünkü çoğu kişi bu tarz durumlarda nasıl müdahale edileceğini bilmez. Bu nedenle durumumu genellikle yeni tanıştığım kişilerin aksine güvendiğim kişilerle paylaşırım ve ilginçtir ki şimdiden Oliver’a güvendiğimi hissediyorum.

Kendimi kaptırdığım derin düşüncelerden henüz adını bilmediğim kumral saçlı yakışıklının buz mavisi soğuk gözlerinden gelen yoğun bakışlar nedeniyle çıkıyorum. Dikkatimi çektiğini fark edince alt dudağını ısırıyor ve elini uzatıyor. Uzattığı eli tutuyorum ve normalden biraz fazla sıktığını hissediyorum. Konuşmasına fırsat vermeden söze giriyorum;

“Aslında Melissa Evans. Yakın arkadaşlarım bana Lissa der.”

“Ben Logan Davies. Tanıştığıma memnun oldum Melissa” Diyor özellikle “m” harfini vurgulayarak, sanki arkadaş olmadığımızı ve hiçbir zaman da olmayacağımızı belirtmek ister gibi. Sıkmakta olduğu elimi biraz zorlayarak geri çekiyorum. Gözlerini kısarak bana bakmaya devam ediyor. Nabzımın normalden hızlı atığını kulaklarımda duyabiliyorum. Aman tanrım o çok yakışıklı ve kesinlikle benim ligimde değil. İşler tuhaflaşmadan kendime gelmem gerekiyor. Hafif bir tebessüm ediyorum ve gözlerimi ayırıyorum. Ama o bakışlarını üzerimden çekmiyor, sanki bakışlarıyla alev aldığımın farkında gibi. Boynumdaki kolyeyle oynuyorum, bunun üzerine Oliver’a dönüyor. Okuldan sonra antrenmanla ilgili bir şeyler konuşuyorlar. O sırada profesör sınıfa giriyor. Hızlıca boş bir sandalyeye oturuyorum ve kendi dünyama çekilmeden önce herkesin yerlerine oturduğunu fark ediyorum.

İlk ders tanışmakla, derse katkısı olabilecek birkaç kitap önerisi, kitapların nereden temin edilebileceği, dersle ilgili beklentiler ve hedeflerle ilgili konuşmakla geçiyor. Çocukların bütün bunları dinlediğinden oldukça şüpheliyim çünkü ders boyu kendi aralarında konuşmaya devam ettiler. Yine de tüm dikkatimle söylenenleri dinleyip notlarımı almayı başardım.

Ders bitiminde eşyalarımı toplayıp çantama koyuyorum ve Oliver’a dönüyorum;

“Hey Oli derste bazı notlar aldım ve ilgilenir misin bilmiyorum ama yararlı olabileceğini düşündüm. E şey, numaranı verirsen daha sonra temize çekip sana gönderebilirim, yani istersen, sadece notlar için, şey demek istemiyorum yanlış anlama, daha önce olanlar için bir teşekkür etmek istedim, yani şeyden bahsediyorum, biliyorsun ya biz...”

" Heyy Lissa sakin ol.” omzumu sıkıca kavrıyor ve benimle aynı göz hizasını gelebilmek için biraz eğilip bana yaklaşıyor. “Yanlış anlamam merak etme ve tabi ki sana numaramı veririm. İşte al sen kendi numaranı kaydet ve telefonunu uzat ki ben de kendiminkini kaydedebileyim.” diyor. Beni bu kadar çabuk rahatlatmayı nasıl başarıyor anlamıyorum. Gülümsüyorum ve telefonumu uzatıyorum. O sırada yandan birinin bakışlarını hissediyorum, sanki serin bir rüzgar esmiş gibi ürperiyorum. Numaramı kayıt edip bakınca Logan’ın öfkeli gözleriyle karşılaşıyorum. Şaşırıyorum ama hiçbir şey söylemeden Oliver’a telefonunu geri uzatıyorum, o da benimkini geri verirken ekliyor;

“İşte artık numaram sende var. Notlar için şimdiden teşekkür ederim. Bu arada bizim takımla antrenmanımız var, geç kalırsak koç bizi bütün sene yedek bırakabilir, o çok sert biri ve kara listesine girmek istemiyorum. Sonra görüşürüz, tamam mı?” bana sımsıcak gülümsemelerinden birini daha veriyor. Vedalaşıyoruz ve onlar uzaklaşırken arkalarından bakmaya devam ediyorum. Tam o sırada Logan arkasına dönüp tekrar bana bakıyor ama bu sefer gözlerinde öfkeden başka bir şeyler daha hissediyorum. Bakışlarımı hızla ondan ayırıyorum, yanaklarımın kızarmış olmamasını umarak..