Kırmızılı Kadın
Simon, gözlerini açtığında vanilya kokusunu duyuyordu. Sırt üstü uzanmıştı. Birkaç saniye nerede olduğunu, ne olduğunu anlamaya çalışarak gözlerini kırptı. Ellerinin hemen göğsünün üstünde çapraz bir şekilde durduğunu fark etti. Önce ellerini yana indirdi. Sonra dirseklerinin üzerinde doğrulunca yattığı zeminin mumlarla çevrili oluğunu gördü. Vanilya kokusu mumlardan geliyordu. Biraz daha doğruldu ve ayağındaki kaliteli ayakkabıları fark etti. Tertemizdi, parlıyordu. Ayakkabılarına bakarken de beyaz gömleğini ve siyah takım elbisesini fark etti. Neredeyim ben?Dedi, kendi kendine.
O sırada topuk sesleri duymaya başladı, yavaş ve birbirini takip eden. Etrafına bakınmaya devam etti; ama sesin nereden geldiğini göremiyordu. Karanlık tarafa gözünü dikti, oradan geliyor olmalıydı. Mumların aydınlattığı yerleri görebiliyordu ancak diğer yerler hep karanlıktı. Bir oda da gibiydi ama duvarları göremiyordu. Ellerini dizlerinin üzerine koymuş sessin geldiği yöne doğru başını çevirmişti. Tık, tık, tık... Ses gelmeye devam ediyor ve gittikçe yaklaşıyordu. Sonra sesin sahibi yaklaştı, yaklaştı ve daha belirgin hale gelmeye başladı. Bu bir kadındı. Karanlığın içinden topuklarının sesiyle ona doğru geliyordu. Işığa yaklaşınca kısa bir süre durakladı. Simon onu belli belirsiz görmeye başladı. Kadın biraz daha yaklaştı ve onu daha net görebildi. Üzerinde uzun kırmızı bir elbise vardı, etekleri yerlere değiyordu. Elbisesinin arka kısmı önüne göre daha uzundu ve peşinden adeta yılan gibi kıvrılarak onu takip ediyordu. Kadının yüzünde kendinden emin bir gülüş vardı.
Ağzı açık kadına bakmaya başladı, ömründe böyle güzel bir kadın görmemişti. Simsiyah saçları, simsiyah gözleri ve ceset kadar beyaz bir teni vardı. Kadın elinin birini arkasında tutuyordu. Simon oturduğu yerden tamamen kalktı. Tekrar üzerindeki kaliteli takım elbiseye baktı, sonra başını kaldırıp kadına baktı. Kadın aynı gülümseme ile bakmaya devam ediyordu. Kadın mumların üzerine doğru ilerledi, ilerledi. Dur! Diye birkaç adım öne atıldı ama mumlardan ilerleyemiyordu. Kadın mumları görmüyor muydu? Yanacaktı. Etekleri tutuşacaktı.
Kadın mumların üstüne geldi, elbisenin eteklerinden mumlar görünmez olmaya başladı. Simon daha da şaşırdı. Kadının elbisesinin etekleri birden yanmaya başladı. Sarı bir ışık olarak başlayan alevler kırmızı bir renk alıp gül yapraklarına dönüştü. Elbise daha kısa bir elbise haline dönüşmüştü. Kadın iyice Simon’a yaklaştı. Simon’ın adeta nefesi kesilecekti. Bu kadar güzel bir kadın tam karşısında durmuş gözlerinin içine bakıyordu. Teni pürüzsüzdü, kusursuz duruyordu. Kadın, omuzlarına dokunarak Simon’ın etrafında dönmeye başladı. İki tur döndükten sonra durdu. Az önceki gibi bir eli arkasında durmaya devam ediyordu.
Simon ne olduğunu görmek istedi ancak bir şey göremedi. Kırmızılı kadın Simon’ın tam gözlerinin içine bakacak şekilde karşısında dururken iyice yaklaşıp öptü ve arkasında tuttuğu elini önüne getirdi. Elinde yuvarlak, kapaklı, üzeri işlemeli metal bir kutu tutuyordu. Kadın dudaklarının kenarındaki aynı gülümseme ile kutunun kapağını hafifçe açtı. Kapağı açar açmaz Simon, vanilya kokusunun yanına muhteşem başka bir koku daha duydu. Çilek kokuyordu. İşlemeli metal kutunun içine baktı. Kıpkırmızı çilekler duruyordu. Kadın çileklerden bir tanesini aldı, Simon’un dudaklarına değdirdi ve geri çekti. Simon ister istemez dudaklarını yaladı, inanılmaz bir tat hissetti. Daha önce tattığı bir lezzet değildi, bambaşka bir histi. Kadına baktı, kadın yüzüne kocaman bir gülümseme yayılırken elinde tuttuğu çileği Simon’a verdi. Simon da çileği yemeğe başladı, az önce aldığı tadın daha yoğun haliydi. Kadın ikinci çileği de uzattı, Simon onu da yerken kutudaki çileklerin eksilmediğini fark etti, yerine yenileri geliyordu.
Sonra kırmızılı kadın, az önce çilekleri uzattığı elini Simon’ın yüzüne yaklaştırdı, parmaklarını birleştirmiş avuç içini yüzüne doğru döndürmüştü. Daha da yaklaştırdı, gözlerini kapatmak istiyordu. Simon kadının kolunu bileğinden kavrayıp tuttu. Kadın bembeyaz dişlerinin arasından ″şşş″ sesi çıkardı ve elleri ile Simon’ın gözlerini kapattı.
Simon ikinci defa gözlerini açmadan önce yüzüne çarpan rüzgârın soğukluğunu hissetti. Yavaşça gözlerini araladı ve birden panikledi. Çünkü elleri bir direksiyonun üstündeydi, üstü açık bir Ferrari’yi kullanıyordu. Trafik olanca hızı ile akıyordu ve etrafında yüksek binalar vardı. Her yer ışıl ışıl mağazaların, dükkânların, devasa billboardların ışıkları ile aydınlanmıştı. Yolun bir yanı binalardan oluşurken diğer yanı denizdi ya da okyanustu, bilemiyordu. Bir metropoldeydi. Yanında da az önceki güzel, kırmızılı kadın yine kırmızı ama bu defa farklı bir elbise ile oturuyordu. Gece kadar siyah saçları rüzgârla geriye doğru havalanırken Simon’a doğru dönüp yine dudaklarında aynı gülümseme ve gözlerinde yine aynı bakış ile bakıyordu. Bilmediği bir şehirde bilmediği bir yere gidiyordu ve hiç bilmediği bir kadın yanı başında oturuyordu.
Nereye gidiyoruz? Dedi ama kadın ona daha da sokularak kulağına daha önce yaptığı gibi "şşş" dedi ve gözlerinin içine baktı. Simon’ın meraklı halleri yerini bambaşka bir duyguya bıraktı:
Zevke.
Kullandığı araba asfaltta adeta kayar gibi gidiyordu. Bir Ferrari kullanıyorum! Dedi kendi kendine, bu bir Ferrari! Dedi. Anın tadını çıkar diye düşündü Simon. Ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Sonra direksiyonu hareket ettiren ellerine bakınca kol düğmelerini fark etti. Kol düğmeleri takıyordu, hayatında hiç kol düğmeleri olmamıştı ki. Kendine aynadan baktı; yüzünü, saçlarını inceledi. Saçları özenle şekillendirilmişti ve yüzüne oldukça yakışan bir modeli vardı, bu kesimi sevdim diye düşündü. Üzerindeki smokinin kumaşının kalitesini anlamak için ceketinin koluna dokundu, yumuşacıktı. Tüm bunlar birer rüya olmalıydı ve eğer bütün bunlar bir rüya ise uyanmak istemiyordu. Evet, evet, bunlar bir rüya olmalıydı. Rüyada olduğunun farkında olduğu rüyalar daha önce de görmüştü. Bu seferki daha gerçekçiydi sadece. Beynin bir tarafının rüyada hikâyeyi uydurduğunu diğer tarafının ise kendi uydurduğu hikâyeye inandığını okumuştu. Altında mükemmel bir araba, yanında muhteşem bir kadın vardı. Daha ne isteyebilirdi ki? Beyni harika bir kurgu yapmıştı bu defa.