İki Ruh

All Rights Reserved ©

Summary

Göğsünün ortasında gizemli bir delik ve kim olduğunu anlamadığı bir sesle uyanan yalnızın macerası

Genre
Adventure
Author
Kanjay
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

Kimim Ben !?

Göğsümün tam ortasında, anlam veremediğim bir şey var.

Ne ama? Bilmiyorum. Nereden geldim ben? Yaşıyor muydum? Onu bile hatırlayamıyorum...

Göğsümdeki bu hisse anlam veremiyorum. Her yer parlak görünüyor.

Şu an bulunduğum yer mi bu? Yoksa daha önce bulunduğum bir yer mi? Bilemiyorum. Galiba bir varlık beni yarattı... Peki neden?

Etrafıma bakıyorum. Arkasını görebildiğim, belirli şekli olan bir nesne var. Garip görünüyor. O nesneden dışarı bakıyorum: dev bir ışık topu her yeri aydınlatıyor. Nesneleri tanıyamıyorum.

Koku kötü. Göğsümdeki bu his ondan mı kaynaklı, yoksa bu koku mu hissettiğim şeyi yapıyor bana? Devamlı öksürüyorum, durmadan.

Bulunduğum yer rutubetli. Şu dev ışık topu bile bu odayı tam anlamıyla aydınlatamıyor. Zeminden takırtılar geliyor. Birileri bağırıyor.

Acaba yardım mı istiyor?

Galiba kontrol etmem gerek.

O adam her kimse, avazı çıktığı kadar bağırıyor.

Ve öyle bir yürüyor ki, her adımında yer sallanıyor gibi. Bu odadan çıkıp kontrol etmeye gitmem gerektiğini hissediyorum.

Zaten yapabileceğim başka bir şey yok.

Nerede olduğumu bilmiyorum. Şu an neredeyim, daha önce neredeydim? Bilmiyorum. Keşfetmem lazım. Gördüğüm şeylerin ne olduğunu bile bilmiyorum.

Mesela şu kara renkli, çürümüş nesne... Neydi bu?

BAM! BAM! BAM! BAM!

Ne o? Bu nesneden ses mi geliyor?.. Ya da... delirmeye başladım.

> “Kapıyı aç, gerizekalı! Ne bok yiyorsun sen? 10 gün oldu! 1 günlüğüne kalacağım demiştin! Paranı ver, defol git!”

Kapı derken?.. Herhalde şu anlam veremediğim nesneye kapı deniyor.

> “Ne bok çevirdiğini bilmiyorum ama kapının arkasından iğrenç bir koku geliyor. Biraz daha açmazsan, kıracağım kapıyı!”

> “Ne? Durun... Tamam, açacağım da... Nasıl açılıyor bu?”

> “Benimle dalga mı geçiyorsun?!”

(Kapıyı kırar.)

> “Paranı ver ve defol git şuradan! Bir de ne yaptın burada? Bu koku da ne?!”

Açıkçası bu kokunun sebebini bilmiyorum. Param da yok... Adama ne desem?

> “Param y—”

> “Öldür onu.”

> “Ne?!”

> Konaklama sahibi: “Ne ’ne’si?! Benimle dalga mı geçiyorsun?”

> “Onun derisini yüzüp üstüne bas!”

> “Kim konuşuyor ulan?!”

> Konaklama sahibi: “Bu iş böyle olmayacak. Eğer paranı vermezsen...”

(Bıçağı cebinden çıkarır ve gösterir.)

“…işin sonu iyi olmayacak!”

> “Bir dakika, sakin ol! Ne oluyoruz? Açıkçası param yok. Lütfen, parayı sonra ödeyeyim.”

> Konaklama sahibi: “Ulan! Ulan gerizekalı! Madem paran yok, neden konaklıyorsun?!”

(Kulağından çeker, bıçağı kulağına dayar.)

Bir anda... göğsümden yükselen bir öfke patlaması düşüncelerimi sardı.

Hayır... bu ben değilim. Bu ben değilim!

Onlara saldırmaya başladı. Ve ben... karşı koyamadan, konaklama sahibinin gözlerine saldırdım. Parmaklarımı gözlerinin içine soktum. Gözlerini avuçlayıp sıkmaya başladım.

Ama bunu ben yapmıyordum.

Göğsümden yükselen bir iblis vardı.

O öfke... o his... o yapıyor!

Konaklama sahibi bağırmaya başladı. Acıdan ağlayacak kıvama gelmişti. Ama ağlayamıyordu. Hayatı boyunca sadece gözyaşı döken o gözlerden bu kez kan akıyordu. Sümük gibi bir sıvı...

Bağırması tüm konağı inletti.

Fazla sürmedi. Anlık bir kararla adamın elinden bıçağı aldım, gırtlağından içeriye, beynine doğru sapladım.

Ses kesildi.

Bu benim... ilk defa... ilk defa birini öldürüyorum...

Acemiydim. Bıçağı saplarken elim kaydı, kendi elimi de kestim.

Ben... ne yaptım böyle? Sadece bayıltmak istiyordum. Kaçmak istiyordum. Bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim...

Oda kana bulandı. Adamın boynundan kanlar fışkırıyordu. Durmak bilmiyordu. Kan... her yerdeydi.

Ve o iğrenç kokuya şimdi bir de kan kokusu eklenmişti.

Cesedi ne yapacağım şimdi?

Hızlı adımlarla konağın ana katına indim ve mutfağı gördüm. Koli koli kutular ve büyük kaplar vardı. Kaplara su doldurdum ve kolilerle birlikte üst kata taşıdım.

Adamın uzuvlarını parçalar hâlinde kestim ve kaplara koydum. Ardından mutfağa inip kapları dondurucuya koydum.

Ellerim titriyordu. Su dolu kapları götürürken yerlere sular döküldü. Damla damla kan...

Mutfakta, kapların donmasını beklerken bir köşeye çekilip kendi içine kapandım. Ne yaptığımın farkında bile değildim. İstemeden mi yapmıştım? Ama yakalanmak da istemiyordum.

Zihnim yavaş yavaş geri dönmeye başlamıştı. Nesneleri ve cisimleri tanıyabiliyor, anlam verebiliyor ve onlarla ne yapabileceğimi kavramıştım. Kusursuz bir saklama planı yaptım.

Fakat planlamadığım bir şey vardı: bir ruh... veya bir cisim, bir varlık...

— Haz aldın değil mi? Ama belli etmiyorsun. Bu işte ustasın.

— Ne? Sen nesin? Neden bana bunu yaptırdın?

— Ben mi? Adamın gözlerini patlattın ve suçu bana mı atıyorsun?

— Sen... sen düşüncelerimi sardın! Beni öfkelendirdin! Kimsin sen?

— ...

— Cevap versene!

— ...

İçimdeki o ses cevap vermiyordu. Onu takmıyordum bile.

Ayağa kalkmaya çalıştım ama yapamıyordum. Bacaklarım tir tir titriyordu, ayakta zor duruyordum.

Akşam olmaya başladı. Saatlerce kendi kendimle konuştum. Delirmiş gibiydim. Hava yavaş yavaş soğuyordu.

Anlam veremediğim o şeffaf şeyden dışarı bakıyordum. Hava kararmaya başlamıştı.

Elinde gaz lambası taşıyan birini gördüm.

Düzgün giyimliydi, göğsünde parlak bir arma, pantolonunda asılı bir altıpatlar vardı. Bir şerife benziyordu.

Şerif hafiften kafasını çevirdiği an izlemeyi bıraktım ve eğildim.

Korkudan bayıldım orada.

“Ne oluyor ulan? O dev ışık topu gözlerimi yakıyor. Sabah mı oldu? Uyuyakalmışım galiba.”

Dışarı çıktım. Hava o dev ışık topuna rağmen soğuktu. Etrafıma bakmaya karar verdim.

Uçsuz bucaksız bir deniz gördüm ve kasabaya doğru gitmeye karar verdim.

Ama ondan önce kendimi temizlemeliydim. Çürük kokuyordum, çürümüş bir et gibi.

Konakta temizlenmek için bir yer arıyordum. Banyoyu buldum.

Üstümü çıkardım. Tam banyoya girecektim fakat korkunç bir şey fark ettim.

“Bune lan? Neden göğsümün ortasında bir delik var?!”

Elimi deliğe götürdüm. Parmaklarım o deliğe sığıyordu. Delik kusursuz açılmış gibiydi.

Ve içi yanmıştı sanki. Kanı kabuklaşmış, iğrenç bir koku yayıyordu odadaki o kokunun ve göğsümdeki o acının nedeni buydu.

Ellerim ve bacaklarım titriyordu. İçimi korku kapladı yeniden.

Banyoya girdim. Ellerim titreyerek kendimi yavaşça temizledim.

Kanlı kıyafetleri giymek istemedim. Konakta kıyafet aradım.

Hafif yeşilimsi, koyu renkte bir kıyafet buldum. Hava soğuk olduğu için biraz daha kalın giyindim.

Kahverengi bir deriyi üstüme sardım. Simsiyah bir çuvalı pantolon olarak giydim.

Eski botlar buldum, onları da giyip iplerini düğümledim.

Yaram belli olmasın diye deri eldivenleri ellerime geçirdim.

Son olarak, tepesinde kuş tüyü ve altın motifli bir şapka taktım.

Yolculuğuma böyle başladım.

Etrafı kontrol etmeliydim. Ne var, ne yok bakmalıydım.

Kendimi çok belli etmemem gerekiyordu. Kulaklarım soğuktan acıyordu.

Etrafı ararken şehrin göbeğine geldiğimi fark ettim.

Kalabalık vardı. Her yerde pazarlar, balıkçılar, barlar...