CHAPTER 1
Gözlerini açtıklarında etraflarını yoğun bir gri sis sarmıştı; her şey puslu ve bulanıktı. Çürümüş yaprakların hışırtısı dışında hiçbir ses yoktu. Peter etrafına bakarken tedirginliğini bastırmaya çalıştı.
Mark taş zemine eğilmiş, parmaklarını çatlamış taşların üzerinde gezdiriyordu. Her taş, sanki geçmişin sırlarını taşıyordu; üzerlerinde eski yazılar, silinmiş semboller vardı. İkisi de ormanın içinde, zamanın farklı aktığı bir yerde olduklarını anlamıştı.
Peter birkaç adım attı; sis etraflarını sarmış, görünürlüğü neredeyse sıfıra inmişti. “Burası… nereye geldik?” dedi ama sesi havada kayboldu. Mark başını salladı; gözlerindeki kararlılık Peter’a güç veriyordu.
Sis aralandıkça önlerinde devrilmiş ve yarı gömülmüş yüzlerce mezar taşı belirdi. Siyah bir sütun ortada yükseliyordu, üzerindeki spiral yazılar hafifçe parlıyordu. Bu yer sıradan bir orman değildi; lanetli bir ritüelin kalbiydi.
Peter cesurca sütuna dokundu ve bir anlığına her şeyi gördü: ruhlar zincirlenmiş, karanlık bir güç onları gözetliyordu. Mark defteri açtı ve sembollerin burada da olduğunu fark etti. İkisi de korkuya kapılmak yerine çözümün peşine düştü.