KARANLIK YEMİN
"Zaman, her şeyi iyileştirmez; bazen sadece acıyı daha derine gömer."
Soğuk demir parmaklıkların arkasından dışarıdaki dünyaya bakarken, Pamir 17 yaşındaki hayallerinin o dar hücrenin duvarlarında nasıl çürüdüğünü izliyordu. Tam bir yıl geçmişti. En yakın arkadaşını öldürmekle suçlandığı, avukatının bir suikastle susturulduğu ve adaletin sırtını ona döndüğü o lanetli geceden beri kalbi de o saat gibi durmuştu.
Aynı anda şehrin öbür ucunda, Rengin Yıldırım babasının çalışma masasında oturuyordu. Masanın üzerinde, patlamadan sağ kurtulan tek şey duruyordu: Kenan Yıldırım'ın bozuk saati ve yarısı yanmış bir USB cihazı.
Rengin, elini saatin kırık camında gezdirdi. Babası ölmeden sadece iki gün önce arabanın bakımını yaptırmıştı, frenlerin patlaması bir tesadüf olamazdı. Gözlerini kapattı ve babasının sesini hatıralarında aradı. "Adalet, bazen en güvendiğin kişiye emanettir kızım," demişti.
Şimdi bu adalet, bir hapishane hücresindeki suçsuz bir gence ve o gencin babası Hazar Demir ile yapılacak tehlikeli bir anlaşmaya bağlıydı.
Rengin ayağa kalktı. Gözlerinde artık yas değil, intikam ateşi yanıyordu. "Yarım kalan her şeyi tamamlayacağım baba," diye fısıldadı karanlığa. "Pamir’i kurtaracak, senin katilini bulacağım."