Yıllar önce
Ağzına kadar dolu bir amfi. Orada bulunanların çoğu son sınıf olsada aralarında dikkat çeken biri var.
İnce yapılı zarif bir adam. Altın sarısı saçları günışığı vurduğunda parlıyor. Yüzüne baktığınızda çıkık elmacık kemikleri hemen dikkat çekiyor. Mavi gözleri içinde kaybolacağınız bir denizi andırıyor. Çehresinde belli belirsiz bir ifade gizliyor ve kürsüdeki kendinden yaşça büyük konuşmacıyı özenle dinliyor. Arada bir sol kolundaki saatini kontrol ediyor. Kolye olarak taktığı altın zincire geçirilmiş sade bir yüzükle oynuyordu. Sağ eliyle, kolyeyle oynamadığı, zamanlar dolma kalemiyle deri kaplama not defterine notlar alıyor.
En nihayetinde kürsüdeki konuşma bittiğinde Profesör Hazar öğle arasına girildiğini duyurdu. Amfi çıkışlarında izdiham yaşanırken izdihamın tam tersi yönüne giden bir tek kişi Profesör Hazara yaklaştı. O sırada Profesör sırıtarak zarif adama öğretmen masasından aldığı beyaz tebeşiri uzattı.
Profesör “Ne oldu, yoksa sıkıcımı geldi.” dedi ve elindeki tebeşiri kendisini izleyen ama hiç konuşmayan genç adama doğru fırlattı.
Tebeşiri yakalayan ve kendinden emin şekilde kara tahtaya ilerleyen adam eski yazılı tahtayı yukarıya itip boş tahtalardan birini kendine doğru çekti ve ekledi.
“Babamla daha önce bunun hakkında çalışmıştık. Saygısızlık etmek istemem ama bu sunum tam bir fiyaskoydu.” Bu cümleleri sıralarken konuşma sırasında aldığı notların bulunduğu deri kaplı defteri profesöre uzattı. “Burada tüm eksikleri bulacaksınız.”
Profesör sempatik gülüşüyle gence baktı defteri aldı ve sayfalarını karıştırmaya başladı. Kısa bir müddet sonra defteri aniden kapadı ve gence sarıldı, sırtını sıvazladı sonrada geri çekildi. Kitabı göstererek “Seni son gördüğümde kendi kendine bir mikroskop yapmaya çalışıyordun ve ortaokula gidiyordun.”
Bu sözler üzerine genç adam “O güzel günler çok geride kaldı profesör. O zamanlarda da şimdide aynı düşünüyorum. Kişi kendi araç gereçlerini yapmalıdır. Her durumda kendine has yoruma, düşünceye sahip olmalıdır.” Bunları söylerken profesöre bakmak yerine karatahtada bir şeyler karalıyordu.
Profesör iç çekerek söze girdi. “Çocuğum, sen inkâr etsen de değişmişsin ve gözlemlerime göre bayağı büyümüşsün. Bülent oğlu Pars! Seni tebrik ederim, zıpkın gibi delikanlı olup karşıma çıkmışsın.” Profesör gencin tahtaya yazmayı bırakıp kendisiyle göz göze geldiği an duraksadı ve yine o kendine has gülümsemeyi suratına takınarak “ Oğlum, seninle gurur duyuyorum. Akademiyi birincilikle bitirmiş ve doktoraya başlamışsın.” demesiyle karşısında duran gencin uzun süre boyunca ilk kez gülümsediğinin farkında bile değildi.