TEYZE KIZI

All Rights Reserved ©

Summary

Denizli’ye taşınan iki kuzen, Asya ve Miray, okulun ilk günüyle birlikte hem yeni arkadaşlıklara hem de birbirinden komik olaylara adım atar. Asya’nın utangaç ama eğlenceli dünyası, Miray’ın korumacı ve biraz patavatsız halleriyle birleşince sıradan günler bile maceraya dönüşür. Ancak bir gün yaşanan tuhaf bir olay, her şey normal görünse bile aslında bazı şeylerin düşündükleri kadar basit olmadığını hissettirir… Ama tabii ki bu ikili için en garip anlar bile biraz kahkaha, biraz kaos demektir.

Status
Ongoing
Chapters
2
Rating
n/a
Age Rating
13+

Chapter 1

GİRİŞ

2 Kasım 2007/ İstanbul

‘’Hadi abla geç kalacağız!’’ içeride hâlâ hazırlanan ablasına seslendi Buse. Bir yandan küçük kızını uyutmaya çalışıyordu. Biraz daha gecikirlerse otobüs onları bırakıp gidecekti.

‘’Tamam geliyorum.’’ Bu seslenen ablası Begüm’dü. Sanki biraz daha beklese otobüs bir yere kaçıyor diye içinden geçirdi Begüm. Otobüs dışarıda korna çalıp duruyordu. Begüm hızlıca ayakkabılarını giydi. Koşarak merdivenden indiler. Tabii merdivenlerde Buse’nin iki kere düştüğünü var saymazsak. ‘’Beğendin mi yaptığını abla? Geç kaldık işte senin yüzünden.’’ Zaten sinirli olan Buse şimdide sinirini ablasından çıkarıyordu.

‘’Ya yürüyeceğiz ya da durağa gidip yeni otobüsün gelmesini bekleyeceğiz.’’ Diye bir fikir öne sürdü Begüm. Fakat bu teklif Buse’nin hiç hoşuna gitmemişti. Eğer yürürlerse bu soğukta kızı üşüyebilirdi. Durakta beklemekte çok uzun süreceği için kızı hasta olabilirdi. Böyle bir riski göze alamazdı. Kızı zaten çok huysuzdu. Hasta olursa başına gelecekleri düşünmek bile istemiyordu.

‘’Buldum,’’ dedi Buse sevinçle ‘’ Kocalarımız ne güne duruyor onları arayalım gelip bizi işe götürsünler.’’ ‘’Güzel kardeşim, bazen gerçekten beynin olmadığından şüphe ediyorum. Hani kocalarımız şehir dışında bize ev bakıyorlar ya.’’ Bu duydukları karşısında Buse kaşlarını çattı.

‘’Uçarak gidelim o zaman abla, nasıl fikir? Ama eğer biraz daha bu soğukta dışarıda kalırsak Miray hasta olacak. Biliyorsun çok huysuz bir bebek.’’

‘’Ben Emine Abla’yı arayıp geç geleceğimizi söyleyeceğim.’’ Dedi ve çantasından telefonunu çıkardı Begüm. Tam o sırada Miray ağlamaya başladı, belli ki üşümüştü. Begüm, Emine’yi arayacakken telefonu çaldı. Arayan kocası Selim’di. Telefonu açtı. Bir süre kaşları çatık bir şekilde kocasını dinledi.

‘’N-ne?’’ diyebildi sonunda Begüm. Sonunda Miray susmuştu. ‘’Allah’ım sana şükürler olsun.’’ Buse Begümü anlamaya çalışıyordu fakat hiçbir şey anlamıyordu.

‘’Abla ne olduğunu bana da söyler misin artık?’’ diye sitem etti Buse. ‘’Ev bulmuşlar Buse sonunda uygun fiyatlı güzel bir ev bulmuşlar. Hem de evin bahçesi varmış.’’ Dedi Begüm.

Sonunda çok istedikleri şehre taşınabileceklerdi. Her şeyden habersizce seviniyorlardı. Fakat kader onları çok kısa süre içerisinde yeniden ayıracaktı…







23 Haziran 2008 Yazarın Anlatımıyla

Denizli’ye taşınmalarının üzerinden aylar geçmişti. Şimdiden alışmışlardı yeni taşındıkları yere. Ocak ayında Buse’nin kızı Miray bir yaşına girmişti. Begüm ise dokuz aylık hamileydi. Birkaç gün içinde doğuracaktı. Çok isterdi yeni taşındıkları şehirde doğurmak ama bir hafta önce iş için İstanbul’a gelmişlerdi.

Hava günlük güneşlikti bugün. Hep beraber İstanbul’un kalabalık caddelerinden birinde bir kafede oturuyorlardı. Miray ise bebek arabasında uyuyordu. Sohbet akıp gidiyordu.

‘’Ben bir lavaboyla gidip geleceğim’’ dedi Begüm. Tam kalkmış lavaboya doğru ilerliyordu ki bir anda durdu. Altında hissettiği sıcaklıkla başını yere doğru eğdi. Suyu gelmişti, doğuruyordu. Selim hemen karısını kucağına aldı. Hızlıca arabaya yürüdüler. Erdem sürücü koltuğuna geçti. Onun yanına Buse bindi. Arkada Selim ve Begüm vardı. On beş dakika içerisinde hastaneye gelmişlerdi. Bu kadar kalabalık bir şehirde bu kadar hızlı gelmeleri bile mucizeydi. Begüm’ü hemen doğumhaneye götürdüler.

Aradan üç saat geçmişti. Herkes sabırsızlıkla ailenin yeni üyesini bekliyordu. Az sonra içeriden bir hemşire çıktı. Kollarında beyaz tenli, sarı saçlı bir bebek tutuyordu. Hemşire bebeği babasına verdi. Babası ilk başta şaşırdı çünkü kızının bu kadar küçük olmasını beklemiyordu. Kızını öptü, kokladı. Sonra Buse’ye verdi. Herkes minik bebeği sevdikten sonra sağlık kontrolleri için tekrar hemşireye verdiler. Hep beraber Begüm’ün yanına gittiler. Sessizliği ilk bozan Buse oldu. ‘’Adını ne koyacaksınız bakalım?’’ Begüm ve Selim bir süre bakıştıktan sonra Begüm söze girdi ‘’Asya,’’ dedi ‘’Adı Asya olacak.’’

‘’Güzel seçimmiş. Tebrik ederim.’’ Dedi Erdem. ‘’Hadi biz çıkalım Begüm abla dinlensin.’’

Odadan çıktılar. Odanın kapısının önünde taburcu işlemleri olana kadar beklediler. Bu sırada Selim’de, Asya’nın kimliği çıkartmaya gitti. İki saat sonra hastaneden çıktılar. Otelde iki gün kaldılar. Daha sonra uçakla Denizli’ye geri döndüler. Asya’nın evinde ilk günüydü. Akşam bahçede çay yaptılar. Akşam olmasına rağmen hava çok güzeldi. Anneleri Merve ve babaları Abdullah’ta oradaydı. Erdem çayları doldurdu. Selim marketten atıştırmalık şeyler aldı. Buse, Miray’la, Begüm ise Asya’yla ilgilendi. Herkes mutluydu, havada kahkahalar uçuşuyordu. Merve Hanım, Begüm ve Buse’nin bebeklik anılarını anlatıyordu. Kabul etmek lazım onlarda az yaramaz değillermiş. Her seferinde başını belaya sokan Buse ve her seferinde onun arkasını toplayan Begüm. Onlar birbirlerinin arkasını koruyup kollamışlar. Birbirlerini yarı yolda bırakmamışlar. Amam bana ne dememişler hiçbir zaman. Zaten kardeşlik bu demek değil midir? Korumak, kollamak… Aile olmak bunu gerektirir. Bir gün yollar ayrılsa bile başına bir şey geldiğinde sığınacak yuvan olduğunu bilmektir aile.































BİRİNCİ BÖLÜM

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

9 Eylül 2015/Denizli

‘’Asya, kızım hadi kalk. Okula geç kalacaksın. Bugün okulun ilk günü hem, yeni arkadaşların olacak. İlk günden geç kalmak istemezsin her halde.’’

Evet her sabah bu şekilde uyandırılıyorum. Yani en azından okula gittiğim günler. Sonunda yaz tatili bitmişti. Keşke hiç bitmeseydi ama bitmişti. Güzel bir yaz geçirdim. Tabii Miray’la su savaşında hep ilk ıslanan ben olsam bile eğlenceliydi.

Annemin zoruyla yataktan kaktım. Tuvalete gittim elimi yüzümü yıkadım. Evet bunu da annemin zoruyla yaptım. Her zamanki gibi olmazsa olmaz sabah sütümü de annemin zoruyla içtim. Her şeyi zorla yapmaktan sıkılmıştım. Bir an önce büyüsem de her şeyi kendi isteğimle yapsam. Okul kıyafetlerimi giydim. Annem çantamı sırtıma takmama yardım ettikten sonra ayakkabılarımı giydim. Benden az sonra Miray çıktı. O da en az benim kadar mutsuz ama bir o kadar da heyecanlı gözüküyordu.

‘’Günaydın kanka.’’ Dedi Miray isteksiz bir şekilde. ‘’Sana da kanka. Bugün heyecanlı mısın?’’ diyerek yanıtladım onu. Ben bu kadar heyecanlıysam onu düşünemiyorum. ‘’Aslında heyecanlıyım ama aynı zamanda hiç okula gidesim yok.’’ Haklıydı, benim de hiç okula gidesim yoktu. Ne güzel evde olsaydık şimdi anneannemde çizgi film izlerdik.

‘’Değil mi? Benim de hiç gidesim yok nedense. Keşke evde olup çizgi film izlesek.’’

‘’Hadi kızlar okula geç kalacaksınız.’’ Araya giren kişi annemdi. Yine zorla sohbetimizi bölmüştü. Niye her şey zorla oluyor ki? ‘’Gelin buraya öpeyim sizi.’’ İkimizde annemin yanına gittik ve onun bizi öpmesine izin verdik. Hemen sonra yine onun zoruyla bizde onu öptük. Cidden bir an önce büyümek istiyorum.

Erdem eniştemin arabasıyla okula geldik. Miray daha önce de bu okuldaydı ama ben birinci ve ikinci sınıfı farklı bir sınıfta okumuştum. Nedenini bilmediğim bir sebepten dolayı annemle babam beni bu okula kayıt ettirmişlerdi. Annemin dediğine göre bu sene üçüncü sınıfa geçmişim. Miray’da dörde. Anneme onunla aynı sınıfta olmak istediğimi söylediğimde bana bunun mümkün olmadığını, çünkü onun benden büyük olduğu söylemişti. Ne oluyormuş yani benden büyük olunca? Keşke aynı sınıfta olabilsek. Böylece arkadaş edinemem daha kolay olurdu. Miray beni yalnız bırakmazdı.

Beraber ikinci kata çıktık. Arkamızda Erdem eniştem ve sanırım okul müdürü vardı. Acaba okul müdürü ne demekti? Bunu eve gidince anneme soracağım. Önce Miray kendi sınıfına gitti. Ardından müdür bize, benim yeni sınıfımı gösterdi. Erdem eniştem beni sınıfın kapısına kadar götürdü. Sonra kapıyı tıklatıp içeri girdi. Bende onun arkasından içeri girdim. Beni gören öğretmenim sınıfa döndü ve konuşmaya başladı.

‘’Evet çocuklar bu yıl aramıza yeni bir arkadaşımız katıldı.’’ Sonra tekrar bana döndü. ‘’Gel bakalım bize biraz kendinden bahset.’’ Dedi. Az sonra Erdem eniştem dışarı çıktı.

‘’B-ben Asya. ‘’ dedim utanarak. Yanaklarım kızarmıştı, hissediyordum.

‘’Memnun oldum Asya. Bende Aslı. Bunlar da yeni arkadaşların. Teneffüste tanışırsınız.’’ Diyerek bana tebessüm etti öğretmenim. En önde tek başına oturan bir kız vardı. Kabarık ve dalgalı saçları vardı. Tıpkı saçları gibi gözleri de kahverengiydi. Öğretmenim onun yanına geçmemi söyledi.

Sıkıcı bir dersti, bitmek bilmiyordu. En sonunda zil çalmıştı. Keşke çalmasaydı. Evet keşke çalmasaydı çünkü zil çalar çalmaz bütün kızlar üstüme doğru koşmaya başladı. Herkes bir anda başıma dikilmişti. Bana soru soran gözlerle bakıyorlardı. En sonunda birisi öne çıktı.

‘’Merhaba ben Ceren. Tanıştığımıza memnun oldum. Sınıfımıza hoş geldin.’’ Dedi. Şaşırmıştım çünkü bunların hepsini bir anda söylemişti. Annem bile bu kadar hızlı konuşmuyordu.

‘’Memnun oldum C-ceren.’’ Al işte yine kekelemiştim. Utanmaktan nefret ediyorum. Daha sonra diğer kızlarla da tanıştım. Niye bilmiyorum ama onları sevmiştim.



Sonunda okul bitmişti. Koridor gerçekten kalabalıktı. Alt kata Miray’ın sınıfının önüne gittim. İçeri doğru birkaç adım attım. Fakat iri yarı tombul bir kız önümü kesti. Açıkçası korkmadım değil. ‘’Ne işin var senin burada? Çabuk çık sınıfımdan seni ezik!’’ dedi tombul kız. Ürkerek tam geriyor doğru bir adım atıyordum ki arkadan bir ses duyuldu.

‘’Eğer bir daha benim kuzenime sesini yükseltirsen seni döverim.’’ Evet bu ses Miray’a aitti. İşte benim kuzenim. Ne zaman böyle olsa beni hep korumuştur.

Az önceki tombul kız hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp dışarı çıktı. Miray’la beraber dışarı çıktık. O yolu biliyordu ama ben bilmiyordum. Okulun karşısında küçük bir market vardı. Oraya uğradık. İki adet gofret aldık. Sonrada eve doğru yürümeye başladık.

‘’Nasıl sevdin mi sınıfını?’’ diye sordu Miray.

‘’Yani evet sevdim. Ama dersler çok sıkıcıydı.’’ Haklıydım gerçekten çok sıkıcıydı.

‘’Bence de.’’ Diyerek yanıtladı ben Miray. ‘’Ama benim derslerim seninkine göre daha zor’’

‘’Bir kere de hatırlatma benden büyük olduğunu şaşacağım kanka!’’ Her seferinde bunu hatırlatmak zorunda mıydı? Utanmasa bana kendine abla dedirtecekti. Zaten bir ablam vardı. Başka bir ablam olmasına gerek yoktu. Ona bile zor dayanırken ikinci bir abla kaldıramam.

‘’Sence niye annemler biz birbirimize ‘kanka’ diyoruz diye kızıyorlar ki?’’ Diye konuyu değiştirdi Miray. ‘’Bilmem ki.’’ Dedim. Bunu eve gidince anneme soracaktım.

‘’Eve gidince basketbol oynayalım mı kanka?’’ basketbolu çok sevdiğimi söyleyemezdim ama Miray’la basketbol oynamak bir başkaydı. ‘’Olur oynayalım.’’ Dedi Miray.

Yol boyunca sohbet ettik. On beş dakikanın sonunda eve varmıştık. Beraber yukarı çıktık. Aynı apartmanda oturuyorduk ve evlerimiz karşılıklıydı. Eve girdim. Bütün odalara baktım fakat annem yoktu. Daha doğrusu evde kimse yoktu. Hatta kedim Çakıl’ı bile evde görememiştim. Babam işte, ablamda okulda olmalıydı. Fakat annem nereye gitmişti? Bugün bana çalışmadığını iki günlüğüne izin aldığını söylemişti. Evden çıkıp Mirayların kapısını çaldım. Bir süre sonra kapı açıldı. Kapıyı açan Miray’dı.

‘’Kanka, annem sizde mi? Evde yoktu da.’’ Diyerek sordum.

‘’Hayır kanka, teyzem bizde değil belki markete gitmiştir. Gel biz bahçeye gidip basketbol oynayalım.’’ Haklıydı. Muhtemelen annem markete gitmişti.

Bahçeye indik. Hava bulutluydu. Muhtemelen birazdan yağmur yağacaktı. Oynamaya başladık. Fakat Miray sürekli basket atıyordu. Acaba çok mu iyi oynuyordu yoksa hile mi yapıyordu anlamamıştım. Bir tane daha basket atınca dayanmadım.

‘’Ama sen hile yapıyorsun.’’ Dedim.

‘’Hile falan yapmıyorum, sen çok kötü oynuyorsun.’’ Diyerek güldü. Ne alaka? Ben bir kere gayet güzel oynuyordum. O bunu göremiyordu.

On dakika sonra yağmur yağmaya başladı. Biz yağmura aldırış etmeden oynamaya devam ettik. Fakat yeteri kadar ıslanmıştık.

‘’Eğer biraz daha burada durursak hasta olacağız.’’ Dedi Miray.

‘’Tamam biraz daha oynayıp çıka-‘’ dememle sözüm yarıda kesildi. Çünkü çok büyük bir gök gürüldemesi olmuştu. Korkmadım değil. Ardından tekrar büyük bir gürültü koptu. Fakat bu gök gürültüsü değildi. İşte şimdi gerçekten korkmaya başladım.

‘’A-az önce ne oldu Miray?’’ diye sordum. ‘’Bende bilmiyorum.’’

‘’Sence şimşek düşmüş olabilir mi?’’ Olabilirdi. Beraber sesin geldiği yere doğru yürüdük. Baktık ama şimşek düştüğüne dair herhangi bir şey yoktu. Neyse ki şimşek düşmemişti. İkimizde çok korktuğumuz için hemen eve gitmeye karar verdik. Annem hala gelmemişti. Bu kadar uzun süre markette kalması beni şaşırtmıştı. Saate baktım. Bu saatte çoktan babamın işten gelmesi gerekiyordu. Hatta sadece babam değil teyzem ve Erdem eniştem de işten bu saatte geliyordu. Ama gelen giden yoktu. Anneanneme gitmeye karar verdim. Aşağı kata indim. Kapıyı çalıp bekledim. Kapı açılmadı. Anlaşılan anneannemde evde değildi. Herkes nereye gitmişti. Koskoca binada bir tek Miray ve ben vardık. Yukarı çıktım. Mirayların kapısını çaldım.

‘’Kanka annem hâlâ gelmemiş. Evde tek olduğum için korkuyorum. Bize gelsene.’’ Dedim.

‘’Bende korkuyorum kanka. Size geleyim ama Paşa’yı evde tek bırakmak istemiyorum. Korkabilir.’’ Ben olsam bende kedimi evde tek bırakmazdım.

‘’Tamam kanka sen Paşa’yı al. Ben burada bekliyorum.’’ Miray içeri gitti. Dışarıda gök gürlemeye devam ediyordu ve oldukça şiddetliydi. Miray kucağında Paşa ile geri döndü. Bizim eve girdik. Paşa’yı bir odaya kapattık çünkü Çakıl’la kavga edebilirdi. Onu kapattıktan sonra salona geçtik. En çok karanlıktı çünkü dışarısı çok bulutluydu. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Mirayla salonun en köşesindeki koltuğa oturduk. Korkudan neredeyse ağlayacaktık. Hava çok karanlıktı. Dışarıda şiddetli bir şekilde gök gürüldeyip yağmur yağıyordu. Koskoca binada sadece ikimiz vardık. Korkmamak elde değildi.

Aradan yarım saat geçmişti. Hala gelen giden yoktu. Miray’a bir fikir sundum.

‘’Dışarı çıkıp annemleri aramaya ne dersin?’’

‘’Olur.’’

Bahçeye indik. Hâlâ dışarıda yağmur yağıyordu. Hem de bardaktan boşalırcasına. Bahçenin dışına çıktık. Ne gelen vardı ne giden. Sokakta yürümeye başladık. Yanımıza mont veya şemsiye almamıştık. Bu yüzden titriyorduk. Sokaktan geçen insanlar bize bakıyordu. Bisikletle sokakları dolaşıyorduk. Sonra bisikletin zinciri çıktı. Şimdide yolun ortasında yere oturmuş zinciri takmaya çalışıyorduk. Bir süre sonra yanımıza bir teyze geldi. Şalvar ve yelek giymişti. Kıyafetleri yıpranmıştı ve eskiye benziyordu.

‘’Ne yapıyorsunuz burada be kızanlarım?’’ diye sordu teyze. ‘’Ananız, babanız yok mudur sizin? Eviniz nerededir?’’

‘’Şu yandaki evde oturuyoruz teyze. Annelerimiz ve babalarımız bir yere gitmiş. Şimdide bisikletimizin zinciri çıktı onu takmaya çalışıyoruz.’’ Dedim. Miray’da beni onayladı.

‘’Verin bana ben halledeyim.’’ Dedi yaşlı teyze. ‘’Bende ekmek almaya gidiyordum.’’ Bisikleti teyzeye verdik fakat teyze yapamadı. ‘’Bu nasıl şeydir be kızanlarım? Ben yapamadım, gidiyorum. Sizde evinize gidin artık be ya. Bu havada hasta olacaksınız bal sonra ananız kızmasın.’’ Dedi ve gitti yaşlı teyze. Mirayla arkasından bakakaldık. Bu teyze çok garipti ve ürkütücüydü. Mirayla bisikleti sürüye sürüye bahçeye soktuk. Sonrada eve çıktık. Üstümüzü değiştirdik. Saat akşam yediydi. Hava çoktan karamıştı. Yağmur yavaşlamıştı.

Miray bize geldi. Çok acıkmıştık. Mutfağa gittik. Menemen yapacaktık. Miray domatesleri doğruyordu, bende biberleri. Önce domates ve biberi pişirdik; sonrada üstüne iki yumurta kırdık. Piştikten sonra masaya oturduk. Yemeye başladık. Miray bulaşıkları yıkarken bende masayı sildim. Mutfağı toparladıktan sonra buzlukta dondurma vardı. Onları yedik. Saat sekiz olmuştu. Nereye gittiklerini çok merak ediyorum. Saatlerdir ne yapıyor olabilirler ki?

Çocuk odasına gittik. Benim oyuncak bebeklerimle oynamaya başladık. Sanırım en sevdiğim oyunlardan biri buydu. Oyunun ortasındayken kapı çaldı. İkimizde kapıya koştuk. Gelen annem, babam, ablam, Miray’ın ablası, teyzem ve eniştemdi. Hepsi sırılsıklam olmuştu. Miray evine gitti. Annemin yanına gidip sordum.

‘’Anne bunca saat neredeydiniz?’’

‘’Kızım kusura bakma söyleyemedik ama dışarıda işimiz vardı. Ablanları okuldan aldıktan sonra tam eve gelecektik ama işimiz çıktı. Siz ne yaptınız Mirayla?’’ diye sordu annem.

‘’Oyun oynadık, bisiklet sürdük, bir şeyler yedik sonra da siz geldiniz.’’ Dedim.

‘’Ne güzel kızım sıkılmamışsınız. Çok korktunuz mu? Arka sokağımıza şimşek düşmüş. Siz duydunuz mu o sesi?’’

‘’Eve duyduk ve çok korktuk.’’ Diye ekledim. Odama gittim. Oyuncaklarımı topladım. Okul çantamı hazırladım. Pijamalarımı giydim. Babamı ve annemi öptükten sonra ışığımı kapatıp yatağa girdim. Bugün çok yorucu bir gün olmuştu. Umarım yarında böyle olmaz. Ama hissediyordum. Bu şey sadece bir işten ibaret değildi..


İKİNCİ BÖLÜM

TEYZE KIZI

Okula gitmek gerçekten çok sıkıcı. Hele ki yeni bir okula gidiyorsanız. Arkadaşlarınızı ve sevdiklerinizi bırakıp gidiyordunuz. Hiç kolay değildi sonuçta. Yeni arkadaşlar edinmek zordu. Özellikle utangaç olunca.

Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Sonra okul kıyafetlerimi giydim. Okul kıyafetimiz gri-pembe bir elbiseydi. Üstüne yine aynı renkte olan bir ceket giydim. Bu da okul kıyafetinin bir parçasıydı. Annem kahvaltı hazırlamıştı. Hiç yemek istemesem de annemin zoruyla yedim. Babam bizi okula bıraktı. Sınıfa girip sıra arkadaşımın yanına oturdum. Adı Sibel’di. Ders Fendi. Evet yine çok sıkıcı bir dersti. Bence bütün dersler sıkıcıydı. Sevdiğim tek ders Türkçeydi.

Teneffüs zili çalınca dün adının Ceren olduğunu öğrendiğim kız yanıma geldi.

‘’Merhaba Asya! Kantine gidelim mi?’’ dedi.

‘’Olur Ceren gidelim tabii.’’ Beraber dışarı çıktık. Kantine gittik. Çikolata aldık. Sonrada bir banka oturduk.

‘’Sevdin mi sınıfımızı?’’ diye sordu Ceren.

‘’Evet sevdim.’’ Diyerek cevap verdim ama çok sevdiğimi söyleyemem.

‘’Peki beni sevdin mi?’’ dedi. Bu nasıl soruydu hiç anlamamıştım. Sonuçta daha yeni tanışmıştık. İnsanları sevmek için onları yakından tanımam gerekirdi. Ama ben onun sadece adını biliyordum. Onu sevmek için tanımam gerekiyordu. Tanımam içinde zaman.

‘’E-evet senide sevdim.’’ Diye yanıtladım.

‘’Ne güzel. Beni sevmene sevindim. Kim bilir belki de ileride yakın arkadaş oluruz. Çünkü ben seni çok sevdim.’’

‘’Umarım,’’ dedim ‘’Umarım yakın arkadaş oluruz.’’

Sohbet etmeye devam ettik. Zil çaldı. Konuşarak sınıfa gittik. Koridorda Miray’ı gördüm. Ona elimle kalp işareti yaptım. O da avucunu öpüp bana doğru üfledi. Sınıfa girdiğimde Tuğçe, Ceren’le benim yanıma geldi.

‘’O bakıyorum da hemen yakın arkadaş olmuşsunuz.’’ Neden böyle gereksiz bir soru sormuştu ki? Acaba kıskanmış mıydı? Yok canım niye kıskansın ki, hem daha yeni tanıştık.

‘’Evet, biz birbirimizi çok sevdik.’’ Dedi Ceren.

‘’Doğru mu Asya sevdiniz mi?’’ Gerçekten ne olduğunu anlamıyordum.

‘’E-evet s-sevdik.’’ Dedim. Bu kadar utangaç olmak zorunda mıydım? Keşke utanmasam. Öğretmen sınıfa gelince yerime geçtim.

‘’Merhaba Sibel, nasılsın?’’ diye sordum. Bu kızın yanında utanmıyordum. Sanırım onu sevmeye başladım.

‘’İyiyim. Sen nasılsın Asya?’’

‘’Bende iyiyim. Teneffüste bahçeye inelim mi?’’ Bir anda Sibel’in gözleri parladı. Sanırım bunu sormam onu mutlu etmişti.

‘’Olur tabii.’’ Sonra da önüne döndü.

Aslı Öğretmen konuşmaya başladı. ‘’Evet çocuklar konumuz kuvvet ve enerji. Bu yüzden bir deney yaparak başlamak istiyorum. Şimdi tahtaya iki kişi kaldıracağım. Evet Yiğit ve Asya, tahtaya gelin.’’ Bir dakika ne? Bu öğretmen beni tahtaya çağırmıştı. Hayır ya! Ben çok utanırım. Adının Yiğit olduğunu öğrendiğim zayıf ve kısa çocuk bana bakıyordu. Kumral saçları vardı ve buğday tenliydi. Bende şaşkın bir şekilde ona bakıyordum. Kim bilir nasıl bir deney yapacaktık. Yiğit ayağa kalkınca bende ayağa kalktım. Tahtaya doğru yürüdüm. Yiğitle yan yana duruyorduk. Aslı öğretmen önümüze bir sandalye getirdi. Yiğit bir tarafa geçti. Bende diğer tarafa geçtim.

‘’Evet şimdi iki arkadaşınızda aynı anda sandalyeyi itecek. ’’Yiğit sandalyeyi itmeye başlayınca bende itmeye başladım. Sandalye hiç kıpırdamıyordu. Çünkü ikimizde aynı anda kuvvet uyguluyorduk.

‘’Evet çocuklar teşekkür ederiz. Yerinize oturabilirsiniz.’’ Sıraya oturdum. Utançtan kıpkırmızı olmuştum. Kafamı yana çevirdiğimde Yiğit’in hâlâ bana baktığını gördüm. Utanıp tekrar önüme döndüm.

Sonunda ders bitmişti. Sibel’le beraber bahçeye indik. Biraz sohbet ettik.

‘’Benimle yakın arkadaş olmak ister misin?’’ diye sordu Sibel. Niye herkes bana bu soruyu soruyordu? Al işte yanaklarım kızardı yine. Yanaklarımın kızarmasından nefret ediyorum!

‘’Olur tabii.’’ Dedim. Zil çalınca sınıfa çıktık. Yerimize oturduk.

‘’Ders ne?’’ İnşallah Türkçedir. Matematikse şuraya oturur ağlarım.

‘’Matematik.’’ Hadi ya!

‘’Şaka mı yapıyorsun?’’ umarım şaka yapıyordur.

‘’Niye şaka yapayım ki ders matematik.’’ Dedi Sibel. O sırada arkadan bir ses geldi.

‘’Niye matematik dersini sevmiyor musun yoksa? Tesadüfe bak ben çok severim.’’ Bu ses Yiğit’in sesiydi. ‘’B-ben Türkçe dışında hiçbir dersi sevmem. Birde beden dersini severim.’’

‘’Bende beden dersini severim. Futbol oynar mısın?’’ diye sordu Yiğit.

‘’Ben daha çok basketbol oynarım.’’ Yiğit bozulmuştu.

‘’Ben basketbolu hiç sevmem. Ne kadar zıt kişiliklere sahibiz.’’ Dedi ve gitti. Acaba niye bu kadar sinirlenmişti ki? Sanırım gerçekten basketbolu sevmiyordu. Aman bana ne ki?

Az sonra Aslı Öğretmen içeri girdi. Matematik dersi düşündüğüm kadar sıkıcı geçmemişti. Tam kantine gidecektim ki yanıma Tuğçe geldi. ‘’N’apıyorsun?’’ sence ne yapıyor gibi gözüküyorum.

‘’İyi. Tam kantine gidecektim.’’ Acaba kaba mı davranım?

‘’İstiyorsan beraber gidelim.’’ Dedi Tuğçe. Aslında kendim gitmek istiyordum ama onu reddedemezdim. İlk günlerden kötü bir imaj oluşturmak istemiyordum.

‘’Olur, beraber gidelim.’’ İstemesem de beraber bahçeye gittik. Kantinde poğaça aldım. Yanına da vişne suyu. Bir banka oturduk.

‘’Bakıyorum da Ceren ile yakın arkadaş olmuşsunuz.’’ Bana bakmadan konuşmuştu Tuğçe.

‘’Yani çok yakın sayılmayız ama iyi bir kıza benziyor.’’ Daha yeni tanıştık nasıl yakın olabiliriz.

‘’Neden sordun ki?’’ dünden beri bunu söyleyip duruyordu. Artık merak etmeye başlamıştım.

‘’Ceren iyi bir kız değil Asya. Şu an da sana iyi davranıyor olabilir ama o göründüğü gibi bir kız değil. Ona çok güvenmemelisin Asya.’’ Bu da nereden çıktı. Oysaki çok iyi bir kıza benziyordu. Bana bir şey yapamaz. Ne diyeceğimi bilemiyorum.

‘’Ama o iyi bir kıza benziyor. Kötü biri olsa bile bana ne yapabilir?’’ işte şimdi kafam karışmaya başladı. Tuğçe bana döndü.

‘’Bana da ilk başlarda böyle iyi davranıyordu. Bir hata yapıp ona sırrımı verdim. Sonra o da benim sırrımı başka arkadaşlarına söyledi.’’ Ceren bunu gerçekten yapmış mıydı? İnanamıyorum. Bir arkadaşının sırrını başkasına mı vermişti?

‘’Sen ne olur ne olmaz ona dikkat et!’’ bunları söyledikten sonra ayağa kalktı ve gitti. Arkasından bakakalmıştım. Ben onun arkasından boş boş bakarken yanıma bir kız geldi. Uzun, düz ve kahverengi saçları vardı. Zayıf değildi ama kilolu da değildi. Soluma oturdu.

‘’Merhaba Asya! Ben Naz. Sen 3/B sınıfındasın değil mi? Bende 3/A sınıfındayım. Duyduğuma göre yeni gelmişsin. Tanıştığıma memnun oldum.’’ Bana elini uzattı. Yanaklarım kızarmıştı. Bir süre eline baktıktan sonra elini tuttum. ‘’B-bende tanıştığıma m-memnun oldum Naz.’’ Beraber parka doğru yürümeye başladık. Sağdaki salıncağa ben soldakine Naz oturdu.

‘’Okulumuzu sevdin mi?’’ salıncakta yavaş yavaş sallanmaya başlamıştık.

‘’Evet sevdim. Herkes bu soruyu soruyor zaten.’’ Gülmeme engel olamadım. Komik değildi ama gülmüştüm.

‘’Hm ne güzel.’’ Kısa bir sohbetten sonra zil çalınca okula girdik. O kendi sınıfına gitti. Sınıfa girince yerime oturdum. Kızlar beni görünce etrafıma toplandı. Ayça, Tuğçe, Sibel, Ceren, Nilsu, Işılay ve Eliz başımda toplanmıştı. Onlara şaşkın şaşkın bakıyordum. Sonunda Nilsu konuşmaya başladı.

‘’Asya az önce seni Naz ile sohbet ederken görmüşler. Bu doğru mu?’’ Hiçbir şey anlamamıştım.

‘’E-evet onula konuştum. Naz ile konuşmamın bir sakıncası mı var?’’ diyebildim. Naz ile konuşmamı niye bu kadar önemsemişlerdi ki?

‘’O bizim düşmanımız. Onunla konuşma. Senin sırlarını başkalarına söyler.’’ Dedi Tuğçe. Burada bir şeyler oluyordu ama ben hiçbir şey anlamıyordum.

‘’Evet, ona güvenme sakın.’’ Bunu söyleyen Ayça’ydı.

‘’Onunla ne konuştun?’’ diye sordu Nilsu.

‘’Bana kendinden bahsetti. Sonra zaten zil çaldığı için fazla konuşamadık.’’ Tam Tuğçe bir şey söyleyecekti ki Aslı öğretmen sınıfa girdi. Kızlar tek tek yerlerine gittiler. Derste onları kendi aralarında fısıldaşırken duydum. Ama kulak asmadım.



Miray’la beraber yürüyerek eve geldik. Anneannemizin evine gittik. Anneannem bize mutfakta makarna yapıyordu. Bizde çizgi film izliyorduk. Dedem uyuyordu. Genelde bu saatlerde şekerleme yapar. Kapı çalınca Miray’la bir an göz göze geldik.

‘’Taş, kâğıt, makas!’’ üç tur oynadıktan sonra ben kazanınca Miray somurta somurta kapıyı açtı. Gelen annem ve teyzemdi.

‘’Hadi kızlar yukarı çıkalım.’’ Dedi teyzem.

‘’Ama teyze, anneannem makarna yapıyordu. Onu yedikten sonra gelelim.’’ Boşuna makarna çöpe gitmesindi.

‘’Bende diyorum bunlar neden akşam yemek yemiyorlar. Meğerse burada yiyorlarmış.’’ Teyzem bana bakarak konuşuyordu. Annem araya girdi.

‘’Bu son olsun. Sonra akşam yemeği yemiyorsunuz.’’ Sonra da teyzeme döndü ‘’Hadi Busiş biz çıkalım. Onlar sonra gelirler.’’ Annem ve teyzem gittikten sonra makarnalarımızı yedik. Apartmanda yukarı çıkıyorduk ki aklıma bir fikir geldi. Miray’a döndüm.

‘’Bisiklet sürelim mi?’’ diye sordum. Genelde pek kabul etmezdi bisiklet sürmeyi.

‘’Olur ama önce anneme sormam lazım.’’ Evet sormalıydık. Henüz kafamıza göre dışarıya çıkamayacak kadar küçüktük. Yukarı çıktık. Annem mutfakta yemek yapıyordu. Yanına gittim. Yemek masasının yanındaki sandalyelerden birine oturdum.

‘’Anne, Miray’la dışarı çıkabilir miyiz?’’ Hayır diyeceğini sanmıyordum.

‘’Dışarıda ne yapacaksınız kızım?’’ annem bir yandan salatanın kabuğunu soyuyor bir yandan benimle konuşuyordu.

‘’Bisiklet süreceğiz anne.’’

‘’Tamam kızım çıkın ama akşam ezanından önce eve dönün.’’ Dedi. Hep iki şartla bizim dışarı çıkmamıza izin verirdi; evden çok uzaklaşmamak ve akşam ezanından önce eve dönmek.

‘’Peki anne, hadi çıktım ben.’’ Hızlıca evden çıktım ve teyzemlerin kapısını çaldım.

‘’Miray, teyzem izin verdi mi?’’ diye sordum nefes nefese.

‘’Verdi, hadi gel çıkalım.’’ Beraber bahçeye çıktık. Bisikletlerimizi çıkarmak bir tık zor olmuştu. Beraber sokakta turluyorduk. İleride bir park görünce kafamı çevirip Miray’a seslenmek istedim. Ancak bir anda dengemi kaybettim ve kendimi yerde buldum. Bisiklet üstüme devrilmişti. Miray benim düştüğümü görünce durup gülmeye başladı. Bende onunla beraber gülmeye başladım. En sonunda Miray yanıma geldi. Bisikleti üzerimden kaldırdı. Sonrada bana elini uzattı. Elini tutup ayağa kalktım. Fakat Miray bir anda elini bırakınca kıçımın üstüne düştüm. Bu sefer gülmüyordum çünkü canım acımıştı. Ama Miray, hayvan gibi böğürerek gülüyordu.

‘’Ne gülüyorsun be! Çok komik sanki. Ne diye bıraktın elimi? Kıçım kırıldı.’’ Aslında gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Miray yine bana elini uzattı ama bu sefer kanmayıp kendim kalktım. Tatlı popom hâlâ zonkluyordu. Bisikleti kenara çektim. Beraber parka doğru yürümeye başladık. Parkı görünce çölde su bulmuş gibi koşmaya başladık. Miray merdivenlerden kaydırağa doğru gidiyordu ama ben kaydırağa tırmanmayı tercih etmiştim. Kaydırağın ortasına gelince gür bir kahkaha patlattım. Çünkü Miray’da kaydırağın tam ortasına gelmişti. Beraber âdeta yuvarlanır gibi kaydıraktan kaydıktan sonra terliğimi çıkarmış sallıyordum. Ayağımın içine bir sürü minik taş girmişti.

Mirayla biraz daha oynadıktan sonra bisiklete bindik. Markete gelmiştik. Çiğköfte ve ayran almıştık. Kasadaki sıra epey uzundu. Kasiyer abla bize bakıyordu, bizde ona bakıyorduk. En sonunda kadın dayanamayıp sordu. ‘’Kardeş misiniz?’’ Mirayla kısa bir an bakıştık. Sonra ikimizde aynı anda parmakla birbirimizi göstererek

‘’Teyze kızı.’’ Dedik. Evet biz birbirimizin teyze kızıydık. Kadın anladım dercesine bir bakış attı. Parayı ödedikten sonra evin bahçesine girdik. Bahçede ki duvarın üzerine oturduk. Karşımızda dağ ve ağaç manzarası vardı. Güneş batmak üzereydi. Hafif bir rüzgâr esiyordu, ürpermiştim. Bahçedeki musluktan su damlama sesi geliyordu. Şıp, şıp, şıp… Çiğköfteyi paketinden çıkardık. Bir yandan ayranlarımızı yudumluyorduk. Çok sessizdi. Rüzgâr sesi huzur veriyordu. Zaman çok yavaş akıyordu. Keşke bu an hiç bitmeseydi.

Ya da keşke bazı günleri favorilere alıp tekrar tekrar yaşayabilseydik…