Chapter 1
Merhaba ilk defa böyle kitap yazıyorum umarım kötü olmaz hatalarım illaki olur ama anlayışla karşılayın lütfen. Yapayzekadan yardım alıyorum buna benzeyen veya aynısı olan bir kitap var mı bilmiyorum eğer varsa bana bildiriniz teşekkür ederim şimdiden iyi okumalar :)
KARAKTERLER:
AKÇAN KIZIL
22Yaşında ,1.63boyunda , mavi gözlü ,kahverengi saçlı , hafif çilli , sıradan hayata sahip ,asosyal ve ailesinin biricik kızı, kendi dünyasında ,masum ve birazda şımarık karakterli
CAN ALP PİNEL
26 Yaşında, kumral ,1.93boyunda , hafif sakallı, siyah saçlı , bir zamana kadar hayattında sadece yakın dostları , kız kardeşi ve annesi var.
ŞİMDİLİK BÖYLE GÖRÜNÜYOR OLSUNLAR FOTOĞRAF OLARAK AYARLIYACAĞIMM.
GİRİŞ : İLK BAKIŞ
6 Mayıs 2011 sabahı, güneş her zamankinden daha kararsız doğmuştu. Gökyüzü, ne tam bir bahar neşesi sunuyor ne de hüzünlü bir kış vedası yapıyordu. Küçük kız için o sabahın anlamı, odasındaki son kolinin de bantlanmasıydı. Yedi yaşındaki dünyasında, eşyaların karton kutulara girmesi demek, anıların da hapsedilmesi demekti. En sevdiği boya kalemleri, yatağının yanındaki o küçük lamba ve penceresinden görünen yaşlı çınar ağacı artık başka bir çocuğun hayatına ait olacaktı.
Eski evin kapısı son kez çekildiğinde, kalbinde tarif edemediği bir sızı hissetti. Elindeki bembeyaz tavşan oyuncağına, sanki o da korkuyormuşçasına daha sıkı sarıldı. Annesi ve babası ön koltukta yeni hayatlarının planlarını yaparken, o arka koltukta camdaki parmak izlerinin arasından dışarıyı, geride kalan sokağı izliyordu. Araba hareket ettiğinde, sadece bir evden değil, çocukluğunun ilk yedi yılından da uzaklaşıyordu.
Yol boyunca camdan dışarıyı izledi. Şehir değiştikçe binalar, ağaçlar ve insanlar da değişiyordu. “Yeni mahalle” dedikleri yer, zihninde devasa, karanlık bir labirent gibi canlanıyordu. Acaba orada da park var mıydı? Ya da penceresinden kuşları görebilecek miydi? Bu soruların cevabını bilmemek, yanaklarından süzülen sessiz gözyaşlarına neden oldu. Ağladığını kimse görmesin diye yüzünü tavşanının yumuşak kulaklarına gömdü. Gözyaşları tavşanın beyaz tüylerinde ıslak izler bırakırken, uykunun o ağır perdesi üzerine çöktü.
Araba durduğunda, tekerleklerin çıkardığı o hafif gıcırtı ve motorun susmasıyla uyandı. Gözlerini ovuşturarak dışarı baktı. Burası, tabelasında “Güneşli Sokak” yazan ama onun gözünde henüz pek de güneşli durmayan bir yerdi. Babası aşağı inip bagajı açtığında, annesi arka kapıyı açıp ona gülümsedi.
“Akçan eldik tatlım. Bak, burası bizim yeni evimiz.”
Küçük kız, kucağında tavşanıyla arabadan indi. Ayakları yeni mahallenin asfaltına ilk kez değdiğinde, yüzünde kurumuş gözyaşlarının gergin izleri vardı. Etrafına bakındı. Binalar birbirine yaslanmış, balkonlardan sarkan çiçekler sokağa bir renk katmıştı ama her şey ona çok yabancıydı. Havada yeni kesilmiş çimen kokusu ve bir yerlerden gelen taze ekmek kokusu vardı. Bu koku, bir anlığına ona güven verdi.
Tam o sırada, sokağın biraz ilerisindeki boş araziden yükselen gürültüler dikkatini çekti. Bir grup çocuk, iki taşı kale yaparak futbol oynuyordu. Bağırışlar, kahkahalar ve topun yere vurduğunda çıkardığı o tok ses sokağın sessizliğini bozuyordu. Küçük kız, annesinin elini bırakmadan olduğu yerde çakılıp kaldı. Onları izlemeye başladı. Oyun o kadar heyecanlı görünüyordu ki, bir an için kendi hüznünü unuttu.
Gözleri, sahanın tam ortasında fırtına gibi esen bir çocuğa takıldı.
Çocuk on bir yaşındaydı. Üzerindeki çizgili tişörtü terden sırtına yapışmış, saçları alnına ıslak tutamlar halinde dökülmüştü. Dizlerindeki eski yara kabuklarının üzerine yeni çamur katmanları eklenmişti ama o bunu umursamıyordu bile. Tüm dünyası o yuvarlak meşin yuvarlaktan ibaretti. Takımını yönetiyor, bir ileri bir geri koşuyor, her hareketiyle oyunun ruhunu yansıtıyordu. Kız, hayatında hiç bu kadar tutkuyla bir şey yapan birini görmemişti.
O an, zamanın akışı her iki çocuk için de yavaşladı.
Top sahanın dışına, tam da küçük kızın durduğu yöne doğru yuvarlandı. Çocuk, topun peşinden koşarken kafasını kaldırdı ve o an duraksadı. Normalde oyunun heyecanıyla dünyayı görmeyen o on bir yaşındaki çocuk, sahanın kenarında bembeyaz tavşanına sarılmış, gözlerinde hala yaş izleri olan o yabancı kızı fark etti.
Kızın bakışlarındaki merak, çocuğun içindeki bir teli titretti. Bu kız, mahalledeki diğer çocuklara benzemiyordu. Bakışlarında bir derinlik, duruşunda bir zarafet ve yüzünde bir hüzün vardı. Çocuk, ter içindeki alnını silerken kıza doğru birkaç adım attı. İçinde tarif edemediği bir duygu belirdi. Kimdi bu? Neden bu kadar üzgün bakıyordu? Ona bir şey söylemek, belki de “Korkma, burası güzel bir mahalle,” demek istedi. Dudakları aralandı ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Küçük kız ise, çocuğun kendisine doğru attığı o birkaç adımı izlerken nefesini tuttu. Çocuğun terli yüzü, hırslı bakışları ve o anki duruşu zihnine bir fotoğraf karesi gibi kazındı. O yaşta bunun ne olduğunu anlayamazdı; ancak o yüzün, yıllar sonra hayatını değiştireceğini bilemezdi.
“Hadi kızım, eşyalar taşınmaya başladı, eve girelim,” dedi annesi, kızın elini hafifçe çekerek.
Kız, annesinin uyarısıyla irkildi. Son bir kez çocuğa baktı. Elindeki tavşanı daha sıkı kavradı, yanağındaki yaşın izini elinin tersiyle sildi ve dökülen saçlarını geriye iterek apartmanın kapısından içeri süzüldü. Merdivenleri çıkarken arkasına bakmadı ama o çocuğun bakışlarını hala sırtında hissediyordu.
Aşağıda, çocuk olduğu yerde kalmıştı. Topun sahanın dışına çıkması artık umurunda değildi. Kapı kapandığında, sanki hayatının en önemli sahnesi yarım kalmış gibi bir boşluk hissetti. İçinde daha önce hiç tatmadığı bir burukluk vardı. Göremediği o yüzün eksikliği, o anlık karşılaşmanın yarım kalışı kalbine küçük bir ağırlık bıraktı.
Arkadaşlarının “Hadi! Oyun devam ediyor!” diye bağırmasıyla kendine geldi. Derin bir nefes aldı, arkasını döndü ve oyuna geri döndü. Ama artık o kadar hırslı değildi. Aklı, az önce kapıdan içeri giren o küçük kızda kalmıştı.
O gün, o sokakta sadece yeni bir komşu gelmemişti. Kader, iki hayatı birbirine düğümleyecek ilk ilmiği atmıştı. Ama ikisi de bunu anlayamayacak kadar küçüktü. On beş yıl sonra, bu sokağın ve o kısa bakışmanın hayatlarının merkezine oturacağını, o tozlu çocukluk anısının bir aşka dönüşeceğini bilmeden, kendi dünyalarına geri döndüler.
Yeni evlerindeki o ilk günler, her taşınma gibi hem biraz yabancı hem de merak uyandırıcıydı. Yedi yaşındaki o meraklı gözlerle yeni sokağı izlerken, karşılaştığı o 11 yaşındaki çocuk zihninde küçük bir yer edinmişti bile.
Kız, salonun penceresinden dışarıyı izliyordu. Henüz tam yerleşmemiş koltukların arasında kendine küçük bir alan açmıştı. Sokaktaki hareketlilik azaldığında, o gün gördüğü çocuğu tekrar fark etti. Çocuk, elinde bir top veya belki sadece bir kitapla oradan geçiyordu. Göz göze geldikleri o saniye, ikisi için de bir şeylerin başlangıcı gibiydi. Çocuk hafifçe başını sallayıp geçti; küçük kız ise çocuksu bir heyecanla utandı ve pencereden uzaklaştı . Bu, kelimelere dökülmeyen ilk tanışmaydı.
Tam o sırada kapı zili mahallenin sessizliğini böldü. Kız heyecanla kapıya koştu; çünkü bugün sıradan bir gün değil, bir kavuşma günüydü. Kapı açıldığında karşısında abisini ve elini sıkıca tuttuğu anneannesini gördü.
Anneannesi, kapı eşiğinde durup derin bir nefes aldı. “Hayırlı olsun yavrum yeni yuvanız,” diyerek içeri girdi. Abisi ise çoktan kardeşinin saçlarını karıştırmış, elindeki küçük bavulu koridora bırakmıştı bile. Onlar için bu ev sadece dört duvardan ibaret değildi; anneannesinin duaları ve abisinin korumacı tavrıyla gerçek bir “ev” olmaya o an başlamıştı.
Sarılıp koklaşıp hep birlikte mutfaktaki yemek masasına oturdular. Anneannesi, yanında getirdiği o meşhur saklama kaplarını açarken; abisi, kızın mahallede kimleri gördüğünü sorgulamaya başlamıştı bile.
“Eee,” dedi abisi gülerek. “Sokakta kimse var mı bari oyun oynayacak?”
Kız, pencereden gördüğü o 11 yaşındaki çocuğu anlatıp anlatmamak arasında tereddüt etti. Sonra sadece, “Bir çocuk gördüm, benden biraz büyük. Ama sadece baktık birbirimize, tanışmadık abi.” diyebildi. Anneannesi araya girip, “Zamanla herkesi tanırsın kuzum, mahalle demek aile demektir,” diyerek ortamı ısıttı. Konunun değişmesi üzerine çocuklar oyuna, büyükler sofra hazırlama telaşına girdiler...
Çok sıkıcı olmuş olabilir ama tanışmaları ve bir başlangıç gerekiyorduuuu...