Karanlığa Tutsaklar

All Rights Reserved ©

Summary

Mira, lise hayatında zorbalık yaşamış ama bununla güçlenmiş bir kızdır. Artık kendini daha iyi tanıyan, ayakta durmayı öğrenmiş biridir. Yeni bir şehre taşınır ve üniversite hayatına temiz bir sayfa açmak ister. Yeni insanlar, yeni çevre ve biraz da huzur arıyordur. Ama bu yeni başlangıçta, beklemediği bir karşılaşma olur. Aras’la yolları kesişir ve ikisinin de hayatı yavaş yavaş değişmeye başlar.

Status
Ongoing
Chapters
4
Rating
n/a
Age Rating
16+

1.BÖLÜM

Mira şehre adım attığında durmadı.

Çünkü durursa düşüneceğini biliyordu.

Ve düşünmek… onu hep geçmişe götürüyordu.

Lise hayatı boyunca zorbalanmıştı.

Ama bu onu kırmamıştı.

Aksine, her laf, her bakış, her alay…

onu daha da sertleştirmişti.

Kendini savunmayı öğrenmişti.

Susmamayı. Geri adım atmamayı.

Ama bu, onların durduğu anlamına gelmemişti.

Ne kadar güçlü durursa dursun… yine de alay etmeye devam etmişlerdi.

Mira bunu değiştirememişti.

Ama kendisini değiştirmişti.

Ve şimdi… her şeyi geride bırakmıştı.

Yaşadığı şehirde ne varsa—

sahte arkadaşlıklar, eski hali, geçmişin ağırlığı—

hiçbirini yanında getirmemişti.

Buraya sadece kendisini getirmişti.

On sekiz yaşında,

ne istediğini bilen bir kız olarak.

Ve bu şehirde tek bir şeyi istiyordu:

Gerçek insanlar.

Gerçek dostluklar.

Başını kaldırdı, etrafına baktı.

Kalabalık akıyordu. Herkes bir yere yetişiyordu.

Bu kez içine hafif bir şey doldu.

Belki de gerçekten yeni bir başlangıç olabilirdi.

Saatler sonra kendini çarşıda buldu.

Sokaklar canlıydı. Gürültü, insanlar, kahkahalar…

Hepsi birbirine karışıyordu.

Mira yavaş adımlarla yürüyordu.

Etrafı inceliyordu ama belli etmiyordu.

Yeni olduğunu kimse anlamamalıydı.

Tam bir köşeden dönerken—

Adımlarını aniden yavaşlattı.

Karşıdan gelen iki kişi dikkatini çekmişti.

Biri uzun boyluydu.

Kumraldı. Saçları dağınık şekilde alnına düşüyordu.

Yüzünde hafif bir sakal vardı.

Ama asıl mesele bu değildi.

Bakışlarıydı.

Keskin. Düz. Sanki bir şeyleri delip geçiyordu.

Yanındaki adam ise daha iriydi.

Sessizdi ama varlığı fazla belirgindi.

Mira bir an duraksadı.

Sadece bir saniye.

Gözleri onun gözleriyle buluştu.

Ve o an…

garip bir şekilde uzadı.

Ama Mira bakışını kaçırmadı.

Kaçıracak biri değildi artık.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi başını çevirdi…

ve yürümeye devam etti.

Kalabalık onları ayırdı.

Sanki hiç karşılaşmamışlar gibi.

Ama o an—

gereğinden fazla yer kaplamıştı.

Mira o kalabalığın içinde yürümeye devam etti.

Adımları da, bakışları da aynıydı.

Ama içinde o günün heyecanı vardı.

Çünkü onun için yeni bir hayat başlıyordu.

Yeni insanlar.

Yeni bir okul.

Ve hiçbir yerini bilmediği bir şehir.

Sokaklarda yürürken bir yandan evinin yolunu arıyordu.

Bir süre sonra sonunda buldu.

Kapının önünde durdu.

Anahtarını çıkardı ama hemen açmadı.

İçinden sessizce geçirdi:

“Yeni hayatımda kötülükten uzak, eğlenceli ve başarılı bir hayat diliyorum.”

Sonra kapıyı açtı.

İçeri girdiğinde ev… kalbi gibi boştu.

Ama Mira, zamanla kalbinde de bir şeylerin değişeceğinin henüz farkında değildi.

Valizlerini bir kenara bıraktı

ve evin içinde dolaşmaya başladı.

Eski kiracılardan kalmış eskimiş bir koltuk

ve birkaç çöp vardı içeride.

Yarınki ilk işi belli olmuştu:

Mobilya bakmak.

Üstünü değiştirdi.

Karnı açtı.

Uzun yolculuktan sonra iyice acıkmıştı

ve biraz da çevrede neler olduğunu merak ediyordu.

Sokağa çıktı.

Çok geçmeden ileride küçük bir bakkal gördü.

Yorgunluktan adımları hızlandı.

İçeri girdiğinde kasada minnoş bir teyze oturuyordu.

Mira hafifçe gülümsedi

ve reyonlara yöneldi.

Rafları kurcalarken kendine birkaç şey buldu.

Kasaya gidip ödemesini yaptı

ve dışarı çıktı.

Aslında biraz daha dolaşmak istiyordu

ama hava soğuktu.

Üstelik ev de pek sıcak sayılmazdı.

Hızlı adımlarla geri döndü.

Üstüne kalın bir şeyler giydi

ve o eski koltuğa uzandı.

Bir süre tavana baktı.

Normalde böyle şeylere takılan biri değildi.

Aklına giren düşünceleri kolayca siler, yoluna devam ederdi.

Ama bu kez…

Olmamıştı.

O bakış—

sadece bir an sürmüştü.

Yine de zihnine sızmayı başarmıştı.

Kaşlarını hafifçe çattı.

Uzun zamandır hayatında kimse yoktu.

Belki de bu yüzden böyleydi.

Ya da…

Bir an duraksadı.

“Yok artık…” diye içinden geçirdi.

Kendi kendine gülümsedi.

Sonra başını koltuğa yasladı.

Ama buna rağmen…

o bakış, aklının bir köşesinde kalmıştı.