Bölüm 1
Gün doğdu. Gün doğumuna şahit olduğu çokça gecelerden birisi. Dağılmış çarşafı ve yorganı arasında doğruldu, gözlerini ufalayıp esnedi. Uykusuz geceleri ve erken uyanması gereken sabahlardan nefret ediyordu. Yatağından kalkıp henüz aydınlanmamış olan küçük dairesinde lavaboya kadar yürüdü, elini ve yüzünü gecenin soğunu hala barından musluk suyunda yıkadı. Havlu ile kurulandıktan sonra odasına döndü. Son aylarını tamamlamak üzere olduğu lisenin o günkü derslerini kontrol ettikten sonra çantasına gerekli malzemelerini özensizce koydu. Ne bir heyecan ne de bir istek vardı yüzünde. Sadece birkaç ay sonra hayatını belirleyebilecek bir üniversite sınavı vardı ama bu onun umrunda gibi değildi pek. Ya da ciddiyetinin farkında değildi. Zaten son birkaç ayda yaşadıkları zihnini yeterince doldurmuştu. Düşüncelere dalmak onu yeterince oyalamıştı. Aceleyle montunu giyinip, çantasını sırtlandıktan sonra evinden çıkıp kapıyı kilitledi, ortalama uzaklıkta olan okuluna yürümeye başladı. Ne müzik, ne bir ses. Sadece sabahın acı rüzgarının sesi kulağını tırmalıyordu.
Okula girdi, 4. kata bulunan sınıfına çıktı. Her zamanki gibi dört kat onu yormuştu. Nefes nefese çantasındaki su şişesini aldı ve yudum yudum boğazını ıslatan suyu içti, nefeslendi. Sınıfta henüz kimse olmadığı için rahat hissediyordu. Her zaman herkesten önce gelir, yalnızlığın keyfini çıkarırdı. Yaklaşık 15 dakika sonra ise, her zamanki gibi sınıfına sıra arkadaşı Eda girerdi.
"Günaydın, Lale."
Gülümsedi, ama içten içe artık yalnız olmadığı için sinirleri bozulmuştu.
"Günaydın."
"Off... Pazartesilerinden nefret ediyorum... Matematik ödevini yaptın mı?"
Diyerek sırasına, Lale'nin yanına oturdu Eda. Ödev ise o an aklına gelmişti Lale'nin. Haftasonları gündüzden geceye çalışıyordu çünkü.
"Uff.. ödev... Doğru ya..."
Hemen çantasından matematik kitabını açıp sayfaları karıştırmaya başladı Lale.
"Yalnız yaşamıyor musun sen? Ödevlerini yapmaya nasıl vakit bulamıyorsun anlamıyorum. Benim için evde iş yap, temizle, çay koy, annenin isteklerini yerine getir, babanın çorabını getir, kardeşinin ödevine yardım et... Tonla iş! Sense daha rahatsın. Biraz şımarıklık ediyormuşsun gibi."
Lale duraksadı. Gözleri en son açtığı sayfada takılı kaldı Eda'yı dinlerken. Sonra sayfaları çevirmeye devam etti.
"Şey... Bilmiyorum. Çok tembelimdir belkide."
Kıkırdadı Lale. Fakat Eda'nın gözlerindeki eleştirici bakış onu utandırdı, yeniden sayfaları karıştırmaya döndü. Bir süre sonra sınıf dolmaya ve renklenmeye başladı. Ve daha sonra ise ders saati geldi. Dersleri dinlemek umurunda değil, defterine karalamalar çizmekle meşguldü. Öğretmenin sesi kulağında arka planda kalan bir uğultuya dönüşmüştü. Ta ki o uğultunun durduğunu farkedene kadar. Başını kaldırdığında öğretmenin başında beklediğini gördü ve hiçte memnun görnmüyordu.
"Kimsin sen?"
Sorusuyla başladı kızgın öğretmen.
"...Sen kimsinde her dersimde böyle ilgisiz kalabileceğini sanıyorsun?"
Sınıf ölüm sessizliğine bürünmüştü. Bu Lale'nin ilk azarlanışı değildi, ama sonuncu olacakmış hissi veren bir hava vardı sınıfta. Öğretmen Bey elini masaya vurdu, Lale irkildi. Ağzından hiçbir kelime çıkmıyordu. Donup kalmıştı. Herkesin bakışları üzerindeydi, o anda yok olmayı isterdi.
"Hergün hergün hergün! Sınıfımda sadece saçma sapan karalamalarla ne yaptığını sanıyorsun sen!? Sen mi üniversite sınavına gireceksin!? Bu halinle mi!? 18 yaşına gelip hiçbir sorumluluk bilincine sahip olmayan bütün gün aylak aylak gezen bir tipten başka neysin sen kızım!? Söyle bana!
Öğretmen Bey'in sesi kulaklarını dolduruyodu. Başını dahi kaldıramıyordu. Sesi tüm sınıfı dolduran, ayrıca koridorada taşan öğretmen bir "of" çekip geri çekildi. Ve daha sakin bir tavırla Lale'nin çizdiği kağıtları alıp çöp kovasına fırlattı. Daha sonra masasına geçip kitabını açtı.
"Sayfa 45..."
Ders normal seyrinde devam etti. Lale ise hala o anın içinde, ona sabitlenen gözlerle mücadele ediyordu. Aklında öğretmenin sesi yankılanıyor, kulakları yanıp tutuşuyordu.
Sonunda ders bitmişti. Öğretmen Lale'ye sert bir bakış attıktan sonra sınıftan çıktı. Lale, Eda'nın yüksek sesiyle irkildi.
"O neydi öyle! Adamın gözleri yuvalarından çıkacaktı neredeyse! Ama haklı. Sende derste çizim yapmaktan başka hiçbir şey yapmıyorsun. En azından ilgieniyormuş gibi yapsana!"
Lale belli belirsiz bir mimikle karşılık vermekten başka bir şey yapamadı. Zaten Eda da, herhangi bir cevap beklemeksizin sınıftan diğer arkadaşlarıyla konuşmaya gitti. Herkes kendi halinde ve derste yaşanan olayı tamamen unutmuş gibilerdi. Lale de unutmayı denedi. Eve gitmek istiyordu. Eve gidip kendi küçük alanında kendini rahat ve huzurlu hissetmek istiyordu.
Uzun ve stresli birkaç saatin ardından son okul zil çalmış, eve gitme vakti gelmişti. Lale fırlarcasına sınıfı terketti. Sonunda rahatlayabilir, güvende hissedebilirdi. Eve geldiğinde kilitlemiş olduğu kapının kilidinin çoktan açılmış olduğunu gördü. Halası gelmiş olmalıydı. Halası Sena, haftanın bir günü, bazen birkaç günü onu ziyarete gelirdi. Lale ailesini kaybettiğinden beri bu hep böyle olmuştur. Ne kadar ısrar etselerde, Lale hiçbir akrabanın yanına yerleşmek istememişti. Durum böyle olunca, kontrol edilmek şartıyla tek başına, kaybettiği ailesinin evinde yaşamaya devam etti. Lale ayakkabılarını çıkarıp eve girdi, direkt olarak odasına yöneldi. Mutfaktaki halasına selam vermek aklına bile gelmedi.
"Hoşgeldin Lale! Günün nasıldı?"
Halası seslendi mutfaktan. Belli ki yemek hazırlıyordu, güzel kokular burnunu doldurdu Lale'nin. Üzerini değiştirip mutfağa yöneldi, halasının pişirdiği yemeği tatmak için çekmeceden bir çatala uzandı.
"Mutfak noodle paketi dolmuş. Bu böyle gidemez. Sağlığını düşün biraz kızım! Bu annen sana hiçbirşey öğretmedi mi be kızım?"
Demesiyle Lale'nin çatalını fırlatması bir oldu, Sena hala irkildi. Gözler ani bir duygu patlamasıyla dolu dolu oldu.
"Annemden böyle bahsetme! Annem sana ne yaptı!? O öldü! Ve sen hala onun hakkında kötü konuşuyorsun!"
Halası bir süre bakakaldı sonra bir hışımla hazırlanmaya gitti.
"Nanköre bak sen! Evine gelip kontrol ediyoruz! Yemeğini pişiriyoruz! Birde gelmiş bizi azarlar! Nankör evladı n'olacak! Ölen abimin hatrına yapıyorum ben bunları! Senin ve o ananın zerre değeri yok gözümde bilesin!"
Sena söylenerek hazırlandı, sonra kapıyı çekip gitti. Lale ise olduğu yere çöktü. Artık duygularını geride tutamayacak kadar dolmuştu. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Kalbi sıkışıyor, nefesi daralıyordu.
"Annem... annem... annem..! Neden gittin ki sanki..! Çok özlüyorum seni..."
Uzun bir süre mutfağın soğuk betonunda hıçkıra hçkıra ağladı Lale. Hayatından nefret ediyor, ama intihar etmeyide göze alamıyordu. Bunun annesini çok üzeceğini düşünüyordu. Sakinleşip duyguları söndükten sonra hala aynı yerinde oturuyordu. Pencerelerden gelip evi aydınlatan gün ışıkları çoktan sönmüştü bile. Lale, bir süre daha boşluğu izledikten sonra ayağa kalktı. Açlığın ve duyguların verdiği yorgunlukla yalpaladı. Halasının mutfak tezgahı üzerine bıraktığı yemeği görünce, onu alıp çöpe basıverdi. Daha sonra yüzünü yıkamak için lavaboya gitti. Musluğu açıp yüzünü ıslattıktan sonra akan suyun altında gözlerinden yine aktı yaşlar. Daha sonra musluğu kapadı, yüzünü kurulayıp ordan çıktı. Ertesi gün okula gitmeyecekti... ertesi günüde, ertesi günüde...
Haftasını evde, yatağının içinden nadiren çıkarak geçiriyordu. Hayatı, yaşadıkları, yalnızlığı, ilerisinde ne olacağını bilmediği geleceği ona çok ağır geliyordu. Okuldan, iş yerinden ve sınıf arkadaşı Eda'dan defalarca mesaj ve arama almış, fakat hepsini görmezden gelmişti. Öyle ki, telefonunun yerini bile unutmuştu.
Saatler Cumartesi 03.46' yı gösteriyordu. Ağlamaktan şişmiş gözlerini açtı Lale. Yatağında anne rahmindeki bir bebek gibi yorganına sarılarak yatıyordu. Başı çatlıyor, ağır bir his kalbine bastırıyordu. Zor güçte olsa yatağından kendini kaldırdı. Midesi açlıktan bulanıyordu. Bir süre boşluğu izledikten sonra bir bardak su içmek için yatağından kalktı. Mutfağa gitti, fırın saatinden saati kontrol ettiken sonra suyunu yudumladı. Kendini azda olsa toparlamak adına mutfağı temizlemeye karar verdi. Temizliyordu, elleri işteydi fakat zihni bulanıktı. Zamanın nasıl geçtiğini bile farketmiyordu. Zihin boşluğunundan çıkmasını sağlayan ses sabah ezanıydı. Saatler artık 04.39 du. Lale elindeki tabağı bir kenara bırakıp sandalyeye oturdu ve ezan sesini dinlemeye başladı. Zihni bomboş, ezan içeride yankılanıyordu. Sanki... bir şekilde, onu rahatlatıyor muydu?
Ezan bittikten sonra yerinden kalktı. Duş almak için banyoya gitti. Bir an önce hazırlanması gerekiyordu. Haftasonları, gündüz 7 den gece 12 ye kadar bir restoranda garsonluk yapıyordu. Buradan aldığı maaş ise ona yeterli oluyordu. Duştan çıkınca saçlarını bir havluyla sarıp üzerini giyinip hazırlanmaya başladı. Saat 06.15 i gösterdiğinde gök henüz aydınlanıyor, dışarıdan onu alacak olan restoran servisnin korna sesi yükseliyordu. Saçlarını topladıktan sonra telefonunu aramayı bile düşünmeden evden çıktı. Servis hareket etmek üzereyken açık olan sürgü kapısından içeri atladı. İçerideki iş arkadaşlarına selam verip tekli olan herhangi bir koltuğa yerleşip kafasını cama yasladı. İş arkadaşlarının kendi aralarında konuştuklarını farkedince doğruldu, onlara baktı.
"Önemli bir şey mi var?"
İş arkadaşlarından birisi telefonunun ekranını ona doğru çevirdi.
"Görmedin mi? Müdür çalışma saatlerini güncellemiş ve hepimize göndermiş."
"Ah.. şey, telefonumu kaybettimde, hiçbir şeyden haberim yoktu. Seninkinden kendi programımı görebilir miyim?"
"Gösterirdim fakat herkesinkini özel olarak göndermiş. Senin programını bugün odasına gidip sorsan daha iyi olur"
Lale başıyla onayladı ve yeniden arkasına yaslanıp dışarıyı izlemeye başladı. Servis birkaç kişiyi daha aldıktan sonra restoranın önünde durdu. Kapılar açıldı ve teker teker inildi. Lale direkt olarak müdürün odasına yöneldi. Kapıyı tıklattı, onay alınacaya kadar bekledi ve içeri girdi. Hafif çekingen bir tavırla masasında belgelerle uğraşan müdüre doğru ierledi.
"Günaydın Tahsin Bey..."
"Günaydın, Lale."
Dedi Tahsin Bey okunamaz bir tavırla. Daha sonra destelediği kağıtları bir kenara koydu, gözlüğünü indirip ellerini bağladı. Lale'ye bakıp söze başlamasını bekledi. Lale boğazını temizledi.
"Eee.. Programı yenilemişsiniz, ben telefonumu kaybettiğim için görmedim acaba rica etsem-"
Tahsin Bey eliyle durmasını söyledi, Lale'nin sözü yarıda kaldı. Tahsin Bey konuşmaya başlamadan önce derin bir iç çekti.
"Maalesef işten çıkışını vermek durumundayız."
Lale'nin gözleri büyüdü. Tahsin Bey konuşmaya devam etti.
"Seninle bunu daha önce konuşmak istedim fakat hafta boyuna sana ulaşamadım. Sadace haftasonları çalışan bir işçimiz için 3000 lira maaş bizim artık uygun gelmiyor. Bu diğer işçi haklarını ihlal etmek olur."
Lale'nin gözleri dolmuş, dudakları titrer olmuştu.
"Tahsin Bey... anlıyorum fakat- ...en azından maaşımı düşürün! Lütfen beni işten çıkarmayın!"
"Üzgünüm Lale. Fakat bu kurulun kararı. Ben sadece bu kararı sana iletmekle yükümlüyüm. Çıkabilirsin."
Lale daha fazla yalvarmaya cesaret edemedi. Tahsin Bey'in uzatmış olduğu kapalı zarftaki son maaşını alıp odadan ayrıldı. Etrafındakilere kör olmuşcasına hızlı adımlarla restorandan çıktı. Yoldan geçmekte olan ilk taksiyi durdurdu. İçerisine atlayıp ev adresine yönlendirdi. Yol boyunca kalbi sıkıştı,göz yaşları dinmek bilmedi. Her şey üst üse geliyordu. Artık dayanamıyordu sanki. Taksi evinin önünde durdu, ücreti aceleyle ödeyip evine koştu. Anahtarı anahar deliğine sokacakken duraksadı, evinin önünde başka ayakkabılar olduğunu gördü. Bunlar amcası ve halası Sena'dan başkaları değildi. Zaten onca şey yaşıyorken birde bununla uğraşacak olmak sinirlerini iyice bozmuştu. Sinirle kapıyı açtı, ayakkabılarını kenara fırlatıp içeri girdi. Bir hışımla salona yöneldi. Amcası ve halasını karşılıklı kahve içerken bulmuş, Lale'ye yargılarcasına bakıyorlardı.
"Ne işiniz var?"
Hiç düşünmeden dilinden döküldü kelimeler Lale'nin ağzından. Amcası kaşlarını çattı.
"Destur yeğen! Bizimle nasıl konşuyorsun sen?"
"İşte gördün mü Hasan, aynı anası gibi, nankör... saygısız..."
Lale halasına baktı öfkeyle.
"Annemin adını bir daha ağzına alma!"
Lale'nin bağırmasıyla amcasının bardağı sehpaya vurup ayağa kalkması bir oldu.
"Yeğen! Sözlerine dikkat et! Bu kadın aylardır sürekli seni ziyaret ediyor, aşını pişirip evini temizliyor! Sense hadsizlik ediyorsun!"
Lale artık ağzına kadar dolmuştu. Ailesinin kaybı yetmiyormuş gibi, sürekli birşeylerle mücadele etmek zorunda kalıyordu.
"Yeter artık ya! Yeter! Bu kadın bana destek olmak için değil, annem yaşarken ona söyleyemeyip içinde kalan lafları bana duyurmak için geliyor! Ne zaman gelse laflarıyla beynimi doldurup gidiyor! Yeter artık! Benide annemide rahat bırakın! Defolup gidin!"
Amcanın ve halanın gözleri büyüdü. Yerlerinde donakaldılar ve bir süre sessizlik oluştu. Daha sona amca konuştu.
"Artık senin gibi bir yeğenim yok benim! Sen bizim kanımızı haketmiyorsun! Hiçbir şey bekleme bizden bundan gayrı!
Amca ve hala evi terkettiler. Ailesinin ölümünden 7 ay sonra babasının ailesi tarafından tamamen reddedilmiş, işinden ise 5. ayında kovulmuştu. Tutunacak hiçbir dal kalmamıştı sanki. Daha fazla ağlamak gelmiyordu içinden, sessizleşti. Sessizce mutfağa yöneldi. Saat 10' a yaklaşıyordu. Dolabını açıp bir paket noodle aldı, ocağa koymak için hazırladı. O an, kalbine gelen beklenmedik bir hisle kıbleye döndü, yere çömelip ellerini göğe açtı...
"Rabbim... güzel Rabbim... yoruldum Allah'ım... bu yük bana fazla... elimden tutacak kimsem yok Allah'ım... yapma bana bunu Allah'ım... dayanacak gücüm kalmadı... sen bari tut elimden Allah'ım..."
Sonrasında kalbinde bir çırpıntıyla secdeye kapanıp dakikalarca ağladı. Artık gözleri kıpkırmızı olmuştu. Daha sonra, aklına ocağa koymuş olduğu su aklına geldi. Aceleyle tezgahtan tutunup ayağakalktığında ocağın yanmıyor olduğunu gördü.
"Ben bunu yakmamış mıydım..?"
Tekrar açmak istediğinde ocak yanmadı. İç çekip göz devirdi.
"Yine bozulmuş..."
Yeniden derin bir iç çekip salonda bıraktığı çantasına yöneldi. İçinden son aldığı maaş zarfını çıkardı, bir miktar alıp ceketini giyindi. Hemen yakında bulunan bir markete gevrek ve süt almak için girdi. Nedendir bilinmez, içinde bir hafiflik ve ferahlık hissediyordu. Yaşadığı tüm olumsuzluklara karşı nasıl böyle hissedebilir? Bunun üzerinde çok düşünmedi, sadece aylar sonra hissettiği bu güzel hissin keyfini sürmek istedi. Derin bir iç çekti, temiz hava ile ciğerlerini temizledi. Yüzüne vuran hafif bhar rüzgarı ise bunu dahaa güzelleştiriyordu. Allah onu gerçekten duymuş muydu? Ona cevap mı veriyordu? BUnu düşünmek bile ou heyecanlandırıyordu