Paralel Evrende Aşk

All Rights Reserved ©

Summary

Su’nun lise yıllarında tanıştığı Ateş’le başlayan sade ama derin aşkı, onun hayatındaki en gerçek şey haline gelir; birbirlerini tamamlayan iki zıt karakterin bağı zamanla güçlenirken, Su’nun yaptığı bir hata bu ilişkiyi geri dönülmez şekilde bitirir, aşk biter ama hisler asla kaybolmaz ve yıllar sonra Su kaybettiğini sandığı aşkı tekrar bulabilecek mi?

Genre
Fantasy
Author
filiz
Status
Ongoing
Chapters
1
Rating
n/a
Age Rating
16+

SU


Onu ilk gördüğümde neden dikkatimi çektiğini o an anlayamamıştım ama şimdi dönüp bakınca anlıyorum… sadece yakışıklı olduğu için değildi. Evet, yakışıklıydı, fazlasıyla. Ama öyle dikkat çekmeye çalışan bir hali yoktu. Aksine, kalabalığın içinde kaybolmayı tercih eden biriydi. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken o daha yavaş yürüyordu, daha sakindi, daha… kendi içindeydi. Ben ise tam tersiydim. Yerimde duramayan, sürekli konuşan, her şeye gülen, enerjisi hiç bitmeyen biriydim. Arkadaş grubumla hep ortadaydım, sesim duyulurdu, kahkaham duyulurdu. İnsanlarla iletişim kurmak benim için hiç zor değildi. Ama onunla… biraz zorlandım. Çünkü o konuşmuyordu. Ya da en azından herkesle konuştuğu gibi konuşmuyordu. Sınıfta vardı ama yok gibiydi, kimseyle gereksiz muhabbet etmiyordu, gülüyordu bazen ama sesi pek çıkmıyordu. Daha çok izliyordu. Ve ben… böyle birine hiç alışık değildim. Normalde insanlar bana kolay yaklaşırdı, ben de onlara. Ama onda farklı bir şey vardı. Sanki yaklaşması zor değildi ama… yaklaşmaya cesaret etmek gerekiyordu. Bir süre sadece izledim onu. Koridorda yürürken, bahçede dururken, arkadaşlarının yanındayken… hep biraz geride duruyordu. Ama yine de dikkat çekiyordu, istemeden. Bazen göz göze geliyorduk. O anlarda içimde küçük bir şey oluyordu, tarif edemediğim bir şey. Ama bakışını hemen kaçırıyordu, sanki yakalanmış gibi. Bu da beni daha çok meraklandırıyordu. Günler böyle geçti. Ben fark ettirmemeye çalışıyordum ama sürekli onu görüyordum, istemeden, gözüm gidiyordu. Sonra bir noktadan sonra şunu fark ettim… o da bakıyordu. Ama benim gibi değil. Daha kısa, daha temkinli. Sanki yakalanmak istemiyor ama bakmadan da duramıyordu. Bu durum bir süre hoşuma gitti. Garip bir oyuna dönüştü. Kim önce bakacak, kim yakalanacak… ama bir yerden sonra sıkıldım. Çünkü ben böyle şeyleri uzatmayı sevmem. Ya olur ya olmaz. Ortası beni yorar. Onunla ilgili en garip şey de buydu zaten… hep bir adım uzakta durması. Bakıyordu bana, bunu hissediyordum, bazen yakaladığım bile oluyordu ama hiçbir zaman gerçekten yaklaşmıyordu, sanki istiyor ama kendini tutuyordu. Ben ise öyle değildim. Beklemeyi seven biri hiç olmadım zaten. Bir gün yine koridorda karşılaştık. Kısa bir an göz göze geldik, o hemen bakışını kaçırdı, her zamanki gibi. İşte o an içimden bir şey geçti. Yeter dedim, gerçekten. Çünkü bu böyle gitmeyecekti, ikimiz de bir şey hissediyorduk ama kimse adım atmıyordu ve ben artık merak etmekten sıkılmıştım. Yanına gittim, direkt, hiç planlamadan. Kalbim hızlı atıyordu ama durmadım. “Sen neden hep bana bakıp kaçıyorsun?” dedim. Bunu söyleyeceğimi ben bile bilmiyordum, o an söyledim. Dondu kaldı. Gerçekten. Ne diyeceğini bilemedi, gözleri bir an bana baktı, sonra yere kaydı, hafifçe gülümsedi ama o gülüşte utangaçlık vardı. “Bakmıyorum,” dedi. Yalan söylüyordu, belliydi. “Bakıyorsun,” dedim, “hem de baya.” Bu sefer tamamen kaçmadı. Kısa bir an durdu, sonra tekrar bana baktı. “Bazen,” dedi sonunda. Gülümsedim. “Bazen mi?” Omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Fark etmeden oluyor.” “Ben fark ediyorum ama,” dedim. Bu sefer gerçekten gülümsedi. Bir an sessizlik oldu ama rahatsız edici değildi, sanki ikimiz de ne yaptığımızın farkındaydık artık. “Adın ne?” dedim. “Ateş.” “Güzel isim,” dedim. Bir şey demedi ama belli ki hoşuna gitmişti. “Ben Su,” dedim. “Biliyorum,” dedi. “Nasıl biliyorsun?” “Duydum.” “Çok sessizsin,” dedim. “Sen yeterince konuşuyorsun,” dedi. Güldüm. “Rahatsız mı oluyorsun?” Başını salladı. “Hayır.” Kısa bir duraksama oldu. “İyi oluyor,” dedi sonra, “dinlemek.” Bu cümle beklediğimden daha çok etkiledi beni çünkü çoğu insan beni susturmaya çalışırdı, o ise dinliyordu. Sonra yan yana yürümeye başladık. Ben yine konuşuyordum, o dinliyordu ama bu sefer arada cevap veriyordu, kısa cümleler, küçük yorumlar ama tam yerinde. Ve ilk defa şunu hissettim… onunla konuşmak için çabalamıyordum, sadece oluyordu. İşte o an anladım… bu farklıydı.

Zaten ondan sonrası çok daha kolay oldu. Sanki aramızda bir şey çözülmüş gibi, artık her şey daha doğal akmaya başladı. Günler birbirini kovalamaya devam ediyordu ama benim için aynı değildi artık. Sabahları okula gitmek bir alışkanlık değil, bir beklenti olmuştu. Onu göreceğimi bilmek bile günün geri kalanını değiştirmeye yetiyordu. Eskiden sıradan gelen her şey, onunla birlikte anlam kazandı. Aynı yollar, aynı sınıf, aynı sesler… ama ben aynı değildim. Artık sabahları daha erken uyanıyordum, sırf onu biraz daha fazla görebilmek için. Aynada kendime bakıp saçımı düzelttiğim anlar bile onunla ilgiliydi, “acaba bugün beni fark eder mi?” diye düşünüyordum. Küçük şeylerdi belki ama benim için çok büyüktü. Onunla ilk konuşmalarımız çok basitti aslında; ders, öğretmenler, okul… ama o konuşmaların arasında başka bir şey vardı, anlatamadığım ama hissettiğim bir şey. Onun yanında kendim gibi olabiliyordum, rol yapmıyordum, kasılmıyordum, sadece bendim. Zamanla birlikte vakit geçirmeye başladık. Okul çıkışları yürüdük, bazen hiçbir yere gitmeden sadece yan yana yürümek bile yetiyordu. Konuşsak da olurdu, konuşmasak da. Sessizlik bile rahatsız etmiyordu, aksine o sessizlikte bile birbirimizi anlıyorduk. Onunla birlikteyken zaman farklı akıyordu, saatler geçiyor ama bana dakika gibi geliyordu. Eve döndüğümde bile o anların etkisi geçmiyordu. Yatağa uzandığımda gün içinde söylediği bir cümleyi tekrar tekrar düşünüyordum, gülüşünü hatırlıyordum, bana bakışını… Bazen sadece mesajlaşırdık ama o bile yetiyordu. Telefon ekranına gelen bir mesaj bütün günümü değiştirebiliyordu, basit bir “napıyorsun” bile kalbimi hızlandırıyordu. Böyle şeyleri daha önce hiç yaşamamıştım. Arkadaşlarım fark etmeye başlamıştı, sürekli gülümsediğimi söylüyorlardı, daha enerjik olduğumu. Ama bunun sebebini tam olarak anlatamıyordum çünkü bu sadece hoşlanmak değildi, daha derin bir şeydi. Onun yanında kendimi eksik hissetmiyordum, tam hissediyordum. Sanki içimde hep var olan ama adını bilmediğim bir boşluk vardı ve o boşluk onunla dolmuştu. Bazen okulun arka bahçesinde otururduk, çok konuşmazdık ama o anlar en sevdiğim anlardı. Rüzgar eserdi, ağaçlar hareket ederdi ve biz sadece orada olurduk, yan yana. Bu kadar basit. Elimi tuttuğu ilk anı unutamıyorum, çok doğal bir şekilde oldu, sanki hep olması gereken bir şeymiş gibi. Ama benim için her şey durdu o an, kalbim hızlandı, nefesim değişti ve o an anladım… bu sıradan bir şey değil. Günler geçti, haftalar geçti, mevsim bile değişti ama onunla olan şey hiç eskimedi, aksine her gün biraz daha büyüdü. Daha alıştım, daha bağlandım, onsuz bir gün düşünmek bile garip geliyordu. Ve belki de en güzel kısmı şuydu… her şey çok sadeydi. Abartı yoktu, zorlama yoktu. Sadece biz vardık