BÖLÜM 1 — SES
Bazen en büyük ses, dışarıdan gelmez.
İçeriden gelir.
Ve kimse duymadığı için seni daha çok yorar.
Sabahları uyandığımda ilk hissettiğim şey ışık değil, ağırlık oluyor.
Sanki gece boyunca uyumamışım da, kafamın içine taşlar doldurulmuş gibi.
Tavanı izliyorum.
Bir süre.
Hiçbir şey düşünmemeye çalışıyorum.
Ama bu mümkün değil.
Çünkü düşünmemek de bir düşünce.
Ben Poyraz’ım.
16 yaşındayım.
Ama bazı günler yaşım bir sayı gibi değil, bir yük gibi duruyor üstümde.
İnsanlar “ergenlik” diyor buna.
Ben buna isim bulamıyorum.
Odam sessiz.
Sessizlik dediğim şey aslında sessizlik değil.
Kafamın içi konuşuyor.
Bazen kendi sesimle.
Bazen tanımadığım bir sesle.
Bazen de hiçbir sesle… ama daha ağır bir şekilde.
Telefonum yanımda.
Ekrana bakıyorum.
Mesaj yok.
Bildirim yok.
Ama garip olan şu:
Zaten kimseyi beklemiyorum.
Yine de bekliyormuşum gibi hissediyorum.
Okul.
Arkadaşlar.
Sokak.
Bunların hepsi var gibi.
Ama hiçbirinin içinde ben tam olarak yokum.
Sanki bir şeyin dışında kalmışım da herkes içeride yaşıyor gibi.
İsa’yı düşünüyorum.
O benim en yakınım.
En azından insanların gördüğü şey bu.
Ama bazı ilişkiler dışarıdan görünenden daha farklıdır.
Bazen en yakın dediğin kişi bile seni en iyi tanıyan değil, en çok yanında duran olur.
Ahmet ve Mehmet…
Onlar daha basit.
Düşünmezler çok.
Sorular sormazlar.
Plan yaparlar.
İnsanlar genelde bunu sever.
Basit olanı.
Ama ben basit değilim.
Bunu söylemek ego gibi duruyor olabilir.
Ama değil.
Bu bir sorun gibi.
Son günlerde herkes aynı şeyleri konuşuyor.
Bir olaydan bahsediyorlar.
Büyük bir şeyden.
Televizyonda gördükleri, sokakta duydukları, fısıltı gibi yayılan şeylerden.
Herkesin ağzında aynı kelimeler:
“Para…”
“Soygun…”
“İmkânsız…”
Ama kimse gerçekten ne olduğunu bilmiyor.
Ben biliyor muyum?
Hayır.
Ama bilmeye yakınım.
Ya da en azından o çizgideyim.
Bazı fikirler bir anda gelmez.
Yavaş yavaş birikir.
Bir gün uyanırsın ve artık fikir değil, düşünce bile değildir.
Sadece “olmuş” gibidir.
Gece.
O geceyi hatırlıyorum.
Herkes konuşuyordu.
Planlardan bahsediliyordu.
Ama kimse “neden” sorusunu sormuyordu.
Ben sordum.
Ama içimde.
Dışarıya değil.
“Bunu neden yapıyoruz?”
Bu soru bazen cevaptan daha tehlikelidir.
Çünkü cevap bulamazsan, soru büyür.
İsa bana bakmıştı o gece.
Uzun süre.
Sanki cevabı o biliyormuş gibi.
Ama o da bilmiyordu.
Sadece devam etmek istiyordu.
Devam etmek…
Bazen insanların tek amacı budur.
Ben sustum.
Çünkü bazı anlarda konuşmak, geri dönüş kapısını açık bırakmak gibidir.
Ben o kapıyı kapatmadım.
Ama kapattığımı düşündüm.
Sabah olacak.
Sonra bir gün başlayacak.
Ve bazı günler başlarken sana sormaz.
Sadece olur.
Ve ben o günün içinde ne olacağımı bilmiyorum.
Sadece şunu biliyorum:
İçimdeki ses artık daha sessiz değil.
Sadece daha net.
Ve bu bazen en tehlikeli şeydir.