İçimdeki Ses

All Rights Reserved ©

Summary

Poyraz, 16 yaşında, iç dünyası ile dış görünüşü arasında ciddi bir çatışma yaşayan bir gençtir. En yakın arkadaşı İsa ile birlikte, küçük bir arkadaş grubuyla başlayan süreç zamanla büyük ve geri dönüşü olmayan suç planlarına dönüşür. Başta bir banka soygunu olarak başlayan olay, Poyraz’ın giderek kontrolü kaybetmesiyle daha büyük bir suç ağına ve kaosa sürüklenir. Soygunun ardından yaşanan kaçış, medyanın olayı büyütmesi ve devlet baskısının artmasıyla grup sürekli takip edilen bir hedef hâline gelir. Bu süreçte Poyraz’ın psikolojisi giderek bozulur; güven, sadakat ve gerçeklik algısı parçalanır. Hikâyeye Eda’nın dahil olması, Poyraz için yeni bir kırılma noktası olur. Eda’ya karşı takıntıya dönüşen duyguları, onun hem iç çatışmasını hem de kararlarını daha da tehlikeli bir hale getirir. Aynı zamanda İsa, Poyraz’ın değişimini fark eder ve aralarındaki dostluk giderek çözülür. Olaylar; soygun, medya baskısı, okul baskını ve kaçışlar üzerinden büyürken, karakterler birbirine karşı konumlanır. İsa giderek “düzeni korumaya çalışan taraf” olurken, Poyraz “kontrolü kaybeden taraf”a dönüşür. Son yüzleşmede Poyraz ve İsa karşı karşıya gelir. Eda ise bu çatışmanın ortasında pişmanlık ve farkındalık içinde kalır. Hikâye, Poyraz’ın ölümüyle sonuçlanır; ancak bu bir klasik zafer/kayıp hikâyesi değildir. Asıl vurgu, suçun değil, seçimlerin ve içsel çöküşün insanı nasıl geri dönülmez bir noktaya getirdiğidir. Finalde İsa ve Eda hayatta kalırken, Poyraz’ın hikâyesi bir suç hikâyesinden çok psikolojik bir çöküş ve kayboluş olarak tamamlanır.

Status
Complete
Chapters
21
Rating
n/a
Age Rating
16+

BÖLÜM 1 — SES

Bazen en büyük ses, dışarıdan gelmez.

İçeriden gelir.

Ve kimse duymadığı için seni daha çok yorar.


Sabahları uyandığımda ilk hissettiğim şey ışık değil, ağırlık oluyor.

Sanki gece boyunca uyumamışım da, kafamın içine taşlar doldurulmuş gibi.

Tavanı izliyorum.

Bir süre.

Hiçbir şey düşünmemeye çalışıyorum.

Ama bu mümkün değil.

Çünkü düşünmemek de bir düşünce.


Ben Poyraz’ım.

16 yaşındayım.

Ama bazı günler yaşım bir sayı gibi değil, bir yük gibi duruyor üstümde.

İnsanlar “ergenlik” diyor buna.

Ben buna isim bulamıyorum.


Odam sessiz.

Sessizlik dediğim şey aslında sessizlik değil.

Kafamın içi konuşuyor.

Bazen kendi sesimle.

Bazen tanımadığım bir sesle.

Bazen de hiçbir sesle… ama daha ağır bir şekilde.


Telefonum yanımda.

Ekrana bakıyorum.

Mesaj yok.

Bildirim yok.

Ama garip olan şu:

Zaten kimseyi beklemiyorum.

Yine de bekliyormuşum gibi hissediyorum.


Okul.

Arkadaşlar.

Sokak.

Bunların hepsi var gibi.

Ama hiçbirinin içinde ben tam olarak yokum.

Sanki bir şeyin dışında kalmışım da herkes içeride yaşıyor gibi.


İsa’yı düşünüyorum.

O benim en yakınım.

En azından insanların gördüğü şey bu.

Ama bazı ilişkiler dışarıdan görünenden daha farklıdır.

Bazen en yakın dediğin kişi bile seni en iyi tanıyan değil, en çok yanında duran olur.


Ahmet ve Mehmet…

Onlar daha basit.

Düşünmezler çok.

Sorular sormazlar.

Plan yaparlar.

İnsanlar genelde bunu sever.

Basit olanı.


Ama ben basit değilim.

Bunu söylemek ego gibi duruyor olabilir.

Ama değil.

Bu bir sorun gibi.


Son günlerde herkes aynı şeyleri konuşuyor.

Bir olaydan bahsediyorlar.

Büyük bir şeyden.

Televizyonda gördükleri, sokakta duydukları, fısıltı gibi yayılan şeylerden.

Herkesin ağzında aynı kelimeler:

“Para…”

“Soygun…”

“İmkânsız…”

Ama kimse gerçekten ne olduğunu bilmiyor.


Ben biliyor muyum?

Hayır.

Ama bilmeye yakınım.

Ya da en azından o çizgideyim.


Bazı fikirler bir anda gelmez.

Yavaş yavaş birikir.

Bir gün uyanırsın ve artık fikir değil, düşünce bile değildir.

Sadece “olmuş” gibidir.


Gece.

O geceyi hatırlıyorum.

Herkes konuşuyordu.

Planlardan bahsediliyordu.

Ama kimse “neden” sorusunu sormuyordu.

Ben sordum.

Ama içimde.

Dışarıya değil.


“Bunu neden yapıyoruz?”

Bu soru bazen cevaptan daha tehlikelidir.

Çünkü cevap bulamazsan, soru büyür.


İsa bana bakmıştı o gece.

Uzun süre.

Sanki cevabı o biliyormuş gibi.

Ama o da bilmiyordu.

Sadece devam etmek istiyordu.

Devam etmek…

Bazen insanların tek amacı budur.


Ben sustum.

Çünkü bazı anlarda konuşmak, geri dönüş kapısını açık bırakmak gibidir.

Ben o kapıyı kapatmadım.

Ama kapattığımı düşündüm.


Sabah olacak.

Sonra bir gün başlayacak.

Ve bazı günler başlarken sana sormaz.

Sadece olur.


Ve ben o günün içinde ne olacağımı bilmiyorum.

Sadece şunu biliyorum:

İçimdeki ses artık daha sessiz değil.

Sadece daha net.


Ve bu bazen en tehlikeli şeydir.