BÖLÜM 1 — SİSİN İÇİNDE
Sabah sıradan başlamıştı.
Ama Poyraz için “sıradan” kelimesi artık güvenli değildi.
Çünkü son zamanlarda hiçbir gün gerçekten aynı kalmıyordu.
Telefonu eline aldı.
Ekran açıldı.
Bildirim yoktu.
Bu normaldi.
Ama Poyraz yine de ekrana baktı.
Bir şey bekliyordu.
Kendisi bile bilmiyordu neyi.
Okula giden yol her zamanki gibiydi.
Aynı sokaklar.
Aynı insanlar.
Ama bir fark vardı:
Sanki herkes bir şeyi biliyor da Poyraz bilmiyordu.
Kapının önünde durdu.
Onu ilk kez orada gördü.
Şule.
Bakışı direktti.
Kaçmıyordu.
İnsanlar genelde bakışlarını saklar.
Şule saklamıyordu.
“Selam,” dedi Şule.
Poyraz kısa cevap verdi:
“Selam.”
Küçük bir sessizlik oldu.
Ama bu sessizlik boş değildi.
Bir şey doluyordu.
Adı konulamayan bir şey.
Şule hafif gülümsedi:
“Sen hep böyle misin?”
Poyraz:
“Nasıl?”
Şule:
“Sanki bir şeyleri fazla düşünüyorsun.”
Poyraz cevap vermedi.
Çünkü bu doğruydu.
Ama doğru olan her şey söylenmezdi.
Zil çaldı.
İkisi aynı yöne yürüdü.
Normal bir an gibi görünüyordu.
Ama Poyraz ilk kez şunu hissetti:
Bu kız “tesadüf” değildi.
Ve tam o anda…
İlk kez oldu.
Bir düşünce değil.
Bir ses değil.
Sadece kısa bir kırılma:
“Dikkat et.”
Poyraz durdu.
Etrafına baktı.
Kimse yoktu.
Şule:
“Bir şey mi oldu?”
Poyraz:
“…Yok.”
Ama içeride bir şey başlamıştı.
Ve Poyraz bunu bilmiyordu.
Ama o an:
Hayatı artık “önce” ve “sonra” diye ayrılmıştı.