Customize readability
Aa

NOİR ECLİPSE

All Rights Reserved ©

Summary

Geçmişini hatırlamıyor. Ama elleri hatırlıyor. Suçun hiç bitmediği bir şehirde, kimliği olmayan bir adam cinayetleri çözmeye başlar. Her detay tanıdık gelir. Her iz… ona çıkar. Gerçek yavaş yavaş ortaya çıktıkça, tek bir şey netleşir: O, katili aramıyor. Kendinden kaçıyor. Ve ne kadar derine inerse… karanlık da o kadar derinleşiyor.

Status
Ongoing
Chapters
10
Rating
n/a
Age Rating
13+

“KAYIP ADAM”

Dünya, keskin bir dezenfektan kokusu ve monitörün düzenli bip sesiyle başladı.

Gözlerimi açtığımda, zihnim yeni yağmış kar gibi bembeyazdı. Ne bir isim, ne bir yüz, ne de bir ses... Sadece boşluk.

“Acele etme,” dedi bir ses.

Odanın köşesinde, pencereden süzülen soluk ışığın altında beyaz önlüklü bir adam duruyordu. Gözlüklerinin arkasındaki gözleri beni inceliyor değil, adeta tartıyordu.

“Yıllar süren uykudan uyanmak kolay değildir.”

“Neredeyim?”

Sesim, boğazımdaki kuraklığı yırtıp zorla dışarı çıktı.

“Güvendesin. Dark City Devlet Hastanesi’ndesin.”

Adam yanıma yaklaştı, elindeki tablete bir şeyler not etti.

“Ben Doktor Aris. Seni ölümün eşiğinden döndüren, yıllarca bu yatakta hayatta tutan kişiyim.”

Doğrulmaya çalıştım. Vücudum ağır bir yükün altındaymış gibi sızladı.

“Kimim ben?”

Doktor duraksadı. Yüzünde garip, neredeyse hüzünlü bir ifade belirdi.

“Hafıza kaybı beklediğimiz bir yan etkiydi. Sen... bu şehrin kurbanlarından birisin. Büyük bir patlamanın ardından buraya getirildin. Kimliğine dair hiçbir iz yoktu.”

Yalan söylediğini hissettim.

Nedenini bilmiyordum ama sesindeki o milimetrelik titreme, bir suç mahalli kanıtı gibi gözümün önüne serildi. Zihnim, adamın duruşundan ellerini cebine sokma biçimine kadar her şeyi analiz ediyordu.

Bir terslik vardı.

“Bu şehir,” dedim pencereyi işaret ederek. “Çok gürültülü.”

“Şehir can çekişiyor,” dedi Doktor, sesi sertleşerek. “Sen uyurken Dark City bir cehenneme dönüştü. Nyxveil adında biri sokakları kan gölüne çevirdi. Polis çaresiz, adalet ise satılık.”

Doktor masaya küçük, gümüş bir kol düğmesi bıraktı.

Üzerinde “K.A.” harfleri işliydi.

“Bu senin üzerinden çıktı. Belki bir hatıra, belki de bir anahtar.”

“Neden bana bunları anlatıyorsun?”

Doktor Aris gözlerimin içine baktı. Bu sefer bakışlarında nefret değil, tehlikeli bir umut vardı.

“Çünkü senin analiz yeteneğin... Komadayken bile tepkilerini ölçtük. Sen normal bir insan gibi görmüyorsun. Sen bir avcı gibi görüyorsun. Şehirdeki bu kaosu durdurmak için senin gibi bir zekaya ihtiyacımız var. Eğer kim olduğunu bulmak istiyorsan, bu şehrin sokaklarına girmelisin. O kol düğmesinin sahibini bulduğunda, kendini de bulacaksın.”

Yataktan kalktım.

Ayaklarım yere değdiğinde soğuğu iliklerime kadar hissettim. Doktor bana bir kimlik değil, bir görev veriyordu.

Şehrin uğultusu dışarıdan beni çağırıyordu.

“K.A.” diye mırıldandım, parmağımı metalin üzerinde gezdirerek.

Ben bu şehrin kurbanı mıydım, yoksa celladı mı?

Doktorun maskesinin ardında ne gizliydi bilmiyordum ama o gümüş düğmeyi cebime attığımda, Dark City’nin karanlığına ilk adımımı atmış oldum.

Hastane kapısının o ağır demir sesi arkamdan kapandığında, Dark City’nin uğultusu üzerime bir çığ gibi çöktü.

Yağmur, gökyüzünden değil de sanki şehrin günahlarını yerden yukarı fışkırtıyormuş gibi yağıyordu.

Doktorun verdiği zarfı cebime attım. Elim hâlâ o gümüş parçadaydı.

K.A.

Zarfın içindeki adrese doğru yürürken, sokaktaki insanların benden nasıl kaçtığını fark ettim. Kimseyle göz göze gelmiyordum ama herkes, sanki yanlarından geçen bir Azrail’mişim gibi yol veriyordu.

Hafızası silinmiş bir adam için bu kadar korku yaymak...

Bu ellerin geçmişte neler yaptığını düşünmek bile istemiyordum.

Zarftaki adrese ulaştığımda, karşımda paslanmış bir depo kapısı duruyordu. Polis şeritleri rüzgârda birer ölü deri gibi sallanıyordu.

İçerideki loş ışıkta birkaç memurun siluetini gördüm. Kimse beni durdurmadı; Doktor muhtemelen yolu açmıştı.

İçeri adım attığımda zihnim saniyeler içinde odayı taradı.

Üç ceset.

Girişe göre 45 derecelik açıyla dizilmişler.

Hiçbirinde boğuşma izi yok.

Ölümler temiz, profesyonel, tek bir kurşun bile harcanmadan yapılmış gibi.

“Kimsin sen?” dedi genç bir polis memuru, sesi titreyerek.

Cevap vermedim.

Cesetlerden birinin yanına diz çöktüm. Adamın ceketinin yakasındaki küçük bir detayı fark ettim:

Bir rozet.

Ama sıradan bir mafya rozeti değil, Nyxveil’in o yeni, parlayan sembolü.

“Bunlar Nyxveil’in adamları mı?” diye sordum, sesim depoda yankılanırken.

“Evet,” dedi arkadan gelen bir ses. “Şehrin yeni sahipleri. Ama birileri onları burada, bu depoda infaz etmiş. Hem de hiç iz bırakmadan.”

Eğilip cesedin açık duran avucuna baktım.

Kalbim o an duracak gibi oldu.

Adamın avucunun içinde, tam ortada, derisinin üzerine bir mühür basılmıştı. Mürekkep değil, dağlanarak yapılmış bir mühür.

Harfler yine aynıydı:

K.A.

Zihnimde anlık bir görüntü patladı.

Karanlık bir oda.

Elimde kızgın bir metal parçasını tutuyorum.

Bir çığlık sesi...

Ve benim o sese karşı olan korkunç hissizliğim.

Midem bulandı ama kendimi tuttum.

Bu mühür yeniydi.

Ama ben yıllarca komadaydım.

Bu imkânsızdı.

Ya birisi benim adımı kullanarak şehre dehşet saçıyordu ya da geçmişim, ben uyurken bile yaşamaya devam etmişti.

“Bu mühür...” dedim fısıltıyla. “Bu mühür bir isim değil. Bu bir uyarı.”

“Ne uyarısı?” diye sordu genç polis.

Cebimdeki gümüş kol düğmesini sıktım.

“Eski sahibin geri döndüğüne dair bir uyarı.”

Depodan hızla çıktım.

Yağmur şimdi daha sert yağıyordu.

Doktor Aris beni buraya sadece suç çözmem için göndermemişti. Beni, kendi yarattığım canavarlarla yüzleşmem için sokağa atmıştı.

Ama en kötüsü neydi biliyor musun?

O cesetlerin yanındaki duruşumda, o mühre bakışımdaki profesyonellikte...

Kendimden iğrenmem gerekirken, garip bir şekilde evimdeymiş gibi hissediyordum.

Yağmurun soğuk suyu ensemden aşağı süzülürken, deponun birkaç sokak ötesindeki loş bir ara sokağa saptım.

Zihnim, az önce gördüğüm o mühürlü cesetleri birer fotoğraf karesi gibi önüme diziyordu.

Katilin durduğu yer.

Kurbanların kaçmaya bile yeltenmemiş olması.

Bu, bir saldırı değil, bir idamdı.

Sokağın ortasında durdum ve duvarda asılı duran kırık dökük bir aynanın önünde kendime baktım.

Yüzümdeki o ifadesiz, analiz eden bakış beni korkutuyordu.

“K.A.” diye mırıldandım tekrar.

Eğer mühür yeniyse, yani ben hastanedeyken birileri bu imzayı kullanmaya devam ettiyse, bu Nyxveil’e verilmiş bir mesajdı.

O an, sokağın sonundan iki siyah lüks aracın yavaşça yaklaştığını fark ettim. Farlarının parlak ışığı yağmur damlalarını delip geçiyordu.

Kaçmam gerekiyordu ama bacaklarım hareket etmedi.

İçimdeki o yabancı ses, “Kaçma,” diyordu.

“Onlar senin kim olduğunu biliyor.”

Araçlar tam önümde durdu.

Kapılar aynı anda açıldı ve içinden takım elbiseli, yüzleri mermer kadar sert dört adam indi. Ellerini ceketlerinin içine atmışlardı; silahlarını çekmeye hazırdılar ama saldırmıyorlardı.

Sadece bekliyorlardı.

Arkadaki aracın camı yavaşça indi.

Karanlığın içinden, gümüş rengi saçları ve gözlerinin altında derin yorgunluk izleri olan bir kadın bana bakıyordu.

Bakışlarında bir korku kırıntısı bile yoktu. Daha çok, yıllardır görmediği bir dostuna ya da bir hayalete bakıyor gibiydi.

“Aris senin uyandığını söylediğinde inanmamıştım,” dedi kadın, sesi yağmurun sesini bastıran bir otoriteyle. “Geri döneceğini biliyorduk Kairo. Ama bu kadar ‘temiz’ döneceğini tahmin etmemiştik.”

“Beni tanıyor musun?” diye sordum, sesimi sabit tutmaya çalışarak.

Kadın hafifçe gülümsedi.

Bu, içinde binlerce sır barındıran acı bir gülümsemeydi.

“Seni ben yarattım sayılır. Ya da en azından, bu şehri seninle birlikte biz inşa ettik. Ama görüyorum ki, Doktor seni bir çocuk gibi kandırmış. Sana bir kurban olduğunu söylemiş, değil mi?”

“Siz kimsiniz?”

“Biz, senin kurduğun o imparatorluğun ayakta kalan son tuğlalarıyız,” dedi kadın ve kapıyı açıp dışarı adım attı. “Nyxveil senin koltuğunda oturuyor olabilir ama o koltuğun asıl sahibi, mühürlerini sokaklara vurmaya başladı bile.”

“O mühürleri ben vurmadım! Ben hastanedeydim!” diye bağırdım.

Kadın yanıma yaklaştı. Elini, yüzümdeki o yara izinin üzerinde gezdirdi.

Dokunuşu buz gibiydi.

“Biliyorum. Ama şehir bilmiyor. Ve doktor, senin bu mühürlerin peşinden giderek Nyxveil’i yok etmeni istiyor. Seni bir kahraman yapmaya çalışıyor Kairo. Oysa sen... sen bu şehrin gördüğü en büyük karanlıktın.”

Bana bir zarf daha uzattı.

Bu seferki zarf beyaz değil, simsiyahtı.

“Eğer gerçekten kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, o gümüş kol düğmesini takip etme. O düğme sadece bir yem. Bu adrese gel. Eski dünyana hoş geldin, efendi.”

Kadın tekrar araca bindi ve araçlar geldikleri gibi sessizce uzaklaştı.

Elimde siyah bir zarf, kalbimde ise devasa bir kuşkuyla yağmurun altında yapayalnız kaldım.

Doktor bana yalan söylemişti.

Kadın belki de daha büyük bir yalan söylüyordu.

Ama cebimdeki o mühürlü cesetlerin görüntüsü silinmiyordu.

Ben bir kurban değildim.

Ben, Dark City’nin kalbiydim.

Ve o kalp tekrar atmaya başlamıştı.

Let Ametsu Kairo know what you thought about this chapter!
Love this

1

Love this

Funny

1

Funny

Spicy

1

Spicy

Suspenseful

1

Suspenseful

Emotional

1

Emotional

Profound

1

Profound

Heartwarming

1

Heartwarming

Shocking

1

Shocking

Good Writing

1

Good Writing

Compelling Plot

1

Compelling Plot

Great Character

1

Great Character

Strong Dialog

1

Strong Dialog

Further Recommendations

Wildes Echo 1 - MEA

Miriam: Ich finde deine Bücher einfach Klasse! Von der ersten bis zur letzten Zeile spannend und gefühlvoll geschrieben

Read Now
The King and the Tigress

M.B. Grey: I love a good mafia book 💗 and the characters are great

Read Now
The Hybrid Luna

Blanche: J'ai bien aimé l'histoire, avec des rebondissements, facile à lire et à comprendre

Read Now
Kaan - Jungfrau gesucht - Gefährtin gefunden

Ulrike Ulbrich: Ich finde die Geschichte fesselnd, gut geschrieben. Die Handlung ist klar und auch die Dramatischen Handlung sind nicht übertrieben in die Länge gezogen. In allen eine sehr erotische Geschichte die zum träumen einlädt und süchtig macht. Ich würde sie jedem empfehlen der was leichtes und erotisch fes...

Read Now
White Diamond and Black Heart

Daydreamerin: Diese Geschichte ist dark, gut geschrieben, mit sehr unerwarteten Plotwendungen und auch Brutalität. Die Wendung, die Glee durchläuft, passiert nicht in drei Kapiteln und ist gut über alle Kapitel verteilt. Was es realistischer macht.Insgesamt eine interessant durchdachte Geschichte, für die man Ner...

Read Now
Til Kingdom Come

Clyrene Mason: Love the story!!! Beautifully written. I love a gangster being soft for his woman. I love the story line

Read Now
The Mute Bride : A Mafia Romance Story

Mahnoor: Good writing skills good way of out and the hpikur make me laugh

Read Now
The CEO's Secret Obsession

María: Me ha encantado es una de las mejores novelas que he leído no como todas que normalmente siguen la misma trama y al final terminan aburriendo y no las termino de leer esta es buenísima muchas gracias a la autora

Read Now