Kıyamet
Okulda sıradan bir gündü.
Zil çalmış, son ders yeni bitmişti. Sınıfın içi her zamanki gibi dağınık bir uğultuyla doluydu, kahkahalar, kalem sesleri, sandalyelerin sürtünmesi, yarım kalan cümleler…
Yang Minji çantasını toplarken arkadaşlarının yanına eğilmiş, günün ne kadar sıkıcı geçtiğinden şikâyet ediyordu. Her şey normaldi. Fazla normal.
Ta ki koridordan gelen koşuşturma sesi duyulana kadar.
Bir öğretmen kapıyı sertçe açtı. Nefes nefeseydi.
“Öğrenciler… herkes sınıfında kalsın. Kimse dışarı çıkmasın.”
Sınıfta bir anda sessizlik çöktü.
Bir kız fısıldadı: “Ne oldu ya?”
Başka biri cevap verdi: “Sanırım kızlar tuvaletinde bir şey olmuş…”
Kelime havada asılı kaldı. Bir şey olmuş.
Birazdan okulun hoparlörlerinden soğuk bir anons geçti. Müdürün sesi titremiyordu ama ağırdı:
“Okul içinde üzücü bir olay yaşanmıştır. Güvenlik nedeniyle tüm öğrenciler sınıflarında kalacaktır.”
O anda Minji’nin içi nedensiz bir şekilde sıkıştı.
Kimse henüz “cinayet” kelimesini söylememişti ama herkes bunu hissediyordu.
Koridorlarda bağırışlar, öğretmenlerin hızlı adımları, kapıların kilitlenme sesleri…
Ve sonra gerçek ortaya çıktı.
Bir öğretmenin ağzından, fısıltı gibi ama geri alınamayacak bir cümle:
“Kurban… alt sınıftan bir öğrenci. Adı… Yang Minseo.”
Minji o ismi duyduğu an dondu. Ten rengi bembeyaz oldu
Sanki sınıfın içindeki sesler tamamen silindi.
Yang Minseo.
Onun küçük kız kardeşi.
Bir saniye bile anlamlandıramadı. Beyni bunu kabul etmedi. Sadece boş bir uğultu kaldı.
Sonra sandalyeye çöktü.
Arkadaşları ona seslendi ama cevap vermedi. Dudakları açıldı ama ses çıkmadı.
O gün okul bitmedi.
O gün zaman da bitmiş gibiydi.
3–4 Gün Sonra
Minji okula dönmedi.
Aslında “dönmedi” demek bile eksik kalıyordu; odasından neredeyse hiç çıkmadı. Telefonu çalıyordu ama açmıyordu. Yemekler masada kalıyordu.
Evdeki sessizlik, okuldan bile daha ağırdı.
Annesi konuşmaya çalıştığında Minji sadece duvara bakıyordu. Babası hiçbir şey söyleyemiyordu zaten.
Çünkü hiçbir kelime, o boşluğu doldurmuyordu.
Minji’nin aklında tek bir şey dönüp duruyordu:
“Onu sabah görmüştüm… neden hiçbir şey fark etmedim?”
Geceleri uyuyamıyordu. Gözlerini kapattığında okul koridoru geri geliyordu. Tuvalet kapısı, siren sesleri, insanlar…
Ama en çok da Minseo’nun adı.
Üçüncü günün sonunda Minji ilk kez konuştu.
Çok kısık bir sesle:
“Onu… bulacaklar mı?”
Ama bu soru aslında kimseye değildi.
Dördüncü günün sabahı, Minji ilk kez aynaya baktı.
Solgun yüzü hâlâ değişmemişdi.
Ve o an, hikâye onun için artık sadece bir “kayıp” değil, bir “neden” arayışına dönüşmeye başladı.